VII. Bölüm
Panzehir..
Aklımdan geçen tek bir cümle vardı.
Umarım rüya değildir.
Camelia dikkatle bay Magnos ve Kywan'ı izliyordu, gözleri ikisi arasında gidip gelirken beni henüz fark etmemişti. Yüzünde ki ifade neredeyse elle tutulur bir hayal kırıklığı ile bakıyordu. Onu anlayabiliyordum, ölümü ile bağlantısı olan insanlar tam karşısında durmuş ondan bahsediyorlardı.
"Camelia! "
Şaşkınlıkla gözleri beni bulduğunda bir an inanamaz bakışları dondu kaldı ardından hızla bay Magnos'un içinden geçti ve eve girerek yanıma süzüldü.
"Camelia, burada olduğuna inanamıyorum. Başıma neler geld-"
Eli ağzımı kapattığında anlamsız gözlerle ona baktım oysa konuşmamış sadece kaşlarını çatarak Kywan'ın işaret etmişti.
"Ne yapacağız?" Dedi bay Magnos endişe ve merak dolu bir sesle.
"Yarın ofisimde konuşalım ayrıca evime gelmekten vazgeç, dikkat çekeceksin."
Bir yanım Camelia beni bulduğu için havalara uçmak isterken diğer yanım Kywan'ın bu cinayetin bir parçası olduğunu düşünmek istemiyordu. Camelia'nın intikam için Kywan'ı öldürmesi birkaç kesin kanıttan sonra kaçınılmazdı.
"T-tamam efendim özür dilerim."
Bay Magnos arkasını döndü ve uzaklaşmaya başladı.
Camelia ve ben kapının yumuşak olmayan bir şekilde kapanmasını izledik. Yani Kywan, Camelia'yı tanıyordu.
Aklımda ki en büyük ve en şüphe dolu soru Kywan'ın Camelia cinayetinde bir parmağı olup olmamasıydı. Henüz bu sorunun cevabına sahip olmasam da ölümüyle ilgili bir şeyler bildiğine emindim.
Kywan şimdi rahatça koltuğa kurulmuştu. Roxy de onu takip ederek kucağına atladı.
"Senin burada ne işin var?" Sesimden sorgulamaktan çok mutluluk akıyordu.
Ellerini tutarak daha da yaklaştım. Camelia benim kurtarıcımdı. Burada olsa bile beni çıkarmayacağını biliyordum ancak en azından buradaydı ve ben artık yalnız değildim.
"Magnos'un hareketlerinden şüphelendiğim için burdayım. Senin yapacağını sandığım görevi ben yapıyorum. Ayrıca burada ne haltediyorsun? Nerelerdeydin?"
"Anlatacağım, hepsini anlatacağım." Dedim hızlıca.
"Bu adam kim?" Dedi gözleri kısa bir an Kywan'ı buldu.
"Bay Magnos'un çalıştığı şirket, Xwork'un varisi. Burada sıkışıp kaldım Camelia. Bende henüz fazla bir şey bilmiyorum ancak başıma gelenlere inanamayacaksın. "
"Anlat hemen!" Dedi sabırsızca. Bende vakit kaybetmeden derin bir nefes alarak anlatmaya başladım. Gecenin bir yarısı Kywanla havuzun orada tanıştığımı anlattım, beni gördüğünden şüphelendiğimi ve onu evine kadar takip ettiğimden bahsettim. Dikkatle beni dinlese de beni gördüğünü söylediğim zaman açıkça delirdiğimi düşündüğünü biliyordum. Böyle bir şey mümkün olamazdı ve Camelia da bunu biliyordu.
Bana pervasızca davrandığım için sinirlense de Kywan'ın kafayı yemiş kız arkadaşı ve büyücü büyükannesinden bahsettiğimde delirmişti. Yaptıkları kara büyüyü anlatmıştım, kara taşı ve duvarlara yapıştırdıkları kağıtları ve bir de lanetli sözleri..
Sustuğumda düşünen bir çift göz çaresiz bakıyordu beni en çok korkutan da buydu. İçimde ki sevinç ve umut duyguları yavaşça ölürken gözlerine bakmayı sürdürdüm.
"Buradan ancak kalbin tekrar attığında çıkabileceksin.."
Sözleri tekrar etmeye devam etti, herhangi bir çıkış noktası arıyordu ama lanetin sözleri kesin ve netti.
Sözleri ilk defa duymuyordum ancak her söyleyişinde ruhumun acıyla burkulduğunu hissedebiliyordum. Buradan çıkamayacaktım.
"Senin için bir şeyler yapmaya çalışacağım tamam mı? "
"Ne yapmayı düşünüyorsun?" Dedim umutsuzca. Yalnızca beni rahatlatmak için boş teselliler duymak istemiyordum. Bana bundan daha fazlası lazımdı.
"Korkma, benim yaşayan bir arkadaşım var."
Şaşkınlıkla bakışlarım gözlerini buldu. Camelia'nın benden başka arkadaşı olduğunu bilmiyordum ve özellikle kanlı canlı yaşayan bir insan, bu gerçekten mümkün müydü?
