Okula girdikten sonra sınıfımın nerede olduğunu öğrenmek için adımlarımı müdürün odasına yönlendirdim. 12-B sınıfına gidecektim. Bir üst kata çıkmam gerekiyordu ve ben kat çıkmaktan yorulmuştum. Dinlene dinlene merdivenlerden çıktım. Sonunda sınıfıma ulaşmıştım.
Boş bir yere geçip oturdum. Çok geçmeden hoca da gelmişti.
"Günaydın çocuklar bugün okulun ilk günü olduğu için ders işlemiyoruz. Yoklamayı aldıktan sonra serbestsiniz."
Hoca yoklamayı almaya başladığı sırada kapı çaldı. Sınıfa yeni bir öğrenci girmişti.
"Hocam çok özür dilerim. Geç kaldım. Girebilir miyim?"
"Gir ama bir daha böyle olmasın."
"Tamam hocam. Tekrardan özür dilerim."
Çocuk iyi birine benziyordu. Etrafta göz gezdirdi. Ben ona bakarken gözgöze geldik. Gülümseyip benim oturduğum sıraya doğru ilerledi. Yanımdaki boş yere geçti. Elini uzattı. Bende elini tutup sıktım.
"Merhaba ben Jimin."
"Taehyung."
"Tanıştığıma memnun oldum."
"Ben de."
Jimin'le kısa sürede kaynaşmış, birbirimize kendimizden bahsetmiş, başımıza gelen komik olayları anlatmıştık.
Zil çalmış, bahçeye çıkmaya karar vermiştik. Biraz gezdikten sonra karnımızın acıktığını farkettik. Kantine girdiğimiz gibi hemen sıraya girmiştik. Sırada sıkışmıştık. Bütün öğrenciler toplanmış kantine girmişti neredeyse. Şansımıza kantinde bir tane boş yer kalmıştı. Ve bizde oraya geçmiştik. O kadar çok acıkmıştık ki birbirimizle konuşmadan yemeklerimizi yiyorduk.
Omzumda bir el hissetmemle kafamı yukarı kaldırıp, elin sahibine baktım. Bilin bakalım kimdi? Tabii ki Park
Bogum'du.
Bu okula geldiğimden beri sürekli benimle uğraşır, takip eder, beni sevdiğini söylerdi.
Bogum'a ondan hoşlanmadığımı söylesemde bana yakın davranmaya çalışırdı. Bir keresinde sınıfın ortasında beni öpmüştü. Onu ittirmeye çalışmıştım ama gücüm yetmemişti. Sonra öpmekten nefessiz kaldığında beni bırakmak zorunda kalmıştı. Ben de ona, bu davranışına karşılık tabiki tokat atmıştım. Sınıftan çantamı alıp,
kapıya doğru yürürken arkamdan bir ses işitmiştim. "Seni kendime aşık edeceğim, Kim Taehyung. Sen bana aşık olana kadar asla peşini bırakmayacağım" demişti. Ben de bir şey demeden sınıftan çıkıp gitmiştim.
Kaç defa onu reddetmiştim. Ama o reddedilmekten bıkmamış ve yine şimdi olduğu gibi yanıma gelmişti.
"Ne var Bogum?" elini omzumdan çekip yanımdaki boş sandalyeye oturdu.
"Sadece seni merak ettim." elimin üstüne elini koymasıyla gözlerimi devirip elimi çektim.
"Merak etme. Kaç defa diyeceğim artık. Beni rahat bırak."
Kolumu tutup sıktı.
"Seni seviyorum. Anlamıyor musun?" Jimin, sandalyesinden sinirle ayağa kalkıp yanımıza geldi.
"Hayırdır kardeşim? İstemiyor seni rahat bırak, Taehyung'u." deyip yumruğu Bogum'un omzuna vurdu.
"Sen kimsin lan? Sana mı soracağım?"
Bogum, Jimin'in omzuna koyduğu elini tutup ayağa kalktı. Oturduğu sandalye arkaya düşmüştü.
"Evet, bana soracaksın. Ben onun sevgilisiyim."
"Sevgilisi mi?"
Demesiyle Bogum anında bana bakmıştı. Bogum'a baktıktan sonra gözlerimi Jimin'e çevirdim. Bunu beni korumak için yapmıştı. Ama başını nasıl bir belaya soktuğundan haberi yoktu.
