İçeriğe geç

Varisin Evcil Hayaleti

Bölüm 9 · 11 dk okuma

Varisin Evcil Hayaleti

Bölüm 9

9. Bölüm

IX. Bölüm

..sᴇssɪᴢ ᴋᴀʟʙɪɴ ɢöᴢʏᴀşʟᴀʀı..

Tam iki hafta.

İki hafta boyunca polisler sürekli evdeydi.

Olay yeri inceleme, adli tıp, dedektifler... Kywan yas dahi tutamamış, doğru düzgün uyuyamamıştı.

Gözleri yaklaşık bir haftadır kırmızı rengini almış, göz altları çok daha uzun bir süredir mordu.

Ölen kadın aynı zamanda Kywan'ı çocukluğundan beri tanıyan ve büyüten biriydi. Shailla'yı sevmemesine rağmen neden ona katlandığına dair merak ettiğim soruları bir şekilde yanıtlamış oldu. Çünkü küçüklüklerinden beri birlikte büyümüşlerdi.

Kywan yaşlı kadını manevî annesi olarak görüyor olmalıydı. Daha önce evde annesine dair bir kadın fotoğrafı görmemiştim ama o yaşlı kadınla bulunduğu fotoğraflar çekmecesinde oldukça fazlaydı.

Ruh hali sürekli değişiyor, uyuyamıyordu. Geceleri bazen bir süreliğine uykuya dalıyor, ardından gördüğü kâbuslar yüzünden göz yaşlarıyla uyanıyordu.

Ruhunun ışığı parlaklığını yitirmişti, artık daha sönük daha silikti.

Onu anlayabiliyordum, arkadaşlarına yaşlı kadının havada asılı kaldığını söylemişti. Kimse onu suçlamıyordu, üzgün olduğu için aklının karıştığını düşündüler.

Kimse büyünün ve lanetli ruhların var olacağını düşünemezdi Kywan bile, ama ben biliyordum.

Karanlık o günden beri tekrar gelmemişti. Kywan'ın yakın arkadaşı olduğunu tahmin ettiğim kişi Josh, derin bir nefes vererek Kywan'ın omzunu sıvazladı.

Herkesin aklında aynı soru vardı, gecenin bir yarısı yaşlı kadın o evde ne arıyordu yine de ölümünün şoku hala yaşanırken soruların cevaplarını arayanlar şimdilik sadece polislerdi.

"Toparla kendini, ölümünün ani olduğunu biliyorum ama oldukça kötü görünüyorsun."

"Sence umrumda mı?"

"Pekala pekala istediğin kadar yas tutabilirsin dostum ama sağlığını da düşündüğüm için bana kızma."

Josh son kez omzuna hafifçe vurduktan sonra oturduğu koltuktan kalkarak çıkışa doğru yürüdü. Kywan'ın onu geçirmek gibi bir niyeti yoktu, kimseye olmamıştı. Genişçe oturduğu koltuktan bardağında ki alkolü yudumlamaya devam etti.

Geceyi yine koltukta geçirdiği için bende sessizce yanına kıvrılarak onu izlemeye başlamıştım. Ona dokunmak, parmaklarımı yanağında gezdirerek teselli etmek istiyordum.

Bedeni her ne kadar başkalarına inkar etse de yorgundu. Ruhu güçsüz ve uykusunda nefesleri düzensizdi.

Elimi yavaşça uzatarak parmak uçlarımla sönmeye başlayan ruhuna dokundum. Işık hafifçe kıpırdadı, titredi ve belli belirsiz bir şekilde parlaklığı arttı. Kywan'a yanında olduğumu hissettiremiyordum ancak ruhunun yanında olduğumu hissettirebilirdim.

Onun ruhu da en az benimki kadar yaralıydı. Yaşanan olaydan sonra Karanlığın olmaması iyi miydi yoksa kötü mü bilmiyordum ama şuan ki durumdan şikayetçi değildim.

