Şarkı: Yedinci Ev - Anlat Ona
Bu şarkı o kadar uyuyor ki Hilal ve Serkan'a 🥺
'"Ağla" dedin bana şu haline iyice baka baka
İnanmadın bana gözlerimin içine baka baka
Denedim defalarca sana anlatmaya
Susturdun beni de küstürdün hayata'
İyi okumalarrr 💕
⏳
Serkan;
Boynuma dolanan kollar beni boğuyormuş gibi hissettiriyordu ama dengemi sağlamak için adımlarımı yere daha sağlam basmam ve kollarımın arasına benden izin bile istemeyerek atlayan eski sevgilimi tutmam gerekiyordu.
Onun geldiğini bile hemen fark etmemiştim. Bütün odağım daha cümle kurmaya yeni başlamış Hilal'deydi ama o cümleyi tamamlamasına izin veremeden bize doğru gelen kişiyi fark ettim; Esma'yı.
İşte o an işlerin iyi gitmeyeceğini biliyordum. Bu yüzden Hilal'i susturmuştum.
"Ay Serkan hiç değişmemişsin ve çok değişmişsin!" Kollarını benden çekmeye karar verdiğinde hızla ellerimi ondan çektim ve Esma'dan birkaç adım geride olan Hilal'e baktım.
Yüzündeki tebessüm kalbimi kıracak kadar hüzünlüydü ve ben daha bir şeyleri düzeltemeden o bana gülümseyip sırtını dönerek uzaklaşmaya başladı.
"Serkan sana diyorum ya! Yıllar sonra karşılaşıyoruz ve sen benimle ilgilenmiyorsun. Çok üzülüyorum ama." Esma sesini incelterek ilgimi çekmeye çalışırken bakışlarım giderek uzaklaşan Hilal'de takılı kalmıştı.
"Boynuma atlamanı beklemiyordum," dedim ve giderek uzaklaşan Hilal'den bakışlarımı güçlükle çekip Esma'nın yüzüne baktım. Onunla sevgili olduğum dönem belki de en kötü dönemlerimden biriydi. Kötü olduğumu belli etmek yerinde daha da komik olmaya çalıştığımdan çoğu kişi kötü hissettiğimi anlamazdı. Neden kötü hissettiğimi ben bile bilmiyordum. Sınav stresiyle beraber bir şeyler tercih etmek ve üstüne duygusal boşlukta olmak yanlış insanlarla yanlış ilişkiler kurmanızı sağlıyordu.
"Seni bir anda görünce elim ayağıma dolaştı. Ne yapacağımı bilemedim valla ya." Esma kıkırdayıp sarı saçlarını omzunun arkasına ittirdi. "Lisenin son gününde sen beni bir anda sarıvermiş ve öpmüştün. Ah ne günlerdi o günler."
"Yıllar öncesiydi," dedim düz bir sesle. "Yine de yanımda birinin olduğunu görerek kollarıma atlaman iyi olmadı."
Esma etrafına bakınıp yapay bir gülümsemeyle konuştu. "Ben yanımızda birini göremiyorum Serkan. Ay yoksa şu peşinden ayrılmayan turuncu kuyruk muydu o kız?"
Burnumdan sert bir nefes aldım çünkü Esma'yla neden ayrıldığımızı çok net hatırlıyordum. Yazın sonlarına doğru beraber tatile çıktığımızda benden gizli bir şekilde İdil'i engellemiş ve bunu bilmiyormuş gibi yapmıştı. Neyse ki İdil bunu yapanın ben olmayacağımı biliyordu da aramızda saçma bir anı olarak kalmıştı.
İdil'i engellediğini fark ettiğim an ondan tek bir cümleyle ayrılmıştım: Kardeşimi engelliyorsan beni de engelle çünkü ben seni engelleyeceğim.
Şimdiyse yüzsüz gibi tekrar İdil hakkında konuşabiliyordu.
"İdil olsaydı çekip gitmez seni sözleriyle döverdi, ben de çekirdek kola yapıp ona tezahürat yapardım. Eh ben Serkan Yılmaz, İdil'e yapılan hiçbir şeyi unutmam."
