Jeongguk'dan...
Hayattaki amacınızın ne olduğunu düşündünüz mü? Neyi seviyorsunuz? Neyde iyisiniz? Kendi İkigai'nizi keşfettiniz mi?
Bu ikigai insanın yaşam için anlam ve tatmin duygusunun bir amaca sahip olmasını ifade ediyordu. Japonya'da milyonlarca insan her sabah yataktan kalkmak için nedene, bir ikigai'ye sahiptirler.
Benim ikigai'm ise video oyunlarıydı.
Gözlüğümün camına yansıyan elinde silahıyla yürüyen karakterimi kontrol ediyordum. Parmaklarım klavyede ezbere bildiği tuşlara basarken sağ elim fareyi kullanıyordu.
Bağımlılıktı bu oyunlar ve yıllardır oynuyordum doyasıya. Hatta üniversiteside yazılım okuyup kendi oyunumu tasarlamakla uğraşmıştım.
Kod yazmak kadar zevklisi yoktu fakat o kadar uğraştırıyordu ki diğer oyunları oynayacak vaktim olmuyordu ve bende bıraktım.
Şimdi oyunlarda rank kasıp ileri seviyeye ulaştığım hesapları satıyor, bazende e-spor turnuvalarına katılıyor, gelirimi sağlıyordum.
Bu nedenle benim için her şey sanaldı. Kurduğum arkadaşlıklar veya iletişime geçtiğim insanlar. Evden çıkmamı gerektirecek tek şey buzdolabımdaki boşluklar olurdu.
Bazende iki tane baş ağrısı çocukluk arkadaşlarım zorla dışarı çıkarır, güneş ve temiz havayla buluşmama, insanlarla sözlü iletişim kurmama sebep olurlardı. Koca adam olduğum halde bu asosyalliği anlamadıklarını söylerlerdi.
Asosyal falan değildim, benim işim bu olduğu için neden insan içine karışayım ki? Temiz hava da penceremden esiyordu ne de olsa.
Diğer alfalar kendine omega bulup mühürlemek ile ilgilenirken beni hiç heveslendirmiyordu bu işler.
Saklandığım yerden fırlayıp önümdeki enayinin kafasına sıktıktan sonra kulaklığımın mikrofonuna bağırdım. "Ace!"
"Siktir Jeongguk, o neydi öyle?" Takımımdaki Yoongi'nin sesi kulaklığıma ulaştığında dudağımın kenarı yukarı kıvrıldı.
Karşı takımdaki beş kişiyi de ben öldürmüş, durumu eşitlemiştim ve bu son turdu. Klavye seslerim kulağıma oyunun sesinden dolayı ulaşmıyordu. Son turun heyecanı bambaşkaydı özellikle de berabereysek.
Anlamadığım bir anda vurulduğumu fark edince "Sikeyim nereden geldi orospu evladı?!" diyerek sövmeye başladım. Takımda ilk vurulan olmak leş gibi hissettiriyordu.
"Bizde merak etme." Hyungumun gözünden maçı izlemeye başladım ve dudaklarımı ısırıyordum. "Ah, lanet olsun!" O da vurulmuştu ve diğer iki kişide vurulunca kalan son oyuncuya baktım.
Tamam kaybettik.
Kolsuz Jimin'e kaldıysa iş kesinlikle kaybetmiştik. Bir yere sığınmıştı ve eminim ki fareyi tutan eli titriyordu.
"Hadi bebeğim git ve Spike'ı kur."
Yoongi minik sevgilisini gaza getirmeye çalışıyordu fakat boşuna olduğunu biliyordum. Karşı takımda kalan iki kişi kesinlikle onu vuracaktı.
"Çıkamam vuracaklar beni." İnce sesiyle konuştu.
"Hayır yapabilirsin kur oraya onlar seni bulmadan." Yoongi nasıl böyle sakin kalıyordu bir türlü anlamıyordum.
Yerinden fırlayan Sage karakterini oynatan Jimin tatlı alfasının gazına gelmişti. "Duvar kur bebeğim." Yoongi'nin dediklerini dinleyip duvar oluşturdu ve hemen Spike'ı kurmaya başladı.
İçime bir an olsun umut doğmuştu ve bekliyordum. Çok az kalmıştı belki de başarabilirdi.
Jimin'e umut bağlayan kafamı sikeyim.
