Sandalyemde gerinerek önümdeki bilgisayardan belgeleri incelemeye devam ediyordum. Bazı günler çalışma saatleri olması gerektiğinden çok daha yavaş ilerliyor gibiydi. Bugün de tam olarak geçmek bilmeyen o dakikalara sahip bir gündü. Ayrıca çok da uykum vardı. Geç saatlerde aldığım can sıkıcı istihbarat yüzünden bütün gece ayakta kalmış uzayın farklı bölgelerindeki takım arkadaşlarımla çözümler aramıştım. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir son kademe öğrencisi hayatı yaşıyormuşum gibi görünse bile aslında iki farklı işi olması dolayısıyla pek de sıradan bir vatandaş değildim.
Gezegenim Ceres’ila’nın ülkeleri tek bir çatı altında toplamasından itibaren yaşamımız içindeki sistemler bölgelerde farklılık barındırmadan uygulanmaya başlanmıştı. Eğitim bunlardan en önemlisi olarak görülüyor iki ana bir üst olmak üzere üç bölümden oluşuyordu. İlk ikisi zorunlu iken üçüncü bölüm istediğiniz takdirde daha özel birimlerde çalışmak için almanız gereken eğitimi kapsıyordu. Çocuklar on yaşından on beşe kadar birinci kademe, yirmi yaşına kadar ikinci kademe ve bilgelik eğitimi isteyenler ise yirmi altılarına kadar üçüncü kademe öğrencisi olarak kabul ediliyordu. Bilgelik kademesinde bulunanlar hem çalışır hem de öğrenciliklerini tamamlardı.
Ana eğitimimin ikinci bölümünde tanıştığım ve ikimizin de Bağlantı’yla ilgileniyor olması sonucu yakınlaştığım arkadaşım kapıdan kafasını uzatarak işimin bitip bitmediğini sorduğunda olumsuz yönde kafamı sallamıştım. Izumi ikinci kademe bitince çalışmak istemiş ve ‘vatandaş-bağlantı’ birimine başvurmuştu. Öğretim binasında gayet başarılı bir süreç geçirmiş olduğu için istediği yere girmiş ve şu an çalıştığı işten oldukça memnun bir şekilde hayatını sürdürüyordu.
‘’Çıkmıyor musun bugün de?’’
Çalışma saatlerimiz arasında bir fark olmadığı halde akademik araştırmalarımı ofiste yapmayı tercih ettiğimden dolayı benden erken paydos eden arkadaşım yanıma gelerek elindeki küçük kağıt parçasını masamdaki dosyanın altına itelemiş ve başımda dikilerek doğal bir şekilde konuşmamı beklemeye başlamıştı.
‘’Eski siyasi tarih belgelerini inceliyorum. Baktığım antlaşma yaklaşık iki saatimi daha alır.’’
Izu kafasıyla beni onaylayıp göz kırptıktan sonra odadan çıkmıştı. Denk geldiğimiz günler evlerimizin yakınlığı sayesinde beraber dönebiliyorduk. Ailemle yaşadığım binanın iki yanında kalıyordu arkadaşımın evi. Tek yaşaması onun evini dışarıda konuşamayacağımız şeyler için kullanmamıza yarıyordu. Karşımda oturan bir başka kişiye kısaca göz atıp odağının işinde olduğunu gördükten sonra dosyamın altındaki kağıdı almış ve pantolonumun cebine koymuştum. Bilgisayarıma uzun süre önce eklediğim kilitleme programına basıp bilgilerimin güvenliğinden emin olarak ekranın kararmasını izledim. Daha rahat çalışmak için çıkarttığım ince ceketimi alarak ayaklandığımda ofis arkadaşım gözlerini bana çıkartmıştı. Kısa bir ara için terasa çıkacağımı söyleyerek gülümsemiş ve odadan ayrılmıştım.
