Sabah kalktığımda her tarafım ağrıyordu. Niye bu kadar ağrım vardı ki?! Nasıl olsa okula her şekilde gönderilceğim için giyinmeye karar verdim. Annem evde yoktu. Teyzeme gitmiş olmalıydı. Çantamı alıp evden çıktım.
Ve bir yağmur bastırdı. Koşa koşa otobüse gittim. Bindiğim an nefes nefeseydim. Çok şükür ki içeride birçok öğrenci vardı. Ve Çağlayı gördüm. Yanını işaret etti.
Gidip oturduğumda koluma girdi. Ve yüzünde üzüntülü bir hal takındı. Merakla sordum.
"Çağla, neyin var?" Sıkıntılı bir nefes verdi.
"Daha ne olsun. Biliyorsun, haftaya yazılılar başlıyor. Ama benim elimde avucumda çalışacağım bir tane not bile yok. Ne yapacağım?!" Gülümsedim.
"Seni çalıştırabilirim. Sınavlara beraber hazırlanabiliriz. Eğer istersen tabii." Birden sevinç çığlığı atmasıyla tüm otobüs bize baktı. Ve o tekrar bana döndü.
"Gerçekten çok ama çok teşekkür ederim Gizem. Sen benim en sevdiğim arkadaşımsın." Dedi ve bana sarıldı. Bende ona sarıldım.
Okula geldiğimizde tüm gözler benim üzerimdeydi. Dünkü yakınlaşmanın sebebiyle olduğunu anlamam uzun sürmedi. Sınıfta o ve batuhanlar yoktu. Hızlıca sıramıza geçtik.
Ders başladı. Onlar hâlâ yoklardı. Çağla yanıma geldi. Ve kulağıma eğildi.
"Kabul et, şuan Ayaz'ı merak ediyorsun. Haksız mıyım."
Göz devirdim.
"Ne saçmalıyorsun Çağla?! Ben sadece..." dedim ve devamını getiremedim. Ne kadar rezilim. Gülerek yüzüme baktı.
"Aynen tatlım. Kesinlikle merak etmemişsindir. Buna eminim." Koluna bir tane geçirdim. Ve dersi dinlemeye devam ettik. Saat saat çaprazımızda oturan Talya bize bakıyordu. Şüphelerini anlıyordum. O Ayaz için canını verirdi. Ama Ayaz'ı hiç Talya ile beraberken görmemiştim.
Okul çıkışıydı. Herkes sınıftan çıkınca sınıfta benden sonra tek Çağla, İclal ve Talya kalmıştı. Talya neden çıkmamıştı ki? Benimle birşey konuşacak diye aklımdan geçirdim. Çağla bana döndü.
"Gizem biz İclal'le kitap fuarına gideceğiz. Önemli bir yazar oradaymış. Onun için. Yazar gitmek üzereymiş. Ona yetişmemiz lazım. Sen bana notları akşam verirsin." Başımı salladım. Ve çıktılar. Talya bana yaklaştı.
"Söylesene Gizem, Ayaz nerede?"
"Nerede olduğunu bilmiyorum. Görmedim." Gözlerini büyüttü.
"Emin misin? Yanlış hatırlıyor olabilirsin." Niye soruyordu ki? Başımı iki yana salladım.
"Hayır. Görmediğimi hatırlıyorum Talya."
"Peki, öyle olsun." Dedi. Ne tuhaf kızdı bu Talya. Sebebini hâlâ öğrenememiştim. Birden ayağa kalktı. Ve bana bağırdı.
"BANA YALAN SÖYLÜYORSUN!" Saçıma elini attı. Defalarca bırakmasını söyledim. Bırakmadı. En son kafamı sıraya vurdu. Başım dönmeye başladı. Bilincimi yavaş yavaş kaybediyordum. Ve gözlerim kapandı...
Uyandığımda sıranın altında yatıyordum. Etraf çok sessizdi. Ve çok da karanlıktı. Yavaşça ayağa kalktım. Dışarıda kimse yoktu. Ve delicesine yağmur yağıyordu.
TANRIM, NE YAPACAĞIM?!
Hızlıca okuldaki kilit dolabımın yanına gittim. Anahtarla dolabı açtım ve notları çantama attım. Hemen burdan gitmem lazımdı. Ama nasıl?
Yangın merdivenine gittim. Ve yukarıdan sesler gelmeye başladı. Belki birileri vardır diye yukarı çıktım.
Lanet olsun, telefonumun şarjı bitmişti! Teras katından geliyordu ses. Bir adım daha atmamla biri beni arkamdan tuttu. Sımsıkı tutuyordu. Boğazımı sıkmasıyla büyük bir çığlık attım. Beni sırtına aldı. Çantamı eline alıp aşağı indi.
"KİMSİN SEN! BIRAK BENİ!" Hâlâ kahkaha atmaya devam ediyordu. Birden beni sırtından kucağına indirdi. Gözleri görünmüyordu. Ama pis pis gülüyordu.
"Hoşçakal." Dedi ve ağzıma bir pamuk tuttu. Ve ben yine gözlerimi kapattım.
Yavaşça gözlerimi açtım. Sert ve soğuk bir yatakta yatıyordum. Bacağım ve boğazım acıyordu. Küçük bir çığlık attım.
Ve kapı birden açıldı. İçeriye o adam girdi derken karşımdaki kişiye hayretle baktım. Bu yan sınıftaki sert ve sapık çocuktu. Onun gözlerini hep üzerimde hissederdim. Geri geri çekildim. Daha çok yaklaştı.
"Ne oldu? Beni gördüğüne sevinmedin mi?"
"Bırak beni gideyim. Yalvarırım bırak!"
"Bu mümkün değil ufaklık. Artık herşey için çok geç." Dedi ve beni sandalyeye bağladı.
Gittiğinde derin bir nefes aldım. Ne yapacağım diye düşünürken sandalyenin yamacında çantamı gördüm. Ona yaklaşmaya çalıştım.
İpler birkaç hamlem sonucunda çözüldü. Çantamı aldım. Ve kapıya doğru ilerledim. Etrafta kimse yoktu. Bunu fırsat bilip dışarı çıktım. Yani başardım.
Hızlıca koşmaya başladım. Nereye gideceğime dair ufak bir bilgim bile yoktu. Ama gidiyordum işte. Yol beni nereye götürürse.
Sebepsizce bacağım ağrımaya başladı. Ormanın içi labirent gibiydi. Birden başımda ağrımaya başladı. Kulağım çınladı birkaç dakika. Oysa ki sadece kuş cıvıltıları duyuyordum. Yağmur bir yandan yüzümü ıslatırken üşümeme sebep oluyordu. Sonunda bir yola çıktım. Hiç araba geçmiyordu.
Bir anda bir silah sesi duydum. Korkum daha da arttı. Koşmaya çalıştım. Ama sızlayan bacağım buna engel oluyordu. Yine yere düştüm. Gözlerim kararmaya başladı. Araba sesi duydum ve gözlerim kapandı...
Bu bir saplantıydı, sadece bir saplantı...