Anlam veremeyerek ona baktım. Bunları bana neden söylüyordu?! Gerçekten birşeyler mi hissediyordu yoksa? Tam o sırada karnımda bir ağrı hissettim. Ve karnımı tuttum. Gözlerim kapalıydı. Dudaklarımın arasından hafif iniltiler çıkıyordu.
"G-Gizem, ne oluyor?! İyi misin?" Dedi merakla. Gözlerimi açtığımda baya endişeli görünüyordu. Ona yalvaran gözlerle baktım.
"Ayaz, karnım.." dedim ve devamı gelmedi. Ve bir çığlık. Karnım o kadar ağrıyordu ki resmen kıvranıyordum. Hemen beni kucağına aldı. Çantamı da alıp okul merivenlerinden aşağı inmeye başladı.
"Dayan, dayan Gizem. İyi olacaksın, söz veriyorum." Gözlerimi bir kapatıp bir açıyordum. Beni arabasına bindirdi. Beni arka koltuğa yatırdı ve şoför koltuğuna geçip süratle sürmeye başladı.
Hastaneye geldiğimizde beni sedyeye yatırdılar. O ise ellerimi tutmuş bana iyi olacağımı hatırlatıyordu. Ve beni bir odaya aldılar. O sırada gözlerim kapandı...
Uyandığımda küçük bir odadaydım. Uzağımda Ayaz doktor bey ile konuşuyordu. Aslında doktor bey konuşuyor Ayaz dinliyordu.
Doktor odadan çıkınca Ayaz bana yaklaştı. Uyandığımı görünce rahat bir nefes verdi. Ve karnımı ovalamaya başladı. Sakin bir ses tonuyla:
"Bugün okulda birşey yedin mi?" Titreyerek ona baktım.
"Şey... Evet. Kantinde yeni yapılan kurabiyeden yemiştim. Yediğim çok söylenemez çünkü küçük bir ısırık aldım." Derin bir nefes aldı. Endişeli bakıyordu.
"Keşke yemeseydin... Gizem, o kurabiyeler zehirli olabilir. Çünkü yaşadın karın ağrısı basit bir karın ağrısına benzemiyor. Biri seni zehirlemiş olmalı. Seni yalnız bıraktığım için özür dilerim. Bu benim suçum. O hadisizi bulacağım!"
Şok içinde yüzüne baktım. Artık kendimi o kadar yıpranmış hissediyordum ki hangi olaya ne tepki vereceğimi bile bilmiyordum.
İlk defa bu kadar değerli olduğumu hissettim o an. Annem bana bu kadar hâlimi hatırımı sormazdı. Genelde ya teyzemde, ya da ananemde olur, beni gün içinde tek başıma bırakırdı. Babam tüm gün börekçi dükkanının başındaydı. Abim ve yengem ise zaten Belçika da oldukları için çok görüşemiyorduk. Çağla ile bazen birbirimizden kopuyorduk. Ya onun işi çıkıyordu, ya benim. Erkek kardeşim Deniz bile yanıma nadiren geliyordu. Kendimi bazen o kadar yalnız hissediyordum ki. Sanki tek ruhumla yaşıyorum. Bedenim yok. Ruhum başka yerlere kayıp gidiyor. Ben farkında bile olmadan.
Ve birden Ayaz'ın sesi kulaklarımı çınlattı.
"Gizem"
"Gizem"
"Gizem, iyi misin?!" Cevap vermedim. Veremedim. Kulaklarımdaki çınlama o kadar büyüktü ki. Etrafımda olan sesleri duymam neredeyse bir imkansızdı. Ağlamaya başladım. Gözlerimi ellerimle kapattım. Titreyen sesimden hıçkırık çıkıyordu.
"Neden.. neden kimse beni sevmiyor? Ben onlara ne yaptım?!" Kaç defa bu cümleyi kurduğumu hatırlamıyorum. Ellerimden tuttu o anda. Ve gözlerimden çekti. Ve fısıldadı.
"Kendine bunu yapma. Herkes seni seviyor Gizem. Bunu sende bil. Seviyorlar." Kafamı iki yana salladım.
"Hayır, sevmiyorlar Ayaz. Kimse beni önemsemiyor. Ben artık kendimi yapayalnız hissediyorum. O yüzden kaçıyorum senden. Seninle beraber olursam artık kimse beni eskisi kadar sevmeyecek. Gözlerinde hep ben bir gereksiz olarak kalacağım."
(YAZAR'IN ANLATIMIYLA)
Ayaz bu çaresiz kıza en derinden baktı. Gözlerindeki o mahvolmuşluk Gizem'in gözlerindeki yalnızlığa kaydı. Ona her baktığında kendisini görüyordu aslında. Kendi ailesindeki yıkılmışlığı, onun kalbindeki kırıklık ve acıları çok iyi biliyordu. Belkide çocukluğundan beri beklediği yaralarına iyi gelecek olan merhem Gizem'di... Yıllar önce kaybettiği o kişinin yerini kimse dolduramaz sanıyordu. Ama biri gelmişti. Ve ona merhem olacak tek kişi karşında duruyordu. Belki şimdi değil sonra farkedecekti Ayaz tüm bu olanlar. Ama farkettikten sonra hiç ama hiç unutmayacaktı.
Gizem'i kendine çekti birden. Sımsıkı sarıldı ona. Gizem rahatladığını hissetti hafiften. Bu ona daha çok huzur verdi. Kalpleri birleşti, ruhları birleşti. Tek bir kelime etmediler ama ruhları susmadan hatırlatıyordu birbirleri
için yaratıldıklarını.
Bir katil çıkıyordu karşılarına, Ruhlarını öldürüyordu acımadan...