Koridorun sonundaki asansörlere ilerlerken cebimdeki notun dün geceki istihbarat ile ilgili olduğunu düşünüyordum. Topluluğumuzun şu sıralar öncelik vereceği tek konu o olabilirdi. Yeni yapılacak Sağlık binasının açılışında karışıklık çıkması ihtimalini daha doğrusu bir saldırı ile yönetici grubun hedef alınmasını değerlendiriyorduk. Sağlam kanıtlarımız olmakla birlikte planın kimin tarafından işletildiğini öğrenmeden bu saldırıyı durduracak bir karşı atakta bulunmak mantıklı olmayacaktı. Baştaki kişiyi etkisiz hale getirmeden kendinizi açık etmeniz karşı tarafın daha tedbirli hareket etmeye başlamasına sebep oluyordu. Bu sebeple önceliğimiz o kişiyi bulmaktı. Asansörün duvarına odaklanmış zihnim son kata çıkmamızla içerideki kişilere kafa selamı vermeyi hatırlamıştı. Karşılık olarak birkaç kişiden aldığım mırıldanmalarla teras katına çıkmıştım.
Kat, oldukça uzun bir binanın en üstünde bulunmasıyla ofislerle dolu bu taşlar arasında nefes alabileceğiniz sayılı yerlerden biriydi. Oturup dinlenebileceğiniz koltuklar, insan boyuna yaklaşan bitkiler ve bol oksijeniyle gökyüzüne yakınlığı çoğu çalışanın favori bölgesi olmasını sağlıyordu.
Açık havada ilerlerken etraftaki insanların yerlerini ve kim olduklarını aklıma kazımıştım. Topluluğun ilk kuralı: Kimin ne zaman, nerede ve ne yapıyor olduğuna asla güvenme. İnsanlar teknolojimizin gelişmesinden tersini düşünüyor olsa da tam da bu sebeple kandırılmak daha kolay hale gelmişti. Eğer nasıl yapacağınızı biliyorsanız istediğiniz sisteme girerek kendiniz hakkında farklı bilgiler oluşturmanız çok zor değildi. Son yıllarda Bağlantıyı hacklemeye merak salmış çokça kişiyle uğraşmıştık. Suçlular ise bu durumu yer tespiti yapıldığı zaman başka bir mekanda olduklarını iddia edebilmek için kullanmaya başlamıştı. Bazı hacker çeteleri anlaşmalar yaparak bu işten para kazanıyordu.
Kendime kameraların görüş açısında olmadığını keşfettiğim bir kiriş arkasında yer edinip son defa etrafı kontrol ettim. Cebimdeki kağıdı çıkartıp katlarını açtığımda arkadaşımın el yazısıyla karşılaşmıştım.
- Gece bana uğramaya çalış. İçeriden birisi olduğunu düşünüyorum. -
Bağlantı sistemi birkaç nesil önce atalarımızın gezegenler arasında ortak bir hat olmasının gerekli olduğunu düşünmesiyle ortaya çıkan teknolojik bir üründü. Kişisel bilgilerinizin depolanması, istediklerinizle iletişim kurmanız veya uzay hakkında bilmek istediklerinizi araştırmak gibi birçok işlevi vardı. İkinci kademe öğrenciliği yaptığım dönemde etraftaki gezegenlerde olan bitenle ilgilendiğim için bağımsız gizli bir toplulukla tanışmıştım. Sonradan öğrendiğim kadarıyla benim içinde bulunduğum grup dışında farklı bölgeler için farklı gruplar bulunuyordu.
Yaptığımız işin içeriği tamamen yıldızlararası iletişimde ve gezegenlerin kendi içlerinde meydana gelebilecek herhangi bir aksiliği engellemeye çalışarak barışın daim olmasını sağlamaktı. İşimiz daha çok araştırma yaparak sorun teşkil edebilecek bilgileri ve kişileri tespit etmek, gerekirse yetkililere bunları ihbar ederek atakta bulunmalarına imkan tanımak. Bir nevi hackerlık yapan Dern topluluğu bağlantının içerisinde bir alt sunucu kullanarak dışarıdan kimsenin göremediği bir bölgede iş görüyordu.