Bogum tuttuğu kolumu bir hışımla bırakmıştı. Kolumu bırakmasıyla Jimin'e yumruk atması bir olmuştu.
"Bogum bırak Jimin'i"
Beni dinlemedi yumruk atmaya devam ediyordu. Jimin'in yüzü kan içindeydi. Kantindeki herkes etrafımıza toplanmıştı. Hiç kimse ayırmaya çalışmıyordu. Film izler gibi izliyorlardı.
"Yeter. Bırak artık Jimin'i!"
Yumruk atmayı bırakıp ayağa kalktı. Jimin'e baktı.
"Bu iş burda bitmedi." hızlı adımlarla kantinden çıktı.
Koşarak Jimin'in yanına gittim.
Kolundan tutup ayağa kaldırdım.
"Jimin iyi misin?"
"İyi mi? İyi görünüyor muyum sence?"
"Jimin özür dilerim."
"Sen niye özür diliyorsun? Senin bir suçun yok."
"Ama benim yüzümden oldu. Sana Bogum'u anlatmalıydım. O belalı bir tiptir."
"Tanrım. Neden daha önce anlatmadın o zaman?"
"Anlatmaya gerek duymadım. Benimle artık uğraşmaz sanmıştım ama yanılmışım."
"Eyvah! Ne yapacağız şimdi?"
"Bilmiyorum. Gel önce bir revire gidelim."
Revire gidip Jimin'in yüzündeki yaraları temizledim. Revirden çıktıktan sonra koşar adımlarla sınıfa gittik. Hoca Jimin'in bu halini görünce ne olduğunu sordu. Biz de önemli bir şey olmadığını söyleyip yerimize geçtik.
"Bogum'a niye sevgili olduğumuzu söyledin? Bogum artık seninle uğraşıp durur."
"Seni korumaya çalıştım. Sevgili olduğumuzu söyleyince seni rahat bırakır diye düşünmüştüm. Adam psikopat çıktı resmen. Daha bu okula yeni geldim. Ve ilk günden dayak yedim." gülmeye başlamıştım.
"Hey niye gülüyorsun komik mi?
Arkadaşın senin için dayak yedi hem de ilk günden."
Gülmemi arttırıp kahkahalarla gülmeye başlayınca o da gülmeye başlamıştı.
Etrafa baktığımda hoca dahil herkesin bize baktığını gördüm.
Gülmeyi bırakıp hocaya bakarak Jimin'in koluna dokundum. O da bana baktı. Sonra hocaya döndü.
"Çocuklar ne çok güldünüz böyle. Anlatın da bizde gülelim."
Tam hocaya cevap verecekken o sırada zil çalmıştı.
Herkes çantalarını alıp sınıftan çıkmaya başladı. Sınıfta Jimin'le ikimiz kalmıştık. Sonra biz de çantalarımızı alıp okuldan çıkmıştık.
Jimin'in evinin bizim eve yakın olduğunu öğrendim. Evinin kapısının önüne gelmiştik. Biraz ileride de bizim ev vardı.
"Gelsene içeri film falan izleriz."
"Bugün gelemem. Başka bir zaman yapalım."
"Neden?"
"Babam erken gelmemi istemiş, benimle bir şeyler konuşacakmış."
"Peki, tamam. Görüşürüz o zaman."
"Görüşürüz." deyip el salladım. Biraz daha yürüdüm ve eve varmıştım.
Kapıyı çaldım. Cho-Hee noona kapıyı açıp bana sarıldı.
"Hoş geldin Tae."
"Hoş buldum Noona."
"Bay Kim salonda oturuyor. Üstünü değiştirip salona git."
"Tamam."
Hayret doğru düzgün eve gelmezdi. Demek önemli bir şey ki geldi. Merdivenlerden yukarı çıkıp, odama girdim. Kıyafetlerimi değiştirdim.
Aşağı inip, salona geçtim. Babamın karşısındaki koltuğa oturdum. Babam beni fark edince elindeki telefonu kapatıp yanına koydu.
"Hoş geldin Tae."
"Hoş buldum."
"Hadi gel sofraya geçelim orada konuşuruz."
Noona yemekleri tabaklara koyup, yanımdaki sandalyeye oturdu.
