(13 Yıl Önce)
Her şey Cengiz Bey’in limandaki o büyük sevkiyatının bir sabotaja kurban gitmesiyle başladı. Patlama sadece malları değil, Pelin Hanım’ın babasını da yuttu. Pelin Hanım gerçeği öğrendiğinde, evde fırtınalar koptu. 7 yaşındaki Ayla, kapı aralığından annesinin çığlıklarını duyuyordu: "Senin o kirli paran babamı öldürdü Cengiz Bey! Çocuklarımı bu kanın içinde büyütmeyeceğim!"
Boşanma davasında hakim, Ayla’nın babasına olan o sarsılmaz bağını gördü ve onu babaya verdi. Pelin Hanım, gitmeden önceki son görüşmede Ayla’nın omuzlarını sarsarak bağırmıştı: "Baban bir katil Ayla! Eğer onunla kalırsan sen de onun gibi bir canavara dönüşeceksin! Gel benimle, o adam seni de mahvedecek!" Ayla, o gün annesinin gözlerindeki sevgiyi değil, saf nefreti ve kontrolsüz öfkeyi gördü. Annesi kapıyı çarpıp çıktığında, Ayla’nın kalbindeki "anne" figürü o gürültüyle yıkıldı.
13 Yıl Sonra - Beklenmedik Telefon
Mekan: Cengiz Bey’in çalışma odası. Akşamüstü.
Cengiz Bey, masasında evrakları incelerken telefonu titredi. Ekranda "Aytaç" ismini görünce bir an duraksadı. 13 yıldır aralarındaki bağ sadece soğuk mesajlar ve kısa telefon görüşmeleriyle sınırlı oğluydu bu.
Cengiz Bey: (Şaşkın ve temkinli) "Aytaç? Efendim oğlum?"
Telefonda Aytaç’ın sesi, alışılmadık bir çekingenlik ve kararlılıkla geliyordu.
Aytaç: "Baba... Kusura bakma biraz geç de oldu rahatsız ettım. Bir söz merasimi olacak. Evleneceğim kızın ailesiyle tanışacağız. İstiyorum ki... o gün sen de orada ol. Yanımda olmana ihtiyacım var baba."
Cengiz Bey’in gözleri doldu ama sesi sertliğini korudu. O sırada kapının aralığında duran Pelin Hanım, Aytaç’ın konuşmasını sabırla dinliyordu. Yüzü gerilmiş, ellerini yumruk şeklindeydi. Aytaç telefonu kapattığında, Pelin Hanım derin bir nefes verdi .
Pelin Hanım: "O adamı hayatımıza tekrar sokmak istediğine emin misin Aytaç? 13 yıl sonra sırf 'babasız bilinmesin' diye değevek mi? O adamın gölgesi bu aileye bir kez daha düşerse, her şeyin mahvolacağını bilmiyor musun?"
Aytaç: "O benim babam anne. Bunu ben istiyorum. Bu benim günüm ister kabul et, ister etme. O gün orada olacak."
Terastaki Yüzleşme
Mekan: Cengiz Bey’in malikanesinin terası.
Cengiz Bey, elinde telefonuyla Ayla’nın yanına geldi. Ayla, her zamanki gibi terasın korkuluklarına yaslanmış, elindeki boş mermi kovanıyla oynuyor bir yandan düşünceli bir şekilde boğazın ışıltısını izliyordu. Abisinin adını duyunca bakışları yumuşadı.
Cengiz Bey: "Ayla... Aytaç abin aradı. Sözlenecekmiş, benden orada olmamızı istedi. Babasız bilmesinler, varlığımı bilsinler istiyor."
Ayla, duyduklarıyla bir an duraksadı. Yüzüne, 13 yılın özlemiyle karışık buruk bir gülümseme yayıldı.
Ayla: "Aytaç abim... Kendi hayatını kuruyor demek. Onun adına gerçekten mutluyum. Sadece... 13 yıl sonra, böyle bir masada bir araya gelmek biraz garip hissettiriyor." Dedi.
