Sayın okuyucular lütfen oy vermeyi unutmayalım bana yorum yaparak hikayenin iyi kötü yanlarını belirterek destek olursanız çok sevinirim iyi okumalar
Gecenin karanlık ve soğuk sokaklarında ilerlerken sol taraftaki inşaattan gelen kırılma sesleri ve is kokusu beni sanki yine yıllar önce tutsak tutulduğum o bodrum katını anımsattı. Çürümeye yüz tutmuş güllerin sanrı olan kokusu bir anda etrafımı sardı ve beni geçmişe çekti.
3 yıl önce
14 yaşındaydım ve her yer karanlıktı. Nemli ve çok ağır bir rutubet kokulu bir bodrum kadının küçük odasında tek başıma oturuyordum. Etrafım çürümeye yüz tutmuş güller ile kaplıydı.
Çelik kapı büyük bir gürültü ile açıldı. Ve içerye zayıf gün ışıklarıyla beraber yeşil maskeli bir adam girdi. Sadece bir adam olsa umursamazdım fakat bu adam beni kaçıran adam olduğu için pür dikkat her hareketini izliyordum.
Elimde tuttuğu çürümüş gül ile yanıma geldi ve tıpkı benim gibi o da diz çökerek " Bak sana en sevdiğin çiçeği getirdim" ondan uzaklaşmak amacıyla yerimden duvara doğru iyice kaydım.
Duvara iyice sinmiştim ki bileklerimden tutarak beni ayağa kaldırdı." Hadi ama Erva. Hatırlamıyor musun? 2 yıl önce baban bana seni satmıştı. Ne için para için. Sana binlerce dolar verdim benim ol diye ama hala beni takmıyorsun." bir yandan konuşuyor bir yandan da beni sürükleyerek bodrumun başka bir odasına taşıyordu. "Ben Erva değilim Lavin' im benim adım Lavin" sözlerimi kale almadan beni bodrumun diğer bir odasına getirdi.
Odaya göz gezdirdiğimde odanın tam anlamıyla bir 'ölüm odası' olduğu apaçık ortadaydı. Ve beni buraya öldürmek için getirtmişti.
Geldiğimiz kapıya baktığımda kapının cam olduğunu gördüm. Vurduğum an kırılırdı. "Erva kızım babanı neden yalnız bırakıyorsun. Tamam o adam seni öldürmüş olabilir ama bu senin beni terk edeceğin anlamına gelmez değil mi?"
Daha fazla bu adamın yanında kalamam diye geçirdim içimden. Hızlı hareketlerle kolumu ondan kurtardım ve elime gelen bütün çivileri onun yüzüne fırlatmaya başladım. Ve böylece planımın başlaması için gerekli olarak ilk adımı atmıştım.
Çiviler bittiğinde yüzündeki sırıtış ile ellerini havaya kaldırdı "tamam Lavin sakin ol bak teslim oluyorum. Aa o da ne çivilerin mi bitti" üzerime doğru adım atmaya başladığında sağımda duran masada ağır çekiç görüm. Koşarak elime aldığım çekici onun ayağına attım.
Adamın ağzından acı bir haykırış firar ettiğinde tüm hızımla cam kapıya çarptım. Cam tuzla buz olmuştu ve ben başarmıştım.
Aklıma gelen ile bir gülümseme kondu dudaklarıma ben o tutsak edildiğim yerden hiç bir zarar almadan kaçmıştım.
Şimdiki zaman
Ellerim buz gibi olmuştu. Şimdi geçmişe dalmanın zamanı mıydı? Eve gidip sıcak bir duş kendime gelmeme yardımcı olacak. Telefondan müzik açıp eve doğru yürümeye başladım.
🥀
Sabah uyandığımda parka yürüyüşe gitmek için hazırlandıktan sonra dışarıya adımımı atar atmaz izleniyormuş hissine kapıldım.
Etrafa baktığımda benden başka kimsenin olmadığını fark ettim. Çok tuhaftı çünkü ben Mardin' in en kalabalık mahallesinde oturuyordum. Hele ki bu saatlerde... aman neyse ne sessizliğin tadını çıkar Lavin. Ve öyle de yaptım.
Parktan çıkıp evime doğru giderken arkamda yine o adamın kokusunu aldım korkudan arkamı dönüp ona bakamadım. Onu görmekten ve yüzleşmekten korktum.
Belki onu atlatabilirim umudu ile yolumu değiştirdim. Yolumu değiştirdiğimde beni çürümüş gül kokusu takip ediyordu. Adım sesleri de çoğalmıştı ve sanki birini yakalamaya çalışır gibi geliyordu adım sesleri.
Ansızın biri kolumu tuttu ve beni kendine çevirdi. " Ne kovalatıyon kendini ?" bu sözlerin ardından mahallenin ortasında güçlü bir çığlık attım.
