Son dediğini duymamazlıktan geldim. Yorganı iyice üzerime çekti. Ve o kokuyu alıyordum. Sigara ile karışık fesleğen kokusu. Hep böyle kokuyordu zaten. Kızarmıştım. Birazdan terden sırılsıklam olacağım.
Derin derin nefesler alırken soluk verdi. Ve konuşmaya başladı.
"Uyuma numarası yapma. Doğru düzgün yat uyu. Sen uyuyana kadar buradayım. Hiçbir yere gitmeyeceğim."
"Peki neden?" Diye sordum. Ukalaca sırıttı.
"Çünkü canım öyle istiyor." Göz devirip uyumaya hazırlandım. Birazcık daha uyanık kalırsam bu adam beni delirtecek...
Ve yine uyandım. Güneş ışınları tüm odayı aydınlatıyordu. Karşımdaki duvarda asılı duran saate baktım. 11:30'du. Tanrım, bu kadar uyumuş muydum gerçekten?!
Ben gözlerimi avuşturduğum sırada kapı açıldı. Gelen Batuhan ve Melih'ti. İkisi birbirine bakıp bir kahkaha kopardı. Batuhan hâlâ gülerken konuşmaya başladı.
"Bir an hiç uyanmayacaksın sanmıştık. Tam ambulansı arıyordum. Sen uyandın. Kahvaltı zamanı canım, dur prensesler gibi odanıza getirelim kahvaltınızı."
Ben yüzlerine bomboş bakarken Batuhan mutfağa gidiyordu. Melih yanıma geldi. Ve kulağıma yaklaştı.
"Sana bir sır vereceğim. Ama okulda kimseye söyleme, tamam mı?!" Merakla kaşlarımı çattım.
"Ayaz gece 4'e kadar buradaydı. Zor yatırdık valla. Bıraksak sabaha kadar burada başında bekleyecek. Bildiğin seviliyorsun kızım, gör şunu artık."
"Saçmalama Melih. Ne alakası var yani?" Gülerek yüzüme baktı.
"Görürüz." Göz döndürdüm. Batuhan elindeki tepsi ile geldi ve yavaşça dizlerimin üzerine koydu. İkisine baktım.
"Ailem burada olduğumu biliyor mu?" Batuhan cevap verdi.
"Biz aslında haber verecektik ama Çağla bizden önce davranmış. Çok güzel bir yalan uydurmuş. İnanamazsın. Bizim yatılı okul gezimiz olduğunu söylemiş. Birşekilde kandırmış işte. Ama çok tutacağını sanmıyorum."
"Ahh, Çağla! Bu kız tam bir manyak." Başlarını salladılar. Ve o sırada dış kapı açılma sesi duyuldu. Melih bir bana bir Batuhana baktı.
"Ayaz geldi sanırım. Dur ben bir bakayım." Dedi ve gitti. Bir dakika geçmeden odaya geri geldi.
"Batuhan hadi kalk şu iki kilometre uzaktaki markete tekrar gidilecekmiş. Hem Gizem'e istediği birşeyi de alırız. Birşey istiyor musun Gizem?!"
Tam hayır diyeceğim an Batuhan atıldı.
"Evet, isteyecek. Sen bana hangi tatlıyı seviyorum demiştin?! He, hatırladım. Ekler değil mi? Ekler alalım o zaman görürsün bu kızı. Bir yiyişi var. Bizzat şahidim yani."
Batuhanın bu tatlıyı sevdiğimi bilmemesi bir imkansızlık olurdu gerçekten. Gülerek başımı salladım. Ve odadan çıktılar.
Ayaz odaya girdi. Bacağım hâlâ hafif sızlıyordu. Altımdaki yorganı açtı. Ve pantolonumu yarısına kadar sıyırdı. Merakıma yenik düşerek sordum;
"Ne yapıyorsun sen?!" Kaşları çatık bana baktı.
"Halay çekiyorum Gizem! Bacağının hâlini görmüyor musun? Bacağına sargı uygulayacağım. Böyle daha iyi olacaksın."
"Şey, teşekkür ederim." Dedim çekinerek. Sırıtarak baktı.
"Bana ilk defa teşekkür ediyorsun. Bunun tarihini atalım da unutmayalım. Sonunda utanmadan konuşabildin."
Bu sefer kaşlarını çatan ben olmuştum.
"Ben ne zaman utanmışım? Senin kafana saksı falan düştü herhalde." Yine sırıtarak sargı bezini açtı. İşkence önce yaranın üstüne kolonya sıktı. Ve ben acımanın etkisi ile büyük bir çığlık attım.
"Ne bağırıyorsun? O kadar acımamıştır." Gözlerimi devirdim.
"Yok, ben yalan söylüyorum değil mi? Çığlığı da boşuna attım." Gülerek 'Olabilir' iması verdi. Sargı bezini bacağıma sarınca yorganı yavaşça üzerime çekti. Tam giderken ona seslendim.
"Beni bu kadar önemsiyor musun gerçekten?!" Dönüp bana baktı.
"Seni bu halde bırakıp gitmemi mi isterdin?" Başımı iki yana salladım.
"Yok, yani öyle deği-" derken sözümü kesti.
"Demek bu kadar çok öğrenmek istiyorsun. Merakını giderelim o zaman. Senin için endişeleniyorum..."