İçeriğe geç

Unutulanlar

Bölüm 7 · 3 dk okuma

Unutulanlar

Bölüm 7

7. Bölüm (Bedel)

Arşivin sessizliğinde, yaşlı adamın sözleri havada asılı kaldı: "Bedeli, düşündüğünden çok daha ağır olabilir."

Ela, deftere sıkıca sarılmış halde ona baktı. "Ne demek istiyorsun? Nasıl bir bedel?"

Yaşlı adam, yerden zorlukla doğruldu, gözlerinde yıllardır taşıdığı bir yorgunluk vardı. "O şey — ona ne dersen de, hayalet, varlık, lanet — beslenmek için bir denge arıyor. Birini geri almak istiyorsan, karşılığında başka bir şey vermen gerekir. Böyle çalışıyor bu yer, on iki yıldır gördüğüm kadarıyla."

"Ne gibi bir şey?"

"Bilmiyorum tam olarak. Ama her seferinde birini geri kazandığımı sandığım an, aslında sadece dengeyi değiştirmiş oldum. Belki bir anı, belki bir yıl, belki de..." Sözünü tamamlayamadı, gözlerini kaçırdı.

Ela'nın içinde bir kararlılık büyüdü. Emir ve Deniz'i düşündü — onların ailelerinin hâlâ hiçbir şey hatırlamadan yaşadığını, oysa kendisinin her anı hatırladığını. Bu adaletsizliği kabul edemezdi.

"Deneyeceğim," dedi, sesi kararlıydı. "Ne olursa olsun."

Yaşlı adam başını salladı, sanki bunu bekliyormuş gibi. "O zaman sana bir şey göstermem lazım."

Onu arşivin en arka köşesine götürdü, tozlu bir kumaşın altında duran eski bir ayna çıkardı. Aynanın çerçevesi tuhaf sembollerle kaplıydı, cam kısmı ise normal bir aynadan farklı olarak hafif bulanık, sanki içinde sis varmış gibi görünüyordu.

"Bu ayna," dedi yaşlı adam, "kaybolanların hâlâ var olduğu yere açılan bir pencere. Ama dikkatli ol — içine çok uzun bakarsan, seni de çeker."

Ela, aynaya yaklaştı. İlk başta sadece kendi yansımasını gördü — yorgun, gözaltları morarmış bir kız. Ama sonra, arkasında, sisin içinde hareket eden gölgeler belirdi. Yavaşça netleşti bu gölgeler: bir koridor, sıralar, ve en arkada, birbirine yakın duran iki figür.

Emir ve Deniz'di.

Kalbi hızla çarptı. "Onları görüyorum!"

"Sesini duyabilirler mi bilmiyorum," dedi yaşlı adam, "ama dene."

Ela, aynaya doğru eğildi, fısıldayarak seslendi: "Emir? Deniz? Beni duyuyor musunuz?"

Aynadaki figürlerden biri — Emir — yavaşça döndü, sanki bir sesi duymuş gibi. Yüzü hâlâ o korkunç boşluklarla kaplıydı ama bir şey değişmişti, sanki içinde bir kıvılcım canlanmıştı.

"Ela?" diye bir fısıltı geldi, çok uzaktan, çok zayıf bir şekilde. "Bizi... hatırlıyor musun?"

"Hatırlıyorum," dedi Ela, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "Sizi asla unutmadım. Sizi geri getireceğim, söz veriyorum."

Aynanın içinde, Deniz de döndü, ona doğru bir adım attı. Ama tam o anda, arkalarındaki karanlıktan o tanıdık karaltı belirdi yeniden, iki figürü kendine doğru çekmeye başladı.

"Onlar benim," diye tısladı karaltının sesi, aynanın içinden bile Ela'nın kanını dondurdu. "Onları istiyorsan, önce benimle pazarlık yapman gerekecek."

Ela geri çekilmek istedi ama bir şey onu tutuyordu — aynanın yüzeyi, sanki elini içine çekmeye başlamıştı. Panikle yaşlı adama döndü.

"Yardım et bana!"

Yaşlı adam, aynayı örten kumaşı kaptı, hızla üzerine attı. Ela'nın eli serbest kaldı, geriye doğru düştü, nefes nefese.

"Bu çok tehlikeli," dedi adam, sesi titriyordu. "Sana bunu göstermemeliydim belki. Ama şimdi biliyorsun — onlar hâlâ orada, hâlâ var olan bir yerde tutuklular. Ve o şey, seninle bir anlaşma yapmak istiyor."

Ela, yerde otururken, avucundaki deftere baktı. İçinde bir kararlılık ve korku aynı anda büyüyordu.

"Ne tür bir anlaşma olabilir ki bu?" diye sordu, sesi zar zor çıkıyordu.

Yaşlı adam, ona uzun uzun baktı, sonra yavaşça cevap verdi: "Bilmiyorum. Ama yarın gece, tam burada, sana söyleyecek gibi görünüyordu."

Dışarıda, okulun eski çanı — yıllardır çalmayan o çan — bir kez, tek başına çınladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.