"O bir falcı. Büyüden anlıyor ve ruhları hissedebiliyor. "Sen falcı bir insan mı tanıyorsun?" Dedim şaşkınlıkla. Camelia'dan beklediğim bir şey değildi.
" Evet, yalnızca varlığımı hissedebiliyor, onu bir şekilde buraya getirmeye çalışacağım. Büyüyü bozacağız merak etme. "
Gitmeden önce içime küçük bir kıvılcım ateşi bırakmıştı. Buradan gerçek anlamda kurtulabilmek düşüncesi ruhumda bir yerlerde heyecanla umut ışığı oluyordu.
Camelia sessizce duvardan geçip gittiğinde içimde yarım kalan bir burukluk vardı, burada yine tıkılıp kaldığım gerçeği canımı acıtmıştı.
Gözlerim Kywan'ı bulduğunda Roxy'i banyoya sürüklüyordu anlaşılan banyo zamanı gelmişti. Bende peşlerinden banyoya girdiğimde Roxy tüm gücüyle su dolu küvete girmemek için tutunurken yavaşça ona yaklaştım ardından patilerini kavrayarak kaymasını sağladım.
"Hadi kızım, yıkanman gerek." Dedi Kywan.
Roxy kayarak suya oturduğunda Kywan'ın üzeri sırılsıklam olsa da hızlıca tüylü köpeği şampuanla köpürtmeye başlamıştı. O da hızlı olması gerektiğini biliyordu çünkü Roxy'i zapt etmek oldukça zordu.
"Sakin ol kızım." Kywan gülümseyerek Roxy'nin kafasını ovalarken ona baktım. İlk defa samimi gülümsemesini görüyordum, oldukça güzel dişleri vardı.
Sonunda banyo bittiğinde Roxy atlayarak silkelendi ve can havli ile banyodan kaçtı. Bakışlarım ona kaydığında ıslanmış tişörtünü çıkartıp banyoda köşeye atarken gözlerimi kaçırdım. Eşofmanının iplerini çözmeye başlayınca arkamı dönerek duvardan kendimi dışarı atmıştım.
Salona yeni girmiştim ki zil sesi yumuşak bir melodiyle odayı doldurdu. Roxy bu sesten hoşnut olmayan bakışlarını kaldırdı ve hırlayarak geri yattı. Kywan bir kaç saniye içinde arkamda ki banyodan çıkarak kapıya gitti. Birden bire keyfinin kaçtığını hissedebiliyordum. Az önce keyifle gülümseyen dudakları şimdi yerini düz bir çizgiye bırakmıştı.
Shailla her zamanki gibi kusursuz görünüyordu. Açık renk mantosunun altından görünen siyah elbisesi, yüksek topukluları ve yüzündeki yapmacık tebessüm... Hepsi özenle hazırlanmıştı. Fakat gözleri doğrudan Kywan'ın çıplak göğsüne takıldı. Gülümsemesi bir anlığına büyüdü.
"Merhaba, tatlım."
Kywan'ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.
"Ne var, Shailla?"
"Geçerken uğradım." Dedi.
Kywan göz devirdi soğuk bir sesle, "Sen bu taraftan geçmiyorsun." dedi. Shaille Kywan'ın sözlerini görmezden gelerek etrafa bakmaya devam etti. Mavi gözleri hala ıslak bir şekilde televizyon karşısında yatan Roxy'i bulmuştu.
"Umarım evde şu köpek dışında dişi voktur."
Yarım yamalak bir gülüşle söylese de Kywan gözlerini devirerek kapıyı kapattı ardından yavaş adımlarla salona geçti.
Bu kızın hastalıklı zihniyetini merak etmeden duramadım. Kywan aynı duygusuz bir ifadeyle ona baktı. Shailla'nın yapmaya çalıştığı saçma esprilerine alışık olmalıydı.
"Neden geldin?"
"Çok kabasın, seni özlemiş olamaz mıyım?" Dedi yapmacık bir ses tonuyla.
"Neden burdasın Shailla?" Bu kez Kywan'ın sesi daha sert çıkmıştı.
Shailla gözlerini kaçırarak dudaklarını ısırdı. En azından Kywan'ın sinirlendiğini anlayamayacak kadar aptal değildi. "Sadece hala seni bir ruhunun rahatsız etmediğinden emin olmak istemiştim."
Tabiki, büyükannesi ile bir olarak karanlık bir büyüyü uyandırmışlardı. Şimdi ise gelip eserinin ne halde olduğunu öğrenmeye mi çalışıyordu?
"Bir daha benim yanımda ruhlardan, büyülerden ya da büyükannenin saçmalıklarından bahsetme."
Shailla'nın gözlerinde kısa süreli bir panik belirdi.
"Ben sadece..."
"Evime bir daha iznim olmadan gelmeyeceksin."
Sesini yükseltmiyordu. Bağırmıyordu ama her kelimesi keskin bir bıçak gibiydi.
Shailla derin bir nefes aldı. Gülümsemeye çalıştıysa da başarılı olamadı.
"Peki... Sinirli olduğunu bilmiyordum."
Kywan göz ucuyla pencereden dışarı baktı.
