Gaza gelip ikinci bölümü de yayınlamaya karar kıldım. Hadi benden yeni kitap hediyesi olsun. Bölümler ayda bir gelir muhtemelen. İyi okumalar aşkolarrrr trong>
♪♪♪♪♪♪♪
Başak'tan
Serkan'ın son mesajından sonra Gökalp'e küfretmesine sinir olsam da sinirli olduğunu düşünüp yanıt vermedim. Yataktan kalkıp pencereden aşağı baktığımda motoruna yaslanmış bacağını sinirle sallayan Serkan'ı görmemle pencereden ayrılıp banyoya girdim.
Bu hâlleri beni bir tık korkutmadı değildi yani...
Aynadan kendime baktığımda kıpkırmızı ve şişmiş gözlerimi görünce içimde tekrar ağlama isteği uyandı ama Serkan'ın kızacağını bildiğim için kendimi tuttum. Nasıl olsa sonra yine ağlayabilirdim ama şu sıralar olmaz.
Yüzümü yıkayıp saçımı taradıktan sonra üstüme kot pantolon ve siyah tişört giyip ceketimi aldım. Serkan'nın elinde iki kask olduğunu görünce beni bir yere götüreceğini anlamıştım.
Çantamı elime alıp içine telefonumu ve evin anahtarını koyduktan sonra hızlı adımlarla evden çıktım ve kapıyı kilitledim. Merdivenleri ikişer ikişer indikten sonra dış kapıdan çıkıp koşar adımlarla kankamın yanına gittim ve boynuna atladım. Yüzümü görüp bir de ona laf etmesin şimdi.
"SEKOO! Seni çok özledim!"
Bana hiçbir tepki vermeyip sarılmaması üzerine dudaklarımı büzüp geri çekildim. Soğuk nevale suratını görünce yine gözlerim doldu. Eskiden bana böyle kötü bakmazdı, ne zaman sarılsam beni kucağına alır döndürürdü... Ne oldu bize böyle?
"Serkan ya..."
"Ağlama yine sulugöz, sinirimi bozma benim. Gider o çocuğu hastanelik ederim. Beni de mahpuslarda don atlet getirince görürsün ancak."
"Hayır hayır. Gökalp'e bir şey yapma!"
"Ya sabır, sabır.. Hâlâ ne Gökalp'i lan! Aldattı seni, arkadaşlarından ayırdı, okulun en salağı İrem bile seni geçmek üzere derslerde kendine gel kızım!"
"Şu yoluğun adına bile gıcık oluyorum sus."
"Aynı şey Gökalp için de bende geçerli."
Sinirle soluyup bir şey demeden bana özel aldığı kaskı başıma geçirip kendinkini de başına geçirdikten sonra motora bindi ve yine her zamanki ters bakışlarını bana gönderdi. Bakışlarından bile 'Binsene kızım ne duruyorsun mal mal' demek istediği belliydi. Ne yapayım canım ağlamaktan beynimin nöronları yok oldu gitti. Kafa mı kaldı bende.
Gözlerimi devirip arkasındaki artçı kısma oturdum ve kollarımı beline sardım. Başka türlü izin vermiyor beyefendi. Ya kızıyor ya da motora bindirmiyor, illa o beline elimizi sarıcaz.
Kısa süren bir yolculuktan sonra sahile gelip kayalıklara oturduk. Ben telefonu elime alıp Gökalple olan fotoğraflarıma bakarken kendime acı çektiriyor, Serkan ise sinirle telefonuma bakıp benden alarak denize atmamak için kendini zor tutuyordu. Neyim ben mazoşist falan mı? Ama ne yapayım normalde böyle olması gerekmez mi?
Onu daha fazla sinirlendirmemek adına telefonu çantama attım ve ona döndüm. O da bakışlarını bana çevirdi tam ağzını açıp konuşmaya başlayacakken elimi dudaklarının üstüne koyup susmasını sağladım. Ne diyeceğini biliyordum ne de olsa. Konuşursa ağlar mıydım ağlamaz mıydım orası muamma. Lafları bir başkasından duymak ağır gelebilirdi belki bana.
