İçeriğe geç

Vampir-Köylü

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Vampir-Köylü

Bölüm 1

Giriş

Pencereden sızan güneş ışığı beni gözlerimi açmaya zorlamıştı. Odamda değildim, hastanenin o nostaljik kokusu üstüme sinmişti. Kafamı kaldırdığımda kolumun üzerine yattığımı fark ettim.

Rahatsızlıkla yüzümü buruşturarak doğrulduğumda annemin huzurlu yüz ifadesini görünce ifademi ister istemez yumuşattım. Bir süre koltukta öylece oturup onu izledim. Yüzü solgundu, zayıflıktan kemikleri sayılır hale gelmişti. İlaç parasını yetiştirmekte o kadar zorlanıyordum ki gururumu çiğneyip babamdan da yardım alabilirdim. Saatin sekize yaklaşmakta olduğunu fark edince hızlıca ama sessiz adımlarla oturduğum yerden kalktım. Hırkamı üzerime giyip fermuarı çektikten sonra önceki akşamdan hazırladığım çantamı da sırtıma taktım. Gitmeden önce uyuyan annemin yanına yaklaşım yüzüne düşen perçemlerini nazikçe kenara attım ve alnından kocaman öptüm.

Kulağımda kulaklığım, ellerim cebimde okula giderken bir yandan da ilk dersin edebiyat olmasını kafaya takmıştım. Aklıma bugünü babamda geçireceğim geldi. Beni yargılamayın, onu seviyorum. Sadece başka bir kadınla beraber olması beni rahatsız ediyor. Annem, babam ve ben de çok güzel bir aile tablosu oluşturabilirdik. Buraya kadar kendimden hiç bahsetmedim değil mi? Ben İkra, İkra Öztürk. İsmimi annemin babası koymuş. Onu hiç hatırlamıyorum, ben daha iki buçuk yaşındayken vefat etmiş. Şuan on birinci sınıfa gidiyorum ama bir hedefimin olmaması beni biraz olumsuz etkiliyor. Hafta sonları hastaneye yakın küçük bir kafede garsonluk yapıyorum. Paraya ihtiyacım var. Annem için. O çok hasta…

Okula vardığımda bahçede kimse yoktu. Sinirle dişlerimi gıcırdattım ve adımlarımı hızlandırdım. Saatimi kontrol ettiğimde on dakika geciktiğimi fark ettim. Sınıfımın önünde nefesimin biraz düzene girmesini beklerken içeride öğretmenimin olduğundan emin olmak için sınıfı dinledim. İçerideki sesler aksini söylüyordu. Kesinlikle müdür yardımcımız içerideydi… hapı yuttum…

Kapıyı tıklatarak yavaşça kapı kolunu ittirdim. Sınıf öğretmenimiz masaya yaslanmış bir şekilde sınıfı kontrol ediyordu. Benim içeri girdiğimi duyunca bakışları bu tarafa döndü. Bakışlarındaki endişe ve gerginlik durumun ciddiyetini fark etmemi sağladı. Bana yerime geçmem gibi bir işaret yapınca sesimi çıkarmadan yerime geçtim. Müdür yardımcımız bağırarak konuşmaya devam ediyordu. Geç gelmemi fark etmemiş gibiydi.

“Bu iş kimden çıktıysa gelsin söylesin yoksa hepiniz ceza alırsınız!”

Okula geç kaldığım bu on dakika içinde ne gerçekleşmiş olabilirdi ki? Sıra arkadaşım ve en yakın dostum olan Derin’e baktım. Ona baktığımı hissetmiş olmalı ki bana baktı. Bana doğru eğildi ve kısık sesle bana olanları daha sonra açıklayacağını söyledi. Merakım geçmemişti ama üstelemedim ve usulca onayladım.

Müdür yardımcımız birkaç söz söyleyip sınıftan dışarı çıktıktan sonra öğretmenimiz her zamanki gibi dersini işlemeye koyuldu.

Derste her zamanki gibi kafamı toplayamadım. Aklımda zaten annem ve iş ile ilgili sorularım yokmuş gibi müdür yardımcımızın söyledikleri yer etmişti. Kafamı sıraya koydum ve ders kitabını karalamaya başladım. Hava günlük güneşlikti, baharın gelmesiyle okul bahçesi renklenmişti. Bakışlarım Hüsnü bana doğru bir el hareketi yaptığında ders kitabından ayrılarak ona döndü. Bu çocuk hep yemek düşünüyor, buna yemin edebilirim. O da benim gibi kafasını sıraya yaslamış, çikolatalarından yiyordu.