Göz kırpıp onu arkamda bırakarak ilerledim. "Bu arada seni gördüğüme pek memnun olduğum söylenemez, Esma. Umarım bir daha eski sevgilinin kollarına kendini atmazsın. En azından sana olan tepkisini bilmeden kollarına atlama. Benden daha kötü davranacak birileri olabilir."
Esma'nın arkamdan bir şeyler diyeceğine emindim ama onu duymazlıktan gelip ilerledim çünkü Hilal'le konuşmam lazımdı. Hem de hemen Hilal'le konuşmam lazımdı çünkü az önce her şeyi yanlış anlamış olabilirdi.
Bu sefer beni kötü biri olarak görmemesi için acele etmem gerekiyordu yoksa her şey için geç kalacaktım.
Otele geldiğim gibi asansöre yöneldim ama şansıma asansör en üst kattaydı ve gelmesini bekleyemeyecektim. Ayaklarıma kuvvet diyerek merdivenlere yöneldiğimde bacaklarımın uzun olmasını bir avantaj olarak görüp basamakları ikişer-üçer çıkmaya başladım. Her adımımda kalbimin battığını hissetsem de beşinci kata çıkana kadar hızımı azaltmamıştım. Odanın kapısına geldiğimde nefesimi düzene sokmaya çalışarak cebimdeki anahtarı çıkardım ve titreyen elimle güçlükle anahtarı deliğe geçirip çevirdim.
Aklıma ilk oda gelmişti bu yüzden başka hiçbir yere gitmemiştim.
Oda boştu.
"Hilal?" diye seslendim bir ümit banyodadır diye ama bir ses gelmedi. Odanın giriş kapısı açık kalırken banyonun kapısına ilerledim ve birkaç kere tıklattım. "Hilal oradaysan bir ses ver lütfen. Konuşmak istiyorum."
Hiçbir ses yoktu ama yine de banyoya bir anda daldım. Artık ne olacaksa olsundu çünkü içimde kötü bir his yayılıyordu ve bu beni epey geriyordu.
Banyonun ışığını yaktığımda da bir boşlukla karşılaştım bu yüzden vakit kaybetmemek adına odaya geri döndüm.
"Nereye gittin kızım ya?" Bakışlarım odanın içinde gezdirirken eşyalarının da olmadığını fark ettiğim an komodinin üzerindeki telefonumu aldığım gibi açma tuşuna bastım ama ekranda şarjın bittiğini belli eden bir simge dışında hiçbir şey belirmedi.
"Sikeceğim! Her şey üst üste gelmek zorunda mı lan?"
Telefonumu yatağın üzerine sertçe attıktan sonra hızla odadan çıktım ve kapıyı bile kilitlemeden İdillerin odasına doğru ilerlemeye başladım ama gökte aradığım kişi bir anda yerde belirdi ve bana seslendi. "Serkan çok kötü bir şey oldu!"
"Hilal'i gördün mü?" diye döndüm bana koşarak gelen İdil'e. İdil, bileğimi kavradığı gibi beni çekiştirirken ben de ona ayak uydurdum.
"Tam da sana bunu söyleyecektim. Hilal çantasını almış gidiyordu, asansörden inerken gördük. Asrın onu durdurmaya çalışıyor, ben de sana haber vermek istedim çünkü onunla konuşman lazım artık! Bıktım sizin kaosunuzdan be."
"Hilal neden hemen gidiyorsun?" diye mırıldandığımda asansörün bu sefer de en aşağıda olduğunu görüp İdil'le aynı anda aynı küfrü ettik ve merdivenlere yöneldik.
"Bilmiyorum ama sanki ağlamış gibiydi. Ne yaptın yine kıza ya? Yetmedi mi bu kadarı?"
"Hiçbir şey yapmadım. Esma'nın bir anda çıkıp boynuma atlaması benim suçum mu amına koyayım?" Sinirle merdivenleri inerken İdil arkamda kalmıştı ama önemsemedim çünkü Hilal'e yetişmem lazımdı.
