İçeriğe geç

UZUN MASA

Bölüm 1 · 4 dk okuma

UZUN MASA

Bölüm 1

UZUN MASA

Gecenin tüm soğuğunu çekmiş taş duvarlara yaslanan adam, güneşin doğuşunu izlerken şapkasını kafasına iyice oturtup kırlaşmaya yüz tutmuş uzun saçlarını geriye attı.

Kendisine yeni bir ev haline gelen Katolik mabedinin görkemli çanından duyulan güçlü seslerle kendine gelip ağır ağır kilisedeki köhne odaya ilerledi.

Ah Leonardo! İhtiyacı olan ilhamı beklerken zamanın ne kadar hızla geçtiğini anlamadı.Yalnız istediği duvar resmi uzun zamandır ortaya çıkmadığı için huysuzlanan papaz farkındaydı. Fakat ne yazık ki papaz sanattan pek anlamıyordu.Güzel bir resmin ertesi güne yahut bir haftaya hazır olabileceği kanısıyla yaşıyordu.

Odasına vardığında yattığı saman dolu şiltenin üzerinde duvarlara dayanmış İncil’den ilham alınan tasviri tabloları kaçıncıya incelediğini bilmeden kısa süre sonra uyandırılmak üzere uykuya dalıverdi. Son hatırladığı Bebek İsa resminin ona bakıyormuş gibi konumlandığıydı.

Kendisini, duyabildiği görebildiği fakat görülüp duyulamadığı bir alemde bulana kadar hiç bir şey hissetmemişti. Uzun bir masanın çevresine dizilmiş 12 iskemle parıldayan bir odanın içinde duruyordu.Leonardo, içindeki dürtüyle iskemleleri tekrar saydığında masanın çevresinde 13 iskemle olduğunu fark etti.Bir tanesi masanın kar beyazı fakat altın işlemeli örtüsünün altına saklanmıştı. Örtü özel bir ipten dokunmuş gibi ışıldıyor çevreye yayılmış güçlü enerjiyi destekliyordu. Masanın üstünde boş kaplar vardı. İçlerinden daha önce yemek yenmemiş , tertemiz boş kaplar. Masanın arkasında bulunan pencerelerden hoş bir manzara gözüküyor,insana büyük bir seyir zevki veriyordu.

Leonardo elini masa örtüsüne sürtüp dokusunu hissetmek istedi fakat başarısız oldu.

Kaseleri incelemek istediğinde ise yine hiç bir şeye temas edemedi telaşlanıp neden böyle olduğuna kafa yormak yerine anın tadını çıkarttı. Dokunamadığı masa örtüsünü çözmek için yere çömelip her bir ilmeği dikkatlice inceledi.İpliklerin yapısından kumaşı tahmin etmeye çalıştı, altın rengi işlemelerin nasıl yapıldığını anlamakla uğraştı. Önceden mutfağında çalıştığı saraydan biraz da şatafata düşkünlüğü yüzünden gönderilmişti.

Fakat dünya üzerinde bu kadar fazla güzel şey varken güzelliğe güzellik katmamak ona göre hakaret sayılırdı. Gözlerini kısmaktan takip edilemez düşüncelerle sarılı başına korkunç bir ağrının saplandığını fark etti. Ağrının izin verdiği ölçüde ölçümlerini yaparken biraz temiz hava almak için kafasını büyük pencerelerden uzatmak istediğinde içerinin ve dışarının hiç bir farkı olmadığını fark etti . Beyni telaş sinyallerini vermeye başlamıştı bile!

Öyle ki sanki şu ana ana kadar nefes alıp almadığı aklına gelmemişken ve şimdi nefes alınacak en ufak bir yer ararken…

Köhne odadaki şiltesinin üstünde gözlerini açtı. Ciğerlerini büyük bir nefesle şişirirken, elini dehşet bir hızla atan kalbinin üzerine koydu. Rüyasında bile olsa ölüm korkusunun insana neler yaptıracağını yaşamak ve görmek istemediğinden erken uyandığı için şükür ediyordu. Hızlı hareketlerle haç çıkarttı. Hiç bir zaman aşırı dindar biri olmamıştı fakat adı üstünde korku! Bütün duygularınızı alt üst edebilecek veya yarım kalmışları pekiştirecek yegane şey. Sürekliliği ise tamamen iradeye kalmış bir şey fakat öyle güçlü ki her seferinde Leonardo’yu alt etmeyi başarıyordu.Sakinleştikten sonra bir daha uyuyamayacağını anladığında şiltesini topladı.Pamuk gecelikleri yerine her zamanki kıyafetlerini giydi. Uzun saçlarının kabarıklığını tahmin edip elleri ile indirmeye çalıştı. Sakallarını sıvazladı , şapkasını kafasının üstüne oturtup herhangi bir horozdan gelecek ötüşü beklerken yaslandığı pencereden defterine vuran ay ışığı ile beraber yıllar sonra da ilham vermeye devam edecek Ornithopterinin* ilk tasarımlarını yapmaya devam etti. O dev kanatlar çizdiğini düşünürken beyni başka bir dev resmi tasarlıyordu.

