İçeriğe geç

Üvey Asker

Bölüm 6 · 55 dk okuma

Üvey Asker

Bölüm 6

21. - 30. Bölümler

21. Bölüm

Sınır koyacağım bundan sonra bölümler için

Okunmalarım düştü

Sınır: 70 beğeni 50 yorum

İyi okumalar

Gezmekten ayaklarıma kara sular indi. Sabahtan beri mağaza mağaza geziyorduk. Yasemin ile elimizde bir sürü paket, poşet vardı. Bahar abla önde etrafa baka baka yürüyordu. Daha sabah kahvaltısı bile yapmamıştık. Normalde asker olduğum için bunlara dayanabilen biriyim fakat dün yaptığım kahvaltı ile durduğum için biraz açtım.

Bahar abla yine bir mağazanın önünde durunca bize döndü. "Hızlı olun biraz. Şu mağazaya da girelim." deyip hızlıca içeri giriş yaptı. Bizde arkasından yavaş ve bitkin adımlar ile girdik. Bahar abla hızla birkaç şeyi seçmeye başladı. Ben de o sırada mağazanın içinde bulunan oturma grubuna geçtim. Çantam da olan telefondan bildirim sesi yükselince hemen telefonu çantamdan çıkardım. Ekran kilidini açtığımda mesajın Gürkan komutana ait olduğunu gördüm.

Binbaşım: Neredesiniz??

Selin: Adını merak etmediğim bir giyim mağazasında.

Binbaşım: Sıkılmışsın galiba?

Selin: Çok fazla

Binbaşım: Konum at gelip alayım seni zaten dünkü kahvaltı ile duruyorsun.

Selin: Gerek yok birazdan biter büyük ihtimalle

Binbaşım: 5 dakika içinde yanınızda olacağım.

Selin: Ya cidden gerek yok Gürkan.

Mesajıma görüldü atıp uygulanmadan çıktı olarak gözüktü. Sinir adamdı işte. Ne olurdu lafımı dinleyip zahmet etmese. Bahar anne bir kaç dakika sonra yanıma geldi. Elinde birkaç parça giyecek vardı. Ama çok geçti o tam önümde durana kadar Gürkan komutan gelmişti bile. Mağazanın kapıları iki yana açıldı ve içeri tüm heybeti ile Gürkan komutan girdi. Gözleri kısaca bir etrafı süzdü ve en son bizde durup yanımıza yürümeye başladı. Gürkan komutanın geldiğini gören Bahar abla bakışlarını oğluna çevirdi.

"Senin ne işin vardır burada?"

Gürkan komutan yanıma geldi. Hemen yanıma geçti ve elini omzumdan geçirip beni sardı.

"Karımı kahvaltı etmeye götürecektim anne. İzninle."

"Eey bizim elimizdekileri kim götürecek."

"Araslar gelmiş dışarıdalar. Onlar ile eve geri dönün siz."

Ne. Abimler mi gelmişti. Hemen bakışlarımı Gürkan komutana çevirdim. O bakışlarımı umursamadan beni dışarı sürükledi. Mağazadan çıktığımız da kapının önünde aracına yaslanmış bir şekilde telefon ile ilgililenen Aras abimi gördüm. Kapıların açıldığını duyunca kafasını telefondan kaldırdı. Bakışları bizi bulunca yüzünde bir tebessüm oluştu. Yaşlandığı yerden doğrulup yanımıza geldi. Gürkan komutan dışarı çıkmamız ile beni serbest bırakmıştı o da bunu fırsat bilerek kollarını bana sardı. Bende vakit kaybetmeden ona doladım kollarımı. Aras abim Sarıoğlu ailesinde en sevdiğim kişi olabilirdi.

"Seni özledim Selin."

"Seni özledim abi."

Dediklerim ile kollarını bana daha sıkı sardı. Gürkan komutan arabaya geçmiş bir şekilde beni bekliyordu. Sonunda Aras abim ile olan sarılmamız bittiğinde o paketleri almak için içeri girdi, ben ise hızla Gürkan komutanın arabasına geçtim. Benim araca binmem ile motoru çalıştırdı.

"Kahvaltı etmedin dimi?"

"Hayır."

Kafa sallayıp önüne döndü. Birkaç dakika sonra bir kafenin önünde durduk. Aracı park etmesi ile arabadan indik. Gürkan komutan arabanın etrafından dolaşıp yanıma geldi ve elimi tuttu. Beraber el ele içeri adım attık. Cam kenarında olan bir masaya oturduk ve siparişlerimizi verdik. Siparişlerimiz gelene kadar hiç konuşmadık. Garson çocuk masayı kahvaltılıklar ile donatırken sessizdik.

(Aklıma kelime gelmedi geçtim kafe sahnesini yemek yiyip kalktılar işte)

...

Eve geldiğimizde herkes evdeydi. Öğrendiğime göre Aras otelde kalıyordu. Biz ise daha akşam olmadığı için bahçede oturuyorduk. Bahar abla içeride yemek yapıyordu. Her ne kadar yardım etmek istesemde izin vermemişti. Gürkan komutan Aras ile işi olduğunu söyleyip gitmişti. Yasemin ve ben ise arka bahçede ki çardakta oturuyorduk. Hava kış mevsimine göre çok güzeldi. Hele ki bir Karadeniz sınırında olan yere göre. (kelimeler uzasın diye boş yapıyom) Önde bir araba sesi duyulmasıyla Yasemin elinde baktığı telefondan kaldırdı.

"Abimler gelmiş olmalı. Arasta bu akşam yemekte bizimle olacakmış."

"Tamamdır. İçeri geçelim bizde."

Beraber ayağa kalktık ve ön bahçeye doğru geçtik. Bizim ön tarafa gelmemizle Aras abimde arabadan inmişti. Bizim geldiğimizi görmesiyle yüzünde bir gülümseme oldu ve kapıları kapatıp yanımıza geldi. Yasemin ile aramıza girip kollarını omuzumuza attı.

"Güzelliklerim iyi misiniz?"

"İyiyiz iyiyiz ama annem bugün ayaklarımıza kara sular indirdi."

Aras abim gülüp Yasemin'in saçlarına bir öpücük kondurdu. Gürkan komutan arkadan geliyordu. Fakat çok dalgındı. Aras abime gülümseyip kolunun altından çıktım. Onlar önden ilerlerken bende Gürkan komutanın yanına gittim. Önünde durup,

"İyi misin."

Başını kaldırıp bana baktı.

"İyiyim. Neden sordun."

"Dalgın gördüm seni."

"Yok iyiyim. Boşver beni. Çok yoruldun mu?"

"Hayır. Benim için normaldi. Unuttun mu komutanım ben bir özel harekat askeriyim."

Güldü. Beni hiç ummadığım bir anda kendine çekti ve sarıldı. Bende kollarımı onun beline doladım. Bunu beklemiyormuş gibi kaskatı kesildi. Aramızda birşeyler oluyordu. Bu çok belliydi. Birbirimize ısınıyorduk. Arkadan bir patırtı kopmasıyla ayrıldık. Arkaya baktığımızda Bahar abla yere düşürdüğü örtüleri topluyordu.

"Hay Allah şu işe bak. Yine sakarlığım tuttu."

Gülüp yanına gittim ve hemen ona yardım etmeye başladım. Örtüleri topladığım gibi Bahar ablaya uzattım.

"Kusuruma bakma kızım. Sizi de böldüm gibi ama."

"Bahar anne ne kusuru Allah aşkına. Yardım edeyim ben sana. Bahçede mı yiyeceğiz."

"Evet güzel kızım arkaya kurayım diyorum. Hem havada güzel."

"Çok güzel olur. Yapılacak birşey var mı peki."

"Pilav yapacağım ama yetişir mi bilmem sofrayı kurarken."

"Ben yapayım?"

"Zahmet olmasın kızım."

"Ne zahmeti ya gidiyorum hemen yapıyorum."

Elimdeki örtüleri Bahar abla'nın eline bırakıp içeri geçtim. Yasemin salata yapıyor Aras ise ona yardım ediyordu. Bende hemen malzeme çıkarıp pilavı yapmaya başladım.. Pilav olunca soğumaması için üstüne örtü kapatıp masaya koydum. Mutfağın camı arka bahçeye bakıyordu. Masa cama yakındı ama almak için yine de içeri girmek gerekiyordu. Ortalığı toplayıp dışarı çıktım. Masa herşeyiyle hazırdı. Bende yerime geçtim ve yemeğe başladık.

Yemekler yendi, çaylar içildi. Hepimiz ayrı yerlere dağılmıştık. Aras Yasemin'in babası burada olduğu için çok rahat değildi. Ama kaçak bakışları Yasemin'i buluyordu. Bahar anne tatlı birşeyler hazırlamak için mutfağa geçmiş, Gürkan komutan tim ile konuşmak için bizden biraz uzaklaşmış, Yasemin, ben, Rasim amca ve Aras ise hâlâ aynı çardakta oturuyorduk. Rasim amca ve Aras güzel bir sohbet içinde iken birden Bahar abla'nın çığlığı duyuldu.

..........

Kısa yapıyom kusura bakmayın

Wattpadde bir haftadır sorun yaşıyorum bölüm geç geldi

Sınırı geçin yeni bölüm gelecek

22. Bölüm

Sınır: BEĞENİ 75 YORUM 50

İyi okumalar

Bahar abla'nın çığlığı ile hepimiz olduğumuz yerlerden hızla eve girdik. Bahar abla mutfağın ortasında önü cama dönük bir şekilde duruyordu. Elleri titriyor bakışları donuktu. Yasemin ne olduğunu sorsa da cevap vermiyordu. Gürkan açık camın önüne gelip etrafa bakındı. Etrafta birşey görememiş olmalı ki geri yanımıza döndü.

"Yasemin anneni şuraya oturt ve su içir. Başından ayrılma. Geleceğiz." Otoriter bir sesle konuşmuştum. Gürkan ve abime baş işareti yapıp evden dışarı çıktık. Evin önünden az biraz uzaklaşıp bahçe kapısının önüne geldik.

"Gürkan annen pek konuşacak gibi durmuyor. Mutfakta her ne gördüyse bu onu etkilemiş olmalı. Eviniz etrafında bir başka ev de yok ama etrafı gören bir kamera vardır dimi." diye konuştu abim. Ev biraz dağlık kalıyordu. Bulunduğumuz arsada başka bir ev yoktu. Bahar ablaların evi büyük bir arazideydi. Üç katlı olan evin büyük bir bahçesi vardı. Bahçenin dışında kalan ama büyük ihtimalle yine Gürkanlara ait olan bir garaj vardı.

"Garajın arkasında, üçüncü katın balkonun altında ve ön bahçeyi izleyen birkaç tane kamera var." dedim. Askerliğin verdiği şeyle herşeye dikkat etmiştim. Gürkan komutan buna önce şaşırmış fakat sonra yüzü eski haline dönmüştü.

"Doğru ama gizli kameralar da var. Hemen inceleyelim." diyip önden yürüdü önce garajın kişi geçişinden girdi. Sonra arabasının hemen arkasında kalan yerden bir kapak çıkardı. Bu kapaktan aşağı merdivenler uzanıyordu. Abim ve ben önden inerken Gürkanda arkamızdan kapağı kapatıp gelmişti. Aşağı indiğimizde iki yol vardı. Gürkan önümüze geçip soldan ilerlemeye başladı. Önüne çıkan kapının yanındaki şifreyi girip içeri geçti. Oda büyüktü ve büyük ihtimalle üstümüzdeki eve doğru uzanıyordu. Odada bir sürü bilgisayar ve kablo sistemi vardı. En büyük bilgisayarın başına geçip bir sistem açtı ve birkaç kod girdi. Bununla birlikte oradaki bütün bilgisayarlarda bahçenin farklı alanlarının kesitleri çıktı.

Büyük ihtimalle gizli kameralardı. Gürkan'ın yanına geçip bende ekrana baktım. Saat ve yer koordinasyonlarını girince ekranda yeni bir görüntü gözüktü. Ekrandaki görüntüye göre Bahar abla içeri girmeden hemen önce biri içeri giriyordu birkaç dakika sonra Bahar abla giriyor ve çığlığı duyuluyordu. Çığlıktan sonra mutfağın yanındaki salonun camından çıkıyordu.

İçeri giren kişinin yüzünde kar maskesi vardı. Elinde de eldivenler. Her kim ise herşey daha önceden planlıydı. Bu kişiyi bulmak zor olacaktı ve herkes şu anda burada tehlikedeydi. Gürkana döndüğümde yüzündeki ifadeyi okumak zordu. İyi saklıyordu.

"Ne yapacağız." sorusu abimden geldi. Ekrandaki görüntüleri durdurup abime döndü.

"Sen yukarı çık ve herkese sessizce bütün eşyalarını toplamasını söyle. Eve kadar girdiyseler eğer bir bomba ya da dinleyici yerleştirmiş olabilirler. Hicbirşeyi belli etmeyin. Herkes eşyalarını topladıktan sonra garaja getir. Orada olacağız."

"Tamam." diyip çıktı abim. Abim çıktığı gibi Gürkana tekrar döndüm. O bana bakmıyor yere bakıyordu. Ellerimi yanaklarına koyup bana bakmasını sağladım. Gözleri boş bakıyordu ama içinde suçluluk duygusu vardı. Kendini suçluyordu.

"Bana kendini suçladığını söyleme."

"Olur söylemem." diyip tebessüm etti.

