Luna Hayes, on yedi yaşında, hafif dalgalı uzun kahverengi saçları ve derin mavi gözleriyle dikkat çeken bir genç kızdı. Sessiz, kendi dünyasında yaşayan ama zihni sürekli sorularla dolu bir yapısı vardı. Özellikle ailesinin geçmişiyle ilgili eksik parçalar, onu yıllardır cevap aramaya itmişti.
Bu yüzden Blackwood Konağı onun için sadece eski bir yapı değil, çözülmesi gereken bir bilmecenin kendisiydi.
Konağın kapısına ulaştığında hava ağırlaşmış gibiydi. Rüzgâr bile sanki içeriden gelen bir şeyi taşımaktan çekiniyordu. Kapı gıcırdayarak açıldığında Luna içeri adım attı.
Tozlu hava yüzüne çarptı. Duvarlarda asılı eski tablolar, onu izleyen gözler gibi hissediliyordu. Her bakış, sanki “geri dön” demek ister gibiydi.
Ama Luna geri dönmedi.
Konağın içinde ilerledikçe sessizlik daha da yoğunlaştı. Bu sessizlik normal değildi; yaşayan bir şeyin susması gibiydi. Ve o an Luna bunu hissetti: yalnız değildi.
Bir yerlerde bir şey onu izliyordu..