İçeriğe geç

Urania’nın Kılıcı

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Urania’nın Kılıcı

Bölüm 1

Bölüm-1

Nyx

“Efendim, buyrun lütfen!”

“Hoşgeldiniz Matmazel İrael, sizi odanıza götürelim.”

“Başka bir isteğiniz var mı prenseslerim?”

“Efendim, kardeşiniz geldi, sizinle konuşmak istiyor.”

“Sizleri kıyafet provası için stilistimizin yanına götürelim prenseslerim.”

Kraliyet Sarayı’nın kapısı açıldı. Nox ve ben içeri girdik. Herkes önümüzde anlamsızca eğilirken neler olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Nox’a baktım. Elleriyle boynuna çapraz taktığı eski çantasına sımsıkı tutunmuş bir haldeydi ve etrafa hala temkinli bakışlar gönderiyordu. Benim ise yüzümde aptal bir ifade olduğuna emindim.

Başka bir sahneye geçtim. İkimizin de üstünde kabarık elbiseler vardı, saçlarımız ve makyajımız yapılıydı. Nox hafiften gülümsedi. Ben de ona karşılık verdim çünkü görünüşümü sevmiştim.

Bir diğer sahnede ise upuzun bir masa vardı, etrafında görünüşü iyi olan insanlar vardı ve aralarında sohbet ediyorlar, kısık sesli kahkahalar atıyorlardı. Tabii bunu nezaket çerçevesinde yapıyorlardı çünkü bu kraliyet salonunda yenilen uluslararası bir yemekti. Ben ve kardeşim masanın iki ucunda oturuyorduk.

Gözlerimi açtım. İlk gördüğüm şey ne kraliyet salonu oldu ne elbiseler ne de bize hürmetler sunan hizmetliler. Oda olarak kullandığım yıkık dökük tavan arasındaydım. Saçlarım dağınıktı ve ikizime baktığımda onu yatağında göremedim. Aşağı kattan gelen tabak çanak seslerini duyunca kahvaltı hazırladıklarını anladım.

Merdivenlerden inerken ikisi de bana döndü. “Ooo prensesimiz güzellik uykusundan uyanmış demek!”

Nox geç kalktığım için alay etmişti ama ben birkaç saniye donakaldım.

“Sana da günaydın Nox.”

“Huysuzsun bugün.”

“Sadece yorgunum. Ne yiyoruz Elena?”

“Peynir ve bahçeden topladığım sebzelerden bir salata yaptım. Hayatında böyle renkli bir kahvaltı görmemişsindir.”

Başımı uzatıp baktığımda salatanın üstüne nar ekşisi döküyordu ve evet, haklıydı. Gerçekten de rengarenkti.

Elena bizi, çocukken ailemizi kaybettiğimizde evlat edinmişti. Gerçi, bu evlat edinme sayılır mıydı bilmiyorum çünkü bize hep bakıcımız olduğunu söylerdi.

Kahvaltı sofrasına oturduğumuzda sessizliği ben bozdum.

“Aslında sabah çok ilginç bir rüya gördüm. Biz prensestik, Nox. Kraliyet Sarayı’nda herkes bizim hizmetlimizdi ve çok eğlenceliydi.”

Elena’nın peyniri çiğneyişi yavaşladı ve bakışlarını tabağına düşürdü. Nox bana güldü.

“Hangi kraliyetinmiş acaba bu saray? Kimin soyundan geldiğimizi ve kimin varisi olduğumuzu bilmemiz gerek.”

Nox’un sözleriyle Elena öksürdü. Sonra bize önemli bir şey olmadığını söyler gibi elini salladı. Anlamayarak Nox ile birbirimize baktık. Bir şey vardı. Niye bu kadar şaşırmıştı.

“Ne oldu Elena?”

Elena’nın nefesleri yeni yeni düzene girmişti. “Sadece bensiz yaşadığınızı hayal etmek biraz ilginçti.”

Ona, rüyamdaki hayatın onsuz olması gerekmediğini söylemedim.

