20 günde hastanenin akışına uyum sağlayan Nadir, bu saatlerde yoğunluğun azaldığını biliyordu.
"Cılız ayaklı velet. Beni getirdiğin hale bak." Dedi dolu gözler ve sımsıcak bir tebessümle. Kardelen'e alışmıştı. Dediği gibi; sadece bu şekilde geçecek tek bir gün tanıyordu evrene, "Sana bir söz daha vereyim Kardelen, seni kim alırsa alsın,asla benden habersiz tek bir gün bile geçirmeyeceksin." Kardelen'e bakarak düşüncelere daldı. Ona bir ailenin baktığını, onların yanına Kardelen ile oynamaya gittiğini hayal etti. Huzur kokuyordu bu hayal. Ve kendine bir söz daha verdi: Kardelen'e huzurun kokusunu tattıracaktı.
Derken hastanenin girişinde gürültüler duydu. Ne olduğunu merak etmişti. "Burada bekle." Dedi Kardelen'e ve sesin geldiği yere gitti.
Kötü bir tipi fırtınasından çıktığı anlaşılan köyü renkli bir kaban, bere ve atkı giymiş sinirli bir adamla karşılaştı.
Adam görevlilere "Neden çağırdınız beni buraya? Nerde o?" Diye öfke kusarak sorular soruyordu. Nadir dikilmek yerine adamın olduğu yere yaklaştı.
"Buyrun?" Dedi merakla. Burnundan soluyan adam,
"Sen misin o lavuk?"
"Lavuk?"
"Sen misin o?"
"Kim miyim?" Dedim. Adam parmaklarını şakaklarına yerleştirdi ve derin bir nefes aldı.
"Adamın biri bana kızımın adını vererek gelmemi söyledi. Başka hiçbir şey anlatmadı. Adres burası, evet nerde o?" Nadir afalladı.
"Kızınızın adı nedir? Belki yardımcı olabilirim size."
"Damla. Damla Ak." Adam durdu. Sonra ekledi,
"Bende Ufuk Ak." Nadir büyük bir şaşkınlıkla derin bir nefes verdi. Şaşkınlıktan aralık kalan dudaklarından "Çok şükür." Cümlesi dökülmüştü. Ufuk denilen adam gözleriyle Nadir'i süzerek,
"Siz misiniz yoksa? Beni arayan kişi..."
"Evet. Buyrun sizinle biraz konuşalım Ufuk Bey." Diyerek adamı bekleme yerlerinin olduğu koridora yöneltti.
* * *
Nadir adama 20 gündür olan herşeyi bir bir anlattı. Adam yeri gelmişti şaşkınlıktan nefes nefese kalmış, yeri gelmiş öfkesini gizlemek için ellerini yumruk yapmıştı. Adam da Nadir'e kazanın olduğu gün konuşmak üzere kızını çağırdığını, ama gelmediğini üstelik hiçbir haber de alamadığını anlatmış. Nadir ise ulaşıp soracağı birinin olup olmadığını sormuş. Adam kalan ailenin çöpsüz üzümden ibaret olduğunu söylemiş.
"Peki ya Fatih'in yakınları?" Diye soracak olursanız adam Damla'nın evli olduğunu yeni öğreniyordu. Nadir adamdan isteyeceği şeyi söylemeden önce adamın dinlediklerini sindirmesini beklemeyi tercih etti. Bu çelişen kararsız düşüncelerden arınıp adama doğru döndüğünde adamın ellerine damlayan gözyaşlarını fark etti. Adamın yüzüne baktığında ağladığından emin olmuştu.
"Ufuk Bey? İyi misiniz?" Diyerek elini adamın omzuna yerleştirdi. Bunula adamın boğazından bir hıçkırık kopması bir olmuştu. Ellerini başının arasına aldı, dizlerine doğru eğildi. Sesli bir şekilde ağlamaya başlamıştı.
"Ah ah!" Diyerek kendi kafasına vurdu. Nadir'in anladığı kadarıyla adam kendi içinde büyük bir hesaplaşmadan geçiyordu.
"Tüm bunlar olana kadar neredeydi bu kafa? Neredeydi bu vicdan?" Diyerek hayıflanmaya başladı. Nadir de bu soruların cevabını merak ediyordu ama sormaya gücü yoktu. Elinden gelecek bir şey de yoktu.
Kısaca olmuş ile ölmüşe çare yoktu.
Aradan neredeyse 2 saat geçmişti. Hastanenin temposu iyice durmuştu. Adam sakinleşmişti. Nadir'in artık eve dönüp birkaç işlem yapması gerekiyordu ama Kardelen'i almak konusunu konuşmadan şurdan şuraya bir adım atamayacağını da biliyordu. Derince bir iç çekti de adama döndü.