"Oha, nereden geldi bu ya?!" Karakteri yere yığılıp maçı onlara verdiğimizde sadece şirin ve şaşırmış bir biçimde konuşmuştu ve bu beni deli etmişti.
"Senin bot gibi oynayan ellerini sikeyim Jimin. Bir daha seninle maça girenin babalarını siksinler!" Gereksiz bir şekilde yükselmiştim. Ama elimde değildi çünkü fazla önem veriyordum. Ve onlarda bunu biliyorlardı.
"Jeongguk abart istersen." Sevgilisinin ağlayacağını bildiğinden beni susturmaya çalışıyordu.
"Siktir et Yoongi bu göt Jeon ile mi uğraşacaksın? Klasik Jeongguk işte. Ben çıkıyorum."
Umursamadan yeni maça giriyordum ve o ikisi çoktan çevrim dışı olmuştu. Benim bu hallerime alışık olduklarından pek iplemedim.
Karakter seçimi kısmına geçince hemen Reyna karısını seçtim ve bekledim.
Ve işte girmiştik. Satın alma evresinde silah seçiyorduk ve biri konuşmaya başladı. "Selam Koreli var mı?"
"Güney Kore sunucusundasın aptal orospu."
"Senin babanın götüne demir çubuk sokarım lan sen kime aptal orospu diyorsun sesini siktiğim?!"
Kulaklarımı delecek şekilde bağırdığında sesimi açmadan küfrettim. Harika.
Takımdakilerin birbiri ile kavga etmesi en nefret ettiğim olaydı çünkü oyuna odaklanmak yerine sadece birbirlerine sövüyorlardı ve şimdikiler başlamışlardı, susmuyorlardı. Özellikle Koreli var mı diye başlayan adı bestgamertae olan eleman aralıksız küfür ediyordu.
"Hepinizi banlamadan önce oyuna odaklanın ve sesinizi kesin." dedim ve susturdum onları.
"Sesin bile beni azdırdı sen kesin alfasın." İşte yine konuştu o eleman.
"Oyuna odaklan Yoru." Bu oyunda genellikle ajanların isimleriyle birbirimize hitap ediyorduk.
Maç başladı ve hızlıca etrafı taramaya başladım. "A'ya gelin lan burada hepsi!" Şimdiden sesine alıştığım oyuncunun dedikleriyle hareket edip A'ya yönelttim karakterimi.
İlk ölen karşı takımdandı ve Yoru öldürmüştü.
Ve bir kişi daha.
Ve bir tane daha.
Sevinmiştim çünkü sonunda düzgün oynayan biriyle aynı takımdaydım. Saklanmış oyuncuyu görünce yanına geçtim. "Hoş geldin lan Reyna!"
"Hoş buldum bebeğim." Yanlışlıkla ağzımdan çıkan son kelimemle dudağımı ısırdım ve hemen önümdeki adama sıktım ve Yoru'yu korudum.
"Ne? Bebeğin miyim gerçekten?!" Aniden cıvıldayan sesi ve karakteriyle önüme gelip durması şaşırmama sebep olmuştu. Derin sesi çok tatlılaşmıştı.
"Yuh, o silah kaplaması ne öyle bana versene!" Güldüm. Bilmiyorum ama gülmeme sebep olmuştu. "Al bakalım." diyerek bıraktım silahımı ve o da kendi silahını bana saldı.
"Bu çok fiyakalı lan, çok pahalıydı bir de." Elindeki silahla hemen saklandığımız yerden çıktı ve ilerledi. Son kişiyi öldürmeye baya hevesliydi anlaşılan.
Diğer üç takım arkadaşımız ne bok yiyordu bilmiyorum ama hiçbir işe yaramıyorlardı.
"Hah! Geber bot!" Ve son kişiyi de öldürerek ilk maç sayısını bize kazandırdığında gözümde iyi bir yere çıkmıştı.
"Ne taşşaklı oynadım be, değil mi Phantom Jeon?" Kullanıcı adımla bana seslendiğinde onu onayladım.
"Ya bana bir kere daha bebeğim dersen bu el Ace atarım ve şu ejderha kaplamalı silahı verirsen, hmm?" Tekrar şirin bir şekilde sesi kulağıma ulaştığında sesim açıkken güldüm ve karakteri yanıma gelip önümde zıpladı.
"Al bebeğim." diyerek silahı ona saldım. "Benden önce ace atacaksın ama?"
"Hah, ben görüp görebileceğin en iyi oyuncu omegayım."