"Bak ne diyeceğini biliyorum. Gökalp bana uygun değil, beni aldattı, onu nasıl hâlâ sevebiliyorum, aptalım vesaire vesaire. Serkan, bunları ben de biliyorum. Ama sen beni anlamıyorsun ki.. Aşığım ben ona. Sen hiç aşık olmadın benim ne hissettiğimi nerden bilip hissedeceksin?"
Son cümlede göz devirmesiyle kaşlarımı çattım.
"Benden habersiz aşık mı oldun yoksa?" derken şaşırmış bir edayla ona bakıyordum.
Oha gerçekten mi aşıktı?
Dudaklarının üzerindeki ellerimi sertçe geri ittirip denize doğru dönerek hafif yüksek sesle konuştu.
"He a**na koyayım aşık olmak için de senden izin alacaktık."
"Alacaksın lan tabii. Yengemi seçmek benim de hakkım!"
"Ben senin yengeni si-.."
Sessizce mırıldanmasıyla omzuna vurdum.
"Senin ağzın niye bu kadar bozuk?"
"Sen kendi ağzına bak."
"Senden bulaştı lan."
"Senin ağzın kötü söz bulaşmaya müsaitse ben ne yapabilirim?"
"Neyse ya geçelim onları, kim o şanssız kız?"
Bana dönüp tek kaşını kaldırdı, alayla gülümseyip "Kız olduğu ne belli?" dedi.
"NEE? OHA! CİDDİ MİSİN? ENİŞTEM Mİ VAR YANİ BENİM??"
Aşırı derecede yüksek çıkan sesimle yüzünü buruşturup az önce ona yaptığım gibi avucunu dudaklarıma yaslayıp sesimi bastırdı.
"Öf kızım bi sus ya şaka yaptım. Saçma sapan konuşma ne eniştesi be? Gay miyim ben tövbe tövbe."
"Yo coddoson sondom şok oldom no yopoyom."
"Onoştem olsa çok tuhof olordo"
Rahat konuşabilmem için elini geri çektiğinde omzuna sert olduğunu sandığım ama onun için hiçte sert olmayan bir yumruk indirdim.
"Öğrenirsin bir gün kim olduğunu."
"Tamam kankam sen nasıl diyorsan öyle olsun. Bir an önce bilseydik iyiydi de hadi yine kankimsin diye sana özel davranıyorum."
Başımı Serkan'ın omzuna yaslayıp denizin dalgalarını izlemeye başladım, olur olmadık yerde aklıma Gökalp geliyordu. Çok seviyordum onu, ama beni aldatmasını affedemezdim yani umarım. Başım Serkan'ın omzuna yaslı yaklaşık yarım saattir Gökalp'i düşünüyordum. O da sanırım sevdiği kızı düşünüyordu. Tam ağzımı açıp Serkan'a gitmek istediğimi söyleyecekken çok da uzakta olmayan tanıdık sesle olduğum yerde şok olmuş biçimde kaldım.
"Başak'tan kurtuldum işte a*ına koyayım daha ne istiyorsun benimle çıkmak için."
Arkamı dönmem ile Gökalp ile göz göze gelmem bir olmuştu. Beni görünce tabi donup kalmıştı. Anladığım kadarıyla beni burada böyle görmeyi beklemiyordu. En son dediği şey çoktan sinirlerimi yerinden oynatmaya başlamıştı bile.
"Kurtuldun benden demek şerefsiz ben senin aklına sokayım. PİSLİK!"
Olduğum yerde kendimi daha fazla tutamayıp ayaklanma başlatarak direkt Gökalp'in üzerine doğru yürüdüm, hatta yürümeyi bırak koştum, koştuk biraz. Çünkü korkudan benden kaçtı ödlek. Nereye, ne kadar kaçarsa kaçsın ben yine yakalarım.