Kahvaltıdan sonra Nox ile çarşıya indik. Bazen çarşıda gezer, iki kızın yapacağı gibi alışveriş yapardık. Elena da bizimle gelirdi bazen.

Elena’yı seviyordum. Kırklı yaşlarının başındaydı ama iki genç kızla yaşamak sanırım onu da genç tutuyordu. Bize ayak uydurmayı başarıyordu. Bizi evlat edindiğini küçük yaşlarımızdan beri bize söylüyordu, bunu kabullenmiştik. Ailemizi sorduğumuzda trajik bir kazada öldüklerini söylemişti. Bazen eğer gerçekten bir aileye sahip olsak nasıl olacağını merak ederdim. Ya da varlıklı bir aileye sahip olsak.

Düşüncelerimi Nox’un sesi böldü. “Gerçekten inandın mı Elena’ya?”

Ben de bunun hakkında düşünüyordum. “Hayır, ben rüyamı anlattığımda sen konuşmadan önce de hareketleri değişmişti. Bilmediğimiz bir şey olduğuna eminim. Öte yandan da, bize neden yalan söylesin ki? Akşam eve dönünce onun suyuna giderek sorarız. Belki de sadece bize çok alıştığı içindir.”

Nox bir anda bana döndü. “Baksana, bugün eve biraz erken gidip Elena’ya sürpriz yapmaya ne dersin?”

Kafasına yatmamıştı. Başka bir şeyler olduğuna emindi ama neden bu kadar takıldığını ve evde ne görmeyi beklediğini anlamamıştım. Onun kurnazlığına hafiften gülerek onayladım, kafasında dönüp duran tilkileri durdurup soru işaretlerini savuşturmak istiyordum. “Sen bir şeytansın ama ben de senin sol kolunum.”

Evin kapısına yaklaştığımızda içeride Elena’dan başka birisi daha olduğunu gördüm. Uzun boylu bir adamdı. Kaşlarım çatıldı. İkizimle bakıştık. Onu kolundan çekip duvara yasladım ve içeri girmeden aralık duran kapının arkasından konuşmalarına kulak kesildik. Elena panikle bir şey anlatıyordu.

“Bilmiyorum, ben sadece sanırım biraz garip davrandım ama anlattığı rüya o kadar gerçekçiydi ki bir an öğrenmiş olabileceğini düşündüm.”

Ne?

“Şş, sessiz anlat, dışarıda insanlar var.” Uzun boylu adam Elena’yı uyarıp dışarı baktığında duvarla neredeyse bir bütün olmuştuk. Nefesimi tutup gözlerimi kapadım. Adam tekrar konuştu.

“Peki sence gerçekten öğrendiler ve seni mi deniyorlardı?”

“Emin değilim. Nox çok şüpheci davrandı. Gerçi o hep böyle biriydi. Ama düşünüyorum da nereden öğrenecekler ki? Yani gerçek kimliklerini bulmuş olabilirler mi?”

“Onları hala saklıyor musun? Aptal mısın sen kadın?”

Adam Elena’nın kolumu sıkıp ona bağırınca Elena daha da ağladı.

Gerçek kimlikler mi? Ne oluyor be? Bu adam da kim? Elena niye ağlıyorsun?

“Hayır, bana saklamamı söylediler… O böyle istedi.”

Nefes alamaz hale gelince konuşmayı bıraktı ve sandalyeye oturdu. Nox tam içeri gireceği sırada onu kolundan tutup çektim. Dudaklarımı oynatarak ‘bekle’ dedim. Tam o anda Elena tekrar konuştu.

“Urania’nın soyu hep zekiydi zaten. Varislerini kandırmak o kadar kolay değil.”

Duyduklarımla nefes alma yetimi kaybettim. Elena’nın ağzından çıkanlara anlam veremiyordum. Nox’un taş kesildiğini tuttuğum kolundan bile anlıyordum.

Urania soyu.

Varisler.

Kandırmak.