Tam o sırada terasın kapısı açıldı; Çakır Bey ve yanında oğlu Savaş içeri girdi. Savaş, her zamanki gibi dikkatli ve soğukkanlıydı.
Savaş: "Cengiz Bey, dış güvenlik ve çevre kontrolleri tamamlandı. Bölge güvenli."
Cengiz Bey başıyla onayladı. Savaş, gözlerini bir an bile Ayla’nın üzerinden ayırmıyordu.
Şavaş: “Ayla iyi misin?” Ayla açıklama yapıcakken babası söze girdi.
Cengiz Bey: "Oğlum Aytaç aradı, bir söz merasimi varmış. Babası olarak orada olmamı istedi, ben de kabul ettim. Hep beraber gideceğiz."
Savaş, haberin şaşkınlığını hemen üzerinden attı. Ayla’nın bu habere vereceği tepkiyi merakla izliyordu. Ayla, bakışlarını babasından alıp Savaş’a çevirdi, sonra terasın bir köşesine çekildi gerdindi.
Ayla: (Meraklı ve biraz da meydan okuyan bir ses tonuyla) "Peki, ne zamanmış bu söz merasimi?“
Cengiz Bey: "Yarın akşam inşallah Ayla. Hazır olmamız gerek."
Ayla, mermi kovanını parmaklarının arasında sıkıca tuttu. 13 yıl önceki abisinin ve ablasının yüzünü düşündü. Savaş, yanına bir adım daha yaklaşarak fısıldadı:
Savaş: "Sindirmesi zordur herhalde. Ne düşünüyorsun?"
Ayla, Savaş’ın gözlerine baktı. Bu gece, geçmişin hayaletleriyle yüzleşeceği o büyük günün başlangıcıydı.
Ayla: "Ne düşüneceğimi bile bilmiyorum Savaş… ama içimde biraz buruk bir huzur var. " Savaş Ayla’nın sözüyle tebessüm etti. Savaş:”Ayla, sen tanıdığım en güçlü kızsın. Sadece yarın daha güçlü ol. Eğer yapamayacağını düşünürsen, ben hemen yanında olacağım.” Ayla Savaş’ın bu zamana kadar yanında oluşu, ona dedtek çıkısını dostça görüyordu. Ayla Savaş’a teşekkür babında omzuna dokundu ve gülümsedi.
Bekleyişin Gölgesinde
Mekan: Pelin Hanım’ın özenle düzenlenmiş, huzur dolu ama bir o kadar da gerginlik kokan evinin bahçesi.
Pelin Hanım, elindeki kahvesinden bir yudum alırken bahçenin uzak köşesindeki güllere bakıyordu; ama aklı 13 yıldır kapalı tuttuğu o eski defterlerdeydi. Yanlarında oturan oğlu Aytaç ve büyük kızı Ayça, akşamın yaklaşan serinliğine aldırmadan heyecanla konuşuyorlardı.
Ayça: (Gözleri parlayarak) "Hala inanamıyorum abi! Yarın akşam buradalar, öyle mi? Yani... Babamı, gerçekten karşımda mı göreceğim? Ve Ayla... Kardeşim... O nasıl biri oldu acaba? Fotoğraflarından çok farklıdır herhalde, değil mi?"
Aytaç: (Daha ağırbaşlı, sesi dingin bir huzurla dolu) "Evet Ayça. Yarın akşam burada olacaklar. Babamı telefonda sesinden tanıdım... Kabul etmesi, benim için dünyalara bedeldi. 13 yıl uzun zaman, evet, belki bir şeyler değişti ama o benim babam. Bugünün hatırına, tüm o geçmişi bir kenara bırakıp sadece bir aile olarak bir arada olmamız bile yeter."
Ayça’nın heyecanı, Pelin Hanım’ın kulaklarında rahatsız edici bir yankı gibi çınlıyordu. Pelin Hanım yavaşça kahve fincanını masaya bıraktı. O an bahçedeki hava bir anda ağırlaştı.
