İçeriğe geç

vacant, erizou

Bölüm 1 · 7 dk okuma

vacant, erizou

Bölüm 1

rainbow in black and white movie

Vacant erkek yetiştirme yurdu.

Tüm kızlar, çevre illerdeki kız yetiştirme yurtlarına yerleştirilmişken açıkta kalacak kadar şanssız olan tek kişi ben değildim.

Yıllardır beraber yaşadığım oda arkadaşlarım başka yurtlara nakil edilmişti. Her zaman çekingen bir insan değildim. Son üç yıldır oluyordu tüm bunlar. Annem, babamı öldürüp hapse girdikten sonra yani. Bir başına kalmış sahipsizin tekiydim işte.

Annemde sevmezdi beni zaten.

Yanımda gelen diğer iki şansız kızı pekte tanıdığım söylenemezdi. Birinin adı Reika Saionji idi. Süslü ve para aşığı bir kız olduğunu duymuştum. Yurdumuzda epey sevilen bir kızdı kendisi.

Onunla aynı liseye gitmiyordum. Yinede yurtta odalarımız yan yanaydı. Diğer kız ise, onu hiç tanımıyordum. Daha önce gördüğümden emin bile değildim.

Kesinlikle, Reika'da benim hakkımda böyle düşünüyordur. Yemek vakti dışında odamdan pek çıkmazdım. Neyseki oda arkadaşlarım fazlasıyla hareketli insanlardı.

Yinede hiç bir zaman arkadaş olmayı beceremedik. Belkide ben beceremedim.

Aslında bu yurda gelmemiz kesinlikle saçmalıktı. Erkeklerle dolu bir yurttu burası sonuçta. Ayrıca eski yurdumuzada bir hayli uzaktaydı. Doğal olarak lisemede oldukça uzaktı.

Sadece herhangi bir erkekle aynı odada kalmamayı diliyordum.

"Hadi kızlar, ne yavaşsınız." Diye tekrar söylene söylene yürümeye başladı müdire hanım. Esmer ve yeşil gözleri vardı. Balık etli bir kadındı. Bina kesinlikle eskiydi. Yerler gıcırdıyordu.

Kadın bizi en üst kata çıkarttı. Ardından elinde, en az yirmi anahtar olan anahtarlığı bize gösterdi. Tahta kapıyı açtı ve eliyle içeriyi işaret etti. "Oda 526. Sadece üçünüz olacaksınız merak etmeyin." Diye endişelerimizi gidermeye çalıştı kadın. Ardından ceketinin cebinden üstünde yalnızca bir anahtar olan üç anahtarlık çıkarttı. Sonrasında ise anahtarlıkları bize uzattı. Çekinerekte olsa birine elimi atıp aldım, göz ucuyla odaya baktım.

Yerler kesinlikle fazlasıyla eskiydi. Kapıda öyle. İki ranza vardı. Dört kişilik bir odaydı. Ve eski yurdumuza kıyasla fazlasıyla büyüktü. Her birimiz için ayrı çalışma masası vardı. Dolap ise çalışma masaları ile bitişikti.

"Odanıza yerleşin. Yaklaşık bir saat sonra buraya bir öğrenci göndereceğim. O size okulu tanıtır sonrada yemekhaneye getirir." Diye açıklamada bulundu müdire hanım. Kadını onayladıktan hemen sonra gitmişti.

Herkes yataklardan birine yerleşti. İki kızda ranzanın üst katına yerleşirken, ben Reika'nın yatağının altındaki yatağa yerleşmiştim. Sarı saçlı adını bilmediğim kız, "İstersen bu yatağa gelebilirsin. Ben aşağıdada yatabilirim." Dedi sevecen bir sesle.

"Hayır, teşekkürler." Gülümseyerek teklifini geri çevirmiştim.

...

"Merhaba, arkadaşlar!" Dedi kapımızın önünde bağırarak konuşan, kısa boylu oğlan. Sanırım, müdirenin gönderdiği öğrenci olmalıydı. "Ah, merhaba." Dedi Reika gülümseyerek. Ardından "Bize okulu gezdirmeye geldin değil mi?" Diye emin olmak için bir soru yöneltti. Oğlan başıyla bizi onayladı.

Sonrasında "Hadi, gidelim!" Dedi devasa gülümsemesiyle. Odadan çıkıp kapısını kilitledikten sonra çocuğun peşinden gezmeye başladık.

"Bu arada ben, Shou Oota." Diye kendini tanıttı oğlan. Ardından, "Bende, Reika Saionji." diye sohbeti devam ettirdi, Reika. "Rina Morita." Diye kendi ismini söyledi genç kız. Onunda adını öğrenmiş olmuştum. "Erika." Diye mırıldandım.

"Efendim?" Diye bağırdı Shou. Duyamamış olmalıydı. O sırada arkamızda kalan kapılardan biri açıldı ve içeriden Shou'nun kafasına bir terlik uçtu. "Sesssiz ol, ahmak!" Shou acıyan kafasını eliyle tuttu. Ardından ufak bir kahkaha atarak. "Bu hep başıma gelir..." Diye durumu açıkladı.

