"Bak tatlım, eğer yarışmadan çekilirsen sana hayal edemeyeceğin kadar çok para veririm."
"Ne kadar çok?"
"Milyonlarca."
"Hay hay. Para varsa ben varım. Ne istiyorsun?"
"Yarışmadan çekil. Ve yarışma için gitmemiz gereken akıl hastanesine benim yerime git. Fotoğraf falan çek. Sadece programda benim adım gözüksün. Ne kadar istersen para veririm sana."
"Okey. Kabülüm. Ne zaman gideyim? Yanımda arkadaşlarımıda götüreyim mi?"
"Götür. Yarın gidin. 10 gün kalın yeter. 100 fotoğraf."
"Ancak hastenede değil, o canavar söylentileri olduğu labirente girin. Orada o kadar vakit geçirin. "
"Tamam. Görüşürüz. "
Felix, milyarlar kazanacağı masadan kalkıp arabasına yöneldi. İlk işi arkadaşlarını aramak oldu. 5 arkadaşı ile gidecekti. Kendisi, Mabel, George, İsabelle, Jack, Daisy. Turistlerdi ve yabancılardı. Bir yarışma vardı. O labirentte 10 gün kalana 1 milyon dolar verilecekti. Farkı kişi kazanacak, farkı kişi ünlü olacak, farklı kişi zengin olacaktı.
Sonra bütün arkadaşlarının olduğu gruba yazdı.
"Ben varım." -Mabel
"Ben de. Aksiyon olur."-Daisy
"Ne zaman?"-Jack
"Gelirim."-George
"Zamana bağlı." -İsabelle
"Yarın."- Felix
"Hepimiz okeyiz."- Mabel
"Tamam o zaman. Hazırlanın. Canavarların olduğu söylenen o labirentte 10 gün kalıp, 100 fotoğraf çekmemiz gerek."
Yarın
Herkes bir evin önünde buluştu. Herkes mutlu ve enerjikti. Usulca yürümeye başladılar.
"Şimdi planı anlatıyorum. Öncelikle gireceğimiz labirent yasaı. Bu yüzden direkt gidemiyoruz. Bir akıl hastanesi var. Terk edilmiş. Oranın bodrumu, labirente çıkıyor. Sonra labirente iniyoruz. Labirentte 10 gün geçirip, 100 fotoğraf çekiyoruz. Sonra tekrar hastanenin içinden geri dönüyoruz. Fotoğrafları Michael'e veriyorum. Kişi başı milyonlar alıyoruz."
"Ben çok okeyim." -Jack
"Hepimizin öyle olduğunü farz edip gidiyoruz. Bakın! Resmen gözüküyor. Hastane marketin bir sokak altında. Görevlilere yakalanmamak lazım."
"Yakın olmasi çok iyiymiş. "
Biraz sonra hastaneye varmışlardı. Görevliler yoktu.
"Burası yıkılmaz değil mi?"
"Yok rahat olun."
Merdivenlere gelmişlerdi. Önce Felix girdi ve etrafı kontrol etti. Kimse yoktu. Rahatça girdiler. Arada bir bir şeyler çatur çutur oluyordu. Ama kimse umursamıyordu.
"Hazır girmisken odalarada mı baksak?"
"Hadi bakalım."
Grup, koşarak odalara dağıldı. Her odada istisnasız kan vardı. Ama kimse yadırgamadı, çünkü burası bir akıl hastanesiydi. Hastalar değil, hastaları hasta edenler yatardı.
"Yeter bu kadar. Hadi inelim."
Sonra herkes yavaşça merdivenlerden indi. Daisy inerken ayağı merdivene girdi. Ahşap bir merdivendi. Çürüktü. Sonra çıkardı. Ve sonunda inmislerdi.
"Vay vay vay. Burası çok iyi. Ben burada 10 değil 100 gün bile kalırım."
"10 gün yeter."
Sonra herkes çadırları kurdu. 10 gün kalınacaktı. Yani günde 10 fotoğraf. 10'nu o gün çektiler. Bu gün günlerden Pazartesiydi.
Herkes çok yorulduğu için hemen çadırlarını kurup uyumak istiyordu. Çadırlara yattılar. Hemen gece olmuştu bile. Herkes uykuya dalmışken, KÜT diye bir ses geldi.