Bana ne olduğunu artık önemsemiyordum tek derdim karanlık geri geldiğinde Kywan'ı nasıl koruyacağımdı. Daha kendi ruhumu bile şeytanın ellerinden kurtaramazken yaşayan bir insanı nasıl koruyacaktım onu da bilmiyorum.

Sadece buradan çıkmam gerekiyordu. Kafeste bekleyen bir fareden farkım yoktu. Şeytan geldiğinde beni nerede bulacağını iyi biliyordu ve bu evde ki varlığım Kywan'ı da tehlikeye atıyordu.

Geçen son iki haftada Camelia'dan hiçbir haber alamamıştım. Burada olduğumu biliyordu ancak iki haftadır hiçbir şekilde yanıma gelmemişti. Bu süreçte çok fazla yalnız kalmamıştım.

Kywan işe gitmiyordu ve evde onun varlığı yalnızlığımı unutturuyordu.

Yine de Camelia'nın beni unuttuğunu düşünmek istemiyordum, bir şeyler yaptığına emindim elimden gelen tek şeyi yaparak sadece bekliyordum.

Sabah klasiği her zaman olduğu gibi devam etti.

O duşa girdiğinde ben salonda oyalanmış, Roxy ile vakit geçirmiştim. Roxy'i kurtarma çabalarımdan sonra aramızda ki buzları erittiğimizi hissedebiliyordum en azından artık bana hırlamıyordu.

Duştan çıktığında Kywan'ın üzerinde takım elbisesini görmek beni şaşırtmıştı. Anlaşılan bugün kendini şirkete gitmeye hazır hissediyordu. Evin boş kalacağı gerçeği bir an canımı sıksa da normale dönüyor oluşuna sevindim.

Kywan gibi Shailla da oldukça yıkılmıştı. Bu eve sadece bir kez gelmiş ve bir daha adımını atmamıştı.

Geldiği günü düşününce yüzünde sadece kin ve nefret vardı, dile getirmese de bakışları her şeyi anlatmıştı. Büyükannesinin ölümünde beni suçluyordu ve içimden bir ses kini sönmeyecek aksine daha da alevlenerek geri gelecek diyordu.

Derin bir nefes aldım.

Artık korku ruhumu sarmıyor onun bir parçası haline geliyordu. Yaralarım her geçen gün kabuk bağlıyordu ama tam olarak iyileşmeden karanlığın geri geliyor oluşu ona dair cesaretimi kırarken tutunabildiğim tek şey Kywan'ı korumak istiyor oluşumdu.

Daha fazla benim yüzümden yaşayan insanların ölümünü izleyemezdim.

Kywan eline aldığı birkaç evrakla kapıya doğru yavaş adımlarla yürüdü. Derin bir nefes aldı ardından kapıyı açarak dışarıya bir adım attı. Çıkmadan, "Geri geleceğim. " Demeyi unutmamıştı.

Roxy sözlerine karşı küçük bir havlamayla karşılık verirken bense " Biliyorum. " Diye fısıldadım.

Saatler her zamankinden daha yavaş daha korku dolu geçiyordu. Kywan'ın evde olmayışı içimi rahatlatsa da eğer karanlık geri gelirse kendi ruhumu koruyabilmek için ne yapacağımı bilmiyordum.

Öğleden sonra evin dışında hissettiğim bir hareketlilikle tedirgince yattığım yataktan doğruldum.

İçime dolan korku ve gerginlik bütün ruhumu sarmıştı. Üst katta Kywan'ın yatak odasındaydım, alt kattan geldiğini düşündüğüm gürültüden emin olmak için birkaç saniye bekleyerek sessizliği dinledim.

Hiçbir ses gelmeyince ruhumu gergin bir rahatlamayla yatağa geri bıraktım.

Belki de hissettiğim korku zihnimi bulandırıyor aklım bana oyunlar oynuyordu. Bu korkuyla yaşayamazdım.

Gözlerimi tekrar kapatarak derin bir nefes aldım. Hemen ardından tekrar duyduğum sesle gözlerim büyük bir dikkatle yeniden açılmıştı. Bu sefer emindim hiçbiri aklımın bir oyunu değildi. Sessizce süzülerek merdivenlere ulaşmış ardından temkinli adımlarla alt kata inmiştim.