"Sen gülmeye devam et ama bu gülüşler acı bir gülüş olmasın Gürkan."

Ellerini belime koyup beni kendine çekti. O beni belimden sararken ben de onun boynuna doladım kollarımı. Kafasını boynuma gömdü ve kokumu soludu. Başım göğsünde ona sarılıyordum. Evliydik. Bu evlilik bizim için sadece bir görevken bizim için artık bir görevden fazlası olmaya başlamıştı. Biz galiba birbirimizi sevmeye başlamıştık.

Ayrıldığımız da bu sefer yanakları esir altına alınan kişi bendim. Büyük elleri yanaklarımı tutmuştu. Dudaklarını alnıma bastırdı.

"Ailemden kimseyi kaybetmek istemiyorum."

"Kaybetmene izin vermeyeceğim."

"Ölmemek için dikkat etmen gerekiyor. Sende benim ailemsin."

"Herkes için dikkatli olacağım."

"Biraz daha böyle kalırsak gecikebiliriz. Sistemi ayarlayıp çıkalım."

Beni bırakıp arkasında olan bilgisayara döndü. Birkaç şey yazıp bittiğini belirtince odadan çıktık, yol ayrımını geçip merdivenlere geldik. Hızlı adımlar ile onları da çıkıp kapağı açtık. Daha gelmemişlerdi. Garajın eve açılan kapısına doğru giderken Gürkan ise arabayı açmış ve arka koltuktan bir paketi çıkarmıştı. Paketi görünce yönümü ona doğru değiştirdim. Yanına geldiğimde o da garajın içinde bulunan alet ekipmanlarının olduğu tezgaha kutuyu koymuştu.

"Ne var onun içinde."

"Aslında bunlar olmasaydı sana bu kutuyu verecektim bu akşam."

"Çok geç değil her nereye gidecek istek orada da verebilirsin."

"Hâlâ bu kutuyu istiyor olacak mısın o zaman nasıl bileceğim."

"Meraklı kişiliğim bu kutunun içinde ne olduğunu şimdiden merak etmeye başladı bile. Emin ol ne zaman bu kutuyu bana verirsen ver ben bu kutuyu alacağım."

"Öyle olsun bakalım." Kutuyu tekrar arbaya koyduğu esnada garajın ev kapısı açıldı. Bahar anne önde Rasim baba arkasından girdi. Yasemin ve abim ise hemen onların arkasındaydılar. İçeri girdiklerinde arkalarından kapıyı kapattılar Yasemin elinde Gürkan ve benim bavullarımız varken, abimin elinde kendi küçük çantası ve biri büyük bir küçük bavul vardı. Bahar anne oğlunun yanına geldi.

"Oğlum gidelim buradan. Hiç güvenli değildir burası."

"Gideceğiz annecim herşeyi aldınız dimi. Bir daha siz buraya gelmeyeceksiniz."

Annesini kolunun altına alıp babasına döndü.

"Aldık almasına da nereye gideceğiz Gürkan."

"Sizin için güvenli bir yere binin arabaya gideceğiz."

Bahar anne ve Rasim baba arka koltuklara yerleşirken Yasemin de arabaya yöneliyordu ki ben durdurdum.

"Sen abimle git. Bizim bavulları bırak buraya alırız biz. Abimle daha güvende olursun onu da yalnız bırakmazsın."

Elindeki bavulları bırakıp garajdan çıktılar. Abimin arabası evin önündeydi. Onlar giderken bende arabaya geçtim. Gürkan bavulları bagaja yerleştirdikten sonra o da arabaya bindi ve garajdan çıktık.

Herşeyi almamıştık. Gürkan aşağıda bir düzenek bırakıyordu. Sol taraf kameralar ile doluydu ama o sağ tarafta ne vardı?

23. Bölüm

Sınır: 80 beğeni 50 yorum

İyi okumalar...

Gürkan hepimizi güvenli olduğunu söylediği bir eve yerleştirdi. Akşam olduğu için herkes uyumuştu. Abimde kaldığı otele geçmişti. Ben Gürkan ile birlikte kalacağım odada yatakta öylece otururken Gürkan odanın içinden açılan balkondaydı. Hava soğuk olmasına rağmen üstünde hicbirşey yoktu, altında sadece bir pantolan vardı.

Yataktan kalkıp dolaptan battaniye aldım. Balkona geçtiğimde Gürkan üçlü büyük koltukta ayaklarını balkon demirlerinin altına uzatmıştı. Geldiğimi hissettirdince kafasını bana doğru çevirdi. Kapıyı kapatıp yanına geçip oturdum. Battaniyeyi sırtımızdan üstümüze doğru örterken Gürkan kolunu kaldırıp beni sardı. Bu soğuk havada onun kolları arasında olmak içimi bir hayli ısıtmıştı.

''Neden içeride durmuyorsun?"

Sorum onu bir an duraksattı. Ama çok olmadı.

"Düşünüyordum. Sen niye çıktın. Uyusaydın ya.''

"Düşünmek için bu soğuk havayı buldun galiba."

Bir şey demedi. Sadece ilerindeki manzarayı izlemeye devam etti. Kaldığımız ev Gito Yaylasında idi. Önümüz orman ve karanlık gökyüzü ile birleşiyordu. İki katlı büyük evde ikinci kattaydık. Yan odada Yasemin alt katta ise Bahar ablalar kalıyordu.

O gece o soğuk havada o balkonda Gürkan'ın kolları arasında uyumuştum. O soğuk hava sanki hiç soğuk değilmiş gibiydi.

Sabah uyandığımda odadaki yataktaydım. Gürkan komutanın göğsündeydim. Kollarım belinde onun kolları omuzlarımdan beni sarıyordu. (Bence çooook yakınlar) Uyanıktı çenesiyle saçlarımı okşuyordu. Büyük ihtimalle uyandığımı anlamamıştı. Bende kalkmaya hiç çalışmadım. Sonuçta yerim rahattı.

''Yeriniz çok rahat galiba Selin Hanım

''Yeriniz çok rahat galiba Selin Hanım.''

Uyandığımı anlamasına şaşmamak gerekti. Sonuçta bir bordo bereli ile beraberdim.

Kalkmaya çalıştığımda omuzlarıma baskı uygulayarak kalkmama izin vermedi.

"Hem dalga geçiyorsunuz hemde kalkmama izin vermiyorsunuz komutanım. Olacak şey mi sizce de."

"Yine geçtik komutan asker ilişkisine."

"Sizce de hep öyle değil miydik?"

"Birşey demedim say Selin." diyip yerinden kalktı. Odadan çıkıp gittiğinde arkasından öylece kapanmış kapıya bakıyordum.

Seviyordum. Sevmeye başlamıştım. Hissediyordum. Hissettiriyordu. Ama, sanki bunları ona açık etsem o sevgi gidecekti. Hissettiklerim sanki hiç var olmamış gibi olacaktı. Neden böyle hissediyordum. Neden böyle olacakmış gibi içime bir his doğuyordu.

Daha fazla oyalanmamak için yataktan kalktım. Dolaba yerleştirmediğim kıyafetlerimin olduğu bavula doğru yürüdüm. Eğilip bavulu açtım ve içinden omuz vatkalı bel lastikli siyah bir bluz ve yine aynı şekilde bel lastikli bol paça bir pantolon aldım. Hemen üstümdekileri çıkarıp bavuldan çıkardıklarımı giydim. Bavulun yan gözünden maşayı çıkartıp saçlarımı düzleştirdim. İşim bitince makineyi fişten çıkartıp bavula geri koydum. Ayağıma siyah sporlarımı geçirip odadan çıktım. Aşağı indiğimde Bahar abla mutfaktaydı. Mutfak ve salon birleşikti. Merdivenler ise zaten salonun ortasında kalıyor, mutfağı solunda misafir odasını sağında bırakıyordu. Merdivenleri hızlıca inip mutfağa geçtim.

"Günaydın.''

"Günaydın kızım. Gürkan nerede kalkmadı mı hâlâ."

"Benden önce çıktı odadan aslında ama bilmiyorum ki. Bir arayayım."

Cebinden telefonu çıkartıp rehbere girdim. Hızlıca adını bulup arama tuşuna bastım. Telefon çaldı çaldı çaldı. Ama kimse açmadı. İkinci defa çaldırdığımda telefon açıldı. Fakat telefonu açan kişi Gürkan değildi.

"Merhaba Yüzbaşı Selin Sarıoğlu. Pardon Selin. Sen en son Uygun soy adını almıştın dimi."

Bu konuşan kimdi. Neyin nesiydi.

"Sen kimsin. Eşim nerede." (Nasılda güzel eşim diyor)

"Beni tanımadın mı Uygun."

"Sana eşim nerede dedim!"

"Şşş sakin ama. Eşin yanımda. Gerçi planım ilk olarak annesini almaktı. Ama kadın akşam çığlığı ile ortalığı ayağa kaldırmış. E tabi sizde hemen konum değiştirdiniz. Ve bu da benim daha çok işime geldi."

"Kimsin."

"Bilmem kimin."

"Kolay bir soru sorduğumun farkındayım. Ama sen bunu cevaplayamayacak kadar aptal ve korkaksın. Ya şimdi bana eşimin yerini söylersin ve yaşamaya devam edersin ya da..."

"Ya da ne Yüzbaşı."

"... ya da ölüme benim yüzüm ile merhaba dersin. Tabii ki de seçim senin."

"Her türlü öleceğim. Kumar oynamanın zamanı mı sence de. Sonuç olarak eşin elimde.''

"Kumarı ben başlattım ben bitireceğim Ger. Ama eğer bana eşimin yerini söylemezsen içinde bulunduğun arazi 2 dakika sonra havaya uçacak."

Kimse havaya uçmayacaktı. Gürkan ellerinde iken bunu göze alamazdım. Bahar abla telaş içinde bana bakıyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Yukarı çıkıp yaseminden abimi aramasını işaret ettim. O abime ulaşmaya çalışırken ben hala telefondaki şerefsiz ile konuşuyordum.

"İçinde kocanın da bulunduğu araziyi göz göre göre havaya uçurmaya gönlün el verecek mi."

"3,5 dakikan kaldı. Zaman işliyor."

"Sence bu kadar çabuk pes eder miyim ben."

"Ölüm için mi? Evet. Seni ben çoktan pes ettirdim." Dediğim sırada hattın diğer ucundan bir silah patlama sesi geldi. Yüreğim ağzımda bir şekilde telefonu kulağıma daha da bastırdım.

"Oyun daha yeni başlıyor Ger. Ve inan benim pes etmeye hiç niyetim yok."

Hattın diğer ucunda neler oluyor görmüyordum. Ama tahminlerim üzerine aralarına giren ajanlarımız çoktan işlerini halletmişlerdi. Kulağıma Gürkan komutanın sesi gelince rahatlamış hissetmiştim.

"Görev başarılıydı asker."

"Söz konusu sevdiklerim olunca başaramayacağım görev yok galiba.''

"Albay ile konuşup eve döneceğim. Annemler umarım daha eşyaları yerleştirmemişlerdir. Eğer yerleştiyseler bile söyle toplansınlar. Ankara'ya döneceğiz. Hepsiyle." diyip telefonu yüzüme kapadı. Telefonu tuş kilidinden kilitleyip aşağı indim. Bahar anne bir koltuğa geçmiş sessizce yerdeki halısı olmayan parkeyi izliyordu. Geldiğimi görünce hızla ayağa kalkıp yanıma geldi.

"Oğlum iyi mi Selin. Lütfen iyi de. Acısına dayanamam."

"Gürkan iyi anne. Birkaç saat sonra gelecek. O gelene kadar hazırlanacağız bizde."

Kaşlarını çatıp bana baktı. "Yine nereye gideriz. Daha yeni gelmedik mi."

"Ne kadar yeni gelsekte daha bu sabah Gürkan'ı kaçırdılar buradan. Şimdi ne olacağı belli değil. O yüzden hazırlanın. Ankara'ya dönecekmişiz."

Gürkan'ın kaçırmasını duyduğu an yüzünde yine bir endişe tohumu açtı.

"İyi o vakit kızım. Ben babana haber edeyim. Kalksın hazırlansın."

Bana gülümseyip yanımdan geçti gitti. Bende hızlıca üst kata çıkıp Yaseminin odasına dal düz daldım.

"Yavaş yenge. Operasyonda değilsin."

"Keşke olsam."

"Sizin bu operasyon aşkınız ne zaman biter tahmini."

"Hiçbir zaman güzelim. Neyse topla eşyalarını.''

"Nereye yolculuk."

"Ankara'ya.'' diyip odadan çıktım. Kendi odama geçerken aşağıda kapı çalındı. Hızlıca aşağı inip kapıyı açtığımda abim karşımdaydı. Beni gördüğüne mutlu olmuş gibi hızlıca bana sarıldı. Kollarımı kaldırıp beline sardım. Ama onun kadar sıkı değildi benim sarışım.

"Boğuldum. Biraz yavaş olsana."

Kollarını gevşetip "Buranın güvenli olmadığını biliyordu. Bilerek sizi de kendini ne tehlikeye attı. Yok operasyonmuş. Yok Ger'miş. Yok oymuş buymuş. Nasıl bu kadar düşüncesiz davrandı anlamam ki."

Kollarının arasından çıkıp yüzüne odaklandım. Baya sinirli görünüyordu.

''Tek yapmak istediği bir çakal sürüsünü daha yok etmekti."

