Christopher, şehrin üzerine çöken karanlığı seyrediyordu. Şatosunun en yüksek kulesinde, pencereleri açık bir odada oturuyordu. Elinde, kırmızı şarap dolu bir kadeh vardı. Ama onun içtiği şarap değildi. İnsan kanıydı. Christopher, bir vampirdi. Ama sıradan bir vampir değil, en güçlü ve en korkulan vampirlerden biriydi. Verona'nın efendisiydi. Şehrin dışında, ormanın içinde, yüzyıllardır ayakta duran eski bir şatoda yaşıyordu.
O, insanlara acımayan, merhamet duymayan, sadece kendi zevki için yaşayan bir canavardı. İnsan kanıyla besleniyor, geceleri avlanıyor, gündüzleri ise şatosunda saklanıyordu. Kimse onun varlığından haberdar değildi. Ama onun yaptığı katliamlar, bölgede efsanelere konu olmuştu.
Christopher, kadehini bitirdi. Sonra, pencereden dışarı baktı. Şehrin ışıkları, karanlığı yarmaya çalışıyordu. Ama Christopher, bunun boş bir çaba olduğunu biliyordu. Çünkü o, karanlığın efendisiydi. O, geceyi yönetiyordu. O, ışığı söndürüyordu. Christopher, gülümsedi. Sonra, ayağa kalktı. Paltosunu giydi. Şapkasını taktı. Sonra, odadan çıktı. Merdivenleri indi. Şatonun kapısına geldi. Kapıyı açtı. Sonra, dışarı çıktı. Atını çağırdı. Atı, hemen yanına geldi. Christopher, atına bindi. Sonra, şehre doğru yola koyuldu.
Christopher, şehre vardığında, gece yarısı olmuştu. Şehrin sokakları ıssızdı. Christopher, rastgele bir eve girdi. Evde, uyuyan bir aile vardı. Christopher, onları tek tek öldürdü. Sonra, kanlarını içti. Ama bu onu tatmin etmedi. Daha fazla kan istiyordu. Evden çıkıp, başka bir eve girdi. Bu sefer, karşısında uyumayan bir kız buldu. Kız, şöminenin önünde, bir kitap okuyordu. Christopher, kızı görünce, dondu kaldı. Çünkü kız, çok güzeldi. Siyah saçları, kahverengi gözleri, açık teni vardı. Ama onu güzel yapan, sadece bunlar değildi. Kızın, bir ışığı vardı. Saf ve masum bir ışık. Christopher, böyle bir ışığı hiç görmemişti.
Kız, Christopher'ı fark etti. Onu görünce, korktu. Ama kaçamadı. Christopher, ona doğru yaklaştı. Kızın boynunu ısırmak üzereyken, kızın gözlerine baktı. Kızın gözleri, korku ve üzüntüyle doluydu. Ama aynı zamanda, bir merak ve bir umut da vardı. Christopher, kızın gözlerinde, kendini gördü. Kendi geçmişini, kendinden önceki hayatını, kendini kaybettiği anı gördü. Christopher, birden durdu. Kızı ısıramadı. Onu bıraktı. Sonra, geri çekildi. Kızın gözlerinden, bir damla yaş aktı. Christopher, o yaşın, yüreğine dokunduğunu hissetti. Bir şeyler değişmeye başladı. Christopher, kızın adını sordu.
"Violet." dedi kız.
"Violet." diye tekrarladı Christopher. "Benim adım Christopher."
"Christopher." diye fısıldadı Violet.
Christopher, Violet'in elini tuttu. Onu kaldırdı. Sonra, ona gülümsedi. "Seni buradan çıkarmalıyım. Seninle konuşmalıyım. Seninle olmalıyım." dedi.
"Ben... Ben neden?" diye sordu Violet.
"Çünkü... Çünkü sen çok özelsin. Senin bir ışığın var. Beni etkileyen bir ışık. Beni durduran bir ışık. Beni değiştiren bir ışık." dedi Christopher.
"Beni değiştiren bir ışık mı? Ne demek istiyorsun?" diye sordu Violet.
"Seni gördüğümde, bana bir şeyler hissettirdin. Bana, hiç hissetmediğim şeyler hissettirdin. Bana, unuttuğum şeyleri hatırlattın. Bana, kaybettiğim şeyleri geri vermek istedin. Sen... Sen bana, aşkı hissettirdin." dedi Christopher.
"Aşk mı? Sen... Sen beni seviyor musun?" diye sordu Violet.
Christopher, Violet'in sorusuna cevap verdi. "Evet, seni seviyorum. Seni ilk gördüğüm anda aşık oldum. Seni bırakamam. Seninle olmak istiyorum. Lütfen, bana bir şans ver. Lütfen, beni anlamaya çalış. Lütfen, benimle gel." dedi.
Violet, Christopher'ın sözlerine inanamadı. Onun, kendisine aşık olduğunu duyunca, şaşırdı. Ama onun, kendisine samimi olduğunu da hissetti. Onun, kendisine yakın olmak istediğini de gördü. Violet, Christopher'ın kendisine karşı duyduğu hislerin, gerçek olduğunu anladı. Ama onun, kendisine karşı duyduğu hislerin, aşk olduğunu kabul etmedi. Çünkü o, onun bir vampir olduğunu biliyordu. Onun, insanlara zarar verdiğini biliyordu. Onun, kendisine de zarar verebileceğini biliyordu. Violet, Christopher'a korkuyla baktı. Ona, onunla gitmek istemediğini söyledi.
"Hayır, seninle gelmem. Sen... Sen bir vampirsin. Sen, insanlara zarar veriyorsun. Sen, benim ailemi öldürdün. Sen, beni de öldürebilirsin. Sen, bana aşık olamazsın. Sen, bana yalan söylüyorsun. Sen, benden uzak dur." dedi Violet.
Christopher, Violet'in sözlerine üzüldü. Onun, kendisine güvenmediğini gördü. Onun, kendisine inanmadığını duydu. Onun, kendisine uzak durmak istediğini hissetti. Christopher, Violet'e yakarışla baktı. Ona, onunla gitmesi için yalvardı.
"Lütfen, Violet. Lütfen, bana güven. Lütfen, bana inan. Lütfen, bana yakın dur. Ben, sana yalan söylemiyorum. Ben, sana aşık oluyorum. Ben, sana zarar vermek istemiyorum. Ben, seni korumak istiyorum. Ben, seni mutlu etmek istiyorum. Lütfen, bana bir şans ver. Lütfen, benimle gel." dedi Christopher.
Violet, Christopher'ın sözlerine kararsız kaldı