JONATHAN
Emery’nin ailesiyle geçirdiğimiz birkaç gün son derece keyifliydi. Onların misafirperverliği, bana gerçekten kendi evimdeymişim gibi hissettirdi. Ancak, bir gün Emery bana sürpriz yapma kararı aldı.
Şaşkındım.
"Adalia, seni biriyle tanıştırmak istiyorum," Emery’in bu sözlerinden sonra daha da meraklanmıştım ve bu yüzden ben de merakla onun peşine takıldım sonrasında ise evin arka bahçesindeki küçük kamelya alana doğru yürüdük.
İçeri girdiğimizde bizden sadece birkaç yaş büyük görünen bir çocuk bizi karşılamıştı.
Saçları Emery ile aynı renkti.
Ben karşımdaki kişiyi süzerken Emery vakit kaybetmeden söze girdi. "Bu da Jonathan, abim,"
Jonathan, uzun boylu, atletik yapılı ve gözlerinde sıcak bir ışıltı olan biri olarak karşımda duruyordu. Jonathan ile ilk tanışmamızda, birbirimize çekingen bir şekilde selam verdik. Sonrasında ise kamelyaya oturmuştuk. Evden gelen bir haykırış sonucu Emery tekrardan ayağa kalktığında anlamıştım ki Jonathan ile baş başa kalacaktım.
‘’Sizi biraz yalnız bırakayım, sohbet edin ben de bir anneme bakıp geleyim, Lily gene sorun çıkarıyor anlaşılan!”
“Seni görmek güzel, Adalia. Emery senden çok bahsetti,” İçtenlikle gülümseyerek söylemişti bunları bana Jonathan.
“Evet, ben de seni duymuştum. Emery harika biri,” diyerek yanıt verdim ben de kendisine.
İlk başta biraz gergindim, ama Jonathan’ın rahat tavırları beni de rahatlattı. Kahvelerimizi yudumlarken, havadan sudan sohbet etmeye başladık. Jonathan, Kanada’daki yaşamından, işinden ve hobilerinden bahsetti. Ben de ona kendi hayatımı ve tatil maceralarımızı anlattım. Sohbet ilerledikçe, aramızdaki gerginlik yerini samimi bir dostluğa bıraktı.
Kamelya ortamı, sıcak ışıklarla ve rahat koltuklarla doluydu. Pencereden dışarıdaki kar manzarasını izlerken, Jonathan ile konuşmak gerçekten keyif vericiydi. Buraya ben bahçe içindeki gizli bahçe, oda da diyebilirdim. Harika bir tasarımı vardı çünkü, tek başına bir kafe gibiydi.
Ben ortamın şahaneliğine göz gezdirirken bir ara, Jonathan bana döndü.
“Kayak yaparken başına gelen kazayı duydum. Gerçekten korkutucu olmalı,” Ben de gülümseyerek ona cevap verdim.
“Evet, biraz öyleydi. Ama burada olmak ve seninle tanışmak, tüm o stresi unutturdu,” Jonathan, gözlerinde anlayışlı bir ifadeyle karşılık vermişti bana.
“Bu bizi mutlu eder,”
Bir süre sonra, sohbetimiz daha derin konulara kaydı. Jonathan’ın hayata bakış açısı ve deneyimleri beni gerçekten etkiledi. O, sadece iyi bir dinleyici değil, aynı zamanda ilginç hikayeler ve görüşler paylaşan biriydi. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan saatlerce sohbet ettik.
Emery, bir süre sonra yanımıza tekrardan gelmişti.
Nihayet!
“Nasıl gidiyor?” Jonathan, gülümseyerek Emery’in bu sorusunu kısa süre içerisinde yanıtladı.
“Harika gidiyor. Adalia gerçekten harika biri,” Emery de aynı şekilde gülümserken aldığım bu iltifat konusunda adeta kalakalmış ve birazcık da kızarmıştım. Ben söyleyecek bir şey bulamazken benim sıramı da çoktan Emery almıştı bile.
“Biliyordum ki, siz iyi anlaşacaksınız,”
O gün, Jonathan ile olan sohbetimiz beni gerçekten mutlu etti. Onunla tanışmak, bu tatilin beklenmedik ve güzel bir sürprizi olmuştu. Emery’in ailesiyle geçirdiğimiz her an, daha da özel hale gelmişti. Jonathan’ın samimiyeti ve dostça tavırları, aramızda güzel bir bağ oluşturmuştu.
Ertesi gün, Jonathan bana şehirde güzel bir kafeye gitmeyi teklif etti. Emery, “Kendi kamelyamızdan sonra bu şehirdeki favori yerimiz,” dedi.
Jonathan ile dışarı çıktık ve şehre doğru yola koyulduk. Kafede otururken, sohbetimiz kaldığı yerden devam etti. Jonathan’ın samimiyeti ve sıcaklığı, kendimi gerçekten özel hissetmemi sağladı. O gün, Jonathan ile geçirdiğim zaman, tatilimin en güzel anılarından biri oldu.
Jonathan ile olan bu samimi anlar, Kanada’daki tatilimin unutulmaz bir parçası oldu. Emery ve ailesi, bana sadece misafirperverlik değil, aynı zamanda gerçek dostluk ve sıcaklık sundular. Bu tatil, beklenmedik sürprizlerle dolu, harika bir deneyim olmuştu benim için.
Ve sonrasında ise artık bıraktığım yere geri dönmeli ve kaldığım yerden devam etmeliydim.
Yurda gitmeliydim. Beş gün sonra ise okul tekrardan başlayacaktı.