Yemekleri yemeğe başladık. Ortam sessizleşmişti. Sessizliği bozup, söze başladım.
"Seni dinliyorum baba."
"Tae bunu sana nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. O yüzden direkt söyleyeceğim. Tae ben evleniyorum."
Yediğim yemek bir anda boğazımda kalmıştı.
"Öh-öh öh-öhh"
Noona sırtıma vurup, su dolu olan bardağı bana uzattı.
Bardaktaki suyu alıp içtim. Kendime gelmiştim.
"Baba sen ne dediğinin farkında mısın? Ne evlenmesi?"
"Tae ben yapamıyorum. Kendime hayat arkadaşı istiyorum."
"Baba annemi nasıl unutursun? Bu evlenme işini bir daha düşün. Daha annem öleli kaç ay oldu? Annemi hiç mi sevmedin?"
Gözlerim dolmuştu. Annemi çok özlemiştim. Öleli birkaç ay olmuştu. Şimdi gelmiş bana evleneceğim diyordu. Annem bir trafik kazasında ölmüştü.
Flashback
Gece işten çıkıp, eve gelirken, karşı şeritten gelen araç annemin bulunduğu araca çarpmıştı. O gece annemin telefonundan bir arama gelmişti. Telefonu açmış, arayanın annem olduğunu düşünmüştüm. Bir erkek sesi duyunca şaşırmıştım. Annemin ağır yaralandığını, ambulansın annemi alıp Seoul Hastanesine götürdüğünü söyledi.
Hemen şoföre durumu anlattım. Arabaya bindim, hastaneye gittik. Görevliye annemin nerede olduğunu sordum. Annemin ameliyathane ye alındığını söyledi. Ameliyathanenin kapısında bekledim. Gözlerim dolmuş, ağlamaya başlamıştım.
Sonra ameliyattan bir doktor çıktı. Beni kapının önünde görünce konuşmaya başladı.
"Siz içerideki yaralının yakını mısınız?"
"E-evet. Oğluyum."
Doktorun yüzünde hüzünlü bir ifade vardı.
"D-doktor bey l-lütfen söyleyin a-annem iyi mi?"
"Annenizi kaybettik."
"N-ne demek annenizi k-kaybettik?"
Doktorun yakalarına yapıştım.
"Bak oğlum şuan da şoktasın. Yaşadığın şey kolay değil. Güçlü kalmaya çalış. Sonuçta hayat devam ediyor.
Annen şuan ağladığını görse çok üzülürdü. Lütfen güçlü ol."
Ellerimi doktorun yakalarından çekip hıçkırarak ağlamaya başladım.
Doktor omzumu sıkıp, yanımdan ayrılmıştı. Babamı aradım meşgul çalıyordu. Ağlayarak hastaneden çıktım.
Arabaya bindim. Şoföre babamın iş yerine götürmesini söyledim.
Holding'e gelmiştik. Arabadan indim. Holding'e girdim babamın odasına giderken sekreterinin sesini duydum.
"Taehyung bey giremezsiniz babanız şuan da toplantıda."
"Toplantısını sikeyim." diye bağırmıştım.
Kapıyı açıp, içeri girdim. Babam ve yanındaki çalışanlar bana şaşkın bir şekilde bakıyorlardı.
"Neler oluyor Taehyung? Kapıyı çalmadan niye girdin?"
"Annem öldü benim! Sen siktiğimin kapısını neden çalmadığımı soruyorsun! Haberin yok değil mi?"
"Ne? Nasıl?"
"Trafik kazasında. Annemin bulunduğu araca karşı şeritten hızla gelen bir araç çarpmış. Annem ölmüş, sen burada toplantı yapıyorsun. Annemi hiç sevmedin mi?"
"Taehyung kızmaya başlıyorum. Annene olan sevgimi sorgulayamazsın." gözleri dolmuştu.
"Toplantı iptal edilmiştir. Dağılın."
Çalışanlar toplantıdan çıkmıştı. Sadece babam ve ben odada kalmıştık. Babam ağlamaya başlamıştı. Ayağa kalktı. Yanıma gelip bana sarıldı.
Ben de ona kollarımı doladım.
Bir süre öyle birbirimize sarılı kalmıştık. Sonra holding'den ayrıldık.
