İçeriğe geç

Varis ve Kukla

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Varis ve Kukla

Bölüm 1

GİRİŞ

Masamın üzerindeki dağınıklık kafamın içindekiyle yarışamazdı.

Yine her şeyi kenara bırakmış, çalışma masamın başına geçmiş kalemle koluma bir şeyler çiziyordum. Psikiyatrinin verdiği ilaçlardan daha etkili olduğu kesindi. İlaçlar beni sakinleştirmek yerine etkisiz kılıyordu, sağlıklı düşünmemi engelliyordu. Bunu farkettiğimden beri hiçbir ilacımı içmiyor, onun yerine annem farketmeden hepsini ezip çöpe atıyordum. İlaçları almadığımı annem farkederse ne olacağını on altı yaşımda en kötü haliyle deneyimlemiştim.

Bilgisayarımda çalma listem açıktı. Son Feci Bisiklet’ten “Galiba Sevmiyorlar” çalıyordu. Sol kolum şimdiden değişik şekillerle dolmuştu. Kafamı dağıtmak istediğim zamanlarda kendime zarar vermek yerine bunu yapmayı keşfetmiştim. Çizim yeteneğim neredeyse hiç yoktur ama koluma çizerken ortaya güzel şeyler çıkarabiliyordum. Tam koluma bakıp kendimle övünecekken odamın kilitli kapısı zorla açılmaya çalışıldı.

“Berge bu kapı niye yine kilitli? Ne yapıyorsun içerde, aç şu kapıyı!”

Masamın üzerindeki toz ilaç kalıntılarını aceleyle elimle süpürüp ayağa kalktım. Annem kapıya vurmaya devam ediyordu. Hırkamın kolunu indirip kapıyı açtım.

“Üstümü değiştirirken kilitli unutmuşum, pardon.” Bilgisayarın sesini gereksiz fazla açmışım ki annemin geldiğini duymamıştım.

“Evde kimse yoktu niye kilitliyorsun ki?” diyerek odamı kontrol etmeye başladı. Kesici herhangi bir alet arıyordu.

“Alışkanlık, sen de abartma istersen.” diyerek yatağıma uzandım.

Annem odayı inceleyip duruyordu. Bu ilgili anne tavırları neredeyse beni ağlatacaktı.

Bir şey bulamayınca bana dönüp “Bu akşam eve geç gelebilirim. Fırat’la beraber dışarı çıkacağız. Dolaptan bir şeyler ısıtırsın. Yatmadan ilaçlarını almayı unutma.” dedi.

Fırat, annemin iki yıldır bir ayrılıp bir barıştığı sevgilisiydi. İlk başlarda onun adına mutlu olmuştum çünkü babamın gidişinin ardından bir türlü toparlayamamıştı. Her gün sinir krizleri geçirmesi ve geceleri eve gelmemesi babamla beraber annemi de kaybettiğimi göstermişti bana.

Fırat hayatımıza girdiğinde ise annem hayatını ona adamaya karar vermiş gibiydi. Fırat da başlarda annemi seviyor gibiydi fakat bizim eve yerleşince böyle olmadığını anlamam uzun sürmedi. Fırat annemin psikolojisinin bozukluğundan yararlanarak onu kullanıyordu. Annemi bir köle gibi kullanıyordu. Annem de buna izin veriyordu ve bu sayede beni de gözden çıkarmıştı. Aslında beni gözden çıkaralı çok oluyordu. Annem eskiden beni sadece babamdan bir parça olduğum için seviyordu. Şu an ise ona babamı hatırlattığım için benden nefret ediyordu. Bunu her ne kadar kabullenmese de bu böyleydi. İkimizin de birçok sorunu vardı ama ortak tek bir sorunumuz vardı. İkimiz de birbirimize babamı hatırlatıyorduk ve bu yüzden birbirimizden nefret ediyorduk.

Annemin sözlerine karşılık kafamı sallayıp odadan çıkmasını izledim. Yaklaşık beş dakika sonra da dış kapının kapanma sesini duyunca ayağa kalkıp odamın kapısını kapatıp iki kez kilitledim. Odamın kapısı kilitli olmayınca kendimi rahat hissetmiyordum.

Hiçbir psikiyatrinin ya da psikoloğun çözemediği bir sorunumdu bu. İzleniyormuş gibi hissetmek. Ne yaparsam yapayım bunun önüne geçememiştim ve bir süre sonra bununla beraber yaşamayı öğrenmiştim.

Evin ve odanın kapısı iki kez kilitlenecek, perdeler sabah akşam asla açılmayacak, üzerinde göz motifi bulunan hiçbir şey eve girmeyecek. Her teknolojik aletin kamerası kapatılacak. Bunlar vazgeçemediğim alışkanlıklarımın yalnızca birkaçıydı.