"Neye güvenerek bunu yaptı. Kimsenin bir sikten haberi yok. Kafasına göre planlamıž yapmış. Ya sen hiçbir şeyi anlamayıp açık verseydin. O zaman ne olacaktı.''

"Bana güvendi bana." Bu kez sesi yükselen ben olmuştum. "Karısına güvendi. Sevdiğine güvendi. Birşeyleri mutlaka anlatacağı belliydi. Bütün gece uyumamasından belliydi. Diken üstünde yatmasından belliydi. Ben onu anlamayacak kadar salak bir eş ya da asker değilim abi. Ben herşeyin farkında olup susuyorsam bana güvendiği gibi ona güvendiğinden.''

"Ya siz gerçekten evli bile değilsiniz. Neyimize güveniyorsunuz. Bir operasyon uğruna evlenmiş onunda bir boka yaramamasına rağmen kimse bir bok anlamasın diye bu evliliği sürdürmüyor musunuz."

"Evet biz bir operasyon uğruna evlendik. Evet bir boka yaramadı. Ama biz birbirimizi tanıdıkça sevmeye başladık abi. Sen bunu anlamıyor musun. Belki beni sevmiyor. Varsın sevmesin ben severim. Yeter ki var olsun. O beni sevmiyor mu. Sevmesin. Benim sevgim yetmez mi.''

Elleini yanaklarıma koyup başımı avcunun içine hapsetti. Ve alnımı öptü.

"Ah güzelim

"Ah güzelim. Ah canım kardeşim. Daha seni yeni bulmuşken kaybetmek istemiyorum anlasana be canımın en içi.''

"Beni kaybetmek o kadar kolay değil Aras Sarıoğlu. Ben başlattığım oyunu bitirmeden kaybetmem."

"İddialısın Selin Uygun. Ama Gürkan da durmayacak bunu biliyorsun dimi.''

"Biz bir olduktan sonra kimse olduğu yerde durmayacak zaten.''

Yeni bölüm sınır geçmediği sürece gelmeyecektir. Umarım beğenirsiniz.

24. Bölüm

Sınır 85 beğeni 55 yorum

İyi okumalar

(1 gün sonra)

Rizeden Ankara'ya gelmemizin üstünden bir gün geçmişti. Stabil tutmaya çalıştığımız bu bir gün boyunca tabii yine birşeyler olmuştu.

(1 gün önce)

Abimle atışmış en sonunda anlaşmış bir şekilde sarılırken abimin arkasında duran Gürkan'a baktım. Önce hayal mi gerçek mi diye sorgularken gerçek olduğunu anladığım an abimin kolları arasından çıktım. Hızlıca yanına ulaştığım zaman hasar kontrol yapmış ve boynuna atlamıştım. Ayaklarımı yerden kesen adamın kollarının belimde olması gecikmemişti. Ne zamandan beri abimin arkasında idi bilmiyorum ama umarım benim az önce yaptığım aşk itirafını duymamıştı düşüncesiyle ondan ayrılırken sormayı geciktirmedim.

"Ne zaman geldin.''

"Abinle beraber geldim. Ama sen abine o kadar odaklanmıştın ki beni bile görmedin.''

Evet herşeyi en başından duymuştu. Ve abimde bilerek üstüme gelmişti. Gürkan sabah konuştuklarımızın intikamını almıştı.

"Bakışmanız bittiyse artık içeri mi girseniz. Hani ev soğudu başka birşeyden değil.''

Abim'i her ne kadar yeni bulmuş olsamda birbirimizi bir o kadar sevmiş ve saymıştık. Ve bunun sonucunda abimin kıskançlık krizler başlamıştı.

Abimin sesiyle gerçeğe döndüğümde ne zaman Gürkan'ın yüzüne dalmış ne kadar süre bakmıştım bilmiyordum.

Birbirimizden ayrılmış ve içeri geçmiştik. Bahar anne ve Rasim baba televizyonun hemen iki yanında duran tekli koltuklarda otururken yasemin üçlü koltukların biri bir başında diğeri öbür başında oturmuş aralarında mesafe bırakmışlardı. Bizim içeri geldiğimizi gören kimseden ses çıkmamıştı. İkili koltuklara geçip oturduğumuz sırada Bahar anne bakışlarını yerden kaldırıp bize dikti.

"Bize ne zaman söylemeyi düşünüyordunuz?''

"Neyi anne.'' Gürkan'ın cevabında merak yoktu büyük ihtimalle ne demek istediğini zaten anlamıştı.

"Evliliğinizin sahte olduğunu."

Açıkçası şaşırmamıştım. Abimle bu konu hakkında tartışırken bayağı bağırmıştık. Seslerimizi ve konuştuklarımızı duymaları çok normaldi.

"Ne deseydik anne. Biz evliyiz ama bu evlilik en başından beri sahteydi fakat sonra birden birbirimize alıştık ve birbirimizi sevmeye başladık mı deseydik.''

Ne demişti o. Birbirimizi sevmeye başladık mı?? Ben sevdiğimi onun yüzüne olmasa da söylemiş ve o da zamansızca duymuştu. Yani bu dediğinden beni sevdiği mı çıkıyordu.

"Söyleyebilirdiniz. Biz sizi anlayış ile karşılamayacak mıydık. Ne yapacaktık. Eve mi almayacaktık. Neyden korktunuz.''

"Birbirimize itiraf edemediklerimizden."

Bu üç kelime otuz beş harf benim iki dudağım arasından çıkmıştı. Dediklerinden sonra bakışların üstüme topladığını biliyordum ama cesaret edip onlara bakamıyordum.

"Şimdi ettiniz mi itiraf?"

Bu soru ise başından beri konuşmayan Rasim babadan gelmişti.

"Hâlâ edemediğimizi düşünüyorum baba.''

"O zaman ettikten sonra bir daha düşünün.''

Neyi diye sormadık. Zaten sormamıza izin vermezmişcesine salondan çıkmış ve kaldıkları odaya geçmişti. Bahar anne de bize imalı bir bakış atmış ve o da çıkıp mutfağa geçmişti.

Geriye Yasemin, abim ben ve Gürkan kaldığımızda yerimden kalkmış ve hızla üst kata çıkıp dün gece kaldığımız odaya girmiştim. Tam kapıyı kapatırken Gürkan ayağını ve elini koyup kapamamı engellemişti. Kapıyı öylece bırakıp bavulumun yanına gittim. Yere çöküp bavulun yanına bıraktığım bazı eşyalarımı bavula geri koymuş ve ayağa kalmıştım ki arkamı dönmem ile Gürkan ile birlikte burun buruna gelmem bir olmuştu.

"Demek sadece sen sevsen ben sevmesemde olurmuş. Öyle mi Selin hanım.''

Bir elini belime yerleştirmiş diğer elini ise cebinden çıkarmamıştı. Elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırınca tutunma hissiyle beni saran koluna tutundum. Cevap bekliyordu. Ama benim verecek cevabım yoktu.

"Cevap yok galiba.''

"Ne dememi bekliyorsun.''

"Evet ya da hayır demen yeterli.''

Sessizlik. Verecek cevabım yoktu. Ben zaten bütün cevapları en başında vermiştim.

"Orada. O kapının önünde. Ben vermem gereken bütün cevapları verdim.''

"Ben bu sefer bana söylemeni istiyorum ama.''

"İstediğini alamayacaksın Gürkan Uygun.''

Diyip kolları arasından sıyrıldım. (first kiss gitti arkadaşlar) Odanın bir köşesine gidip ondan uzaklaştım. Ona baktığımda hâlâ aynı yerde, aynı şekilde duruyor ve hafif kıstığı gözleriyle başını yan çevirerek bana bakıyordu. Kollarımı göğsümde bağlayarak bende ona bakışlarımı diktim.

"Ama ben istediğimi her zaman alırım Selin Uygun.''

Daha ne olduğunu anlamadan yanımda bitmişti. Bu sefer iki elide belimi sıkıca kavramış ve üstüme eğilmişti. (Bismillahirrahmanirrahim)

"Şimdi bana izin veriyor musun?'' diye fısıldadı.

Cevap vermedim. Verdim. Ama konuşarak değil. (Allah Allah) Ellerimi yüzüne yerleştirdim ve dudaklarını dudaklarım ile örttüm. Gürkan başta karşılık vermese de sonradan karşılık vermeye başlamıştı. Gözlerimi kapadım ve anı yaşadım. (beklenen an geldi işte) Dudaklarımız sanki yıllar sonra istediğini bulmuş gibi tutkuyla birbirini tutuyordu. (ben utandım amk yazarken neyse devam) Kısa süren öpüşmemiz bana asırlar kadar gelmişti. Dudaklarımız birbirinden ayrıldığı sırada alnını benim alnıma bastırmıştı. Nefes nefeseydik.

"Bu dudakların bu kadar tatlı olduğunu bilseydim en başında yapışırdım.'' (pis sapık)

Dudaklarımda küçük bir gülümseme belirdi.

"Bu dudakların beni bu kadar tutkuyla öleceğini bilseydim en başına yapışırdım.'' (al birini vur ötekini)

Boğazından garip bir ses çıkararak dudaklarını dudaklarım ile buluşturdu. Ama bu çok kısa bir öpüştü.

"Beni kışkırtma Selin.''

Başımı salladım sadece. Birbirimizden ayrıldıktan sonra biraz uyumak istediğini söylemiş ve yatağa yatmıştı. 'Akşama doğru beni uyandır yola çıkarız' notunu düşmeyi de akıl etmemişti. Onu rahatsız etmemek için sessizce odadan çıkıp aşağı inmiştim. Ortalıkta kimse yoktu. Hızla mutfağa geçip kısaca birşeyler atıştırmış. Ortalığı biraz düzenledikten sonra tekrar yukarı çıkmıştım. Gürkan kafasını kendi yastığına koymuş kolları arasına da benim yastığımı almıştı. Ayağımdaki ayakkabıları çıkartıp yatağa yanına girdim. Yastığı yerine geri koyarak başımın altına almıştım. Yatağa geldiğimi anlamış ya da hissetmiş gibi hemen arkamdan yaklaşıp beni sardı. Kolları belimdeyken bende ellerimi bana sardığı kollarının üstüne koymuştum.. Birkaç saat uyumuş uyandığımda ise yatakta tek başımaydım. Yatakta hafif döndüğüm zaman bakışlarım açık duran balkon kapısına takıldı. Yavaşça yataktan kalkıp odanın içinde bulunan koltuğa ilerledim. Üstünden uzun hırkamı alıp balkon kapısından dışarı süzüldüm. Gürkan balkon demirliklerine kollarını koymuş etrafı izliyordu. Sessizce yanına yaklaşıp bende onun gibi kollarımı demirliklere koyup yanında yer aldım.

"Bu görevden haberim yoktu. Eğer hicbirşey anlamasaydım neler olacaktı düşündün mü.''

"Sana güveniyordum. Sıkıntı çıkmazdı.''

"Teşekkürler." dedim. Anlamamış gibi duruşunu bozmadan başını yan çevirip bana baktı.

''Ne için?'' diye sordu. Bende onun gibi yapıp duruşumu bozmadan başımı ona çevirdim.

"Herşey için.''

Gülümsedi ve beni beni kolları arasına aldı. Bir eli başımı göğsüne bastırıyorken diğer eli sırtımda dolaşıyordu.

"Ben teşekkür ederim hayatıma girdiğin için."

Birşey demedim. Başım göğsündeyken etrafı izlemenin tadını çıkardım.

Birkaç saat sonra herkes hazır olmuş ve yola çıkmıştık. Yasemin Bahar anne ve Rasim baba abimle dönerken biz baş başa kalmıştık. 10 saatlik yolumuz vardı. Saat daha 17.06 idi gece 3 gibi Ankara'da olacaktık. Uykumu gün içerisinde aldığım için bütün yol boyunca uyumamış arada Gürkan ile sohbet etmiş ya da yolu izlerken müzik dinlemiştim. Gece yarısı eve vardığımızda kadınlar bende beyler ise Gürkanda kalmak üzere sözleşmiştik. Yasemin ve Bahar anne için bir oda hazırlayıp odama geçmiştim. Üstüme rahat birşeyler giyip yatağa yatmıştım.

(Günümüz)

Sabah kalktığımda saat baya geçti. Yataktan kalkıp banyoya girdim. İşlerimi halledip tekrar odama döndüğüm sırada bavuluma hiç deymeyip gardırobuma yöneldim. İçinden siyah eşofman ve siyah kısa kollu büyük bir t-shirt çıkardım. T-shirt Ozan abimindi büyük ihtimalle. Hemen üstüme çıkardıklarımı giyip odadan ayrıldım. Salona geçtiğimde Yasemin tek başına pencerenin önündeki tekli koltukta oturuyor ve kitabını okuyordu. Geldiğimi duyup başını kitaptan kaldırdı.

"Günaydın yengecim.''

"Günaydın Yasemin. Bahar anne nerede?"

"Abimin evine geçti. Açıkçası abimin burada bir evi olduğunu bilmiyordum. Sabah aldı annemi bende gidecektim. Ama seni yalnız bırakmak istemedim."

"Anladım. Kahvaltı ettin mi.''

"Hayır seni bekledim.''

"Tamam o zaman üstüne birşeyler giy seni kahvaltıya götüreyim."

"Tamam geliyorum birazdan."

