Kendi ellerimle açtığım mantıyı da sofraya koyduğumda geriye sadece mumları yakmak kalmıştı.
Mantı, Bora’nın en sevdiği yemekti.
Günlerden 14 Mart 2023’tü. Sevgililik yıl dönümümüz olan bugün, hayatımın en güzel günüydü.
Tam 3 yıl… Bora’yla geçirdiğim 1095 gün, 18 saat.
Mutluyduk biz, hem de çok. Bora’nın çalıştığı karargâh buraya çok yakındı. Bugün izin almıştı ama askeriyeden çok önemli bir telefon geldiği için iki saat sonra geleceğini söyleyip bana sıkıca sarılarak gitmişti.
Dert etmemiştim. Nasıl olsa gelecekti ve gece boyunca bir arada olacaktık.
Sofraya son bir bakış atıp salona geçtim. Telefonu elime aldığımda hiçbir arama göremedim. Bora iki saat sonra geleceğini söylemişti ama üçüncü saate girmek üzereydi.
İçimdeki huzursuzluk büyürken aradan beş dakika daha geçti. Daha fazla dayanamayıp rehberdeki “Sevgilim” yazısına bastım. Telefonu kulağıma götürdüğümde meşgul çalıyordu.
Telefonu kapattığım sırada kapı çaldı.
Gelmişti…
Hep gelirdi.
Holdeki aynaya son bir bakış atıp siyah, dizlerimin üç karış üstünde biten elbiseyi elimle düzelttim. Kapı tekrar çaldığında bu sefer hızlıca açtım.
Kapıda dikilen üç askeri görünce yüzüme kondurduğum gülümseme yavaş yavaş söndü.
Asker gür bir sesle konuştu:
“Burçin Yalçın siz misiniz?”
Kafamı korkuyla salladım.
“E-evet, benim…”
“Bora Demirkan, karargâha yapılan saldırı sonucunda şehit düştü. Başınız sağ olsun.”
O an dizlerimin bağı çözüldü. Ağzımdan çıkan tek şey bir feryattı:
“BORA!”
Ne ara yanıma geldiğini bilmediğim kadın asker beni tutmaya çalışıyordu.
Hiçbir şeyi algılayamıyordum.
Gözlerimden yaşlar dökülürken evimden kokusu silinmeyen Bora’nın… sevgilimin… bedeni artık yeryüzünde yoktu.
Ölmüştü…
Hayır, vatanı uğruna şehit düşmüştü.
Kalbimde tarif edilemez bir boşluk ve bir o kadar da ağırlık vardı.
Daha bugün öptüğüm, sarıldığım, evlilik hayali kurduğum sevgilim şimdi yoktu.
Keşke kötü bir kabus olsaydı.
Asker yari olmak zordu ama şehit haberini almak daha zordu.
“Yaşamadan bilemezsiniz” derler ya… Bilemezmişim. Ama şimdi biliyordum. Ve bu, daha fazla çığlık atıp ağlamama neden oluyordu.
Bora bana verdiği sözü tutup buraya, yanıma gelmeliydi.
Gözlerim kapanıyordu. Kulağıma uğultu gibi gelen ambulans sirenlerini duymak istemiyordum. Beni kurtarmasınlar istiyordum. Hemen şuracıkta öleyim istiyordum.
Gözlerimi, bir daha hiç açılmamasını dileyerek yumdum.
Keşke şimdi gelseydi… Bana sarılsaydı…
Bunların kötü bir kabus olduğunu söyleyip beni, müptelası olduğum kokusuyla sakinleştirmeye çalışsaydı…
Sevgilim, gel…
Şimdi canım çok yanıyor. Sen canımın yanmasını istemezsin.
Gel…
Gel şimdi…
Beni canlı canlı gömme.
💔💔💔💔💔💔💔🥺💔💔💔💔💔💔💔💔
Diyalog olmadığı için bu bölümü daha çok duygu içerikli yazdım. İlerleyen bölümlerde hem diyalog hem duygular olacak.
Cuma günü görüşürüz.
Unutmadan; şehitlerimizi saygıyla anıyor, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Gerçekten çok zor. Allah yardımcınız olsun.