Pelin Hanım: (Soğuk ve keskin bir sesle) "Çok heveslenmeyin. İkiniz de hayal dünyasında yaşıyorsunuz. Babanızın bir anda gelip, 13 yıllık mesafeyi bir akşamda kapatacağını, sizi bağrına basıp 'asıl ailem sizsiniz' diyeceğini falan mı sanıyorsunuz?"
Aytaç hafifçe doğruldu, yüzündeki o sakin ifade bozulmadı ama bakışları annesininkilerle çatıştı.
Aytaç: "Anne, sadece bir adım atıyoruz. Kendi kendimize ördüğümüz duvarları yıkmaya çalışıyoruz, hepsi bu."
Pelin Hanım: (Daha sert bir tonda) "O duvarlar durduk yere örülmedi Aytaç! O adamın dünyasıyla, bizim kurduğumuz bu hayatın hiçbir ortak noktası yok. Hazırlıklı olun; karşınızda 13 yıl önceki adamı değil, güç ve hırsla yoğrulmuş bir başkasını bulacaksınız. Yarın akşam o kapıdan içeri girdiklerinde, gerçeklerle yüzleşmek için kendinizi hazırlayın. Fazla hayal kurmak, sadece daha çok canınızın yanmasına sebep olur."
Ayça, annesinin sözleriyle biraz burkulsa da Aytaç’a bakıp omuz silkti. Aytaç’ın yüzünde, babasına duyduğu o sarsılmaz güvenin getirdiği hafif bir gülümseme belirdi.
Aytaç: "Ne olursa olsun anne... Ben babamı o gece burada görmek istiyorum. Onların da kim olduğumuzu, nasıl bir hayatımız olduğunu görmelerini istiyorum. Herkesin kendi gerçeğiyle yüzleşmesi lazım."
Bahçedeki sessizlik, yaklaşan gecenin karanlığıyla birleşirken, Pelin Hanım huzursuz bir şekilde ayağa kalktı. Yüzünde, yaklaşan fırtınanın tedirginliği okunuyordu.
Mekan: Cengiz Bey’in malikanesinin deniz manzaralı arka bahçesi. Geceye yakın, iyice ağırlaşan bir hava var.
Ayla, malikanenin bahçesindeki ferforje sandalyelerden birine yerleşmiş, bacak bacak üstüne atmıştı. Bir ayağı, içinde tuttuğu fırtınanın ritmiyle gergin bir şekilde sallanıyordu. Elindeki tablette yarınki söz töreni için kıyafet seçenekleri arasında hızla geziniyordu ama gözleri ekranda değil, denizin karanlık sularındaydı.
Savaş, Büyüklerin olduğu iş konuşulduğu evin içinden çıkıp bahçeye adım attığında, Ayla’nın sessiz ama hareketli halini gördü. Sessiz adımlarla yaklaştı ve Ayla’nın hemen karşısındaki sandalyeye oturdu.
Savaş: "Gözlerin ekranda ama aklın çok başka yerlerde, Ayla. Heyecan mı, yoksa başka bir şey mi bu?"
Ayla Savaş’ın sesiyle başını kaldırdı.
Ayla: "Heyecan mı? Sadece... yarın her şeyin kusursuz olmasını istiyorum. Stres değil bu, sadece hazırlık."
Ayla bunu söylerken ayağını daha hızlı sallamaya başladı. Savaş, bu ritmi gördüğünde hafifçe iç çekti. Hiçbir şey demeden Aylaya doğru eğilip Ayla’nın sallanan bacağının üzerine koydu. Ayla bacağının üstüne hissettiği ağırlıkla hemen durdu.
Savaş: (Sesi, gecenin sessizliğini bıçak gibi kesti) "Sakın ol. Alt tarafı bir söz merasimi. İnan bana, en fazla bir saat sürer. Kendini bu kadar hırpalama."
Ayla, bacağındaki eli itip ayağa kalktı. Savaş derin bir nefes verip arkasına yaslandı, Ayla’nın ayağa kalkıp bahçede sakinlik rolünü izliyordu.
Ayla: Savaş bir şeyim yok. Hazırım ben..” Savaş da ayağa kalkıp Aylaya arkadından yaklaştı. Onu omuzlarından tutup kendine doğru çevirdi.