Arkadaşımın bana alt sunucudan ulaşması güvenli olsa da çalışma alanlarındaki denetim sistemi sebebiyle üst düzey bilişimciler bina içerisinde Bağlantıya girdiğimizi görebilirdi. Sunucu içerisinde korunaklı bir bölge kullanıyor olsak da bu riski almak pek mantıklı gelmiyordu. Elimdeki kağıt parçasını tekrar cebime sıkıştırarak geldiğim yoldan ofise dönmüştüm. Tahmin ettiğim gibi bir süre daha eski antlaşma belgesini incelemiş sonrasında çantamı toparlayarak çalıştığım bölümden çıkmış ve binanın giriş katına ilerlemiştim. Izu’nun şüphelerinden yola çıkarak olasılıkları düşünürken bir yandan da tek kişilik ulaşım aracına binmiş eve doğru yol almıştım.
Uzun olmayan yolculuğum sonunda bağlantı bilekliğimi kapımızdaki manyetik alete okutarak geniş ortak salonumuza adım attım. Ebeveynlerim işten erken çıkmış olacaklar ki karşılıklı koltuklarda oturmuş sohbet ediyorlardı. Geldiğimi gören annem gülümseyerek bana dönmüş günümün nasıl geçtiğini sordu. Bilişim bölümünde görev yapan annem ile gıda bölümünde bulunan babam birbirlerinin bir farklı versiyonu gibi benzer karakterlere sahiplerdi. Tanıdıklarımız sürekli bunu dile getirir mutlu birlikteliklerinin sebebini buna bağlardı. Ben ise benzerliklerinin aksine anlayış ve çözüm odaklı olmaları olduğunu düşünmüşümdür.
‘’Abin yemeğe yeni ortağıyla geleceğini ve biraz gecikeceklerini söyledi tatlım.’’
Annemin söylediğini gülerek cevaplamıştım. ‘’Bu sefer nasıl ilginç bir bilim insanı buldu merak ediyorum.’’ Ayakkabılarımı ev terliklerimle değiştirirken babamın kahkahasını işittim.
‘’Geçen seferki gibi birbirlerinin maketlerini hurdaya çevirmezler umarım.’’
İkisi gülmeye devam ederken aklıma gelen anıyla kıkırdayarak karşımdaki adamın sözlerini kafamla onaylamıştım. Uzay gemilerinin tasarımlarıyla ilgilenen abim projelerinin her ayrı kısmı için birileri ile tanışırdı. Bir bakardınız gemi koltuklarının kumaşı sebebiyle dokumacılarla görüşüyor sonra bir daha bakardınız ve onu vatandaş bölümünden birisiyle kapasitenin yeterliliğini tartışırken bulurdunuz. Oluşturduğu her ayrıntının birbiriyle uyumlu olmasını isterken bunların mükemmele yakın sonuçlar doğurması onu çok keyiflendirirdi.
Aylar önce çalıştıkları ortak gemi işinde dış duvarların sağlamlığı konusunda ortağıyla tartışma yaşamışlardı. Bunun sonucunda ikisi de ayrı maketler hazırlamışlar farklı versiyonlar olarak sunmaya karar vermişlerdi. Abimin anlattıklarına göre kendisi arkadaşının maketine yanlışlıkla rubus çayı dökünce diğeri de onunkini parçalamıştı. Abimin çalıştığı ortama yiyecek veya içecek sokmadığını bilen herkes bunun bir yanlışlık olmadığından emindi. Fakat napardınız Baekhyun Bey başarılı bir gemi tasarımcısı olsa da hala aynı muzırlık seviyesine sahip abimdi.