♪♪♪♪♪
Gaza gelip ikinci bölümü de yayınlamaya karar kıldım. Hadi benden yeni kitap hediyesi olsun. Bölümler ayda bir gelir muhtemelen. İyi okumalar aşkolarrrr trong>
♪♪♪♪♪♪♪
Başak'tan
Serkan'ın son mesajından sonra Gökalp'e küfretmesine sinir olsam da sinirli olduğunu düşünüp yanıt vermedim. Yataktan kalkıp pencereden aşağı baktığımda motoruna yaslanmış bacağını sinirle sallayan Serkan'ı görmemle pencereden ayrılıp banyoya girdim.
Bu hâlleri beni bir tık korkutmadı değildi yani...
Aynadan kendime baktığımda kıpkırmızı ve şişmiş gözlerimi görünce içimde tekrar ağlama isteği uyandı ama Serkan'ın kızacağını bildiğim için kendimi tuttum. Nasıl olsa sonra yine ağlayabilirdim ama şu sıralar olmaz.
Yüzümü yıkayıp saçımı taradıktan sonra üstüme kot pantolon ve siyah tişört giyip ceketimi aldım. Serkan'nın elinde iki kask olduğunu görünce beni bir yere götüreceğini anlamıştım.
Çantamı elime alıp içine telefonumu ve evin anahtarını koyduktan sonra hızlı adımlarla evden çıktım ve kapıyı kilitledim. Merdivenleri ikişer ikişer indikten sonra dış kapıdan çıkıp koşar adımlarla kankamın yanına gittim ve boynuna atladım. Yüzümü görüp bir de ona laf etmesin şimdi.
"SEKOO! Seni çok özledim!"
Bana hiçbir tepki vermeyip sarılmaması üzerine dudaklarımı büzüp geri çekildim. Soğuk nevale suratını görünce yine gözlerim doldu. Eskiden bana böyle kötü bakmazdı, ne zaman sarılsam beni kucağına alır döndürürdü... Ne oldu bize böyle?
"Serkan ya..."
"Ağlama yine sulugöz, sinirimi bozma benim. Gider o çocuğu hastanelik ederim. Beni de mahpuslarda don atlet getirince görürsün ancak."
"Hayır hayır. Gökalp'e bir şey yapma!"
"Ya sabır, sabır.. Hâlâ ne Gökalp'i lan! Aldattı seni, arkadaşlarından ayırdı, okulun en salağı İrem bile seni geçmek üzere derslerde kendine gel kızım!"
"Şu yoluğun adına bile gıcık oluyorum sus."
"Aynı şey Gökalp için de bende geçerli."
Sinirle soluyup bir şey demeden bana özel aldığı kaskı başıma geçirip kendinkini de başına geçirdikten sonra motora bindi ve yine her zamanki ters bakışlarını bana gönderdi. Bakışlarından bile 'Binsene kızım ne duruyorsun mal mal' demek istediği belliydi. Ne yapayım canım ağlamaktan beynimin nöronları yok oldu gitti. Kafa mı kaldı bende.
Gözlerimi devirip arkasındaki artçı kısma oturdum ve kollarımı beline sardım. Başka türlü izin vermiyor beyefendi. Ya kızıyor ya da motora bindirmiyor, illa o beline elimizi sarıcaz.
Kısa süren bir yolculuktan sonra sahile gelip kayalıklara oturduk. Ben telefonu elime alıp Gökalple olan fotoğraflarıma bakarken kendime acı çektiriyor, Serkan ise sinirle telefonuma bakıp benden alarak denize atmamak için kendini zor tutuyordu. Neyim ben mazoşist falan mı? Ama ne yapayım normalde böyle olması gerekmez mi?
Onu daha fazla sinirlendirmemek adına telefonu çantama attım ve ona döndüm. O da bakışlarını bana çevirdi tam ağzını açıp konuşmaya başlayacakken elimi dudaklarının üstüne koyup susmasını sağladım. Ne diyeceğini biliyordum ne de olsa. Konuşursa ağlar mıydım ağlamaz mıydım orası muamma. Lafları bir başkasından duymak ağır gelebilirdi belki bana.