Savaş: " Biz beraber ne günler yaşadık Ayla. Gittiğimiz yaptığımız ya benim vurulduğum günü düşün. Yarınki söz bunların hangi birinden daha zor olabilir?" Ayla Savaş’ın sözleriyle anıları aklımda canlandı ve güldü. Savaş onun gülüşüyle kılırdadı.
Ayla: “ Teşekkür ederim Savaş. Sen her zaman yanımdaydın.” Dedi
Gece iyice çökmüş, denizden gelen serin esinti bahçeyi iyice soğutmuştu. Ayla ve Savaş, yavaşça evin içine doğru yürüdüler. Salonun ışıkları loş bir altın sarısıyla parlıyordu; Cengiz Bey, Çakır Bey ile konuşuyordu.
Kızının içeri girdiğini görünce bakışlarını ona çevirdi. Ayla’nın gözlerindeki o kararlılığı ve Savaş’ın yanındaki duruşunu süzdü.
Cengiz Bey: "Ayla... Yarınki mesele için son dakika haberimiz oldu, biraz hızlı gelişti her şey. Kendine güzel, şık bir takım bulabildin mi? Hazırlıklı olmanı istiyorum."
Ayla, hafifçe gülümsedi.
Ayla: "Evet baba, siparişini verdim. Ama takımdan ziyade bir elbise beğendim. Yarın gidip alırız artık Savaş’la."
Savaş, Ayla’nın kendisine olan bu güvenli bakışını onaylarcasına hafifçe başını eğdi.
Savaş: "Hay hay efendim, Yarın erkenden mağazaya geçer, hazırlıkları tamamlarız."
Cengiz Bey, ikisinin arasındaki sarsılmaz dostçu uyumdan memnun, derin bir nefes aldı.
Cengiz Bey: "Güzel. O zaman herkes dinlensin. Haydi bakalım, uyuyalım. Yarın erkenden kalkıp işlerimizi halledelim, önümüzde zorlu bir gün var."
Bu talimatla birlikte evde bir hareketlilik başladı. Savaş, kısa bir baş selamıyla Cengiz Bey’e olan hürmetini gösterdi ve malikane arazisi içinde olan müstakil eve doğru babadı Çakır Bey ile adımlarını hızlandırdı. Ayla ise ağır adımlarla merdivenleri tırmanıp kendi odasına çıktı.
Sabahın ilk ışıkları Pelin Hanım’ın evinin geniş bahçesine vururken, sofra gergin bir sessizlikle kurulmuştu. Pelin Hanım, elindeki çatalı tabağının kenarına bırakıp Aytaç ve Ayça’ya baktı.
Pelin Hanım: "Bugün o evden içeri girdiklerinde, geçmişin hesabını sormaya geldiklerini unutmayın."
Ayça: "Anne, bu kadar karamsar olma. Belki de sadece gerçekten bizi görmek istiyordur. Ayla’yı merak ediyorum... 7 yaşındaki o küçük kızdan geriye ne kaldı acaba?"
Aytaç: (Sakin ve kararlı) "Ne kaldıysa öğreneceğiz Ayça. Ama ben babamdan umutluyum. 13 yıl... İnsanları değiştirir, olgunlaştırır."
Tam o sırada kapı çalındı. Aytaç’ın en yakın arkadaşı Barış içeri girdi. Barış, Aytaç’ın omzuna dostça bir el attı.
Barış: "Hazır mısın kardeşim? Düğün... pardon, söz merasimi için takımını kuru temizlemeden alalım mı?"
Aytaç hafifçe gülümsedi. Sandalyeden kalkarken annesinin endişeli bakışlarını arkasında bıraktı.
Aytaç: "Gidelim Barış. Bu günü bekliyordum."
Yolda, Aytaç’ın Arabasında
Şehrin trafiğine karışmışken, Aytaç’ın içindeki o derin heyecan gün yüzüne çıkmaya başladı. Direksiyonu sıkıca kavramıştı.