…
Kanada'daki o harika tatilden ve Emery'in ailesiyle geçirdiğimiz o keyifli günlerden sonra, yavaş yavaş okula dönme zamanı gelmişti.
Ve öyle de yapmıştım.
Kendimi Kanada’daki aile kucaklaşmasından sonra hızlıca yurda attım.
Ve en az benim kadar hızlı davranan birisi dava vardı.
Wilhelm!
…
‘’Geldin sonunda!’’ Wilhelm pencerenin yanındaki gölgeden aydınlığa çıktığında ona zar zor dönmüştüm. Beni hızlıca kucakladığında boynuna sarıldım.
‘’Özledim, bu sefer gerçekten çok hem de!’’ Wilhelm bu sözlerinden sonra yanağıma bir öpücük bırakıp dudaklarını yanağıma sürtmüştü.
‘’Buradasın.’’ Diyebildim sadece.
O halde geçekten de o an beni kurtarırken gördüğüm Wilhelm gerçek değildi.
‘’Buradayım.’’ Dedi sonrasında da burunlarımızı sürttü.
Onun boynuna daha da sıkıca sarıldığında çoktan dudaklarıma yapışmıştı bile.
…
Arkamdaki duvara sırtım sertçe çarptığında hala Wilhelm’in kucağındaydım.
Ayaklarımla belini daha da sıkıca sardığında öpüşleri daha da seri halini almış ve durmaksızın beni öpmeyi sürdürmüştü.
Dudaklarımdan bir süre sonra ayrılıp boynuma yöneldiğinde fısıldadım.
‘’Dur…’’ Beni iyice duvara bastırıp inletişinin ardından ve de sadece boynuma minik öpücükler bırakmasının ardından lafımı çok kısa sürede geri almıştım.
Boynumu öpmüş gerdanımı öpmüş ardındansa çeneme çıkıp tekrardan alt dudağıma kendi dudakları arasına alarak öpmeye devam etmişti.
Bu sefer ise ağzımdan çıkan kelime de şu olmuştu:
‘’Durma.’’
İşin daha ne kadar ileri gideceği belli iken ve bunun için ona tamamıyla izin vermişken gözlerimi kıstım. Bugün burada, bu yurt odasında…
Onunla birlikte olmak isterken kapının bir anda sertçe kalması bir olmuştu.
Wilhelm beni kucağından indirip uzaklaştığında şaşkınca kapıya bakakaldım. Sert sert çalan kapıyı açtığımdaysa yan odadaki kızları görmüştüm karşımda.
‘’Biraz sessiz olun istersen!? Sesiniz bize kadar geliyor!’’ Bu Lilith idi. Ve bu bunları söyledikten sonra başını içeriye uzatıp etrafı dikizlemekteydi.
Ben onun önüne geçip görüşünü engellediğimde tekrardan bana döndü.
‘’Ya sessiz olun ya da sevgilini alıp buradan biraz uzaklara gidin, sizi dinleyecek değiliz!’’ Bu son sözlerini de ettiği gibi kendi odasına dönmüştü.
Haklıydı.
Tamamen kendimi Wilhelm’e kaptırmıştım. Ve az kalsın yanlış kararlar alacaktım.
Bu Lilith resmen bana gökten düşen ışık olmuştu.
Yol gösterici, aydınlatıcı bir ışık.
Tekrardan Wilhelm’e döndüğümde alt dudağını dişlemekteydi.
Sonrasında yavaşça bana gelerek gülümsedi. Yanağıma bir öpücük kondurduktan sonra aynısını dudağım için de yaptı. Ve ardındansa kulağıma eğilerek fısıldadı. Kulağın arkasındaki bölgeyi öperken.
‘’Sonra görüşürüz öyleyse.’’
Ve ardından rüzgar odada havalanmış, tozlar kalkmış ve ben ise odada tekrardan tek başıma kalmıştım.
Kendimi hızlıca yatağa attığımda telefonumla oynamaya başladım.
Günüm böyle geçmişti. Bir sonraki gün ise Wilhelm ortalarda yoktu. Kendisine ulaşmaya da çalışmamıştım çünkü etrafta olduğu zamanlar ben her zaman kendimi ona kaptırıyordum.
…
Günler geçmiş ve okul açılmasına sadece iki gün yani sadece bir hafta sonu kalmıştı.
Emery ise ortalarda yoktu.
Onu aramak için telefonuma yeltendiğimde ise o benden önce davranmıştı.
Şu an telefonum çalıyordu ve arayan kişi ise Emery’di.
…
Nihayet aramıştı kaçak!
Gülümseyerek telefonumu açtığımda hızlıca selam verdim ona.
‘’Heyy! Kaçak neler oluyor neredesin, iki gündür arayıp da sormadın. Gelirsin sanıyordum?’’ Benim bu söylediklerimi umursamamış gibiydi. Ya da aklında bambaşka bir şey vardı ki ben o şeyi bilmiyordum.
İç çekişi kulaklarımın içine dolduğunda dikkatlice onu dinlemeye başladım.
Bir şeyler anlatacağı besbelliydi.
Ve de bir şeyler olduğu kesindi.
İşte bu da besbelliydi.
…
Telefonda ufak bir sessizlik oluştuğunda sakince nefes vererek sordum.
‘’İyi misin? Neler oluyor.’’ Sessizlik artmaya başladığında sözlerimi sürdürdüm.
‘’Bana anlatabilirsin Emery.’’ Ve o an telefonun ardından gelen hıçkırık sesiyle dondum kaldım.
Anlattıklarından sonra da tıpkı onun gibi, onun kadar kahrolmuştum!
‘’Abim… Jonathan. Hastanede, durumu da çok ağır!’’
…