Adam hızlıca kapıdan dışarı çıkıp kapıyı çarptı ve arkasında bizi gördü. Kafam hafif eğikti ama gözlerimi adamın üstüne dikmiştim. Nox da benim gibi duruyordu. Bir adım attı ve işaret parmağını adamın göğsüne koyup onu ittirdi. “İçeri geç ve bize her şeyi anlat. Hemen.” Sakince ve üstüne basa basa söylediği kelimeler benim bile irkilmeme sebep oldu. Adam her şeyi batırmış gibi bakıyordu ve artık kaçacak yeri kalmadığının farkına varmıştı. Biraz daha orada bekleyince Nox bir anda bağırdı. “Sana hemen dedim!” Elena içeriden kapıyı açtığında yüreği ağzına geldi. Ağzı sonuna kadar açıldı ve bir yerden destek almak ister gibi kapıya tutundu.

•••

Yaklaşık 10 dakika sonra Elena ve adam sandalyelerde oturuyor, biz ise ayakta onları sorguya çekiyorduk.

“Her şey bu kadar. Siz Urania varisiydiniz ama anne ve babanız ölünce hak sahibi olmaktan çıktınız. İsteseniz de yönetime geçemezsiniz.”

Nox bir anda sinirle parladı. “Sen çocuk mu kandırdığını sanıyorsun? Karşında aptal mı var?” Adamın yakasından tuttu. “Ben senelerdir siyaset ve yönetimin dersini alıyorum ve neyin ne olduğunu emin ol çok iyi biliyorum. Bir insan kraliçe soyundan geliyorsa kraliçedir. Nokta. Ebeveynlerinin ölmüş olması hiç bir haltı değiştirmez. Biz aptal değiliz.”

Ben ise hala şoku üstümden atamamıştım. Urania krallığını biliyordum, kraliçe çocuklarını doğururken ölmüştü. Kral ise ikiz çocuklarını da bir kaza sonucu kaybedince hem eşinin hem de çocuklarının acısına dayanamayıp hastalıktan yataklara düşmüş, çok geçmeden o da vefat etmişti. Lakin, bu ikizlerin biz olma fikri aklıma yatmıyordu.

“Şimdi sen bana Urania Kraliyet Sarayı’nın nerede olduğunu söylüyorsun,” Nox, adamdan kafasını çevirip Elena’ya döndü. İğrenir gibi bakıyordu. “Sen de bizim gerçek kimliklerimizi ver, hangi deliğe soktuysan.”

Elena hala ağlıyordu. “Nox yapma…”

Bir anda sinirlerim gerildi. “Elena! Daha fazla yalan dinlemek istemiyorum. Git ve o kimlikleri getir. Kim bilir daha neler uydurdun bize.”

Ben bu değildim. Ben Elena’ya asla bağırmazdım. O bizi büyütmüştü. Ya bunların hepsi bir oyunsa, o zaman nasıl affettirirdim kendimi?

En sonunda susup kimlikleri getirmek için ayaklandı. Mutfak dolabını kenara çekti ve oradaki parke parçasını kaldırdı. İçinden küçük bir sandık çıkardı ve kimlikleri içinden aldı. Ancak sadece kimlik yoktu orada. Hızlıca yanına adımladım. Sandığı yerine koyup tam arkasını döndüğünde tek kelime söyledim. “Ver.” Kimlikleri uzattı. Onları elinden sertçe çekip aldım. “Bunu değil. Kutuyu ver.” Ayağa kalktığında yine sesi titremeye başladı. “Hayır… Bunu veremem bu olmaz, beni öldürürler…” Sonlara doğru sesi kısıldı. Arkamdan birinin daha adım sesini duydum. Hızlıca gelip yanımdaki kadının yakasından tuttu. “Sence ben seni şu an neden öldürmüyorum? Bildiklerini bana anlat diye. Peki anlatmazsan ne yaparım?” Elena krize girmiş gibi kafasını iki yana salladı. İkizim ise onun aksine kafasını aşağı yukarı salladı. “Evet, doğru bildin. Öldürürüm, gözünün yaşına bile bakmam!”

“Hayır, yapmazsın, öldüremezsin beni. Dayanamazsın,”

Açıkçası, ben de öldürebileceğini düşünmüyordum. İkizim sert, dobraydı ama kimsenin canına kıyamazdı. Hele ki bu kişi, onu on yedi senedir büyüten bakıcısı ise.

