Birinin üvey kızı olmak ne demektir sadece üvey kızlar anlayabilir. Ama ben onun üvey kızından çok gerçek kızı gibi hissediyorum…
Ben Amanda. Joker’in üvey kızı. Biyolojik bir kızı olduğunu biliyor muydunuz? Bilemezsiniz. Çünkü joker’i sadece filmlerde tanıdınız. Bu bahsettiğim joker’in filmle alakası yok. Bu joker, kimsenin gerçek hayatta karşılaşmadığı asıl joker. Filmi yapılmamış olan joker. Ama gerçek bir joker. Üvey babam bir katil. Size nasıl olduğunu anlatayım; bir annem vardı, biyolojik annem. Sonra pislik biyolojik babamdan boşandı ve üvey babamla evlendi. Ama üvey babamın tutuklanamayan seri katil William Pierce olduğundan haberi yoktu. Öğrenemeden bir trafik kazasında öldü. -kaza demek ne kadar doğru bilmiyorum çünkü üvey babam bir katil- haberim olmadan beni evlat edinen üvey babam William (gerçek adı kesinlikle bu değil. Sahte kimliğindeki gibi hitap etmemizi istiyor.) annemle bir kız çocuk sahibi oldular. Kardeşimin adını Samantha koydular. Samantha ile iyi geçiniyorduk, ta ki babamızın bir gerçek hayat jokeri olduğunu öğrenene kadar. Yanımıza sokularak bunu bize nasıl açıkladığını anımsıyorum. O bir seri katil olabilir ama bizi kesinlikle çok seviyordu;
“Sevgili kızlarım, artık bazı şeyleri öğrenme vaktinizin geldiğini düşünüyorum. Geçen ay bir film izlemiştiniz, hatırlıyor musunuz? O filmde bir joker var ya, aslında o benim.” Tabii joker falan olduğu yoktu. Ama kendisine artık böyle hitap etmemizi istediğini söyledi. Bizi kendi karanlığına alıştırıp bunu normalleştirmeye çalışıyordu. Samantha benden daha akıllıydı, hemen sordu;” Ama baba, filmler gerçek değildir!” babacığım başını hayır anlamında sallamıştı; “Bazıları gerçektir, Samantha.” Ve bunu söylerken haklı olduğunu hiç düşünemezdim. Daha sonra babamın neden devamlı kullan at telefonlardan aldığını ve bize gerçek adıyla seslenmemizi yasakladığını merak etmeye başladım. Bunu ilk merak ettiğim zamanlarda 12 yaşımda olmalıydım. Daha sonra babamın gerçek adını ve soyadını Google da yazıp arattım. Karşıma ne geldi dersiniz? Bay Joker seri katil. Yaklaşık 4 yıldır tutuklanmamış ve tahmini 16 kişiyi öldürmüş olduğu söylenen seri katil. 55 yıl yaşında. Yakalandığı an idam edilecektir. Bu cümleleri gördüğümde bahsi geçen katilin isim ve soy isim benzerliği olduğunu düşünmüştüm. Ta ki biyolojik kızı Samantha’nın adını görene kadar. Eşinin adı bilinmiyordu. Muhtemelen resmi olarak evli değildi. Hangi suçlu arandığı sırada resmi olarak evlenirdi ki. Üvey kızı olarak adımı yazmamışlardı. Sahte ismini kullandığı için çoğunlukla Samantha’nın biyolojik kızı olduğundan dışarıda söz etmiyordu. Zaten dışarı pek fazla çıkmazdı. Her gün birer kullan at telefon almaya beni yollardı. Dışarı çıktığı zamanlarda da ona ulaşmaya çalışmamızı yasaklamıştı. Biliyorsunuz, her gün sadece bir arama yapma hakkı vardı ve bunu da hiç tanımadığımız birinden yana kullanırdı. Onun kim olduğunu sormak hiç aklıma gelmemişti. Ama bir gün, babamın katil olduğunu öğrendikten birkaç gün sonra kullanıp attığı telefonlardan birini çöpten aldım ve son aramasına baktım. Numara yazıyordu. Numarayı hızlıca bir kağıda geçirip odama dönmüştüm. Babamın telefonunda yazan numarayı ev telefonundan aramıştım. Kısa bir bip sesi gelmişti. Sonra telefona biri çıkmıştı. Bir erkek sesi. Kızgın bir sesle; “Ev telefonundan mı arıyorsun? Aklın nerde senin, tutuklanmak mı istiyorsun!” ellerimin titrediğini hatırlıyorum. “B-ben William’ın kızıyım.” Telefondaki ses yumuşadı; “Ah, tatlım! Sen onun evlatlık kızı olmalısın! Ben Bay Jintao, babacığının bir arkadaşıyım.” Bunun üzerine ona daha fazla şey sormak gibi bir hata yapmıştım; “Şey, Bay Jintao, tutuklanmak mı istiyorsun ile tam olarak ne kastediyordunuz?” Telefondaki ses çok yavaşça ve tane tane konuşuyordu, beni korkutmak istemezmiş gibi; “Ben ve baban arkadaşlarla bir oyun oynuyoruz, saklambaç oynuyoruz. Ama hepimiz çok iyi oynadığımız için babanla ben takım olmaya karar verdik. Böyle bir yetişkin oyunu işte.” Bunun üzerine dediklerinin yalan olduğunu bilmeme rağmen inanmaya çalıştım. Çünkü bilirsiniz ya, üvey babam bir seri katil demek hiç de kolay değildir. O gece babamla konuşmak istedim. Bununla ilgili. Ondan korkmuyordum. Bize hep çok iyi davranırdı, nasıl katil olabileceğini aklım almıyordu. Babam eve geldiğinde çok sinirli olduğunu hatırlıyorum. Odamdan başımı çıkarıp baktığımda ev telefonunun kablolarını söküyordu. Başını döndürüp bana baktığında ilk defa pek de sevecen olmayan bir bakış sezdim. Yavaşça bana doğru yürüdü ve zorla gülümsemeye çalıştı; “Amanda, ev telefonunu biraz fazla meşgul ettiğini duydum, tatlım. Bir süre teknolojiden uzak kalıp baba kız vakit geçirmeye ne dersin? Hadi kardeşini de çağır. Sizinle konuşmam gereken konular var.” Başımı sallayıp kardeşimi çağırmaya gittiğimde babamın odasında bir şeyleri kırıp parçaladığını görmüştüm. Kapıdan baktığımı görünce çok rahatsız olduğuna yemin edebilirdim. Sonrasında gözlerini bana çevirip sinsi bir bakış attığını anımsıyorum. Bana daha önce hiç duymadığım bir sesle; “Kardeşini de al ve salonda beni bekleyin!” diye bağırmıştı. Bunun üzerine Samantha’yı da alıp elinden sımsıkı tutarak odaya gitmiştim. Sanırım kendi odasında bir sinir krizi geçirmişti. Yanımıza geldiğinde eski sevecen sesi ve sonuna kadar açtığı gözleriyle; “Sizinle bazı konuları konuşmamız gerektiğini düşünüyorum.” Demişti. Sonra Samantha’ya dönüp, “Size ben evde yokken kesinlikle ev telefonunu kullanmamanızı söyledim, değil mi?”