"Adım ne demiştin?" Diye bana tekrar aynı soruyu sordu. "Erika, Erika Takatou." Dedim biraz daha yüksek bir sesle. "Tatlı bir isimmiş." Dedi Shou. Zıplaya zıplaya bizi gezdirmeye devam etti.

...

"İşte burasıda yemekhane!" Dedi son olarak. "Hadi, içeriye girelim. Sonra bu barzolardan bize yemek kalmaz!" Diye uyarırcasına söylendi.

İçeriye girdiğimizde gerçekten bir anlığına cezaevinde olduğumu düşündüm. Ciddi anlamda içeridekiler uyuşturucu baronu gibiydi.

Reika, tiksinir gözlerle içeridekilere göz gezdirdi. Ardından koluyla beni dürttü. "Sağdakine bak! En az on yıl yatarı var." Dedi gülmemeye çalışırken. Söylediği şeye kıkırdadım.

"Neye gülüyorsun, gül kurusu?" Arkamızdan gelen sese döndüğümde kafamı hemen duymamışım gibi geri çevirdim. Ciddi anlamda cezaevindeydim sanırım. Benimle konuşmaya çalışan kişi pekte sohbetin devamını önemsememiş olacak ki tekrar bir şey söylemedi.

"Hadi, gelinde oturalım." Dedi Shou. Burada pekte bağıramıyor gibiydi. Ayrıca sanırım birazda korkuyordu. En kuytu köşeye kadar götürdü bizi. Karanlıkta kalmış eski masaya oturduk.

"Neden onlar orada otururken, biz bu karanlıkta oturuyoruz?" Diye sordu Rina somurtarak. "Burada her şeyi statü belirler. Ne kadar güçlüysen, o kadar iyi imkanların olur." Dedi Shou durumu açıklamaya çalışarak.

Masaya oturduk. Masada bizden başka üç kişi daha oturuyordu. Shou onlara döndü. "Çocuklar, kızlar bugünlük bizimle oturacak." Söylediği şeyle şaşırmıştım. Bugünlük mü? Diğer günler nerede oturacaktık? Belkide yalnızca ağzından kaçmıştı. Masada oturanlar, oğlanı sessizce onayladı.

"Kızlar, bu sarı saçlı Aoto." Diye arkadaşlarını tanıtmaya başladı, Shou. Ardından uzun boylu oğlanı gösterdi. "Bu da Tagi."

"Ve şu da Suguro. Ama ona pek bulaşmasanız iyi edersiniz. Biraz sinirlidir." Cümlesini bitirir bitirmez ufak bir kahkaha atmıştı. Suguro denen oğlan öfkeyle çatalını masaya sapladı. "Kes sesini, zibidi!" Diye bağırdığında tüm gözler bu tarafa dönmüştü.

"Vayy, cici kızlar gelmiş demek." Dedi alaycı bir ses. Shou, korkuyla bize oturmamızı işaret etti. Oğlan kolunu Reika'nın omzuna attı. "Bir ara takılmaya ne dersin?" Cıvık sesi Reika'yı oldukça rahatsız etmiş gibiydi.

"Alberto, onu rahatsız ediyorsun." Dedi Shou tüm cesaretiyle. "Emin ol, senide rahatsız etmemi istemezsin Oota. Bu yüzden sesini kessen iyi olur." Oğlanın tehditkâr sesi Shou'yu susturmaya yetmişti.

Masadaki oğlanlara baktım. Hiçbir tepki vermiyorlardı. Sinir bozucu robotlar gibilerdi. "Lütfen, kolunuzu üzerimden çeker misiniz?" Dedi Reika oldukça kibar davranmaya çalışarak. Alberto denilen herif hâlâ kolunu kızın omzunda tutmaya devam ediyordu. Eli hareketlenmeye başladığında Reika'da kendini kurtarmak için hamle yapmaya başlamıştı.

Oğlanın kolunu tuttum. "Sana yapma diyor." Dedim öfkeyle oğlana bakarken. Alberto sinirle beni süzdü. "Kıskanmana gerek yok tatlım. Size kişi başı en az yirmi erkek düşüyor zaten." Diye iğrenç bir çıkarımda bulunduğunda son ani bir patlamayla tuttuğum kolunu ters çevirdim. Alberto, acıyla Reika'yı kenara itti. Karın boşluğuna tekme attığımda masalardan birinin üzerine düşmüştü.

"Kes şunu."

Alberto'nun üstüne düştüğü masada oturan kırmızı tişörtlü oğlandı konuşan. İki yanında ona benzeyen iki çocuk daha olduğu gözümden kaçmamıştı. Üçüz olmalıydılar.

Shou koşarak yanıma geldi. "Erika, onlarla sakın konuşma! Onlar şeytan üçüzler." Diye uyardı beni.