Sağ koridorda kalan odama geçerek eşyalarımı kapının yanına bıraktım. Üzerimi değiştirdikten sonra çalışma masama oturmuş evdeki bilgisayarımdan Dern sunucusuna geçiş yaparak konuşma kısmında Runa ve Lijuan’ın kendi gezegenleri Kepler-786 hakkında söz ettikleri konuya göz atmaya başladım. Bulunduğumuz galaksinin en güçlü ve görkemli gezegeni yıldızlararası ilişkilerde oldukça önemli bir konumdaydı.
Bağlantı’dan salona gelmem konusunda aldığım bildirimle Izumi’ye son durumu sorarak iş bilgisayarımdaki güvenlik programının aynısına tıkladım. Ortak alanımıza girdiğimde havadaki tuhaflık beklenmedik bir şeylerin olduğunu hissettirmişti. Abim ve arkadaşı sol tarafımdaki koltukta yan yana otururken ebeveynlerim anlamsız bakışlarla karşılarındaki misafirimizi izliyordu. Gözlerini dahi kırpmadan kaskatı bir halde geldiğimi fark etmemişlerdi.
İlerleyerek odanın içine girmiş biraz önce abimin vücudundan tam olarak göremediğim kişiye bakmıştım. Açık bir leylak tonunda tene sahip kişiden şaşkınlıkla abime döndüğümde rahat bir gülümsemeyle konuştu.
‘’Yeni arkadaşımla tanış Aria,’’ Yanındaki oğlanı kafasıyla işaret ederek devam etti. ‘’Kendisi Kiernan liderinin oğlu,’’ Etraftaki gerginliğin nedenini açıklayan abimi dinlerken usulca tekli koltuğa çöktüm. ‘’Tenebris’ten sırf projeme destek olmak için geldi. Burada, yamacımda çalış diye darlayınca Varis Bey de kırmadı beni sağolsun.’’
Kendisine omuz atan abime küçük gülümsemesiyle karşılık vermiş, biz her şeyden yeni haberi olan üçlüyü ise olayın şokuyla başbaşa bırakmıştı. Gözlerimle kulaklarım beni yanıltmıyorsa salonumuzda Tenebrisli bir insan vardı. Tam olarak yan koltuğumda Kiernan klanına mensup birisi oturuyor ve fark ettirmemek için bile çabalamadan hepimizi inceliyordu. -Yıldızlar aşkına, adam klanın gelecekteki lideriydi!- Biz son yüzyıldır birbirinin gezegenine ayağını basmayan iki halktık. Yaklaşık iki yüz elli yıldır herkesin hissettiği tek şey öfkeydi. Nasıl olmuştu da evimizde düşman gezegenden birisi bulunuyordu? Abimin cesareti bazen aklıma fazla geliyordu.
Annem kendisini toparlayarak gülümsemeye çalıştı. ‘’Kusurumuza bakma lütfen şaşırdığımızdan seni de düzgün karşılayamadık. Fakat gelmenden oldukça memnun olduk.’’ Abime kısa bir bakış atarak tekrar misafirimize dönmüştü. ‘’Hyun adını söylemeyi sana bıraktı sanıyorum.’’ Aklımızı karıştıran ikiliden aşina olmadığımız renkli yüz gözlerini üzerimizde gezdirmiş ileride hayatımızı değiştireceğini biliyormuş gibi özgüvenle ismini söylemişti.
‘’Nezaketiniz için teşekkür ederim Hanımefendi. Adım Changbin. Sizinle tanışmak benim için de oldukça büyük bir keyif.’’ Takındığı gülümsemenin açıkça aşağılayıcı bir hali mi vardı yoksa benim düşüncelerimle mi öyle görünüyordu bilmiyordum. Lakin bildiğim tek bir şey vardı. Tenebrisli bu oğlanın samimiyetine güvenemezdik. Başkalarını kendisine güvendirmeyi başarsa dahi benim güvenimi asla kazanamayacaktı.
Lora🩶