Hızla kitabını oturduğu koltukta bırakıp yanımdan geçti. Akşam kaldığı odaya geçti ve kapıyı kapadı. Bende odama geçip üstüme daha düzgün birşeyler aradım. Üstüme V yaka uzun kollu ince bir crop ve altıma da yüksek bel mavi ispanyol paça pantolon alıp giydim. Açıkta kalan belime ince bir bel zinciri taktım. Kulaklarıma inci küpelerimi taktığımda hazırdım. Siyah küçük kol çantama gerekli şeyleri koyup odadan çıktım. Ben çıktığım sırada Yaseminde kaldığı odadan çıktı. Birbirimizi süzdüğümüzde yüzümüzde minik bir gülümseme belirdi. O da üstüne siyah beyaz bir tulum giymiş takılar ile de kendini tamamlamıştı. Hızla ayakkabılarımızı giyip evden çıktık. Arabaya bindiğimizde Gürkan'ı arayıp haber vermiş ve onları da davet etmiştik.

25. Bölüm

Sınır yok okuyun ve yorum yapın yeter

İyi okumalar

Arabayı güzel bir yere park edip arabadan indik. Bizim arabadan inmemiz ile hemen önümüze yeni bir araba park edildi. Bu araba abimin arabası idi. Onlarda indiği zaman hemen Gürkan'ın yanın geçtim. Abimde vakit kaybetmeden sevgilisinin yanına damlamıştı. Yanına geçtiğim Gürkan beni belimden tutarak kendine çekti. Anlıma minik bir öpücük bırakıp sarıldı. Birbirinizden ayrıldığımız zaman cafenin demir kapısından içeri girdik. Geldiğimiz kafe Cafe Botanica çalışanları bizi kapıda karşıladı. Kafeden içeri geçip dörtlü güzel bir masaya oturduk. Bu kafeye gelmemizi Yasemin istemiş, daha önce abisiyle geldiğini söylemişti. Kafe çok güzeldi. Her yerde çiçekler, küçük ağaçlar vardı.

Oturduğumuz yer bahçe kısmıydı. İçerisi ile dışarısını ayıran camdan içerisi gözüküyordu. Orta boyutlu bir bar tezgahı ve tezgahın üstünde bulunan baharatlar ile güzel bir görüntü ortaya çıkıyordu.

Oturduğumuz masaya gelen garson ile büyük bir kahvaltı sipariş etmiş ve ettiklerimizin gelmesini bekliyorduk

Oturduğumuz masaya gelen garson ile büyük bir kahvaltı sipariş etmiş ve ettiklerimizin gelmesini bekliyorduk. Sessiz geçen bekleyişin ardından masaya elinde yemekleri koyduğu küçük arabası ile garson yaklaştı. Getirdiklerini tek tek dizdikten sonra masadan uzaklaştı.

"Abi, annem düğün hakkında sorular soruyor ikidebir ne diyeyim." diye sordu Yasemin. Rize'de başımıza gelen olay dolayısıyla apar topar buraya geldiğimiz için düğün ertelenmişti.

"Selin, Derya da seninle görüşmek istiyor. Hatta sadece Derya değil annemlerde seninle daha yakından tanışıp konuşmak ve vakit geçirmek istiyor." diyen abimle biraz durdum. Mert olayından sonra onlar ile fazla konuşmamış, arada telefonda Deryayla konuşmuştuk.

"Düğünü biraz daha bekleyebiliriz. Selin ailesi ile konuşsun. Bu daha önemli bir mesele."

"Buradalar mı?" diye sordum abime. Sadece kafa sallamakla yetindi. Bende kafa sallayıp, "Bugün bir işim yok nerede kaldıkları hakkında konum bilgisj verirsen yanlarına giderim." diyip önümdeki yemeğime devam ettim.

Abim tamam deyip o da yemeğine odaklandı. Sessiz geçen kahvaltımız ardından hesabı ödemiş ve kafeden ayrılmıştık. Yasemin çarşıda gezmek istediğini söyleyince abim ile arabaya binmiş ve gitmişlerdi. Bizde Gürkan ile birlikte benim arabama binip yola çıkmıştık. Sürücü koltuğunda oturmak istemediğimi söyleyip yan koltuğa geçmiş ve arabayla kendimi ona emanet etmiştim.

"Nereye süreyim arabayı."

"Abim konum attıysa onların yanına gidip konuşalım."

"Tamam."

Arabanın hızını biraz artırıp abimin attığı konuma sürmeye başladı. Yaklaşık yarım saat sonra geldiğimiz ev yine evden ziyade villa gibiydi. Zengin hayatını yaşamayı seven öz ailemden zaten başka birşey beklemezdim. Arabayı korumaların izni ile bahçeye sokmuş ve parketmişti Gürkan. Park edilen arabadan inmiş ve arabanın önünde el ele tutuşarak eve yürümeye başladık. Kapının önünde durduğumuzda kapıyı daha çalmadan kapı açıldı. Kapıyı açan kişi Derya idi. Büyük ihtimalle evin camından geldiğimizi görmüştü. Hızla boynuma atlayan kıza tek elimle zar zor sarıldım.

"Hoşgeldin." Gürkana dönüp lafını düzeltti. "Hoşgeldiniz. Hadi içeri geçin."

İçeri geçip salon olduğunu düşündüğüm büyük kapıdan içeri girdik. Tahminim doğruydu burası lüks bir şekilde döşenmiş büyük bir salondu. Salonun ikiye ayrılıyordu. Bir tarafta yemek odası diğer tarafta ise koltuklar ile döşenmiş oturma grubu vardı. Bu iki oda birbirinden camla ayrılıyordu. Girdiğimiz kısım oturma grubunun bulunduğu yerdi. Tekli koltuklarda Selma ve Kemal Sarıoğlu, üçlü koltukların birinde eşiyle oturan Arda diğerinde ise Mert oturuyordu. Mert geldiğimi gördüğü gibi ayağa kalktı.

"Bunun burada ne işi var Derya." diye bağırdı.

"Bu dediğin kişi benim ablam abi. Senin kız kardeşin. Bu ailenin ilk kızı. Sarıoğlu soy adını taşımayı hak eden bir bireyi. Şimdi senin sorduğun soruya gelecek olursak abi burası onun ailesinin evi. Sence de buraya gelmesi doğal hakkı değil mi." diye sakince izah eden Deryaya gülümseyerek baktım. Benim küçük kız kardeşim benim gibi olamaya çalışıyordu. Yüzü sinirden kırmızı olan Mert'e döndüm.

"Sanada merhaba biricik ağabeyim. Bende seni gördüğüme inan çok sevindim."

"Sen benimle dalga mı geçiyorsun lan."

"Bende bir hainle aynı evde bulunmaktan çok memnun sayılmam ama Derya istediği için buradayım. Ve lafını bilerek benimle konuşmadığın takdirde kendini bir hapishanede bulursun. Ve inan bana seni içeri tıkmaktan çekinmem."

Dediklerim karşısında sessiz kalıp kalktığı koltuğa geri oturdu. Bizde sessizce öz anne ve babamın karşısında ki ikili koltuğa geçtik.

"Geldiğine sevdik Selincim."

"Benimle konuşmak istediğinizi bana abim ile değil kendiniz arayarak söyleseydiniz keşke."

"Seni aradım kızım. Fakat telefonunu açmadın."

"Görmedim. Ama şimdi konumuza dönelim bence. Benimle neden konuşmak istediniz.''

"Selin. Ben ne kadar herşeye nötr yaklaşsamda eşimi böyle üzgün görmeyi istemiyorum. Biz senin öz aileniz. Neden bize bir şans vermek istemiyorsun."

"Pardon Kemal Bey ama ben sizden iki kişiye çoktan şans verdim. Bir anda size alışmamı benden beklemeyin. Bu yaşıma kadar beni büyüten ailemin aslında gerçekten ailem olmadığını öğreniyorum. Ne yapmam gerekiyordu. Aa bunlar çok iyi insanlar dur ben bunlar ile güzel aile pozları keseyim filan mı. Ben askerim Kemal Bey. Güven benim baş problemim. Biz dağda terörist kovalerken onlar içimize kadar insan diye adlandırdığımız kişileri sokuyorlar. Ve biz onlara kayıtsız şartsız canımızı emanet ediyor ve güveniyoruz. Ama sonra sırtında hançer ile gezen yine biz oluyoruz. Yani size güvenmemi ya da alışmamı hemen öyle beklemeyin. Çünkü bu biraz zaman alacak.

Ha diyeceklerim burada biter mi. Hayır. Siz 28 yıl boyunca büyüttüğünüz, belki de vatanına sadık ol dediğiniz çocuğun bir grup terörist ile iş birliği içinde olduğuna daha inanamıyorsunuz. Benim burada sizinle tanışırken söylediklerime nasıl inanacaksınız. Lütfen ama lütfen bana da zaman tanıyın. En azından oğlunuzun bir hain olduğuna gerçekten inanana kadar." Yerimden kalkıp kapıya giderken Arda'nın dedikleriyle durdum.

"İkidebir Mert'e hain muamelesi yapıyorsun. Ya gerçek hain sen isen.''

Gülerek ona döndüm.

"Size şurada 10 dakika boyunca nefessiz bir şekilde güven ve hainlik konusunda nutuk çektim. Sizin buradan çıkardığınız bu ise sayın en büyük abicim o da sizin düşünceniz. Ama bir şey soracağım. Siz bu zekayla bu düşünceler ile Sarıoğlu şirketini yönetiyordunuz dimi. Yakında batar ise şaşmayın. Çünkü öyle görünüyor."

Tekrar arkamı dönüp evden çıktığımda Gürkan da gecikmeden arkamdan gelmişti. Tam arabaya binecekken Derya'nın seslenmesi ile durdum. Gürkan konuşacaklarımızı bize özel kılmış gibi arabaya bindi.

"Abla. Bekler misin."

Durdum ve yanıma gelmesini bekledim.

"Ben böyle olsun istemezdim. Abla ben Mert abimin her zaman Sıla ile çok yakın olduğunu bilerek yaşadım. Biz hep böyle yaşadık. Sıla'nın gidişine tek üzülen o ikende bir şey demedik, Sıla ile yattığını ve iş birliği yaptığını duyduğumuzda da birşey demedik. Galiba biz biraz saf kalıp inanmak istedik. Ama birazdan tahminimce eve bir grup polis gelecek. Arda abim eşine çok aşık biri. Onu böyle bir tehlikeye atamaz. Babamda daha fazla sessiz kalamaz. Birazdan polisler gelecek ve Mert abim gidecek. Biraz daha bekler misin. Bu ânı görmek istediğini düşündük."

Duyduklarımı daha hazmedememişken bahçeye bir kaç polis memuru aracı girdi. Hızla arabadan inip yanımıza geldi.

"Mert Sarıoğlu burada mı."

"Merhaba ben özel harekat askeri Yüzbaşı Selin Sarıoğlu Uygun. Mert içeride. Karakola götürdüğünüz zaman sorgusuna girmek istiyorum."

"Merhaba komutanım. Ben de başkomiser Esir Altım. Gerekli izinler alındığı takdirde sorgu sizindir."

Gülümseyip baş salladım. Oda hızla yanımdan ayrıldı ve evin kapısına gitti. Kapıyı Selma hanım açtı. Neler olduğunu az çok anlıyor ama kabullenmek istemiyordu sanki. Bir kaç polis memuru evin içine girdiğinde Deryaya arabaya geçmesini söylemiştim. O arabaya binerken Gürkan arabadan inip yanıma gelmişti. Az sonra Başkomiser Esir Altım öncülüğünde Mert Sarıoğlu bileklerinde kelepçeler ile bu büyük evden çıkarılmış ve ekip otosuna bindirilmişti.

Herkes zamanla hak ettiğini bulacaktı.

...

Beklediğiniz bir düğün var fakat ben bu düğünü Selin ailesi ile arasını yaptıktan sonra olsun istiyorum. Yani birkaç bölüm daha beklemeniz gerekecek ama sizi fazla bekletmeyeceğim.

Sizi seviyorum canım okurlar

26. Bölüm

Sınırı siktir edin. Okuyun okurlarım. Bu bana yeter.

İyi okumalar.

...

Sarıoğlu villasından ayrılmış hızla görev yapacağım karargaha geçmiştik. Orada izinler alınırken Gürkan bir an olsun yanımdan ayrılmamıştı. Şimdi ise Çankaya İlçe Emniyetteydik. Hızla kapıdan içeri girdiğimizde bizi başkomiser Esir karşılamıştı. İzin ve evrakları ona gösterdiğimde kafa sallayıp sorgu odalarının olduğu kata getirmişti bizi.

"İzin sadece sizin için çıkmış komutan hanım. Aceleniz yok. Ama elinizi çabuk tutun. Yoksa Mert Sarıoğlu tekrar serbest bırakılacak."

Kafa sallayıp önünde olduğum sorgu odasına girerken Gürkan ve başkomiser yan odada bizi izleyecekti. Mert bileğindeki kelepçeler ile önündeki masanın demirine bağlamıştı. Geldiğimi görünce başını kaldırdı.

"Konuşmaya sen mi başlarsın yoksa ben mi."

"Bayanlara öncelik."

"Mert sen dünyaya geldiğinde bayan kelimesinin sadece WC'lerde kullanıldığını bilmiyorsun galiba. Şu anda bir lavaboda değiliz. Haberin olsun istedim. Ve benim başlamamı istemen senin yararına olmaz. Neyse canım başlayayım."