Flashback end
Sözlerimi söyleyip sofradan kalktım. Koşarak odama girdim. Yatağa yatıp ağlamaya başladım. Sonra kapı çalmıştı.
"Tae girebilir miyim oğlum?"
"B-baba yalnız kalmak i-istiyorum. Lütfen g-git"
"Oğlum içeri girmeme izin ver. Beş dakika konuşup gideceğim."
"Tamam a-ama beş dakika."
"Tamam söz." İçeri girip yanıma oturdu.
"Tae lütfen beni de anla oğlum. Biliyorum anneni özlüyorsun. Bende özlüyorum."
"Özlesen başka biri ile evlenmezsin."
"Tae bak annen gidip beni bıraktı. Annen nerede şimdi? Bak etrafa yok."
"Annenle böyle konuları konuştuğumuz da, ben öldükten sonra başka biri ile evlen ve mutlu ol dedi. Ben ona söz verdim, Taehyung. Ve o sözü tutacağım. Mutlu bir yuva kuracağım. Bir tane üvey abin var. Umarım iyi
anlaşırsınız. Yarın düğün olacak hatta birazdan eve gelecekler."
"Ne? Yarın evlenecek misiniz? Eve mi gelecekler? Baba sen ne dediğinin farkında mısın?"
"Evet, farkındayım. Hazırlanıp aşağıya gel birazdan gelirler."
Bir şey dememe izin vermeden kapıdan çıkıp gitmişti.
Ben de hazırlanmaya başladım. Altıma dar bir pantolon üstüme de bol bir tişört giydim. Saçlarımı düzeltip, aşağıya salona indim.
Zil çalmış, babam ayağa kalkmamı söylemişti. Bende istemeye istemeye kalkıp kapının önüne gelmiştim.
Noona kapıyı açıp "Hoş geldiniz." dedi.
Babamın yeni müstakbel eşi ve onun oğlu içeri girdi. Babamla üvey annem sarıldı. Biraz ayak üstü konuşmaya başladılar. Bizden çıt çıkmayınca üvey annem konuşmaya başladı.
"Çocuklar siz tanışmadınız mı?"
Oğlu konuştu. "Hayır tanışmadık."
"Tanışın o zaman."
Bana bakarak sırıtmaya başladı. Elini uzattı.
"Jeon Jungkook."
Elini tutup sıktım.
"Kim Taehyung."
O daha fazla sıkmaya başladı.
Elimi bırakmadı. Babama baktığımda koltukta oturmuş sohbet ettiklerini gördüm.
"Elimi bırakır mısın?"
"Tamam bücür."
"Ne bücürü sensin bücür."
"Ben mi bücürüm? Bak şu kaslara boyuma posuma da bak."
Kollarına bakmaya başladım cidden kaslıydı şerefsiz. O kasları nasıl yaptı ya? Hiç yorulmadı mı?
"Beni süzmen bittiyse içeri geçelim bücür."
"Ne süzmesi be? Dalmışım."
"Evet evet kesin öyledir."
İçeri geçtik. Koltuklara oturmuştuk. Babam konuşmaya başladı.
"Taehyung abini odana götürsene konuşup kaynaşırsınız."
"Neden baba? Burası iyi. Burada da kaynaşırız."
"Baban doğru söylüyor, Taehyung. Odana gidelim."
Tanrım bana sabır ver odama götürmek istemiyorum şu kas yığınını. Bir de odana gidelim diyip sırıtıyor ben bu çocuktan korkmaya başladım.
"Tae ne duruyorsun? Hadi gidin odana."
"Off. Tamam, baba."
Merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım. O da benim arkamdan geliyordu. Odama geldik. Kapıyı açıp içeri
girdik. Kapıyı kapatıp yatağa oturdu. Bende ayakta duruyordum. Bana sırıtarak bakmaya başladı.
"Niye pişmiş kelle gibi sırıtıp duruyorsun?"
Oturduğu yerden kalkıp üstüme gelmeye başlamıştı.
"Hey! Ne yapıyorsun?"
O üstüme gelmeye başladıkça ben de geriye gitmeye başladım. Dolaba sırtımı çarpınca inledim.
Ben acıyla inleyince daha çok sırıtmaya başladı. Kulağıma nefesini üfleyip, konuştu.
"Seninle çok güzel eğleneceğiz, güzelim."
~~
💜💜