Şeytan üçüzlermiş. Burayı 51. Bölgeye çevirmişler iyice. Kendimi mapushanede gibi hissediyordum.

"Arkadaşıma taciz girişiminde bulundu." Diye durumu açıkladım. "Yemeğimi yere döktün ve hâlâ konuşmaya nasıl cürret ediyorsun?" Dedi sinirli ama oldukça sakin görünen sesiyle.

"Sen yerden az yememişsindir." Dedim kendimi tutamadan. Dilimi gerçekten eşek arıları sokmalıydı. Dayak yememe az kalmıştı.

Oğlan ayağa kalktı. Üzerime yürüyeceği sırada yeşil tişörtlü kardeşi bileğinden yakaladı ve onu durdurdu. Tanrı beni seviyordu.

"O yapması gerekeni yaptı, Ouzou." Dedi sessizce. "Onun yüzünden tüm gece aç kalacağımız yetmiyormuş gibi birde bana cevap veriyor!" Dedi Ouzou denen oğlan öfkeyle.

"Kesinlikle onu bir güzel pataklamalı, Ryuuji." Dedi sarı saçlı oğlan, diğer kardeşini savunarak. "O bir kız, Kota." Bu şekilde hepsinin adını öğrenmiştim.

"O kız az önce koskoca Albertoyu masamıza fırlattı." Dedi Kota hâlâ bana pis pis bakmaya devam ederken. "Kendisi düştü." Diye kendimi savundum kollarımı göğsümde bağlayarak.

"İyi ya, artık Alberto'nun yerinde oturabilir." Dedi Ryuuji pervazsızca. "İstemez." Diye mırıldandım söylenerek. Ryuuji gözlerini devirerek, "Biraz daha zorlarsan, ikisinden biri üzerine atlayacak. O zaman ben bile tutamam söyleyeyim." Dedi uyarırcasına.

Kırmızı tişörtlü oğlan hâlâ beni dövecekmiş gibi seyrediyordu. Korkunç.

Masama geri döndüm. "Erika, üzgünüm!" Dedi Reika mahcubiyet içinde. "Sorun değil." Dedim ufak tebessüm ederek. Ardından tabağımı elime aldım. "Ne yapıyorsun?" Diye sordu Shou korku içerisinde. "Yemeğimi şu kırmızıya vereceğim. Aç gibi gözüküyor." Dedim bıkkınlıkla.

"İyi ama sen ne yiyeceksin?" Dedi Rina telaşla. "Mühim değil. Genelde akşam yemeği yemem zaten." Diye mırıldanarak üçüzlerin masasına ilerledim. Ardından peşimden tabağıyla gelen Reika'yı gördüm. "Bende diyetteyim zaten. Prinç yemek istemiyorum. Bunuda onlardan birine verelim." Dedi gülümseyerek.

Kesinlikle iyiliğe değecek insanlara benzemiyordu. Yinede iyilik yapıyordum. Sonuçta az birazda olsa suçum vardı.

"Biz yemeyeceğiz. Aç kalmanıza gerek kalmadı." Dedim sahte ve oldukça samimiyetsiz gülümsememle tabağı masaya koyarken. "Gerek yok." Dedi oğlan somurtkan bir ifadeyle.

"Pirinç sevmiyoruz." Dedim kısa keserek. Aslında prinçi çok severdim.

Reika'da tabağını, Ryuuji'ye uzattı. "Teşekkürler." Dedi oğlan gözlüğünü düzelterek. "Ee ben?" Dedi Kota sorgularcasına.

Gözlerimi devirdim. "Burada üç kişi mi görüyorsun?" Diye oğlanı azarladım. "Yani yine aç kaldım " dedi Kota öfkeyle kafasını masaya gömmeden hemen önce. Reika, oğlanın haline üzülmüş olacak ki öfkeyle beni izleyen Alberto'nun tabağını aldı ve tekrar yanımıza geldi.

Alberto öfke patlaması yaşıyordu. Yinede buraya yaklaşamıyordu.

"Aç kalmana gerek kalmadı." Dedi Reika sevecen sesiyle. Fazla iyi niyetliydi. Kota az daha beni dövdürtüyordu! "Aç kalsa daha iyiydi." Dedim söylenerek. Ardından Kota'ya yargılayıcı bakışlarımı gönderdim.

"İnsanlara iyilik yapacağına, kendini savunmayı öğren." Dedi Kota memnuniyetsiz bir tavırla. Reika'nın gülümseyen yüzü anında düşmüştü. "Boğazında kalır umarım." Diye kendi kendine mırıldandı.

"Kibarlık parayla mı burada?" Diyerek tersledim oğlanı. "Enayilik bedava sanırım." Diyerek ya

nıtladı beni. Elimi masadaki çatallardan birine attığımda, Ouzou elini elimin üstüne kapattı.

"Seni öldürür."

...

Bölüm sonu

2 yorum

  • Çok güzeldi ya 2.bölümü beklemem gerektiğini hatırlayınca üzülüyorum 🤧