Karşısındaki sandalyeye geçip oturdum ve kaydı başlamaları için işaret verdim.

"Sıla Sarıoğlu. Aslında bir Dikmen. Ne yazık dimi. Dikmenler vatan aşığı bir aile iken içlerinde bir terörist bulunması. Ozan Dikmen namı değer Halim. Değişik bir kod adı değil mi. Ama bu kod sadece sizin bildiğiniz bir kod. Ozan Dikmen asla kendi kodunu açık etmez. Halit Dikmen. Dikmen ailesinin babası. Emekli albay. Büyük İşler yapmış büyük rütbeler kazanmış. Fakat rahatsızlığı dolayısıyla emekli olmuş. Raife Dikmen. Dikmenlerin annesi. Güzel bir anne değil mi. Daha önce öldürmeye kalmıştınız. Ama kendisi bir emekli polis. Ölüm ona hicbirşey aslında biliyor musun. Nereden bileceksin. Sen daha bu halinle ölümden korkuyorsun. Onun için ölüm ölüm değil şehitlikti. Ve şehitlik en üst mertebe belki de en üst rütbeydi. Kalbine girecek iki kurşun için direnmezdi. Ben Selin Dikmen. Tabi bir zamanlar öyleydim. Ailenin küçük üyesi ama yetenekli yüzbaşısı. Öyle ota boka atlayıp birkaç bakanın hayatını kurtardım. Ve bu da rütbeme etki etti. Ama şimdi ben Selin Dikmen değilde Selin Sarıoğlu Uygun oldum. En güzelini oldum. Benim yerimi belki Sıla doldurabilirdi. Ama ne Raife hanım ne de Halit bey onu isterdi.

Sıla senin için değerliydi. Neden? Biricik sevgilin olduğu için mi? Ya da Turgut Turhanın paralı askeri olduğu için mi? Sen söylesene Mert hangisi için onunla birlikteydin.

Diyeceklerim maalesef bitmiyor keşke başta kendini seçseydin. Neyse. Turgut Turhan an itibariyle öldü. Sıla Dikmen daha fazla dayanamadı ve kendini astı. Peki sen ne yapmayı planlıyorsun Mert?"

Duydukları karşısında donup kalan Mert'e baktım.

"Eğer bunlardan sonra da anlatmazsan sen onlardan biraz daha geç ama daha acıyla öleceksin."

Oturduğum sandalyeden kalktım. Ben kapıdan çıkarken içeri başkomiser girdi. Bende bilgisayardan izlemek için yan odaya geçtim. Mert ben odaya geçene kadar bazı şeyleri anlatmaya başlamıştı. Altını çiziyorum bazı şeyleri anlatıyordu. Herşey olmadığı kesindi. Daha fazla dayanamayarak hızla karakoldan çıktım. Karakol bahçesindeki banklardan birine oturdum. Hafif eğilip kollarımı dizime koydum. Ellerim ile yüzümü kapadım.

"Selin Uygun mu?"

Yanıma gelen polis üniformalı olan kadına baktım.

"Benim."

"Ben emniyet müdürü Selen Soyder. Başkomiserim Esir Altım ve Binbaşı Gürkan Uygun sizi odasında beklediğini söyledi."

"Tamam geliyorum birazdan."

Selen müdür yanımdan gittiğinde biraz daha orada durup yerimden kalktım. Karakoldan tekrar içeri girdiğimde sorarak başkomiserin odasını öğrendim ve odasına çıktım. Kapıyı çalarak içeri girdim. Odada büyük bir kişisel masa vardı. Masanın başında başkomiser vardı. Masanın hemen önünde iki tane karşılıklı bir tane de üçlü bir koltuk vardı. Tekli koltukların birinde Gürkan vardı diğerinde ise az önceki müdür Selen. Üçlü koltuğa geçip oturdum. Benim oturmam ile başkomiser söze başladı.

"Mert Sarıoğlu bildiklerinin hepsini anlattı. Birkaç gün sonra olacak operasyona hazırlanacağız. Karargaha haber geçtik. Uraz Albay yarın sizinle bir toplantı düzenleyecekmiş. Tatil erken bitiyo komutanım."

Güldüm. Gerçekten herşeyi anlattığına inanmışlardı. "Siz ciddi misiniz. Yok yani ben çok ciddi soruyorum. Bütün hepsini anlattığına inandınız mı gerçekten. Bakın sizi küçümsemek istemiyorum. Ben o izleme odasından hepsini anlatmayacağını bilerek çıktım. Ve siz hepsini anlattım işte lafına kandınız. Lütfen ikinci sorguya eşim girsin. O en azından daha hakim konuya size daha çok yardımı dokunacaktır. İzninie benim çıkmam gerek." Kafamla hepsine selam verip odadan çıktım. Bahçeye çıktığım sırada Aras abim arabadan iniyordu. Beni görünce hızla ayağa yanıma geldi.

"Neler oluyor Selin."

"Anlatacağım. Ama beni eve götürür müsün."

"Olur."

Beraber arabaya binip eve geçerken olanları ona anlatmıştım. Beni lojmana getirdiği sırada lojmanın demir kapısından Gürkan girdi. Arabayı gelişi güzel park edip yanıma geldi ve beni kolları arasına aldı. Kara zorla kollarımı kaldırıp ona sardım.

"Ben karargaha geçiyorum. Yarın görüşürüz.'' diyerek yanımızdan ayrılan abime bakamadım. Bir süre daha Gürkan beni sardı. Sonra birbirimizden ayrılıp eve geçtik. Hızla üstümü değiştirdim ve yatağıma geçtim. Gürkan elinde bir tepsi ile odama geldiğinde başımı kaldırıp bakmadım. Yüzüm zaten kapıya dönüktü görüyordum. Önüme gelip kenarda duran makyaj sandalyesini yatağın yanına çekti. Tepside bir tabak çorba biraz ekmek ve su vardı.

"Selin. Biraz yemek ye hayatım."

"Canım bir şey istemiyor."

"Bu çorba bitecek yüzbaşı. Bu bir emirdir."

Onu takmayıp götümü ona döndüm ve gözlerimi kapadım. Biraz sonra yatakta hareketlenme oldu ve bir çift kol belimi sardı. Çok geçmeden uykuya kendimi bıraktım... Gözlerimi açtığımda kafam Gürkan'ın boynuna gömülüydü. Kolları her zaman ki gibi beni yine sarmıştı. Benim kollarım ise aramızda kalmıştı. Düzenli nefes seslerinden uyuduğunu anladım. Yavaş hareketler ile yataktan çıktım. Uyumadan önce getirdiği çorba tepsisini de alıp mutfağa geçtim. Çorbayı tencereye geri koyup tekrar ısıttım. Buzdolabından yemek yapmak için birkaç şey çıkardım. Hızla tezgahta birşeyler hazırladım. Yemekler hazır olduğunda masayı kurdum. Tam Gürkan'ı çağırmak için kapıya dönmüştüm ki beni kapıda izleyen bir Gürkan buldum.

"Beni izlemeyi ne zaman bırakırsın."

"Hiçbir zaman."

"Hadi sofraya geç."

Kapının önünden ayrılıp yanıma geldi başıma bir öpücük kondurup yerine oturdu. Bende yemekleri servis edip oturdum. Sessiz geçen yemek bittiğinde bulaşıkları yıkamak için tezgahın önüne geçtim.

"Bende yardım edeyim."

"Geç sen içeri. Zaten makinayla yıkayacağım."

"Hadi hadi."

Beraber yardımlaşarak bulaşıkları topladık ve makinaya durulayıp yerleştirdik. Arta kalan az yemekleri bir kaba koydum ve Gürkana lojmanın bahçesinde bulunan hayvanlara vermesini isteyerek gönderdim. O gelene kadar ikimize de içmek için kahve hazırladım. Ben mutfaktan çıkmış ve salona giderken o da daha yeni geliyordu. Hızla banyoda ellerini yıkayıp salona yanıma geldi. Üçlü koltuğun köşesine oturup beni da göğsüne yasladı. Ellerini belimden sararken kahvesini uzattım.

"Yarın sabah erkenden karargaha gideceğiz. Büyük ihtimalle Turgut Turhan'ın geride bıraktıkları hakkında bilgi toplayacak ve onları patlatacağız."

"Gideriz.'' diyerek sessiz kaldım. Gürkan sessiz kalmamı yadırgamış olmalı ki benimle konuşmaya çalışıyordu.

"Selin senin için çok zor. Farkındayım. Seni anlıyorum diyemem. Çünkü inan ne yaşadığını anlayamam ama sakin kalıp herşeyi yavaşça bitirmemiz lazım. Ve inan bana ben senin yanından hiç ayrılmayacağım bu süreçte."

Elimdeki kahveyi bırakıp kafamı Gürkan'ın boyun kısmına yerleştirdim. Gözlerimi tavana diktim.

"Teşekkür ederim Gürkan."

Beni tutup kendine çevirdi.

"Ne için."

"Yanımda olduğun için."

"Bana bunun için teşekkür etme Selin. Ben zaten sen istemesende senin yanında olurum."

Ellerimi yanaklarına koyup yüzlerimiz arasındaki mesafeyi az'a indirdim. Dudaklarımız birleşmeden önce ikimizin de dudaklarından seni seviyorum kelimeleri döküldü.

...

En güzel yerinde bıraktım.

Aslında bu bölümü birkaç gün sonra atacaktım. Ama ikizimin güzel yorumları bana yazma isteği getirdi.

Umarım beğenirsiniz.

Sizi seviyorum okurlarım.

(En çok ikizimi)

27. Bölüm

Selamın aleyküm mümin kardeşlerim. Ramazanınız mübarek ola

İmana geldim mübarek.

İYİ OKUMALAAR

...

Sabah kalktığımda hava aydınlanmış salonun penceresinden ışıklar vuruyordu. Akşam Gürkan ile birlikte konuştuktan sonra (asla başka şeyler olmadı) beraber koltukta uyumuştuk. Yavaşça doğrulduğumda Gürkan'ın boynuna gömülü bir şekilde yattığımı anlamıştım. Benim kıpırdanmam ile gözlerini yavaşça açmıştı.

"Günaydın."

"Günaydın güzelim. Saat kaç."

Ona bekle diyerek üstünden kalktım. Salonun ortasında duran sehpanın üstündeki telefonumu alarak baktım. 5 cevapsız çağrı ve 8 tane de mesaj vardı.

"05.46." dedim Gürkana ve mesaj uygulamasına girdim. Mesajlar Arastandı. Bir tane de Deryadan vardı.

Aras Abim: Selin saat geç oldu ama aramalarına bakman gerek (02.27)

Aras Abim: Yeni iş yapacağın timin Albayı Bulut Yaşasın seni aramış ama ulaşamamış (02.27) (sen şimdi naneyi yemedin mi)

Aras Abim: Sabah direk yanına gidecekmişsin (02.28)

Aras Abim: Sabah toplantı varmış (03.12)

Aras Abim: Gürkan'a ilet bak unutma

Aras Abim: Saat altıya kadar gelmen gerek yeni timin gelmiş (04.37)

Aras Abim: Bir uyutmadılar zaten bak geç kalma (04.39)

Koca bir hassiktir cidden. Derya'nın mesajına sonra bakmayı aklımın bir ucuna not ettikten sonra telefonu kapatıp odama koşturdum. Saat 05.48 olmuştu bile on iki dakika vardı. Hızla dolabımı açarak birşeyler aradım kendime. Bir yandan da Gürkana seslenip geç kaldığımızı söylüyordum. En sonunda zaten birazdan karargahta değiştireceğim için siyah eşofmanımı ve beyaz bir t-shirt giydim. Üstüme gri hırkamı alarak odadan çıktım. Kapının yanında beni hazır bir şekilde bekleyen Gürkana kısa bir göz atıp hemen postallarımı giydim. Hızla apartmandan çıktığımızda kolaylık olsun diye Gürkan'ın arabasına bindik. O arabayı kullanırken bende telefonumu çıkartıp Deryadan gelen mesajı açtım.

Derya Sarıoğlu: Eğer bugün müsait olursan seninle akşam yemeği yemek istiyormuş annemler açıkçası bende istiyorum ama onların atması gereken mesajı ben atınca garip oluyor neyse abla bekliyoruz haber ver bize. Bye bye

Siz: Akşam müsait değilim göreve çıkacağım. Gelince...

Evet büyük ihtimalle bu akşam görev vardı. Telefonu kapatarak cebine geri koydum. Hızlı çıktığım için çantamı almamıştım.

"Çantan arka koltukta. Unutucağını anlamıştım."

"Teşekkür ederim." diyip çantama uzandım. Cebindeki telefonu çıkartarak çantaya attım ve askeri kimliğimi aldım. Çantayı arkaya geri bırakırken karargaha gelmiştik.

Gürkan kimliğini kulübeden çıkıp yanımıza gelen askere göstermişti bende aynısını yaparak içeri girmiştik. Gürkan arabayı park ettiğinde beş dakikamız olduğunu söylemişti. Hızlı davranarak arabadan indik ve koşar adımlarla karargaha girdik.

Benim üniformamda gelmiş ve Gürkan'ın odasındaydı. Onun odasına girerek üniformamı almış ve onu odadan kış kışlayarak üstümü değiştirmiştim. Saçımı hızlıca at kuyruğu yaparak koridorda gördüğüm askere albayın odasını sormuş ve öğrenince koşarak odanın önüne gelmiştim. Kapının önündeki albay postası garip bir şekilde bana bakıyordular. Onları önemsemedim ve kapıyı çalarak odaya girdim. Kapıyı ardımdan kapatarak albayın karşısına dikildim.