"Roxy. " Sesimi kısık tutmaya çalışsam da sessizlikte gürültüye dönüşüyor boş odalarda yankı buluyordu. Roxy yattığı yerden kalkmamış derin uykusuna devam ediyordu.

Gözlerim dikkatle etrafta gezinirken karanlığın varlığına dair bir iz arıyordum. Pencereden gelen sesle bakışlarım oraya yönelmişti.

Camdan içeriye girmeye çalışan kadın, beceriksizce bir bacağını içeriye atmış kendini kaldırmaya çalışıyordu. Roxy'i uyandırmanın tam vaktiydi.

Bir köpek olarak görevini yapmalı ve hırsızları kovalamalıydı ancak yalnızca horlayarak uyuyordu.

Görünmez ruhumla hiçbir şey yapamazdım ancak Roxy beni duyabiliyordu. Onu uyandırmak için tam konuşacağım sırada kadının arkasından görünen tanıdık bir yüz ruhumu heyecanla dolup taşırmıştı.

Camelia gelmişti.

Beni bırakmayacağını biliyordum. Camelia'nın da gözleri beni bulduğunda hafifçe gülümsedi. İçime dolan mutluluk hissi uzun zamandır tatmadığım bir duyguydu.

"Üzgünüm." Dedi süzülerek yanıma yaklaşırken. "Geç kaldım değil mi?"

"Hayır. " Dedim hızlıca. Sonuçta buradaydı, benim için gelmişti.

"Sonuçta zamandan başka hiçbir şeye sahip değiliz, değil mi? "

Başını hafifçe onaylar şekilde salladı ardından gözleri hala içeriye girmeye çalışan kadına kaydı.

"Biraz fazla kilosu var. Bahçe duvarından geçmeside bu kadar sürdü. "

"Yaşayan bir insan tanıdığını bilmiyordum. "

"Tanıyorum sayılmaz. " Dedi Camelia, içeriye koltuklardan birine doğru geçerken.

"Yalnızca varlığımı hissedebiliyor. Onunla iletişim kurmak ve buraya getirebilmek zor oldu. Bu yüzden bu kadar uzun sürdü."

Derin bir nefes alarak gözlerini ruhuma merhamet dolu bakışlarla sabitledi. Camelia'nın gözlerinde ki bu duygu içimde ki umutları bir parça kırmıştı. Kendisinden emin değildi onun da bakışları benimkiler gibi ne yapacağını bilemez haldeydi.

"Lanetli sözleri biliyor. " Dedi.

Sözleriyle beraber daldığım düşüncelerden hızlıca sıyrıldım ancak ne kast ettiğini anlamamıştım.

"Ne?"

"Medyum. " Dedi bakışları pencereyi daha yeni çıkabilmiş, dizlerine tutunarak derin nefesler alan kadına kayarken.

"Lanetli sözleri ona söyledim. Güçlü bir lanet ancak bir şeyler deneyecek. Sonucundan emin değiliz ama denemeden bilemeyiz değil mi?"

Başımı onaylar şekilde salladım.

Kadın yavaş ve tedirgin adımlarla ortadaki geniş masanın etrafından dolanarak tekli bir koltuğa oturdu. Varlığımızın farkındaydı, gözleri etrafta meraklıca geziyordu.

"Ruhani enerjinin yoğunluğunu hissedebiliyor." Dedi Camelia.

Medyumun orta yaşlı bir kadın olduğunu düşünüyordum ancak yüzünde ki siyah maskesini indirdiğinde gördüm, yalnızca yirmilerin sonlarında kısa saçlı bir kadındı.

"Pekala, lanetlenen ruhun karşıma oturması gerekiyor. " Dedi derin nefeslerinin arasında.

Bakışlarım istemsizce Camelia'ya kaydı başını güven vermek ister gibi salladı.