Aytaç: "Barış, 13 yıl... Dile kolay. Onu en son gördüğümde o kadar büyük görünüyordu ki gözüme. Şimdi nasıl biri olduğunu, o otoriter tavrının altında bir baba kalbi olup olmadığını çok merak ediyorum."
Barış: "Kardeşim, baban o. Kan çekiyor derler. Şaşırmışsındır tabii, bu kadar zaman sonra iletişime geçmesi..."
Aytaç: "Sorma. Ama asıl Ayla... O benden de küçük, onu nasıl bir hayata sürükledi, nasıl bir kadın oldu? 7 yaşındaydı ayrıldığımızda, şimdi 20 yaşında. Annem her ne kadar onu 'yabancı' gibi görse de o benim kardeşim. Onu korumak istiyorum, eğer babamın dünyası ona zarar verdiyse..."
Barış, arkadaşının bu içten dökülüşünü sessizce dinliyordu. Aytaç’ın babasına karşı beslediği o yaralı ama umutlu duyguları görebiliyordu.
Barış: "Merak etme Aytaç. Yarın akşam her şeyi kendi gözlerinle göreceksin. Belki de beklediğinden çok daha farklı, çok daha güçlü bir kızla karşılaşacaksın."
Aytaç derin bir nefes aldı ve önündeki yola odaklandı. Artık geri dönüşü olmayan bir yola giriyorlardı; geçmiş, bugün yeniden şekillenmeye başlıyordu.
Cengiz Bey ve dostları, malikanenin geniş, gün ışığı alan yemek salonunda kahvaltılarını ediyor, bir yandan da yaklaşan söz merasiminin detaylarını konuşuyorlardı. Tam Cengiz Bey, Çakır Bey’e bir talimat vermek üzereyken, üst kattan bir gürültü koptu. Bir kapının sertçe çarpılma sesi ve ardından yankılanan Ayla’nın öfkeli sesi tüm salona yayıldı.
Ayla: (Telefonda, sesi odalarda çınlıyordu) "Ne demek yok? Dün siparişimi onayladınız! Madem elinizde yok, o zaman sistemde neden 'stokta var' diye görünüyor? Ben o elbiseyi giyeceğim dedim, bana 'yok' diyerek geçiştiremezsiniz!"
Cengiz Bey kaşlarını çatarak yukarıya baktı. Savaş, masadan yavaşça doğruldu. Cengiz Bey ona hafif bir baş işaretiyle "Git bak bakalım, hallet şu meseleyi," emrini verdi. Savaş, vakit kaybetmeden merdivenleri ikişerli çıktı ve Ayla’nın odasının kapısını çalıp içeri girdi.
Ayla, elinde telefon, odanın içinde sinirle bir o yana bir bu yana yürüyordu. Savaş’ı görünce durdu, gözleri sinirden parlıyordu.
Ayla: "İnanabiliyor musun Savaş? Dün özellikle seçtiğim, o özel tasarım elbise şimdi 'stok hatası' bahanesiyle vermiyorlar! Bu akşam için planım oydu benim!"
Savaş, sakin bir tavırla Ayla’ya yaklaştı.
Savaş: "Tamam Ayla, sakin ol. Başka bir mağazaya geçeriz, daha iyisini buluruz."
Ayla, Savaş’ın açıklamasıyla gözlerini devirdi.
Ayla: "Hayır! Ben onu beğendim, onu giymek istiyordum! Her şey berbat oldu. Ben gitmesem mi ya!" Ayla gergin bir şekilde Savaş’ın ağzından çıkacak lafı bekliyordu.
Savaş:” Ya güzelim saçmalama ne elbiseymiş ya.”
Tam o sırada Ayla’nın elindeki telefondan mağaza personelinin çekingen sesi duyuldu. Savaş, telefonu Ayla’nın elinden alıp hoparlöre verdi.
Mağaza Personeli: "Ayla Hanım... Gerçekten çok özür dileriz, büyük bir karışıklık oldu. Ancak... Şu an mağazamıza yeni gelen özel bir koleksiyon parçası var, sizin zevkinize uygun olabileceğini düşündüğümüz. Sizin için özel olarak ayırabiliriz, hatta durumu telafi etmek adına bizzat ilgilenmek istiyoruz."