"Siktir bu tüm sülaleme söven piç bir de omega mıymış?!" İlk başta atıştığı eleman konuştu aniden.
"Ne var? Yoksa kurdun omega tarafından sövülmeyi kaldıramadı mı Omen?"
Yeniden birbirlerine girdiklerinde maç başladı ve Yoru sessizleşip teker teker düşmanları mıhlamaya başladı.
Önümdeki adama birkaç el sıktıktan sonra Yoru'ya saldım ve o öldürdü. "Killini çalmak gibi oldu ama."
Normalde asla yapmayacağım bir şeyi yapıp ona salmıştım ama Ace atmak istiyordu. Yani karşı takımdaki beş kişiyide o öldürmek istiyordu.
"Sorun yok bebeğim." Tekrardan ona böyle seslendiğimde bir ah sesi kulağıma çarptı.
"Reyna şu omegaya yürüme amına koyayım, kendini parmaklamaya başlar sonra tüm inlemeleri yüzünden maç piç olur."
"Lan kes ben kendimi parmaklayarak bile senden daha güzel oynarım sikik bot!"
"Sen oyuna odaklan bebeğim şu herifin dediklerini takma." Oyun güzel gidiyorken bunların kavgaları yüzünden kaybetmek istemiyordum.
"Tamam biricik alfam."
Alfam.
Asla birinin alfası olmak istemediğim gerçeği zihnime dolduğunda sesimi kapattım.
Boşluğuma gelmişti, sesi ve oynayış tarzı hoşuma giden omegayı bir kelimeyle dizginlediğimi fark ettiğimde susmam gerektiğini anladım.
Bu bir oyundu, bir maçtı. Yüzünü görmediğim ve ülkenin öbür ucunda bile olabilecek herhangi birine bebeğim demek saçmalıktı, benim için saçmalıktı yani.
"Ace! Ace attım bak Reyna!" Ve heyecanlı sesi yine kulaklığımda yankılandı.
Ben ise sustum. "Hey orada mısın?"
Tekrar satın alma evresine girince önüme geçti. "Konuşsana yaa!"
Takmadan silahımı seçtim ve maç başlayınca tek odağımı maça verdim.
"Terk edildim arkadaşlar." Kendini fazla kaptırmış olacaktı ki oyun performansı bir anda düştü ve ilk o öldü. "Neden sustun ki bir anda?"
Gerçekten hayal kırıklığına uğramış olabilir mi diye düşündüm bir an olsun fakat odağımı kaybetmemem gerekiyordu bu nedenle seslerini kapattım.
Chate yazmaya başlamıştı.
bestgamertae:hey phantomjeon neden sesini kapattın:(((
bestgamertae:bak çok üzülürüm ben şimdi:'(((
bestgamertae:benim gibi bir omeganın duygularıyla nasıl oynarsın!!!
Karakterimi ilerletirken yazdıklarını okuyordum.
Tanrım, cidden bu kadar fazla takılması normal değildi. Birkaç maç sonra bir daha konuşmayacaktık zaten.
Tabii bu eleman benimle tekrar oynamak isteyecek ve arkadaşlık atacaktı, kesin.
phantomjeon:oyuna odaklanmam lazım bebeğim.
Duramamıştım ve o son kelimeyi yeniden kullanmıştım nedenini bilmeden.
bestgamertae:aaa, çok korkuttun beni
bestgamertae:bebeğinde oynuna odaklansın o zaman
Son kez chate baktıktan sonra oyuna devam ettim ve Yoru tekrar eskisi gibi adamları gebertiyordu.
İşte şimdi keyfim yerine gelmişti.
Ace üstüne ace attık birlikte. Konuşmadan bile anlaşmıştık ve bu benim aşırı hoşuma gitmişti.
Son kurşunu da atıp kazandığımızda derin bir nefes alıp kulaklığı çıkararak masaya koydum.
Beyaz tenim kızarmıştı. Her zaman kızarırdı. Özellikle kulaklarımın tonu en koyu kırmızıdan olurdu.
Yemek molası vermem gerektiğini düşündüm ve direkt oyundan çıktım.
Zafer sarhoşluğuyla tamamen o omegayı unutmuştum.
Ta ki birkaç saat sonra telefonuma gelen Instagram istek mesaj bildirimine kadar.
bestomegatae
sesin azdırmıştı
yüzün ve vücudun da ıslattı
Jeon Jeongguk
sera