"Ufuk Bey, sizinle konuşmam gereken bir konu daha var." Dedi. Adam bedenini Nadir'den yana döndürdü.
"Buyrun?"
"Bu... Bebek hakkında, yani Kardelen hakkında.
"Kardelen?" Adam kaşlarını sanki daha fazlası mümkünmüş gibi çattı.
"Damla bana arabada söylemişti bunu. Yani uyanık kalması için ben onu konuşturuyordum. Kızının adının Kardelen olmasını istemişti." Adam birşey söylemedi ama burnundan verdiği nefesle Nadir'e devam etmesini istediğini işaret etti.
"Kardelen'in ona bakacak bir aileye ihtiyacı var, o da sizsiniz." Nadir duraksadı.
"Yani-" adam elini Nadir'e susması için havaya kaldırdı.
"Anladım. Yeterli." Adam önüne döndü. Tek bir noktaya odaklanmıştı. Bir süre sonra Nadir'e döndü. "Benim bunu biraz düşünmeye ihtiyacım var. Bana zaman verin. En geç 2 güne kararımı size belirteceğim." Diyerek ayağa kalktı.
Ufacık bebeği, kanından canından bir bebeği reddetme ihtimali de mi var birde? Vicdani yok mu bu adamın? Diye düşündü içinden Nadir. Dışarıdan söylemeye gücü yoktu -yine-.
"Beni ona görürür müsün?" Dedi. Nadir ayağa kalkıp yolu gösterdi.
Camın önüne geldiklerinde adam cama yaklaştı, elini cama yerleştirdi. Kardelen'in cılız ve bir sürü hortuma, kabloya bağlı bedenini inceledi. Sonra güçsüzlükle elini serbest bıraktı. Camdaki buğu yok oldu. Nadir ilk defa adamı inceleme ve yorumlama fırsatı bulmuştu. Adamın profiline baktığında zihninde kalıcılığını günden güne kaybeden Damla'nın yüzünü gördü. Damla babasına çok benziyordu. Lakin kalplerinin benzemediğine ant içerdi Nadir.
1 gün sonra, 03.19
Nadir kulaklarını tırmalayan o rahatsız edici melodiyi duyduğunda ofisteki kıvrıldığı rahatsız koltuktan kalktı, yanındaki ahizesinde duran telefonu aldı ve kulağına götürdü.
"Buyrun, ... Polis merkezi, ben Nadir Sancak?" Dedi uyku mahmurluğuyla. Karşı taraftan gelen cızırtıyla kaslarını çattı.
"Alo? Ben Ufuk Ak." Nadir olduğu yerde belini dikleştirdi. "Buyrun Ufuk Bey?"
"Ben Kardelen'i alacağım. Yani eve, yanıma." Nadir uykulu haliyle duyduklarını sindirmekte zorlandı. Şakaklarını ovdu ve iç çekerek cevap verdi.
"Bunu duymak ne güzel! Kardelen taburcu olduğunda güvenerek bırakabileceğim bir ailesi var! Çok teşekkür ediyorum size!" Ufuk Bey'in güldüğünü duydu.
"Niçin teşekkür ediyorsunuz Nadir Bey?"
"Niçin mi? Bu beni mutlu eder, çünkü Kardelen yetimhane yada ısınamadığım bir uzak akrabasına verilmeyecek. Bu çok güzel!" Ufuk Bey kahkaha attı.
"Rica ederim o zaman, sizi de bu saatte rahatsız ettim ama..."
"Rahatsız etmek? Asıl ben beni bu saatte mutlu ettiğiniz için teşekkür ederim." Dedi sevinçle Nadir.
"Yakında tekrar hastaneye Kardelen'i görmek için geleceğim, o zaman görüşürüz. Hayırlı geceler diliyorum, Nadir Bey."
"Size de hayırlı geceler Ufuk Bey." Nadir telefonu ahizeye koydu ve dudaklarından silinmeyen tebessümüyle masasına oturdu. Gerçekten çok mutluydu, kendi çocuğu gibi sevip bağlanmıştı Nadir birkaç günde kardelen'e. Tek dileği Ufuk Bey'in onu uzak bir yere götürmemesiydi.
2 ay sonra
"Hey!" Nadir kardelen'in odasından çıkan ve ters yöne doğru giden hemşireye seslendi. "Ne oldu? O iyi mi?" Dedi. Soluk soluğa hemşirenin yanına gelmişti.