Söyleneni yaparak medyumun karşında ki koltuğa yerleştim. Tutsak hayatımdan deli gibi kurtulmak istesem de ruhumda ki korku geçen her saniye artıyordu.

"Kesin olarak ne olacağını bende bilmiyorum. Daha önce duyduğum hiçbir lanete benzemiyor. "

Bir yandan fısıltıyla konuşurken diğer yandan çıkardığı mumları yakıyor, eski kağıt parçalarının üzerine işaretler bırakıyordu.

"Bu evde çok yoğun bir karanlık hissediyorum. Güneşin bile aydınlatamadığı lanetle dolu bir ev gibi Ölüm kokuyor. "

Camelia medyum kızın sözlerinden sonra kaşlarını kaldırarak bana bakınca gözlerimi kaçırarak sessizliğimi korudum.

Hissettiğim suçluluk duygusu içten içe ruhumu yiyip bitiriyordu ve içime oturan karanlık canımı yakıyordu.

"Buradan ancak kalbin tekrar attığında çıkabileceksin.." dedi.

Ölü biri için imkansız bir hayaldi yaşamak.

Medyum lanetli sözleri tekrar ederek bir çıkış yolu arıyordu, herhangi bir kelime hatası ya da laneti kaldırmak için bir yol ama bulamayacaktı.

Lanet kesin ve netti benim kurtuluşum yoktu.

Çıkardığı beyaz bir taşı masanın üzerine bırakırken düşürmüş, ses boş odalarda gürültüye dönüşmüştü. Bakışlarım hızlıca Roxy'i buldu.

Uyanmıştı, bakışları önce beni ardından yaşayan kadını bulmuştu. Aramızda ki buzları erittiğimizi sanıyordum ancak Roxy saniyeler içinde saldırma pozisyonuna geçmişti.

Kadın korkuyla ayağa kalktı, görünmeyen bir ruhu takip ederek birinin evine izinsizce girdiği için şimdiden pişman görünüyordu.

Bu benim tek şansımdı. Bu lanetli evden kurtulabilmek için, karanlıktan kaçabilmek için tek şansım.

Hızlıca ayağa kalkmış ardından medyumun önüne geçerek Roxy'nin karşısında durmuştum. Ellerimi ona doğru uzatarak saldırmadan yalnızca beklemesini sağladım.

"Lütfen!" Dedim bağırarak.

"Roxy, o düşman değil. Bizi kurtaracak. "

O benim tek şansımdı, belki benim kurtuşum. Karanlık yeniden geldiğinde sırada alacağı ruh benimki olabilirdi.

"Karanlığı biliyorsun. Sende gördün, o yaşlı kadını nasıl öldürdüğünü sende gördün."

Derin bir nefes aldım. Duygusal bir dengesizlik denizine kapılmış, dalgalarla sürüklendiğimi hissedebiliyordum. Ancak başka çarem yoktu. Sözlerimi Camelia'nın da büyük bir şaşkınlıkla dinlediğini biliyordum.

"Beni buraya hapsettiği için geliyor. Benim için geliyor ve bir dahaki gelişinde Kywan'ı da öldürebilir. Bu yüzden gitmeme izin ver. "

Roxy beni duyabiliyordu, öfkesi dinmiş sayılmazdı ancak en azından artık hırlamıyor, söylediklerimi dinliyordu.

"Onun beni buradan çıkarmasına izin ver ki Kywan'ı koruyabileyim. "

Saniyeler yine yavaşladı, bekledim. Roxy önce hırladı ve saatler gibi gelen birkaç dakikanın ardından duvarın yanında ki yastığına geri döndü.

Konuşurken tuttuğumu yeni fark ettiğim nefesimi bırakarak Camelia'ya baktım. Yüzünden hiçbir ifade okunmuyordu.

"Lütfen bunu hemen bitirebilir miyiz? Burada yakalanırsak başı belaya girecek tek kişi benim?!"

Medyumun telaşlı sözleriyle bakışlarım ona kaydı ardından tekrar sorun çıkarmayacağından emin olmak için Roxy'e baktım.

