Yüz yıl önce...
"Kızımı korumanı emrediyorum!"
diye gürledi Kral Luther.
"Prensesi beş dakika bile koruyamam efendim!Lütfen başka bir yoldaşımı seçin!"
diyerek sitem etti Marcus.
"Kızımı sadece fiziksel olarak değil,ruhsal olarak da koruyacaksın evlat!Bu topraklarda olabilecek en iyi koruyucu sensin,sen onun en yakın arkadaşısın."
Marcus,Kral Luther'in söylediği sözler karşısında zor da olsa kabul etmek zorunda kalmıştı.O artık sadece bir kan emici değildi.O artık bir vampir koruyucusuydu...
Günümüzde...
O sabah Prenses Lidya'nın 108. doğum günüydü.Lidya,her yıl Kraliçe olmaya yaklaştığı için hem seviniyor,hem de gençliğinin tadını çıkarıyordu.
Bir hafta önceden hazırlıklar başlamış olmasına rağmen,sarayda curcuna var gibiydi.Tüm hizmetliler bir o tarafa bir bu tarafa koşturup duruyorlardı.
"Sence iyi olacak mı Marcus."
diye sordu Prenses Lidya.
"Elbette efendim,isterseniz ülkedeki bütün vampirler yardımınıza geleceklerdir."
diyerek yanıtladı Marcus.
"Ondan bahsetmiyorum.Beslediğim kanaryanın kanadı incindi.Ne kadar pansuman yapmış olsam da hala hareket etmiyor.
Böyle deyince Marcus,Prenses Lidya'nın narin ellerinin içindeki kanaryaya baktı.Gerçekten de haklıydı,küçük kuş hareketsiz görünüyordu.
Marcus, kuşu biraz daha inceledikten sonra küçük bir tahta parçası ve kumaş bulup Prenses Lidya'nın yanına geldi.
"Eğer bir tahta parçası ile kanadını sabitlersem kendini daha iyi hissedecektir."