Son 1 aydır Kardelen yoğun bakımdan çıkarılmış ve normal bir odaya alınmıştı ama Ziyarete kapalıydı yani Nadir onu göremiyordu.
"İyi iyi, rahat olun." Hemşire tam gidecekken Nadir hemşireyi kolundan yakaladı. Hemşire sabır dilercesine iç çekerek Nadir'e döndü.
"Ne zaman taburcu olur?"
"Benim bunu bilmek için bir yetkim yok, üzgünüm." Dedi hemşire ama üzgünlükten çok bıkkın bir hali vardı. Somurtarak bekleme koltuklarına oturdu ve dün başladığı kitabı eline alıp okumaya başladı.
Aradan yaklaşık yarım saat geçmişti ki Nadir ona doğru yaklaşan Ufuk Bey'i fark ederek ayağa kalktı.
"Hoş geldiniz Ufuk Bey, nasılsınız?"
"İyi diyelim iyi olsun." Diyerek Nadir'in oturduğu yerin hemen yanına oturdu. "Kardelen taburcu olacak mıymış, zaman geçti bayağı."
Dedi Ufuk Bey.
"Normal odaya alındı ya bir süre önce, lakin hala ziyaretçi yasağı var. Ama sanırım iyi. Doktorların ve hemşirelerin telaşlı halini görmedim hiç." Diyerek tekrar yerine oturdu. Ufuk Bey başını salladı. 2 haftada bir hastaneye gelirdi Nadir'in, kardelen'in halini hatırını sorardı Ufuk Bey.
"Benim gelme nedenim bu sefer baska. Burada bir süre, yani Kardelen taburcu olana kadar bir ev kiraladım. Orada kalacağım. Taburcu olduğunda da kendi evime götüreceğim." Ufuk Bey son cümlesini söylerken dudaklarına bir tebessüm yerleşmişti. Nadir şaşkınlıkla ellerini ağzına götürdü.
"Ne! Bu ne güzel bir haber!" Ufuk Bey gülümsemesini genişleterek başını salladı.
"Öyle, öyle. İnşallah da planladığım gibi olur."
"İnşallah."
* * *
Aynı günün ilerleyen saatleriydi. Ufuk Bey kiraladığı evinde dinleniyor, bir yandan radyosunu dinliyordu. Birkaç adım uzağında, masanın üstünde duran ev telefonu çalmaya başladığında rahat koltuğundan kalktı, masanın üstündeki telefonu açarak kulağına götürdü.
"Buyrun?"
"Ufuk Ak?"
"Evet?"
"Ben ... Hastanesinden arıyorum. Kardelen bebek taburcu oldu. Yarın sabah almaya gelebilirsiniz."
"Ne? gerçekten mi? Bunu duyduğuma çok sevindim!"
"Evet, doktor sağlıklı olduğunu ve toparladığını söyledi. Resmi olarak taburcu." Ufuk Bey şaşkınlıkla nefesini dizginlemeye çalışırken,
"Çok teşekkür ediyorum, iyi akşamlar." Dedi ve rahat bir nefes vererek tebessüm etti. Rahat koltuğuna tekrar oturduğunda düşüncelere dalmıştı bile.
* * *
"Hadi bakalım..." Dedi Nadir. Kucağındaki Kardelen'e dolu gözleriyle baktı. Nihayet yuvasına kavuşacağı için mutlu ve duyguluydu. Derin bir nefes vererek kucağındaki kalın kundağı Ufuk Bey'e uzattı. Başını kaldırıp Nadir'e baktığında onun bu haline güldü.
"Allah seni iyi etsin emi Nadir." Dedi tebessümüyle. Nadir başını kaldırıp Ufuk Bey'in neyden bahsettiğini anladığında utanarak gülümsedi. "Senin de böyle dünyalar güzeli bir bebeğin olur umarım..."
"Nasipte varsa." Nadir ona doğru bakan Kardelen'e veda eder gibi hüzünle bakarak, "görüşürüz küçük ayaklı velet... Seni asla unutmayacağım. Sende beni unutma tamam mı?" Nadir duygulu vedalaşma seansı bittiğinde üzgün ifadesiyle birkaç parça eşyasını almak için hastaneye girdi.
Nadir gider gitmez Ufuk surat ifadesini değiştirdi, merhamet dolu bakışları yerini duygusuz bir ifadeye bıraktı.
"Demek sensin o..." Diyerek Kardelen'le göz teması kurdu.
"Demek kızımı elimden alan sebep sensin." Park ettiği arabasına doğru giderken bilerek yerdeki kardelenleri ezdi.
"Bende yeni baban, memnun oldum."