Ayla, Savaş’a bakıp derin bir nefes aldı. İnatçı tavrı yerini biraz daha odaklanmış bir hırsa bıraktı. Başka çağresi olmayan
Ayla: "Pekala... O zaman geliyoruz. Ama eğer o parça da istediğim gibi çıkmazsa, o mağazayı size dar ederim, haberiniz olsun." Savaş bir oh çekti. Ayla onu odasından kovup aşağıda beklemesini istedi.
Ayla, üzerini hızlıca değiştirdi. Savaş, kapıda onu beklerken Ayla’nın bu kontrolcü ve tutkulu halini hayranlıkla izliyordu. Kapıya gelen Cengiz Bey merakla onlara baktı.
Cengiz Bey: "Halletin mi meseleyi?"
Ayla: "Halledeceğim baba. O elbiseyi alacağım."
Savaş,lüks aracın kapısını açarak şoför koltuğuna oturdu. İkili malikaneden çıkıp mağzaya doğru ilerlediler.
Mağazadan ayrıldıklarında Ayla’nın yüzündeki o keskin hırsın yerini, zafer kazanmış bir kadının kendinden emin gülümsemesi almıştı. Arabaya bindiklerinde elindeki özel tasarım kutusuna adeta bir hazine gibi sarıldı.
Ayla: " Aslında ilk seçtiğimden çok daha iyi oldu. Bu... tam olarak aradığım o asilliği veriyor. Kader bazen insanın planlarını bozuyor ama daha iyisini veriyor."
Savaş, direksiyon başında dikkatini yola vermiş olsa da bakışları sık sık yan koltuktaki Ayla’ya kayıyordu. Onun bu coşkusunu, mağazadaki o gergin anların unutulup gitmesini izlemek Savaş için ayrı bir keyifti.
Savaş: "Kesinlikle öyle, Ayla’m."
Ayla, "Ayla’m" kelimesini duyduğunda kaşları çatık bir şekilde Savaşa baktı onun yola odaklı ilerlediğini görünce pek umursamadı. Eve döndüklerinde herkes kendi hazırlıklarına çekilmişti. Saatler ilerledi, malikanede derin bir sessizlik hakimdi; herkes akşamki o büyük yüzleşmenin ağırlığını taşıyordu.
Akşam saatleri...
Hazırlıklar tamamlanmıştı. Ayla, odasında son kontrollerini yaptıktan sonra aynadaki aksine baktı. Sadece bir makyaj yapmış, straplez takımın üstüne saçlarını biraz dalgalaştırmış ve doğum gününde babasının ona hediye ettiği zarif elmas kolyesini takmıştı. Derin bir nefes alıp “Ben hazırım.” dedi içinden ve odasından çıktı.
Merdivenlerin başında durduğunda, aşağıda onu bekleyen Cengiz Bey’i gördü. Cengiz Bey, kızının merdivenlerden inişini, hayranlıkla seyretti. Gözlerinde, yılların gururu ve baba şefkati vardı.
Cengiz Bey: "İşte benim yetiştirdiğim kızım..." dedi sesi hafifçe titreyerek. "Tam da düşündüğüm gibi, çok güzel olmuşsun canım."
Ayla, merdivenlerin sonuna ulaştığında babasının yanına gitti ve nazikçe onun koluna girdi.
Ayla:” Siz de çok yakışıklısınız babacığım. “ Ayla basını babasının omzuna yasladı gülümseyerek.
Savaş, aracın yanında, üzerinde siyah takımıyla bir heykel gibi duruyordu; Ayla’yı açık kapının aralığından o halde gördüğünde gözlerini ondan alamadı. Babası Çakır Bey onu fark ettiğinde eliyle kaputa sertçe vurdu. Savaş sesle irkildi ona gülen babasına baktı.
Ayla: "Hazırsak çıkalım, baba. İlk günden geç kalmayalım ."
Cengiz Bey başıyla onayladı. Kapıdan dışarı, o fırtınalı akşama doğru birlikte adım attılar. Artık geri dönüş yoktu.
🥀