"Bak ne diyeceğini biliyorum. Gökalp bana uygun değil, beni aldattı, onu nasıl hâlâ sevebiliyorum, aptalım vesaire vesaire. Serkan, bunları ben de biliyorum. Ama sen beni anlamıyorsun ki.. Aşığım ben ona. Sen hiç aşık olmadın benim ne hissettiğimi nerden bilip hissedeceksin?"
Son cümlede göz devirmesiyle kaşlarımı çattım.
"Benden habersiz aşık mı oldun yoksa?" derken şaşırmış bir edayla ona bakıyordum.
Oha gerçekten mi aşıktı?
Dudaklarının üzerindeki ellerimi sertçe geri ittirip denize doğru dönerek hafif yüksek sesle konuştu.
"He a**na koyayım aşık olmak için de senden izin alacaktık."
"Alacaksın lan tabii. Yengemi seçmek benim de hakkım!"
"Ben senin yengeni si-.."
Sessizce mırıldanmasıyla omzuna vurdum.
"Senin ağzın niye bu kadar bozuk?"
"Sen kendi ağzına bak."
"Senden bulaştı lan."
"Senin ağzın kötü söz bulaşmaya müsaitse ben ne yapabilirim?"
"Neyse ya geçelim onları, kim o şanssız kız?"
Bana dönüp tek kaşını kaldırdı, alayla gülümseyip "Kız olduğu ne belli?" dedi.
"NEE? OHA! CİDDİ MİSİN? ENİŞTEM Mİ VAR YANİ BENİM??"
Aşırı derecede yüksek çıkan sesimle yüzünü buruşturup az önce ona yaptığım gibi avucunu dudaklarıma yaslayıp sesimi bastırdı.
"Öf kızım bi sus ya şaka yaptım. Saçma sapan konuşma ne eniştesi be? Gay miyim ben tövbe tövbe."
"Yo coddoson sondom şok oldom no yopoyom."
"Onoştem olsa çok tuhof olordo"
Rahat konuşabilmem için elini geri çektiğinde omzuna sert olduğunu sandığım ama onun için hiçte sert olmayan bir yumruk indirdim.
"Öğrenirsin bir gün kim olduğunu."
"Tamam kankam sen nasıl diyorsan öyle olsun. Bir an önce bilseydik iyiydi de hadi yine kankimsin diye sana özel davranıyorum."
Başımı Serkan'ın omzuna yaslayıp denizin dalgalarını izlemeye başladım, olur olmadık yerde aklıma Gökalp geliyordu. Çok seviyordum onu, ama beni aldatmasını affedemezdim yani umarım. Başım Serkan'ın omzuna yaslı yaklaşık yarım saattir Gökalp'i düşünüyordum. O da sanırım sevdiği kızı düşünüyordu. Tam ağzımı açıp Serkan'a gitmek istediğimi söyleyecekken çok da uzakta olmayan tanıdık sesle olduğum yerde şok olmuş biçimde kaldım.
"Başak'tan kurtuldum işte a*ına koyayım daha ne istiyorsun benimle çıkmak için."
Arkamı dönmem ile Gökalp ile göz göze gelmem bir olmuştu. Beni görünce tabi donup kalmıştı. Anladığım kadarıyla beni burada böyle görmeyi beklemiyordu. En son dediği şey çoktan sinirlerimi yerinden oynatmaya başlamıştı bile.
"Kurtuldun benden demek şerefsiz ben senin aklına sokayım. PİSLİK!"
Olduğum yerde kendimi daha fazla tutamayıp ayaklanma başlatarak direkt Gökalp'in üzerine doğru yürüdüm, hatta yürümeyi bırak koştum, koştuk biraz. Çünkü korkudan benden kaçtı ödlek. Nereye, ne kadar kaçarsa kaçsın ben yine yakalarım.
♪♪♪♪♪