Az önce Elena’nın açtığı gizli bölmeyi açıp içinden hızlıca sandığı aldım. Elena hala ağlıyordu ve başım şişmişti. Bizden bu kadar acımasızlık beklemediğine emindim.

Nox onu bırakıp yanıma geldi. Sandığı açtığımda içinde notlar gördüm. Şu an ona vaktimiz yoktu. Tekrar kapattım ve Nox’a “Sonra.” dedim. Kafa salladı.

***

Çantamı sırtıma takmış elimdeki Nox’un bıçağını inceliyordum. Düşüncelere dalmış gitmiştim, gözümden akan yaşlar yüzümde kurumuştu. Üzgündüm tabiki ve hala şoktaydım. Nox hızlı ve mantıklı davranıp beni yönlendirmese şu anda oturup ağlıyor ve Elena’ya ‘bize bunu nasıl yaparsın!’ diye hesap soruyor olurdum.

Nox da bendeki bıçağın aynısından almıştı. Benden daha şüpheci bir yapısı vardı bu nedenle de hep yanında bunlardan bulundururdu. Hiç bir zaman çözemezdim nedenini ama en beklenmedik şekilde lazım olmuştu işte.

Yanıma geldiğinde önce Elena ve yanındaki adama, sonra da bana baktı. Silik bir şekilde kafa salladım. Sonra çantamdan normal bir şey çıkarıyormuş gibi iki tane uzun halat çıkardım. Elena anlamadı ama adam anlayınca gözlerini büyüttü ve “Hayır…” dedi. Nox elindeki bıçağı açtı. “Sana sormadım ki.” Elindeki bıçağı hızlı bir hareketle adamın eline fırlattı. Adam acıyla bağırınca ben halatı ikizime attım. Çevik bir şekilde ona doğru koştu ve adamın göğsüne bir tekme savurdu. Adam elinin derdinden dengesini sağlayamamıştı. Yere yuvarlanan adamın ellerinden başlayarak her bir uzvunu bağladı. Ben ise bu sırada benden çok daha cılız bir kadın olan Elena’ya aynısını uygulamıştım. Ellerini arkadından bağlarken göz göze geldik. “Neden?” diye fısıldadım sadece ikimizin duyabileceği şekilde. Daha çok ağladı.

Tabii ben bunu yaparken bıçağı eline fırlatmama gerek kalmamıştı. İşimiz bittiğinde ikisini de yerde sırt sırta birbirine bağladık. Hala bir yanlışlık olduğunu seziyordum. Fakat Nox, hiç de böyle düşünmüyormuş gibi atı hazırlamaya gitti.

Bu planı, evin yüm kapılarını kilitleyip küçük çatı katımıza çıkınca yapmıştık. Nox’un beni ikna etmesi zor olmamıştı, düşünceleri sonraya saklamamız gerektiğini söyledi ve ben de o ne derse onu yapmaya karar verdim. Ona her şeyden çok güveniyordum.

Çantamıza birkaç ayrı halat, birkaç türden bıçak ve diğer ihtiyacımız olan su ve yiyecekleri almıştık. Hızlıca yapacaklarımızı anlattı, bunları ne zaman düşünüp kafasında oturttuğunu bilmiyordum. Aşağı inecek, ikisini de etkisiz hale getirecektik. Adam iri yarıydı ama herhangi bir silahı olmadığı için şanslı taraftaydık. Adamın eline bıçak fırlatma sahnesini bana anlattı ve benim bunu yapmama gerek olmadığını söyledi. Sonrasında ikisini birbirine bağlayıp adamın tarif edeceği yönden saraya gidecektik. Bunu yapabileceğimize ya da planın tıkır tıkır ilerleyeceğine olan inancım biraz düşük olsa ve orada bizi kapıları sonuna kadar açıp bekleyeceklerini düşünmesem de planını kabul etmiştim. En fazla ne kaybederdik ki?

Şimdi ise son bir kez bu manzaraya bakıp kapıyı çarparak çıktım ve kapıyı dışarıdan kilitledim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.