Geri adım atmış olsa da hissettiği ters bir durumda yine saldırı pozisyonuna geçeceğinden emindim yine de beni dinlemişti ve bunun için minnettardım.

Daha fazla vakit kaybetmeden yaşayan kadının karşına geçerek oturdum ardından hazırladığı kitabı ve getirdiği malzemeleri küçük bir şişede karıştırmasını izledim.

Camelia'nın da en az benim kadar endişeli ve gergin olduğunu hissedebiliyordum. Elimi tuttu ve hafifçe sıktı.

Medyum hazırladığı sıvıyı yine içinde okuyamadığım harflerin yazılı olduğu bir kağıda döktü ardından masadan hafifçe uzaklaşarak su dolu taş kabın içinde kağıdı ateşe verdi.

İlk başta silik ardından gittikçe yoğunlaşan bir renge büründü.

Kabın içinde duran açık mavi sıvı tuhaf bir şekilde titremeye başladığında mavi parlak bir duman şeklinde yükseldi. Havada ufak bir bulut kümeciği oluşturduğunda şaşkınlıkla onu izliyordum.

"Sadece şunu bilmelisin." Dedi.

Kızın benim gibi o küçük bulutu görmediğinden emindim, baktığı tek şey boşluktu.

"Laneti bozamayız. Bu karanlık ve doğaüstü varlıklar arasında, arafta kalmış bir büyü. Yaşayan insanların hiçbir kalıcı etkisi olmayacaktır. Benim yaptığım yalnızca küçük bir kandırmaca. "

Ne demek istediğini ve şimdi ne olacağını sormak istiyordum ancak bunun için fırsatım olmamıştı.

Yükselen duman ağzımdan girerek içime işlediğinde hissettiğim tek şey soğukluktu.

Sanki koca bir buz kütlesi yutmuştum ve bütün ruhumda soğuğu hissediyordum. Camelia'nın endişe dolu bakışları gözlerimden ayrılmazken ruhum ağırlaştı, taşıyamayacağım kadar büyük bir yük vardı sanki omuzlarımda.

Görüşüm bulanıklaşırken Camelia'nın sesi git gide uzaklaştı. Ardından yavaşça ruhumu karanlığa bıraktım.

"Uyanmalısın. "

Ne kadar zaman geçmişti? Zihnim yavaş yavaş kendine gelmeye başladığında duyduğum havlama sesleri nerede olduğumu anında hatırlamamı sağladı ardından neler yaşadığımıda. İçimde hissettiğim buz kütlesi şimdi yerini hafif bir sıcaklığa bırakmıştı.

"Herhangi bir canlılık belirtisi hissediyor olabilir misin?"

Camelia'nın sesi yine doldurdu kulaklarımı. Bekledim, hissetmeyi.

Yaşamayı unutmuşken ne hissetmem gerektiğini bile bilmiyordum.Yaşamak nasıl bir histi unutmuştum ve benden yaşadığımı hissetmemi bekliyordu.

Roxy sürekli havlıyordu. Yattığım yerden doğrularak önce Camelia'ya ardından Roxy'e baktım.

"İyi misin? Nasıl hissediyorsun?"

"Bilmiyorum. " Dedim yarım yamalak bir şekilde.

"Ne zamandır baygınım? Ne oldu?"

Camelia derin bir nefes aldı nerden başlayacağını bilemiyor gibiydi ya da belki nasıl başlayacağını.

"O duman ruhuna dolduktan sonra bayıldın. Yaklaşık iki saat geçti. Medyum gitti, sadece dikkatli olmanı söyledi. İşe yarayıp yaramayacağını o da bilmiyor ve gitmeden hiçbir şey sonsuza kadar sürmez dedi. "

"Bu ne demek şimdi?" Dedim bir yandan ruhumun ağırlığı hala üzerimdeydi, yorgunluk hissinden kurtulamıyordum.

"Bilmiyorum."