"Hava daha fazla kararmadan evine gitsen iyi olur. Senin için araba ayarlayacağım."
Shailla topuklu ayakkabılarını yere vura vura kapıya gittiğinde Kywan elinde telefonuyla bir numara tuşluyordu. Başını kaldırıp ona baktığında Shailla kapının kolunu sertçe açtı ve bir an durdu.
"Anladım. Arabamla geldim, kendim gidebilirim."
Kapının çarpma sesi camları titretirken Kywan ince parmaklarıyla şakaklarını ovuşturdu.
Shailla gittiğinde hava kararmış, gece gökyüzüne fark ettirmeden çökmüştü.
Kywan tekrar duşa girdiğinde üst kata çıkarak yatak odasına girdim, kendimi yatağa bıraktığımda tüm gün hiçbir şey yapmasam da rahatladığımı hissettim. Saatin tik taklarını dinlerken içimin geçmek üzere olduğunu anlamıştım, neredeyse uykuya dalacaktım.
Camelia bana yardım edeceğini söylemişti ve bu kesinlikle bir gelişmeydi. Eminim beni kurtarmanın bir yolunu bulacaktı. Duyduğum bir sesle uykum bölündüğünde yatağın hemen yanında ki şifonyerde dijital saat gece üç kırkı gösteriyordu, gözlerimi hafifçe araladım bakışlarım Kywan'a dokunduğunda yüz üstü yatıyor derin ama uzun nefesler alıyordu.
Karanlık olmasına rağmen onu rahatça seçebiliyordum.
Çıplak sırtı beyaz ışıkla hafifçe aydınlanırken, iki kürek kemiğinin arası karanlık kalmıştı. Bir gölge havuzu gibi derin ve kasvetliydi. Saçları darmadağınık yastığın üzerine serilirken yansıyan ay ışığıyla bölge bölge renk değiştirmişti. Ruhumun bedeni karşısında büyülendiğini hissedebiliyordum.
Ruhu yine huzurluydu, bedeninden yayılan ince ışık hüzmeleri vücudunun her yerini dolaşıyor usulca akıp giden bir akarsuyu andırıyordu.
Elimi yavaşça uzatarak parmak uçlarımla ışığa dokundum. Ruhu sakindi.
Roxy odanın öbür ucunda horlayarak uyuyor, düzenli nefes alıp veriyordu. Etraf yine ince perdeden sızan ayın beyaz loş ışığıyla renk bulurken yerden tavana kadar uzanan cam pencereler, çam ağaçlarından oluşan bir ormana bakıyordu.
Gözlerimin önünden geçen bir karaltıyla yattığım yerden hızlıca doğruldum. Hissettiğim huzur ve dinginlik saniyeler içinde yok olmuş yerini tedirginliğe bırakmıştı.
Perdeler...Az önce hareketsizdi.
Şimdi ise içeride rüzgâr olmamasına rağmen ağır ağır dalgalanıyorlardı. Ay ışığı solmaya başladı.
Sanki görünmez bir el odanın içindeki bütün aydınlığı tek tek söndürüyordu. Kywan'ın ruhundan yükselen beyaz ışık bile zayıflıyordu.
Hayır...Bu hissi tanıyordum.
Sürtünme sesi odada ince bir vızıltı gibi yayılıyordu. Birinin hareket ettiğini anlamak zor değildi. Odada gezinen varlığı rahatça hissedebiliyordum.
Gölgesinden bile daha karanlık bir varlık. Kywan'ın derin nefeslerinin huzurunu bölen kalın ses bütün ruhumu dondurmuştu.
"Demek sonunda yalnız kalmaktan sıkıldın."
İstemsizce geri çekildim.Hiç cevap vermedim.
"O ruh..." Sesinde küçümseyen bir eğlence vardı. "...seni bulmuş."
Camelia'yı görmüştü. Her şeyi biliyordu.
"Dostluk..." diye devam etti. "İnsanların vazgeçemediği en büyük zayıflık." Bir adım daha yaklaştı. Karanlık odanın zemininde yayılıyor, ay ışığını yutuyordu.
"Ne kadar uğraşırsanız uğraşın..." Sesi bu kez fısıltıya dönüştü. "Hiçbiriniz bu evden kurtulamayacaksınız."
Bakışları ağır ağır Kywan'a kaydı. Uzun süre onu izledi sonra bana döndü.
"Üstelik..." dedi, sesindeki alay daha da belirginleşerek, "Onu da yavaş yavaş buraya ait hâle getireceğim." Ruhum dondu.
"Ne demek istiyorsun?"
İlk kez korkuma rağmen konuşabildim. Karanlık hafifçe güldü. İnsana ait olmayan, boğuk ve derin bir kahkahaydı. "Henüz anlamadın mı?"
Başını eğdi. "Sen yalnızca ilk kurbansın."
Ruhundan yükselen siyah dumanlar odanın içine ağır ağır yayılırken, ben yalnızca Kywan'a bakabiliyordum. Onu uyandırmak istiyordum. Karanlık tekrar bana döndü. Bu kez sesi fısıltıya dönüşmüştü.
"Şimdi sıra onda."