Annem gelince kapattığım müziği tekrar açtım. Müzik olmadan hiçbir şey yapamamaya başlamıştım. Olmayan sesler duymaktansa her an müzik dinlemeyi yeğlerdim.

Bilgisayardan mailime girdim. Ödevlerin teslim tarihi bitmek üzereydi ve hala hepsi yarım yamalak yapılıydı. Özel bir üniversitede mimarlık ikinci sınıf öğrencisiydim. Millet bu üniversitede sadece bir yıl okumak için servet döküyordu yani bu okulda sınıfı geçmek bile paraya bakıyordu. Bense okuldaki bir elin parmağını geçmeyecek sayılı burslu öğrencilerden biriydim. Bu gidişatla bursu kaybedecekmiş gibi duruyordum orası ayrı ama evet, ben zamanında gerçekten başarılı ve zeki bir öğrenciydim. Kafayı gerçekten dağıtmadan önce.

Biraz derslere kafa yormayı çalıştım ama başım feci ağrıyordu. Yarın erken kalkıp biraz çalışmaya karar verdim ve müziğin sesini biraz kısarak yatağa yattım. Evde annem olsa ışığı kapatıp uyurdum ama annem yoktu ve kendimi güvende hissetmiyordum. Bu yüzden ışık açık uyumaya çalıştım. Biliyordum tam on beş dakika sonra uykuya dalacaktım. Her zaman böyle olurdu ve her zaman uyumadan önce duyduğum son şarkı “Beni Hatırla” olurdu.

*

Kerem Alkaran mekandaki her zaman oturduğu yerde içkisini yudumlayarak etrafı izliyordu. Kimi insan kazandığı servetin sefasını sürüyorken kimi de kaybettiği paranın arkasından yas tutuyordu. Burası normal bir kumarhane değildi. Buraya sadece dünyanın en varlıklı insanları patronun davetiyle gelebilirdi. Yani ne kadar zengin olursanız olun, patron size özel davetiyeyi vermediği sürece buraya girmeyi geçin kapısının önünde bile duramazdınız. Buraya girdiğinizdeyse ya iflas ederek ya da varlığınıza varlık katarak çıkardınız. Her oyunun oynanışında ortaya en az bir ülkeyi satın alabilecekleri kadar para koyuyordu bu insanlar. Burada sadece iki oyun oynanırdı. Papazkaçtı ve Blöf.

Burası yeraltı dünyasının patronu olarak anılan Pars Kalenderan’ın kumarhane zincirlerinden en büyük olanıydı.

Pars Kalenderan, bir zamanlar Kerem Alkaran’ın can dostuydu.

Kerem ise bugün buraya oyun oynamak için gelmemişti. Birazdan burası onun yüzünden yerle bir olacaktı. Son kez bu yere, insanlara bakmak için gelmişti buraya. Evet, can dostu dediği kişiye bunu yapacaktı. Kendini buna ikna etmişti, zorundaydı. Ya canım ya da canı, diye düşünmüştü Kerem. Her şeyi Pars başlattıysa Pars bitirmeli, dedi. En sonunda da kim olsa aynısını yapardı diye düşünerek kararını vermiş ve can dostuna ihaneti kabul etmişti.

Kolundaki saate baktı, vakit gelmişti. Artık buradan çıkması gerekiyordu. Son kez etrafına baktı ve yerinden kalktı. Tam kapıdan dışarı çıkacakken arkasından bir ses duydu.

“Kerem Abi,” dedi alışkın olduğu ses. Arkasını döndü ve ona doğru gelen uzun ve yapılı genç adamı gördü. “Bugün erken çıkıyorsun, bir sıkıntı mı oldu?” dedi Arın Kalenderan. O, Pars’ın tek varisiydi. Bu işin ona da dokunacağını biliyordu hatta belki en çok ona dokunacağını. Çünkü Arın’ın Pars’dan başka kimsesi yoktu.

Arın Kerem’i hep bir abi olarak görmüştü. Pars onun için neyse Kerem de onun için öyleydi. Arın’ın tek bildiği şey Pars için değerli olan onun için de değerlidir, Pars’ a düşman olan onun da düşmanıdır. İstisna dahi olamazdı.

Kerem düşüncelerden sıyrılarak boğazını temizledi. Elini Arın’ın omzuna koyarak “Yorucu bir gündü evlat. Dinlenmek istiyorum sadece.” dedi.

Arın kaşlarını çatarak “Babamı görmeden mi gideceksin? Seni odasında bekliyordu.” dedi. Kerem tedirgin olmaya başlamıştı. Eğer biraz daha burda kalırsa onun da başı yanacaktı. Sakin bir ifadeyle “ Ben yarın onunla konuşurum, sorun yok.” diyerek Arın’ın cevap vermesine fırsat tanımadan arkasını döndü ve çıkışa ilerledi.