"Lavin ne diye bu kadar yüksek sesle çığlık atıyorsun. Mahalle ayağa kalktı" karşımdaki benim gibi gri gözleri olan adama baktım. Aybars Baysal bircik ve bir o kadar da deli birazcıkta dengesiz kuzenim.
Benim de onunda anne ve baba tarafında sadece biz ikimiz gri gözlüyüz. Gri gözlü olmayı tek bayrak ilerletiyoruz ikimiz de.
"Aybars sen de ne diye arkamdan gelip beni bir adım arkamdan takip ediyorsun." omuz silkti sonra da umursamaz bir tınıyla " tamamen bir zevk meselesi kuzen" gri gözlerimle Aybars Baysal' a sen ciddimisin bakışı attım.
Bakışlarımın anlamını anlamış olacak ki mahallenin ortasında yüksek sesle gülmeye başladı. "Aybars bide bana diyorsun asıl sen önce kendine bir bak." Aybars sözlerimi umursamadan gülmeye devam ediyordu.
Artık mahallenin bizi dinlediğine ve içlerinden ' bu iki deli ne yapıyor mahallenin ortasında?' dediklerine hiç şüphem kalmadı.
Tartışmaya kapalı bir gerçek vardı ve o da Aybars ve ben zır deliydik. Bu gerçeği de mahallenin ortasında Aybars' a katılarak benim de onunla beraber gülmem bu gerçeğin kanıtlarından sadece bir tanesiydi.
Aybars'ı durdurmaya çalışırken ben de aybars' a katılmıştım. Etrafına bir göz gezdirdiğimde özellikle de evlerin camlarına ve balkonlarına mahalle de oturan çoğu kişinin tülün ya da perdenin arkasından bizi izlediğini ya da tabiri caizse gözetlediğini gördüm. Aybars' a tekrar döndüğüm de gülmesini yeni durdurabilmişti.
Be nedenden olsa gerek nefes nefese kalmıştı Aybars Baysal.
Aybars' a kaş göz işareti yaparak balkonları gösterdim. Ne demeye çalıştığımı anlamış olacak ki reverans yaparak benim önden içeri girmemi bekledi ve ben de ona uyum sağlayarak içeri girdim.
Eve önce ben girdim. Ardından da Aybars girdi ve ayabars kapıyı hızlıca kapatıp kendini ikili koltuklardan birine tabiri caizse kendini attı ya da fırlattı. Artık hangisi bu duruma uygunsa.
Aybars evimin her bir köşesine hasret ve büyük bir özlem ile bakıyordu. Halbu ki daha üç-beş gün önce beni görüntülü arayıp ' evimi göster bana. Canım evimi çok özledim göster de hasret gideriyim biricik evimle ' deyip bana evin her bir köşesini teker teker sırası ile göstertmişti.
Ama şimdi o anları hiç hatırlamıyormuş gibi davranıp beni sinirlendirmeye çalışıyordu ve bu yolda çokda başarılı olduğu tartışmaya kapalıydı.
Aybars derin ve sesli bir şekilde iç çekerek " ahh ah. Benim bircik evim ne kadar çok özlediğimi hayal dahi edemezsin. O derece çok anlican anlatamam kısacası kelimeler yetmez."
Evimin her bir köşesine öyle bir özlem ile bakıyordu ki ben bile Aybars' ı tanımasam onun şu hallerinin sahten değil de gerçek olduğuna inanırdım.
Bana sanki kötü birşey yapmışım gibi hatta daha doğrusu düşmanıymışım misali bakarak " hepsi senin şuanki ev sahibin yüzünden. Bu sebepsiz ve amaçsız ayrılıklarımız. O gri gözlü vatandaş olmasa ne güzel sen ve ben destan yazıcaktık bu mahalleye biricik evim benim"
Şuan gülsem mi ağlasam mı yoksa kızıp sinirlensem mi bilemedim Aybars' ın sözleri üzerine. Bildiğin öküzün trene baktığı gibi bakıyordum Aybars' ın yüzüne. Yüz ifadem Aybars' ın komiğine gitmiş olacak ki gülmemek için dudaklarını bir birine bastırarak gülümsemesine engel olmaya çalışıyordu.
Bence de gülümsemesine engel olmalı çünkü bu mahalle bir tane daha Aybars' ın gülümsemeden gülmeye,gülmeden de kahkahaya olan yolculuğunu kaldıramazdı. Bu konu kesinlikle tartışmaya kapalıydı.
İçimde bulduğum bütün ciddiyet ile Aybars' a bakıp " kuzen, rica ediyorum lütfen benim olan ama senin 'biricik evim ' diye seslendiğin evimle benin arama girme. Tekrar söylüyorum, Rica ediyorum lütfen" dedim.
Cevap olarak ise sadece Aybars' a özgü bir şekilde göz devirme karşılığı aldım. Asla hiç bir aklı selim bir insanın yapmayacağı yukarıdan aşağıya doğru göz devirme. Tabi Aybars' ın bu yaptığına göz devirme denilmez ama olsun. Tartışmaya kapalı bir konuydu.