"Selin Uygun. Mardin. Emret komutanım."

"Selin bende seni bekliyordum. Geç otur ve bu bir emirdir."

Oturmayacağımı anlamış gibi sonradan eklediği cümleler ile karşısındaki koltuğa oturdum.

"Başında komutanı olacağın yeni timin dün gece geldiler. Sana ulaşmaya çalıştım fakat ulaşamadım. Aras ile konuştum. O söylemiş olmalı."

"Evet komutanım. Söyledi."

Masanın üstünde önündeki büyük dosyayı alarak bana verdi. "Bu dosyada yeni timin hakkında bilgiler var. Şu anda bahçede olmaları gerek. Gidip tanış ve iki saat sonra toplantı odasında ol. Toplantı yapılacak."

Yerimden kalkıp "Emredersiniz komutanım." diyerek odadan çıktım. Elimdeki dosya ile bahçeye çıktım. Bahçe büyüktü. Timimi daha tanımadığım için sadece tim adına baktım. Hançer Timi. Yeni adımız buydu. Önümden geçen nöbetçi askeri durdurdum.

"Yeni gelen Hançer timini içtima alanına bekliyorum. Üç dakikaları var."

"Emredersiniz komutanım." diyerek koşturarak uzaklaştı. Bende hızlı adımlar ile içtima alanına geldim. Sürenin dolmasına on saniye kala altı kişilik bir grup ve çağırttırdığım asker önümde durdu.

"Sen git" dedim nöbetçiye

Selam verip hızla yanımızdan uzaklaştı.

"Günaydın Hançer."

"Sağol."

"Nasılsın Hançer."

"Sağol."

"Sizde sağolun. Ben Selin Uygun. Hançer Timi komutanı. Baştan sizinle anlaşalım. İtaatsizlik, saygısızlık, dikkatsizlik asla ve asla istemem. Benim yapma dediğim şeyi yaptığınız anda alacağınız cezanın büyüklüğünü ve ağırlığını umursamam. Hainlikten bahsetmiyorum bile. Sizler bu vatanın askerisiniz. Sizler Türk askerisiniz. Çıkacağınız görevlerde sırt sırta vereceksinizz gerekise beraber ölüme gideceksiniz. Ama unutmayın ki biz burada bir bir ölmek için değil daha çok yaşatmak için varız.Eğer öyle birşey olursa acımam kimseye. Şimdi ben yapamam diyen varsa gitsin. Anlaşıldı mı Hançer!"

"Anlaşıldı komutanım."

"Güzel sağ baştan kendini tanıt."

"Kıdemli Üsteğmen Emir Yılmaz. Urfa. Emret komutanım."

"Üsteğmen Demir Demirtaş. İstanbul. Emret komutanım."

"Üsteğmen Eren Acar. Yozgat. Emret komutanım.

"Teğmen Murat Ağca. Diyarbakır. Emret komutanım."

"Teğmen Cihan Akpınar. Mardin. Emret komutanım."

"Teğmen Mehmet Akay. Ankara. Emret komutanım."

"Güzel. Tim sıraya geç ve karargâhın etrafında yirmi tur koşu başla."

Hepsi tek tek sıraya geçtiğinde bende arkalarına geçtim ve koşmaya başladık. Üçüncü yirmi tura geçtiğimizde

"Kaç oldu Eren."

"Yirmi komutanım."

"Yetmez komutanım mı dedin. Devam arkadaşlar o zaman Eren'i ilk günden kırmayalım."

Timdekiler sinirle Eren'e bakarke "Dön önüne asker." diye bağırdım. Altmış beşinci turda bıraktık.

"Beş dakika mola sonda barfiks çubuklarına."

Koşuya başlamadan önce dosyayı koyduğum masanın üzerinden aldım. Hepsi hakkında bilgi vardı burada. Uygun bir zamanda hepsine bakacaktım. Şimdilik ortada durmaması en iyisiydi. Nöbetçi askeri çağırıp dosyayı Gürkan'a götürmesini söyledim. O benim için saklardı. Saatime baktığımda beş dakikanın çoktan dolduğunu gördüm. Arkamı döndüğümde timim hâlâ yerde yatıyordu.

"Elli barfiks, elli mekik ve şınav. Başla." Yüksek çıkan sesim ile hepsi yerlerine geçti. Bende yanlarına giderek barfiks çubuğuna asıldım. Her kendimi yukarı çekişimde yukarıda camdan beni izleyen Gürkan ile göz göze geliyorduk. Barfiks bittiğinde mekik için yere oturdular. "İkili grup olun." Emrim ile oturdukları yerde ikili grup olarak bacaklarını birbirlerine doladılar. Bende yanlarına oturdum ve benim başlamam ile hepsi başladı. Sırayla mekik ve şınav çektiklerinde bitmişlerdi. Oturduğum yerden kalktım ve karşılarına geçtim.

"Hançer kalk. Güzel bir içtimaydı."

"Sağol."

"Dinlenebilirsin Hançer."

Yanlarından ayrılıp karargaha girdim. Hızlıca merdivenlerden çıkarak Gürkan'ın odasına geldim. Kapıyı çalarak içeri girdim.

"Selin Uygun. Mardin. Emret komutanım." Ne kadar evli de olsak işte as üs ilişkisi daha ağır basıyordu.

"Kapıyı kapa Selin." Kapıyı kapatarak yanına gittim. Kollarımı boynuna dolayınca gecikmedi ve onunda kolları belimde yerini aldı. (hep sarılmacalar) Kollarından ayrıldığımda onun sandalyesine oturdum.

"Yerini karıştırdın galiba Yüzbaşım senin odan hemen karşımdaki oda."

"Benim yerim beyimin yanıdır."

Bana gülüp karşımdaki sandalyeye oturdu.

"Yarım saat sonra toplantı var."

"Takma kafana şimdilik güzelim."

Kafa salladım. Başka yapacak birşey yoktu.

"Sana bir dosya gönderdim. Geldi mi."

"Sağdaki çekmecede."

"Bir ara hatırlat. Evde bakacağım."

Yaklaşık beş dakika sonra kapı çalındı ve içeri albay postası girdi.

"Komutanım albay Hançer ve Anka timini harekat odasına bekliyor."

"Tamam çık ve timdekilere haber ver."

Ve büyük operasyon başlıyordu.

...

Bitti güzel okurlarım.

Bir dahaki bölüm bir operasyon yazmayı düşünüyorum açıkçası.

Ve çok yakında düğünde olacak çünkü bu operasyon herkese iyi gelecek diye umuyorum.

28. Bölüm

İyi okumalar

Gürkan'ın odasından çıkıp hareket odasına geldiğimizde albay bizi bekliyordu. Biz içeri girerken iki timde koşturarak arkamızdan geldi. Hepimiz selam verip tek tek oturduk.

"Turgut Turhan ölmüş. Ama arkasında büyük kişiler bırakmış. Birazdan yola çıkacaksınız. Sabah baskın yapacaksınız. Kordinatları iki timin komutanına da vereceğiz. Neden iki tim diye sorarsanız baskın yapılacak kamp çok büyük ve etrafta fazlasıyla mağaralar var. Mağarada kalanlar almanız gereken kişiler. Biriniz kamp diğeriniz ise mağaralar ile ilgilenecek. Anlaşılmayan birşey?"

Kimseden ses çıkmayınca "Çıkabilirsiniz. Uygunlar siz kalın." Uygunlar mı demişti albay. Diğerleri çıkarken hafif gülüyordular sanki. Ama ben gösterirdim onlara. Albay önünde bulunan iki kağıdı bize uzattı. "Burada kordinatlar var. Görevi başarıyla tamamlamanızı umuyorum. Çıkabilirsiniz."

Selam verip çıktık ikimizde. Hızlıca mühimmat odasına girdik ve hazırlanmaya başlandık. Üzerime hücum yeleğimi geçirdim ve ön ceplerine şarjörleri koydum. Bacağıma bacak kılıfını takıp bel silahımı yerleştirdim. Kafama askeri kaskımı taktım ve ellerime tactical eldivenlerini geçirdim. Hazır olunca hızlıca karargâhın bahçesine çıktık ve bizi bekleyen helikoptere ilerledik. Hepimiz sıraya geçtiğimizde albay geldi.

"Anka ve Hançer. Tek bir hata istemiyorum. Sağ salim gidin ve aynı şekilde dönün. Anlaşıldı mı."

"Anlaşıldı komutanım."

"Allah yar ve yardımcınız olsun."

Selam durduk ve Gürkan ile birlikte kendi timlerimize bakıp.

"Helikopter bin." dedik. Sırayla timdekiler bindi ve en sonda biz bindik. Pilota gerekli kordinatları verdikten sonra hepimiz inene kadar plan yapmıştık. Hançer kamplara girecek, Anka ise mağaralar ile ilgilenecekti. Büyük ihtimalle gerekli dosyalar mağaralardaydı. Benim timin daha yeni olduğu için bize kampları patlatmak düşüyordu. Helikopter belirli kordinatlara gelince durdu. Yavaşça iniş yaptığında sırayla ilk komutanlar olarak indik ve timdekilerde bizden sonra indi.

Yaklaşık bir saat yürüdükten sonra mağaralar ve kamplar gözükmeye başlamıştı. Hızla kendimizi görünmeyecek yerlere attık.

"Görüş bildirin." dedik Gürkan ile aynı anda. (tesadüfe bak aynı anda)

"Üç mağara var. Her mağaranın girişinde iki adam dikiliyor. Ortada kalan mağaranın arka girişi var. Orada üç adam dikiliyor." dedi Keskin

"Kampta on çadır var. Her çadırın önünde bir nöbetçi it var. Çadırlar arası biraz mesafe var. Bu işimize gelebilir. Ama aralarda mayın olabilir. Onun dışında bir hareketlilik ya da birşey yok." dedi Poyraz

"Herkes kendi timi ile iletişim halinde olacak. Kulaklıklar asla kapanmayacak." dedi Gürkan. Buradaki en yüksek rütbeli oydu. Bu görevde onun emirleri altında olacaktık.

"Emredersiniz komutanım." dedik hep birlikte. Gürkan ve timi mağaralara yakın alanlara dağıldığında ben de herkesin yerlerine geçmesini söyledim.

"Durum bildir Poyraz."

"Hareketlilik yok. Hepsi aynı yerlerinde duruyor."

"Tamam. Yerinde kal ve bize durumları bildir.

Kara, Aşık ve Oğuz aşağı iniyor ve o itler ile yer değiştiriyorsunuz. Barut ve Fırtına sizde onlar yer değiştirdiği gibi onların önünde duracağı çadırlara giriyorsunuz."

"Emredersiniz komutanım."

Hızla Kara, Aşık ve Oğuz aşağı indiler. Onların arkasından bende indim. Onlar gözlerine kestirdikleri adamları hallederken ben de çoktan birini gözüme kestirmiştim. Adam öylece olduğu yerde dikiliyordu hareket etmeden. Tam adama bir adım daha yaklaşıyordum ki kulaklıktan ses geldi.

"Komutanım çabuk çadırlardan uzaklaşın. Tuzak kurmuşlar. Nöbetçiler birer kukla. Birazdan orası patlayacak." Kara'nın direktifi ile timimin olduğu yere koşmaya başlamıştım bile. Ama arkamda olan büyük patlama ile bir kenara savrulmuştum. Başımda inanılmaz bir acı vardı. Büyük ihtimalle bir kayanın dibine savrulmuş ve başımı çarpmıştım. Kulaklıktan sesler geliyordu. Ama hepsi birer uğultudan ibaretti. En son gözlerim kapanmadan önce bana koşan timimi görmüştüm.

Gürkan Uygun

Herşey birer tuzaktan ibaretti. Mağaralarda birşey olmamakla birlikte bombalar vardı ve geri saymaya çoktan başlamışlardı. Bizde mağaralarda birşey bulamayınca oradan uzaklaşmıştık. Selinler kamplara bakacaklardı. Onların mevzilendiği alana gelirken hemen kampların bulduğu alan patlamıştı. Patlamayı gördüğümüz gibi tim ile birlikte hızla koşmaya başladık. Biz Hançer Timine doğru koşarken onlar farklı bir yöne koşuyordular.

Daha da hızlanıp onlara yetişmeye çalıştım. En sonunda bir kayalığın önünde durmuşlardı. Onların yanına geldiğimde kayalıklarda boylu boyunca yatan Selini gördüm. (kalk kız bir gören olacak) Murat yanına çökmüş ne olduğunu anlamaya çalışırken benim timimde gelmişti. Ama ben kaskatı kesilmiştim. Aras'ın bana seslendiğini duyduğum an gerçeğe döndüm. Hızla Selin'in diğer yanına çöktüm. Patlama ile birlikte savrulmuş olmalıydı buraya. Başını taşlara çarpmıştı. Bartu da hemen Murat'ın yanına çöktü ve birlikte seline bakmaya başladılar.

"Neyi var. Durumu nasıl." diye sordum ikisine.

"Komutanım ben şimdilik birşey diyemem. Hastaneye gitmesi gerek acilen." diye yanıtladı Murat beni.

"Savaş derhal albay ile bağlantı kur. Helikopter iste. Derhal."

"Emredersiniz komutanım."

