Güneş bugün tekrardan Büyük Hôl Ovası’nın üzerine açtığında, ovanın yerel ahalisi çoktan canlanmaya başlamıştı. Çiçekler yüzlerini tekrardan güneş ışığına dönerken diplerindeki çukurlarda yaşayan tavşanlar birbir çıkıyor; böcekler de yemek veya başka kişisel amaçları için onların peşine takılıp günün serüvenini başlatıyordu. Bir de ovayı bir sur edasıyla kuşatan uzak ormanlardan polen toplamak için gelen arılar vardı ancak onların ulaşması epey zaman alacaktı. Tüm bunlar bir kenara, bu yeşilden okyanusun ortasında hafif eğimli bir tepe, onun da üstünde zamana meydan okuyan yaşlı bir ağaç yer alırdı. Tüm ovanın en göze çarpan yanıydı o. Çünkü o solucanların ve neidiği belirsiz varlıkların yaşadığı ya da devlerin sopa olarak bir ileri bir geri salladığı ya da daha da ilerisi: Elflerin büyüleyip şarkı söylettiği ağaçlara benzemez; onu asıl özel yapan kısım üzerine uzaktan akrabalarının ham maddesiyle bir ev yapmayı düşünen, pinti ve huysuz ama bir o kadar da işgüzar bir cüceye ağaç ev konusunda izin vermesiydi. Elbette alanlarına son derece önem veren ve evlerine yani ormanlarına en ufak müdahale edilmesini sevmeyen ağaçlar için normal bir durum değildi bu. Ama söz konusu ağacımızın tüm soydaşlarından uzakta, uzun sınırları içerisinde kendisinden başka hiçbir türdaşının bulunmadığı bir ovadaki tek ağaçsa her şey çok daha anlaşılır. Ayrıca kendisini mesken edinen cücenin de durumu kendisinden çok farklı olmayınca taşlar daha da yerine oturuyordu. Adı Hunir olan bu cücenin de normal şartlarda dağlardaki akrabalarıyla yerin yüzlerce kat altında değerli yakutlar ve metaller araması beklenir ama o da şu anda sallanan sandalyesine oturmuş sabah çayının yanında tahıl kekini yerken dillerin kültürlerdeki bakış açılarını nasıl etkilediğini anlatan bir kitap okuyordu.
Sahi Cüce bu tür kitapları çok severdi, özellikle sabah kahvaltısından sonra keki ve çayının eşlik ettiği kitapları. Yaşamın varolan bütün bilgiler için yeterince kısa bir zaman aralığı olduğunu düşünürdü. Bu yüzden de bitişin alarmı çalana kadar öğrenebildiği kadar çok şey öğrenmeliydi. Kitapta okuduğu bir bilgiyi masanın üzerindeki karışık ve asimetrik yazılarla dolu kalın defterine yazmak için doğruldu. Ne şansa ki mürekkebi bitmişti. Masanın üzerindeki kırıntılarla dolu boş tabağı görünce keki de bitirdiğini fark etti.