Aybars anlaşılan bu melankolik ve dram karışımı havadan bunalmış ya da sıkıldı için atlayarak yattığı ikili koltuktan aynı şekilde kalktı.
Hiç bana dönmeden " ee kuzen, ben çok ama çok açım. Benim olarak ama senin bana vermemkte kararlı olduğun evde yemek bulunmakta mı?" tabi ki evde yemek vardı. Ve ben bu gerçeği Aybars' a söyleyecek miydim? Cevap veriyorum kesinlikle hayır.
Yüzüme hafif bir tebessüm yerleştirerek " ben fakir bir moda tasarımcısıyım kuzen." yüzümdeki tebessüm yerini koruyamadı ve tebessüm yerini duygusallığa devretti. "Bu nedenden dolayı da evimde hiç yemek bulunmuyor"
Aybars, sözlerime inanmamış olacak ki tek kaşını kaldırarak söylediğim cümlemi sorgulamaya başladı "emin misin kuzen? Bak eğer yalan söylüyorsan bu davranışların ve sözlerin sana hiç yakışmamış ve çook ayıp"
Aybars cümlesini büyük bir ciddiyet ile devam ettirdi " yani şöyle söyleyim kuzen o güzel kafanı iyice bi çalıştır zorla azcık ucundan dır sarf ettir. Belki kıyı da köşe de birkaç parça yemeğin var olduğu gelir aklına"
Aybars' a göre ciddi fakat bana göre çok masum olan bu tavır ve yüz ifadesine gülmeden duramazdım durmadım da.
Aybars sanki benim gülmemi bekliyormuş gibi benim ardımdan o da gülmeye başladı. İkimiz de ,mahalleye nuh tufanı nedir bizzat kendimiz birinci dereceden göstermeye yemin etmişçesine gülüyorduk.
İkimizin de gülmesi daha doğrusu kahkaları sona erdiğinde Aybars'a beni takip et işaretim yaparak" gel peşimden Aybars mutfak ağzına kadar dolu her çarşamba alışverişe çıkarım mutfağımın boş olması imkansız." son sözlerimi büyük bir özgüven ile söylememe Aybars, biz mutfağın girişine gelene kadar gülmüştü.
Aybars' a dönüp " kuzen ne istersin, canın ne çekiyor yemek olarak ne yapayım sana " Aybars' a sorularımı ardı ardına sordum bu da beni nefessiz kalmama sebep olmuştu.
Aybars, hiç beklemeden sorularımın her birini kapsıyan bir cevap verdi bana " kuzen,canım seni gördüğüm andan itibaren tost çekiyor. Ama nasıl çekti anlatamam kelimeler yetmez."
Aybars' ın son cümlesi aklıma birşey getirmişti bu da dudağımın kıvrılmasına sebepti. İkimiz de aynı anda " canım evim" dedik. Demek ki son cümlesini bilerek kurmuştu.
Aybars tost dedikten sonra kendimi görmesem bile hiç kuşkusuz o an gözlerimin parladığına emindim. Çünkü ben ve Aybars küçüklüğümüzden beri tost yemeği çok severdik hatta bayılırdık. İkimizden daha çok bu dünya da tost sevin kişi bulunamaz. Tartışmaya kapalı bir konuydu.
İkimiz de hızlıca tost için gerekli olan malzemeleri tezgahına üstüne koyduk ve işe başladık.
Ben kesme işini yapıyordum Aybars ise benim kestiğim malzemeleri ekmeğin arasına yerleştirdikten sonra yeni ısınmış olan tost makinesinin içine koyuyordu. Belli bir süre sonra ikimizin de birlikte yaptığımız tostları bitmişti.
Ben ellerimi yıkamak amacıyla lavoboya gittiğimde kapı çaldı. Kapıyı Aybars açar umudu ile ellerimi yıkamaya devam ettim.
Aybars ellerini benden önce yıkamıştı ve ben tostumu bitirdiğim de o da masayı topluyordu.
Ellerimi kuruladıktan sonra bir hışımla aşağıya koştum. Çünkü aşağıdan Aybars' ın ve ev sahibinin birbirlerine bağırma sesleri geliyordu.
"Aybars Baysal ya evi o lanetli kuzenin Lavin Aksel ile boşaltırsınız ya da-" ev sahibinin sözünü bitirmesine izin vermeden Aybars sözü devraldı " ya da ne olur bizi evden mi atarsın "
Ev sahibi Aybars' ın sözünü başıyla onayladı. Aybars bu harekete sinirlenmiş olsa gerek " sıkıysa yap lan! Burası bizim evimiz. Sen kimin evi sanıyorsun burayı köpek!" diye bağırarak kapıyı ev sahibinin yüzüne sert bir şekilde kapattı.