Savaş bizden bir iki adım uzaklaşıp telsiz yardımıyla durumu albaya bildiriyordu. Yarım saat sonra gelen helikopter ile birlikte selini helikoptere bindirdik. Ben sağında onun elinden tutarken solunda Bartu ve Murat başından akan kanları durdurmaya çalışıyordu. En sonunda helikopter ineceğini duyurmuştu ve özel bir hastanenin çatı kısmına iniş yapmıştı. Bizi bekleyen doktorlar direk sedye yardımıyla Selini asansöre bindirmişlerdi. Asansöre bizi almadıklarını için hemen yanda duran merdivenler yardımıyla aşağı katlara inmeye başladım. Bu hastane Arasların hastanesiydi. O yüzden az da olsa biliyordum nerede ne olduğunu. Hızla ameliyathanelerin olduğu kata geldim. Ben merdivenlerin son basamağında iken asansör de açıldı ve Selin ile birlikte doktorlar indi. Hızla arkamda kalan ameliyathaneye girdiler. Ve ortada kocaman bir sessizlik hakim oldu. Asansörün önünden ayrılıp ameliyathane kapısının yanındaki duvara sırtımı yasladım ve yere oturdum.

Bir saat geçmişti. Bir sürü doktor girip çıkmıştı. Aras iki tane doktor ile konuşmuştu. Ama bir haber yoktu. Kimse birşey söylemiyordu. Albay gelmiş benim halimi görünce Arastan rapor almıştı. Annem ve babam gelmiş ne kadar benimle konuşmaya çalışsalarda ağzımı açmamıştım. Sarıoğlu aileside buradaydı. Kara timide haberdar olmuşlardı. Büyük ihtimalle şu anda uçaktaydılar ve buraya geliyordular.

Yarım saat daha geçti. İçeriden ilk giren doktor çıkınca ayağa kalktım ve doktorun yanına gittim.

"Karımın durumu nasıl."

"Eşiniz gayet iyi beyefendi. Buraya gelmeden önce kanama durdurulmuş ama başını sert bir şekilde çarpmış. Biz elimizden geleni yaptık. Şimdi gerekli tetkikler yapılacak ve birşeyi yok ise normal odaya alınacak." diyerek yanımızdan ayrıldı. Birazdan Selin sedye ile ameliyathaneden çıktı yanındaki hemşireler ile. Ne kadar yanına yaklaşmak istesemde izin verilmemişti. Asansöre binip gitmişlerdi. Tam bende asansöre gidiyordum ki. Ameliyathane kapısı açıldı ve iki tane doktor çıktı. Biri kadın biri erkek olarak.

"Gürkan Uygun kim."

Yüzümü adama döndüm.

"Benim."

"Merhaba ben Beyin Cerrahisi Doktoru Aral Sarıoğlu. Eşinizin abisiyim bir yandan da. (yeni bir abi daha çıktı hadi bismillah) Selin hanım çok riskli bir ameliyat geçirdi. Bir kere kalbi durdu. Sanem doktor yardımıyla tekrar hayata döndü. Şu anda durumu iyi diyemem. Kritik en doğru kelime olur. Bazı testler yapılacak ve testler çıkana kadar eşiniz yoğun bakım ünitesinde kalacak. Eğer testlerde kötü bir sonuç çıkmazsa normal odaya alınacak. Geçmiş olsun." Adam ve yanındaki kadın yavaşça yanımızdan ayrılırken Aras onların yanına gitmişti.

Kimseye bakmadan merdivenlerin yanındaki tabloya bakarak yoğun bakım ünitesinin katını öğrendim ve merdivenlere tırmanmaya başladım. Kata geldiğimde camlı odanın önüne geldim ve camdan olan biteni izlemeye başladım. Hemşireler oradan oraya gidiyor testleri yapıyordu. Bir anda monitörden ses gelmeye başladı. Kalp atışları durmuştu.

...

.

...

.

...

Selaaaam

Nasılsınız, umarım iyisinizdir

Bölümü beğendiniz mi

Sorularınız ya da fikirleriniz varsa alabilirim

Umarım beğenmişsinizdir.

29. Bölüm

Selamlar

Açıkçası biraz halsizim ama size de bölüm yetiştirmem gerek. O yüzden eksik gedik birşey olursa kusuruma bakmayın

İyi okumalar

Gürkan Uygun

Kalbi durmuştu. Cama vurmaya başladım. "Bakın karıma. Kalbi durdu. Bakın. Doktor nerede. Baksanıza." gibi şeyler söyleyerek bağırıyordum. Doktorlar girip çıkıyor, oradan oraya koşturuyordu. Ama bir tepki yoktu. Biraz sonra doktor çıktığında hemen yanında bittim.

"Çok üzgünüm ama hastayı kay-"

Doktorun sözünü kesen ses. Monitörden tekrar yükselmeye başlayan kalp atış sesleriydi. Selin bizi bırakmamıştı. Selin hayata dönmüştü.

Doktor hemen yanımdan ayrılıp içeri geri girdi. Ben de ne olduğunu anlamak için cama gittim. Daha kimse yoktu. Herkes ya bahçede ya da kafeteryadaydı. Testlerin çıkmasını bekliyordu. Doktor tekrar yanıma geldiğinde konuşmaya başladı.

"Açıkçası kalp benim alanım değil. Ama Selin hanım belli ki güçlü bir kadın. Sizi bırakmadı. Birazdan Kalp Cerrahisinden doktor arkadaşım size durumu bildirecek. Tekrardan geçmiş olsun."

Doktor yanımdan gittiği anda tekrar yoğun bakım ünitesinin kapısı açıldı. Selin'in abisi olduğunu söyleyen Aral ve yanında ameliyattan beraber çıktığı kadın vardı.

"Tekrar merhaba Gürkan bey. Eşim Sanem Yılmaz Sarıoğlu. Alanında başarılı bir kalp cerrahı doktoru. O size son gelişmeleri aktaracaktır. Geçmiş olsun iyi günler.

"İyi günler."

"Merhaba Gürkan bey. Az önce eşimde tanıttı ama ben yine tanıtayım. Ben kalp cerrahi uzmanı Sanem Yılmaz Sarıoğlu. Biraz önce sizin de gördüğünüz gibi hastanın kalbi durdu. Ama bunun çarpmanın etkisiyle beyinde oluşan hasarların kalbe gönderdiği yanlış direktifler olduğunu düşünüyoruz. Ama hastamız gönderdiği direktif'in yanlış olduğunu anlamış olmalı ki. Kendini hayata tutunmaya zorladı ve başardı da. Selin hanım şu halinden bile belli ki çok güçlü bir kadın. Birazdan normal odaya alınacak. Eğer orada da yapılan testlerde sorun çıkmazsa hastamızın durumunun asıl o zaman iyi olduğunu anlayacağız. İyi günler tekrar geçmiş olsun."

Doktorlar gidince bende tekrar cama döndüm. Selin'in sedyesinin hareket ettirdiklerini normal odaya alınacağını anladım. Hemen kapının yanına geldim. Onlar odadan çıkarken bende Selin'in soğuk elini tuttum. Eğildim ve parmaklarının üstünden öptüm. Asansör'e bindiklerinde bende gecikmeden bindim.

Selin Uygun

Beyaz bir boşlukta süzülüyor gibiydim. Başımın ağrısı vardı ama o boşluk beni içine çekiyordu.

Başımın ağrısı ile gözlerimi açmaya çalıştım. Ama odadaki yoğun ışıktan dolayı kısık bir şekilde açtım. Birileri bunu fark etmiş gibi hemen ışığı kapadı. Gözlerimi birkaç kere kırparak açtığımda görüş açıma yeni boyalı olduğu belli olan bir tavan girdi. Kafamı biraz sağa çevirince serumu gördüğümde hastanede olduğumu anladım. Odada bir uğultu hakimdi. Kimler vardı bilmiyordum. Çünkü kafamı kaldırıp bakacak halim yoktu. Biraz sonra uğultu kesildi ve yanıma beyaz önlüklü bir adam ve hemşire olduğunu tahmin ettiğim kadın geldi.

"Nasılsınız Selin hanım."

Konuşmak için ağzımı açtığımda öksürmeye başladım. Biri beni biraz kaldırıp su içirdi. Ve tekrar yatırdığında sol elimi tutan bir adam olduğunu gördüm. Hemen elimi çekip doktora döndüm.

"Oradan çok mu iyi gözüküyorum."

"Zorlu ama güzel bir ameliyat geçirdiniz. Ameliyatta iki yoğun bakım ünitesinde de bir kere kalbiniz durdu. Ama kalbinize olan zorunuz bitmiş olmalı ki kendinizi hayata tutundurdunuz. Ağrılarınız olmalı şu anda. Ama benim alanım beyin cerrahlığı değil o yüzden o alanda başarılı bir doktor arkadaşım size verilmesi gereken ilaçları bildirecektir. Şimdi izinizle benim sizin doku testlerinizi yapmam gerek."

Adama kafa salladığımda adamda ayak ucuna geçip üstümdeki örtüyü hafif açtı. Ayaklarım ve bacaklarımın bir kısmı ortaya çıkarken elindeki iğneyi yavaş yavaş bacaklarıma ve ayaklarıma dokundurmaya başladı.

"Hissediyor musunuz."

Kafa salladım adam örtüyü geri kapadı ve bu seferde kollarım ve ellerimde aynısını yaptı. Yine hissedince doku testini geçmiş olmuştum. Doktor hafifçe yattığım hastane yatağının baş kısmını havaya kaldırdı ve odadaki kişileri görmemi sağladı. Odadakileri görünce kaşlarım çatıldı. Birkaç kişi dışında hepsi yabancıydı.

"Bu odada niye bu kadar yabancı var."

Dediklerim ile solumdaki adamın da kaşları çatıldı.

"Selin güzelim ne yabancısı. Herkes burada işte. Ailen, timin, benim timim, Ozan abinler, ben, annemler. Nasıl herkes yabancı."

"Bildiğiniz yabancı beyefendi. Abim'i bende tanıyorum. Onun timini de çok iyi biliyorum. Ama benim timim nerede."

Odanın köşesindeki adamlardan biri "buradayız ya komutanım." dedi.

"Beyefendi ben sizi tanımıyorum ki. Sizin benim timim olmanız imkansız. Abi Faruk nerede, pars da yok. Yoksa göreve mı çıktılar." Solumdaki adam artık dayanamamış gibi doktora döndü.

"Neler oluyor doktor. Siz daha az önce eşiniz iyi demediniz mi. Neden şimdi bizi tanımıyor."

"Büyük ihtimalle hafıza kaybı yaşıyor. Ben Aral bey ile görüşeceğim. Size gelişmeleri aktaracağım." diyip odadan hızlıca çıktı. Abim yanıma gelip anlımdan öptü.

"Çiçeğim. Hiç mi birşey hatırlamıyorsun."

"Sizi hatırlıyorum ya."

"Uyy komitanum çok geçmiş olsun."

"Sağol İdris. De abi benim timim nerede."

"Güzelim az önce doktorun dediği gibi galiba hafıza kaybı yaşıyorsun. Yaklaşık üç dört ay önce onları çıktığınız operasyonda fazlasıyla emre itaatsizlik sonucu timiniz dağıtıldı. Bunları da mı hatırlamıyorsun."

"Hayır. Zaten hatırlasam sorar mıyım."

Abim ve timiyle konuşurken odanın içindeki diğerleri bize dolu gözler ile bakıyordu. Ama solumdaki kişinin gözlerindeki duygu daha bir başkaydı. Bir yarım saat sonra iki doktor içeri girdi. Biri ben uyandıktan sonra gelen diğerini ise tanımıyordum.

"Merhaba Selin. Ben doktor Aral Sarıoğlu. Beyin Cerrahisi Doktoruyum. Sen yoğun bakımda iken yapılan testlere baktım biraz önce. Ve doktor arkadaşımında anlattıklarından sonra hafıza kaybı yaşadığını anladık. Bu ne zamana kadar hatırlamıyorsun. Tam olarak bilmiyorum. Ama bana en son neler olduğunu anlatırsan çevrendeki bir kişiden bunun ne kadar zaman olduğunu anlayabilirim."

"En son abimin timi ve benim timim ile pikniğe gitmiştik. Yani sonra, sonrası yok."

"Geçen sene ilkbaharda." diye mırıldandı abim.

"Yaklaşık bir yıllık zaman diliminiz kayıp. Ama bu hafıza kaybı geçici. Kısa bir sürede her şeyi hatırlayacağınızı umuyorum. Geçmiş olsun. Ben gerekli bilgileri eşinize anlatacağım."

"Bir dakika bir dakika. Eşim mi. Ne eşi. Ben evlendim mi. Ne zaman."(kırmızı kar yağınca)

Solumdaki adam bana bakıp sadece anlatacağım dedi ve doktorlar ile birlikte çıktı. Hızla abime dönünce başıma inanılmaz bir ağrı saplandı. Hafifçe elimi kaldırıp başıma götürdüm. Başım sarılıydı. Çünkü elimle başıma deydiğimde bandajın dokusunu hissetmiştim. Abime bakıp konuşmaya başladım.

"Bana herşeyi anlatır mısın."

"Sana bunları anlatması gereken kişi ben değilim çiçeğim. Gürkan sana herşeyi anlatır."

"Gürkan. Eşim mi."

Sadece kafa sallamakla yetindi. Biraz sonra odaya gelen hemşire dinlenmem için herkesi dışarı çıkardı. O dışarı çıkınca adının Gürkan olduğunu öğrendiğim adam içeri girdi. (adam nedir ya kocan o senin KOCAN) Yanıma gelip yine sol tarafıma oturdu.