Güneş doğduğunda anlam veremediği düşüncelerle bezenmiş bir kafayla soluğu papazın yanında aldı. Rüyasında gördüğü uzun yemek masasını ve boş 12 sandalyeyi anlattı 13.yü neden anlatmadığını kendisi de bilmiyordu belki de zaten ondan bıkmış olan papazın üstüne uğursuz damgası yapıştırmasını istemediğindendi.

Tabiki bir papazın düşünceleri onun özsaygısını yitirmesine sebep olamazdı fakat insanların ona olan saygılarını yitirmesine sebep olabilirdi .

Leonardo hayatın para ile idame ettirildiğinin farkındaydı. Yani saygınlık-iş-para üçlemesinde boğulmamak için papaza ihtiyacı vardı. Papaz kendisinden keramet beklenmeyen bu adamın rüyasından da pek bir şey beklemeyerek üstünkörü tabir etti. Beklediği ateşi kendi harladığının farkında değildi elbette. Leonardo son iki yıldır yaptığı gibi kilerden bir şişe şarap ve bir yumurta çıkarıp önüne koydu. Arkasından geçenlerin homurtusu kulağına gelene kadar buhar olup uçuyordu. Sanat için harcanan ufak tefek şeylere bu kadar anlam yüklenmesi pek onun tarzı değildi. ilham geldiği zaman canlı cansız hiçbir varlık onu etkileyemezdi.

Uzun saçlarını paçavra bir kuşakla ensesinde tutturdu, hafif eskimiş keten gömleğinin kollarını dirseğine kadar kıvırdı. Kaşları başlayacağı işin büyüklüğü ile çatılmış, önündeki malzemelere bakarken aldığı derin nefeslerle göğsü inip kalkmıştı. Kilisenin ondan kat kat büyük duvarına ilk fırça darbesini vurdu. Güzel bir renk duvarın içine emilirken diğer fırça darbelerini çağırıyordu. Bir tane daha bir tane daha derken bitmeyen bir tutkuyla devam etti. İşi sadece boyalara bağlı değildi, masada oturan her bir kişi için gerçek profilleri birleştirirken gördüğü insan sayısı süreli artış gösterdi. Kendini tüketene kadar çalıştı. Uzun masa ve on iki sandalye rüyasının neredeyse aynısını ve fazladan ayrıntılarla kilisenin duvarına taşırken, zihnini bir tuval gibi incelikle kullandığı duvar kadar büyüttü. On iki sandalyeyi doldurup, varlığı resmin diğer ayrıntıları kadar gizli on üçüncü bir kişi ekledi masaya.

Günlerce incelediği yiyecekleri birebir işledi.Yehuda’yı çizerken nefretini ve tiksintisini aktardı. Hapishanede ziyaret ettiği suçluların suretlerini işledi. Bir nevi kötülüğün yüze yansıyabileceğini gösterdi. Belki 13.kişinin uğursuzluğundan belki başka bir sebepten şaheser elli yıl sonra pullanıp dökülmeye başladı fakat Leonardo çalışırken 50 yıl sonrasını hesaba katmadan ruhunu ve vücudunu adadı. Özenle çizdiği bacaklar yok olmuş olsa bile dünyanın her yerinde konuşulan ve gizeminin ne zaman çözüleceği bilinmeyen bir eseri çıkarttı.

Leonardo Da Vinci bu dünyaya gizem olarak sadece Son akşam yemeğini ya da Mona Lisa’yı bırakmadı fakat insanoğlu bıraktığı kısmı da çözmede başarılı olamadı. Gözünü açtığı andan kapattığı ana kadar onun gizemine sahip olan tek bir varlık var. Bir insan değil, kimseye benzemez ve benzetilemez. Doğmamış ve doğrulmamıştır ve her canlının hikayesine baştan sona sadece O sahiptir…

*Leonardo Da Vincinin tasarladığı uçan makine.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.