Roxy birden bire yatağa çıkarak üstüme gelmiş ardından tam karşımda öfkeyle havlamıştı. Uzun bir süredir bir şeyler anlatmaya çalıştığını yeni anlıyordum.

"Ne oldu Roxy?"

Köpek hızlıca yataktan atlayarak aşağı indi ardından hızlı adımlarla duvara yaklaşarak ön patilerini havaya kaldırdı. Gösterdiği yere baktığımda saatin şimdiden çok fazla geç olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Kywan gelmek üzereydi.

"Gitmelisin." Dedim hızlıca. Kywan onu göremezdi ancak Kywan beraberinde karanlığı da getirebilirdi. Artık kimseyi beraberimde bu karanlığa sürükleyemezdim.

"Pekala, tamam. " Dedi süzülerek yataktan kalkarak.

"Yine geleceğim. Medyum ile tekrar konuşmaya çalışacağım. Umudunu kaybetme."

Yüzünde ki umutsuzluğu saklamaya çalışsa da bu sefer beceremiyordu ve benden umutlu olmamı istiyordu.

Başımı hafifçe gülümseyerek onaylar şekilde salladım.

Camelia sessizce evden çıkıp gittiğinde peşinden aşağı kata inmiş ardından bir süre onu izlemiştim. Yine burada yalnız ve esir kalan tek kişiydim.

Yavaşça oturduğum koltuktan kalkarak yatak odasına çıktım. Bakışlarım önce usulca odaya sızan ay ışığını buldu.

Kywan olmadığı zaman bu evde karanlıktaydım ve bu evde karanlıklaydım.

Yerden duvara kadar uzanan camlardan birine yaklaşarak elimi tereddütle karanlığa teslim olan geceye uzattım.

İşe yaramamıştı, elim içeride kalmış sınırlarım çizilmişti. Hala bu evde tutsak ölü bir ruhtan başka bir şey değildim.

Benim durumumda umutlanmanın aptalca olduğunu biliyordum ama özgür kalabileceğime dair içimde yeşeren umut saniyeler içinde ruhum gibi ölüp gitmişti.

"Zaten işe yaramayacağını biliyordum." dedim kendi kendime.

İşe yaramayacağını biliyordum öyleyse ruhum neden bu kadar kırık hissediyordu?

"İşe yaraması zaten imkansızdı. Biliyordum." Dedim yeniden çatallaşan sesime aldırış etmeden.

Ruhumdan süzülen yaşlara engel olamadım. Roxy küçük adımlarla yatağa çıkmış hemen yanıma uzanarak sessizce beni izlemeye başlamıştı.

Göz yaşlarım durmaksızın ruhumdan akıp gidiyor, titreyerek ağlıyordum.

"Olmayacağını biliyordum."

Çaresizlik ruhumu esir aldı, kırılan umutlarım bir cam gibi parçalandı ve usulca ruhuma saplandı. Bu sefer akan kan değil göz yaşıydı.

Başımı Roxy'nin karnına koyarak sessizce gözyaşlarımın süzülmesine izin verdim.

Yağmur başlamıştı, karanlıkta huzurlu bir sessizlik vardı ve Kywan gelmesi gereken saati çoktan kaçırmıştı ancak şuan onun için endişelenemiyordum. Kendi ruhumu ölümüne hazırlıyordum. Bu evden ancak ikinci kez öldüğümde çıkabilecektim.

Göz yaşlarımın artık kuruduğunu düşündüğüm sırada kapının ince melodisi odaları gezmeye başlamıştı, yavaş adımlarla ayağa kalktım aşağı kata inerken ruhumu ince bir sızı şeklinde endişe esir alıyordu. Huzursuzluk hissi içime bir hastalık gibi yayıldı.

Gelen Kywan değildi ancak kim olduğu hakkında da bir fikrim yoktu. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Kapı deliğine yaklaşarak dikkatle ve sessizce gelen kişiyi süzdüm.

Şaşkınlık yorgun ruhumu ele geçirirken görmeyi beklemediğim biri duruyordu karşımda.

"Katherine ?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.