"Selin. Beni hatırlamıyorsun. Hatta belki de tanımıyorsun. Sana herşeyi anlatmamı ister misin."

"Lütfen." demekle yetindim.

Gürkan bana kendisini tanıdığım zamandan sonrasını anlatmaya başladı. O anlattıkça ben şok oluyordum. Ben neler yaşamıştım. Benim ailem gerçek değilmiş. (vallah de ben bilmiyodum) Odadakilerin içinde onlar da varmış. Dört tane abim bir kız kardeşim varmış. Abilerimden biri hainmiş.

"Ve en sonunda gittiğimiz görevde kampın patlaması ile kayalıkların oraya savrulmuşsun. Düşerken kafanı çarparak bu duruma gelmişsin."

"Cidden ne diyeceğimi bilmiyorum. Ben çok özür dilerim."

Elinin birini yanağıma koydu ve bana biraz daha eğildi.

"Sakın bir daha suçlusu olmadığın bir durum için özür dileme."

Diğer elinde elimin üstüne attı ve elimi kaldırıp dudaklarına götürdü. Avuç içimden öptüğünde bundan rahatsız olmamıştım. (e bi zahmet)

"Buradan ne zaman çıkacağım."

"Sen ne zaman istersen."

"Hemen çıkıp eve gitmek istiyorum."

Kafa salladı ve çıkış işlemlerini halletmeye gideceğini söyledi. Giyinmemde yardım edebilecek bir hemşire çağıracağını söyledi. Çok geçmeden bir hemşire geldi. Elinde bir kaç parça kıyafet vardı. Hemşirenin yardımı ile gri eşofman takımını üstüme giydim. Abimin ve Gürkan'ın yardımı ile hastaneden çıkmış ve arabaya binmiştik.

Ne zamana kadar böyle olacaktım. Ne zamana kadar çevremdekileri hatırlamayacaktım. Bilmiyordum. Ama, kısa sürecek gibime geliyordu.

....

Umarım beğenirsiniz

Akşama doğru Berdel-i Aşk içinde bölüm gelecek

Sizi çoooook seviyorum

30. Bölüm

Selamlar normalde akşama atacaktım ama yazdığım gibi atmak istedim.

Umarım beğenirsiniz

İYİ OKUMALAAR

...

(Bir Hafta Sonra)

Koskocaman bir hafta geçmişti. Bu bir hafta da Ankara'da olduğumuzu öğrenmiş, yeniden herkesle tanışmış, öz ailem ile daha çok anlaşmış, timimi daha öncesine göre daha çok tanımıştım. Ozan abimler acil bir görev çıkınca gitmek zorunda kalmışlardı. Hançer Timi yani benim timim ise başlarında başka bir meslektaşım ile göreve çıkmıştı bugün. Gürkana alışmıştım. Hiç yanımdan ayrılmıyor sevgisini hissettiriyordu.

Evliliğimizin görev icabı olduğunu ama bunun gerçek bir düğün olmasını istediğini söylediğinde ondan biraz daha zaman istemiştim. Daha olanları kesik kesik hatırlıyordum. En son Gürkanlar ile tanıştığımız zamanda kalmıştı beynim. Bir haftadır başka bir ilerleme yoktu. Ama doktorun söylediklerine göre zaten bu bile çok büyük bir ilerlemeydi. Aras abim burada bana daha yakın olmak için lojmanda boş evlerden birini tutmuştu.

Timdekilerde de ona uyarak boş evlerden tutmuştu. Şimdiye kadar nerede kaldıklarını sorduğumda ise otelde kaldıklarını söyleyince mantıklı gelmişti burada ev tutmaları. Timdekiler ise bir süre daha karargahta kalmaya devam edeceklerini söyleyince onlara birşey dememiştim.

Şimdi ise salonumda ki koltukta oturmuş timimi bekliyordum. Bu akşam görevden döndükten sonra Anka timi yani Gürkanların timi ile hepsini yemeğe davet etmiştim ama daha hicbirşey hazırlamamıştım. Aklıma geldiği iyi olmuştu hemen tekli koltuğumdan kalkıp mutfağa ilerledim. Buzdolabını açtığımda neler olduğuna baktım. Kim ne sever bilmediğim için karışık birşeyler hazırlayacaktım.

Akşama yakındı ki zil çalmıştı. Hemen ellerimi durulayıp havluya sildim ve mutfaktan çıkıp dış kapının önüne geldim. Kapıyı açtığımda Aras abim gelmişti. Galiba abilerimin arasında en çok onu sevmiştim. Arda abim biraz soğuktu. Aral abim ise eşine ve işine düşkün olduğu için çok konuşamamıştık. Ama onlara abi diyecek kadar benimsemiştim.

"Hoşgeldin. Gelsene." Ayakkabılarını çıkartarak içeri girdi ve elindeki poşetler ile mutfağa geçti. Mutfağa girdiğimde fırında ki böreğin kokusu burnuma gelmişti.

"Neler yaptın böyle." dedi masaya bakarak. Bende masaya bakarak saymaya başladım.

"Kulak Çorbası

Yozgat böreği

Çörek

İçli köfte

Kabak sütlaç

Mantı

Elmalı köfte."

"Biz bunları neremize yiyeceğiz. Neden bu kadar çok şey yaptın."

"Kimin ne sevdiğini bilmeyince elime ne geldiyse yaptım. Olmamış mı."

Beni kolları arasına aldı ve başımdan öptü.

"Olmuş güzelim. Sadece daha bir hafta önce ameliyattan çıktın. Kendini bu kadar yormana gerek yoktu."

Omuz silktim. Biz sarılırken kapı bir kez daha çalınmıştı. Abim ben bakarım diyip mutfaktan çıkmıştı. Bende fırında ki börekleri çıkartıp bir servis tabağına dizdim. Salonumun bir köşesinde katlanabilir büyük bir masa vardı. Yemekleri orada yerdik. Salona geçtiğimde benim timim ve Anka timinin geldiğini gördüm. Ama Gürkan yoktu.

"Gürkan nerede." dediğim sırada arkamda belimden bir çift kol sarılınca irktim.

"Benim ve buradayım."

Kolları arasından çıkınca ondan masayı açmasını rica etmiştim. O da beni kırmayıp masayı açmıştı. Bende son şeyleri hazırlayıp masaya taşımıştım. Hep birlikteyiz masaya oturunca herkesin gözleri masada ki çeşit çeşit yemeklerde geziyordu.

"Neden yemiyorsunuz. Bir sorun mu var." dedim kaşlarımı çatarak.

"Yok komutanım sadece bu kadar yemeğe ne gerek vardı. Ve neredeyse yemeklerin hepsi en sevdiğim yemeklerden. Doğruyu söyleyin biz görevdeyken müneccim mi olmaya karar verdiniz." dedi Murat. Dediklerine güldüm.

"E hadi başlayın o zaman."

Herkes yemeğe başlarken ortamda güzel bir sohbet vardı.

"Emir."

"Efendim komutanım."

"Sabah ablanın aradığını söylemiştin. Birşey yoktur inşAllah."

"Yok komutanım hâl hatır sormak için aramış ablam."

"Kaç kardeştiniz siz." Biz konuşuyorduk masadakilerde bizi dinliyordu.

"Üç kardeş. İki ablam var Banu ablam evli. Şimdi Urfa'da. Sanem ablamı zaten tanıyorsunuz. Aral eniştemin eşi dizinde yengeniz."

"Bir dönem Urfa'da görev yapmıştım. Eşi kim. Belki tanırım."

"Miran Akdoğan."

"Akdoğanlardan yani."

"Evet tanıyor musunuz."

"Akdoğanlardan tanımayan mı var oğlum. Baran ağa ve kızının ismini ağızlarından düşürmezdi halk."

"Elfesya abla mı. Evet çok güçlü bir kadın. Şimdi evleniyormuş. Daha doğrusu berdel hüküm gidiyormuş. Ve bunu kendisi istiyormuş."

(İki kitabı birleştirme kararı aldım. Umarım ikisinide yürütebilirim.)

"Düğünü nerede olacakmış."

"Antep'te."

Kafa sallamakla yetindim ve yemeğime döndüm. Urfa da görev yaptığım zamanlarda esir düşmüştüm. İtlerin elinden kurtulurken Elfesya ile karşılaşmıştım. Ve benim Türk askeri olduğumu öğrenince bana yardım etmekten korkmamıştı. Beni konağa getirmiş oradanda karargah ile irtibata geçebilmemi sağlamıştı. Baran ağa yani babası ise beni evinde ağırlamaktan mutluluk duymuştu. O zamandan beri az da olsa konuşurduk. Büyük ihtimalle bu evlilik ani gelişmişti. O yüzden haberim olmamıştı.

Yemeklerimiz bittiğinde bulaşıkları topladık ve makinaya yerleştirdik Gürkan ile. Çay demleyip servis etmiş ve şimdi ortamdaki tatlı sohbeti dinliyordum. Gece yarısına yaklaştıkça uykum gelmeye başlamıştı ve bunda gün içinde aldığım ilaçlarında katkısı vardı. Ben Gürkan'ın kolu altında uyurken bedenim önce havalandı bir süre sonra da yumuşak bir dokunun üstüne bırakıldı. Odamdaydım. Gürkan beni rahatsız etmemek için misafir odalarının birinde kalıyordu. Ama bu akşam gitsin istemiyordum. Çünkü artık herşeyi hatırlıyordum.

(Tam burada bitirmek vardı da neyse hadi yine iyisiniz)

Sabah uyandığımda Gürkan yanımda idi. Ben onun göğsüne kafamı yaslamıştım. Yavaşça onu uyandırmamam suretiyle yerimden kalktım banyoya gidip işlerimi hallettim. Odaya tekrar döndüğümde Gürkan uyanmıştı.

"Ben mi uyandırdım." dedim mahcup bir ses ile.

"Hayır. Uykumu aldığım için kalktım." dedi ve yanıma gelip başımdan öptü ve hemen banyoya geçti. Bende bunu fırsat bilip gardırobumu karıştırmaya başladım. Bugün Derya ile buluşacaktım ve artık izinin son günüydü. Dolapta birşeyler ararken Gürkan çoktan banyodan çıkmıştı. Yanıma gelip dolabımdan siyah bir elbise çıkardı.

"Gürkan sence de bu kardeşimin yanına giderken giymek için abartılı değil mi."

"Hayır güzelim giy sen. Bende üstümü değiştirip geliyom."

O odadan çıktığında elimdeki elbiseyi inceledim. Boğazdan bağlanmalı sırt dekoltesi olan kısa bir elbiseydi. Karın kısmında üçgen şeklinde bir boşluk vardı. Üstümdekiler ile elbiseyi değiştirdim ve saçlarımı tepemde at kuyruğu yaptım. Ayaklarıma siyah uzun topuklu çizmelerimi giydim. Makyaj masasına geçip eyeliner ve rimel sürdüm. Dudaklarıma da toprak rengi bir ruj. Biraz abartılıydı. Ama sıkıntı yoktu. Odadan çıkıp salona geldiğimde Gürkan'ın da siyah bir gömlek ve aynı renk bir pantolon giydiğini gördüm. Gömleğinin kol düğmelerini iliklerken arkası bana dönüktü. Geldiğimi hissetmiş gibi bana döndü ve baştan aşağı süzdü beni. Dudaklarında beğeniye ait bir gülümseme belirdi.

"Çok güzel olmuşsun."

"Teşekkür ederim sende çok yakışıklı olmuşsun da sen nereye gideceksin."

"Bizimkiler ile takılcaz."

"Anladım. Beni de Derya ile buluşacağım yere bırakır mısın. Malum arabam yok."

"Aslında var. Akşam araban da motorunda buraya geldi."

Ona inanamaz gözler ile baktım. Ciddiydi. Hemen yanına gittim ve kollarımı boynuna doladım. Kulağına doğru sayısız teşekkürlerimi diledim.

Beraber kahvaltı ettikten sonra o çıkmıştı bende odama gidip hafif dağılan ruhumu tazeledim. Evden çıktığımda üstüme siyah deri ceketimi giymiştim. Lojmanın bahçesindeki park halinde duran arabama ilerleyip bindim. Derya'nın attığı konuma baktım ve yola koyuldum. Buluşacağımız yer çok güzel bir kafe idi. Kafeye girdiğimde etrafta çalışanlardan başkası yoktu. Rezerve olan masamıza gidip Deryayı beklemeye başlarken ona geldiğime dair bir mesaj attım. Bir garson gelip önüme çikolatalı bir pasta bıraktı ve gitti. Sipariş etmediğimi söylemek istesemde çoktan gitmişti. Pastanın üstünde bir not kartı vardı.

Süslü kelimelere gerek yok Uygun. Şimdi yerinden kalk ve kafenin bahçeye açılan kısmına gel

Pastaya dokunmadan hızla yerimden kalktım. Bir tehdit olabilir miydi. Çantamın içinden silahımı çıkardım ve bahçeye açılan siyah gösterişli kapıya ilerlemeye başladım. Tam kapıyı açtığım sırada olduğum tarafa doğru konfetiler patladı ve karşımda elinde bir yüzük kutusuyla olan sevdiğim.

...

Umarım beğenirsiniz

Sorunuz varsa buyurun

İyi günler

Bölüm sonu

1 yorum