Bana doğru bir avuç çikolata uzatınca gülümsemeden edemedim ve ikramını kabul ettim.

Bana sonsuzluk gibi süren ders saatinin sonunda teneffüs ziliyle yattığım yerden doğruldum. Derin’e doğru döndüm. Arkamızda oturan Mesih ve Hüsnü de bu tarafa dönünce olayı en kapsamlı Derin’in bildiğine emin oldum. Şaşırmamıştık.

Derin bir nefes aldıktan sonra ellerini birbirine sürterek söze başladı.

“Şimdi, olay şu. Bizim okulun instagram hesabını biri çalmış ve garip bir gönderi paylaşmış.“

Hemen telefonu açıp bana gösterdi. Gönderinin ilan gibi gözükmesi beni şaşırtmıştı. Daha iyi bakabilmek için telefonu elime aldım.

“Bizimle bir oyun oynamak ister miydiniz?

Oynanacak oyun çoğumuzun bildiği Vampir-Köylü olacak. Toplam yirmi kişi oyuna katılabilme şansı elde edecek.

Ödül: 2.200.000 türk lirası!”

Fiyatın büyüklüğü ile gözlerim kamaşmıştı sanki, o an bu ilanın iğrenç bir eşek şakası olduğunu bile düşünmemiştim. Kim bu kadar büyük bir ödüle bir oyun düzenler ki?

“İkra sana sesleniyoruz!”

Mesih’in omzumdan iteklemesi ile kendime geldim.

“Evet, özür dilerim. Ne diyordunuz?”

“Ben katılalım diyorum. Kaybedecek bir şeyimiz yok nasıl olsa.”

Hüsnü’ye hak vererek başımı salladım. O sırada yan sınıftan Derin’in ikizinin yani Eren’in geldiğini gördüm. Kardeşinin arkasında durmuş Derin’in omuzlarını kavramıştı.

“Oğlum müdür yardımcısı ne kadar sinirliydi fark ettiniz mi? Bir an hesabı çalan kişi benim sandım.”

Derin gözlerini devirerek benden telefonunu geri aldı.

“Ben katılmayalım diyorum. Ya kötü bir şey olursa?”

Mesih’in bu sorusuna hepimiz cevabı ters bir bakış oldu. Eren saçlarını geri tarayarak Mesih’in yüz ifadesini taklit etmeye çalıştı. Sonunda yüzüne Mesih tarafından ders kitabı fırlatılması dışında komikti.

Onlar kendi aralarında kavga ederken yüzümdeki gülümseme yavaşça kaybolarak yerini ciddi bir ifade aldı. Cebimden kendi telefonumu çıkartarak gönderinin olduğu sayfayı tekrar açtım ve açıklama kısmını okudum.

“Dikkat! Bu bir oyun ilanıdır, bize katılmak istemez misiniz?

Vampir-Köylü'de yarışan yirmi yarışmacıdan biri olmak istemez misiniz? Tek yapmanız gereken gönderiyi beğenmeniz, daha sonra bir platforma götürülüp oyunu oynayacaksınız. Kurallar basit. Bir vampir ve bir dedektifiniz olacak. Oyun alanında size özel cihazlar verilecek ve oradan rolünüzü öğreneceksiniz. Vampir her tur bir masumu eleyecek ve dedektif istediği zaman tahminde bulunabilecek. Ama eğer yanlış tahminde bulunursa dedektif ve tahminde bulunduğu kişi elenir. Eğer doğru tahminde bulunursa vampir elenir ve geri kalan kişiler oyunu kazanır. Toplam Ödül 2.200.000 türk lirası! Eğer birden fazla kazanan olursa ödül miktarı kişi sayısına bölünür.

Kaybedecek neyiniz var? :)”

Göğsümde bir sıcaklık hissettim. Hırs? Olabilir. Anneme yardım edip babamdan bağımsız yaşamak istiyordum,yardıma muhtaç olmadan. Ve tereddüt etmeden gönderiyi beğendim. İstemsizce kaşlarım çatılmıştı.

"İkra? Ne yapıyorsun?"

Aptalca bir soruydu. Önümüzdeki fırsatı değerlendiriyordum.

“Oyuna katılıyorum. Kazık olup olmaması umurumda değil."

Bu şekilde sanırım ateşi körükleyen bendim. Ortamdaki herkes, neredeyse tüm okul oyuna katılmak için gönderiyi beğenmeye başladı. O gün kafamı derslere veremedim. Oynayacağımız oyunu düşündüm. Ne kadar zor olabilirdi ki? Bu oyunu ilkokulda hep oynamıştık. Artık bir liseli olarak ne değişmiş olabilirdi ki?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.