Arın bir sorun olduğunu düşündü. Hem babasını hem de Kerem’i yıllardır tanıyordu ve aralarından su sızmadığını da biliyordu. Özellikle böyle önemli isimlerin mekanda olduğu günde beraber olmaları lazımken Kerem erkenden ayrılmıştı. Bunları babasına anlatması lazımdı. Hızlı bir şekilde Pars’ın odasına doğru ilerledi. Kapıdaki korumalar Arın’ın geldiğini görünce hızla kenara çekildiler. Arın kapıyı üç kez tıklatarak bekledi. İçeriden Pars’ın “Gel!” diyen sert sesini duyunca içeri girdi.

Oda oldukça genişti ama çok az eşya vardı. Odanın en sonunda Pars’ın büyük masası ve koltuğu, masanın önünde de üç tane misafir koltuğu vardı. Hepsi siyahın en koyu tonundaydı. Sadece Pars’ın koltuğu kan kırmızısıydı.

Pars Arın’ın düşünceli bakışlarını görünce “Bir sorun mu var?” diye sordu.

Arın odanın içinde ilerleyip Pars’ın karşısındaki koltuklardan birine oturdu. “Kerem Abi şimdi mekandan çıktı. Telaşlı bir hali vardı. Bu kadar erken çıkması normal gelmedi.” dedi.

Pars Arın’ın sözlerine karşılık kaşlarını çattı. Evet normal değildi. Bugün çok önemli isimler mekandaydı ve en önemli oyunlar bugün oynanacaktı. Kerem’in de bu günü beklediğini sanıyordu. Kerem onun en yakın dostuydu ona olan güveninde asla şüphe yoktu ancak bugün ne olduğunu öğrenmesi gerekiyordu. Arın’a tek bir laf etmeden telefonundan adamlarından birini aradı. Tam o sırada dışarıdan yüksek sesli patlama sesleri gelmeye başladı.

İkiside şaşkınlıkla ayağa kalkıp bellerindeki silahları çıkardılar ve kapıya doğrulttular. Dışardan kıyamet kopuyormuşcasına bağırışmalar ve siren sesleri geliyordu. Siktir, bu ona karşı düzenlenmiş bir operasyondu.

Pars bunu anlayınca vakit kaybetmeden masanın altındaki gizli kapıyı açtı. Arın’a dönerek aceleyle “Hemen bu odadaki tüm önemli evrakları topla ve sonra bu odayı yak! Herhangi bir iz kalmamalı acele et!” diye bağırdı.

Arın hızlıca dediğini yaptı. Cebindeki çakmak ve odadaki kolonya şişesiyle odanın içini ateşe verdi. Pars çoktan kapıdan çıkmıştı. Bu kapı mekanın altından geçerek ormanın derinliklerinde bir yere açılıyordu. Kaçmak için en doğru yol buydu. O da hemen kapıdan geçerek kapıyı içeriden kilitledi ve ilerlemeye başladı.

Bu baskın normal değildi. Onlar çok dikkatliydiler. Yıllardır hiçbir zaman yakalanmamışlardı çünkü adamları çok sadık ve güvenilirdi. Kalenderan’lar karda yürür ama iz bırakmazlardı. Bu işin içinde bir ihanet vardı ve bu ihaneti kimin yaptığını Pars hala farkedememiş olsa da Arın çoktan anlamıştı. Ve Arın’ın şu an bildiği tek şey, babasının bunu öğrendiği gibi Kerem’i yaşatmayacağıydı.

Kerem ise o sırada ülkeden kaçmak için hazırlıklar yapıyordu. Özel Tim ile iş birliği yapmıştı ama yine de hayatını garantiye almalıydı. Eğer Pars o baskından sağ çıkarsa bu işin arkasında kimin olduğunu araştırıp sonunda Kerem’e ulaşacaktı bunu biliyordu. Malikenesindeki önemli her türlü evrağı ve eşyayı toplamıştı. Sadece masasının üzerinde bir USB bellek bırakmıştı. Bu bellekte varisinin kim olduğuyla alakalı bir video vardı.

Evet, Kerem üzerindeki her şeyin yükünü bir varise yüklemişti bu alemden kaçarak. Kerem bu plana giriştiğinde bunu düşünerek bir varis arayışına geçmişti. Varisi en az Pars’ın varisi Arın kadar zeki olmalıydı. Aynı zamanda kaybedecek hiçbir şeyi olmamalıydı. Pars bu işin ardında Kerem’in olduğunu öğrenince onun peşine düşecek ama Kerem’i bulmak yerine varisine ulaşacaktı. Kerem için bu plan kusursuzdu.

Kerem son kez her şeyi kontrol ederek malikanenin çatısındaki helikopterine bindi. Buradan da özel jetiyle yurt dışına kaçacaktı.

İçinden Pars’ın o baskından sağ kurtulmaması için dua ediyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.