"Iy o sarı çiyanı bir ben göremedim ya! Yüzsüze bak hâlâ üstüne atlıyor. Keşke dövsem şu kızı. Bir de Hilal'imi, Tc erkekleri kapatılsın aşkımı ağlatmış ya!"
İdil söylenirken aramızdaki mesafeler giderek arttığından artık onu duyamıyordum. Kalbimin atışı göğsümü delecek kadar artsa da görmezden gelmeye çalışarak giriş katına ulaştım ve ileride yalnız buran Asrın'ı gördüm.
Asrın da beni gördü ve çenesiyle çıkışı işaret etti.
Artık Hilal'e yetişmem için hızlı yürümem işe yaramayacaktı bu yüzden ben de peşinden koştum.
Hilal'i merdivenlerden inerken gördüğümde oteldeki insanların rahatsız olmasını önemsemeyerek nefessiz kalmış sesimle olabildiğince gür bir şekilde seslendim. "Hilal!"
Sesimi duydu ve adımları duraksadı.
Ona yetişmemi istiyordu bu yüzden aramızdaki adımları daha hızlı azaltmaya çalıştım ama düşüncelerimin tezatını yapıp benden kaçarcasına son iki basamağı atladı ve merdivenlerin bitimindeki taksiye bindi.
Merdivenlerin sonuna gelene kadar Hilal'in bindiği taksi çoktan sesimi duyurabileceğim bir mesafeyi geçmişti.
Omuzlarımın düştüğünü hissettim ama hayır, pes etmeyecektim bu yüzden cebimdeki anahtarı yokladım.
Anahtarı bulduğumda sevinsem de dün gece içtiğim için arabayı kullanmayıp balıkçının orada bıraktığımı hatırlayıp bir küfür daha savurdum.
İşte şimdi peşinden koşsam dahi yetişemezdim.
Her şey ters gitmişti ve ben daha ona aşık olduğumu söyleyemeden o yeniden benden nefret etmişti.
"Serkan," dedi Asrın birden. Onun sesini duymayı beklemediğim için irkilerek başımı omzumdan ona çevirdiğimde elinde tuttuğu anahtarı fark ettim. Arabasının anahtarı...
"Al bunu ve dikkatli kullanıp Hilal'e yetiş. Hâlâ yetişebilirsin."
"Asrın sen adamın dibisin ama şu an seni övecek vaktim yok valla." Anahtarı kaptığım gibi arabasına doğru ilerledim. Neyse ki arabasının yerini biliyordum ki bundan vakit kaybetmemiştim.
Asrın'ın tedirgin olacağını bilsem de ona bir daha bakacak vaktim yoktu bu yüzden hızla arabayı çalıştırdım ve kemerimi bağladığım gibi Hilal'in peşine düştüm. Taksinin plakasını görmüştüm ve hâlâ da aklımdayı bu yüzden işim daha kolay olacaktı.
Asıl zor olan Hilal'le konuşmaktı, bunu biliyordum.
Şans benden yana olmasa da bir şekilde peşinden gidiyordum. Gitmesine izin vermeyecek ve beni dinlemesini sağlayacaktım.
Bunu yapabilirdim.
Arabaların arasında bir taksi gördüğümde plakasını kontrol ettim ve evet, o Hilal'in bindiği taksiydi. Gergin halimle gaza biraz daha basarken aramızdaki aracın diğer şeride geçmesiyle sesli bir nefes aldım.
Taksiye olabildiğince yaklaşıp selektör yaptığımda taksici biraz daha hızlandı. Muhtemelen Hilal durmamasını söylemişti ama vazgeçmedim ve gaza biraz daha basıp araca doğru yaklaştım.
Diğer şeridin boş olduğunu görerek o şeride kaydığımda başımı sağ tarafa çevirip taksiciye camı açmasını işaret ettim. Taksici camı açarken ben de açık camdan bağırmıştım. "Abi sağa çekersen sana taksimetrede yazanın iki katını veririm!"
Adam sağa çekecek gibi olduğunda kısa da olsa sevinebilmiştim ama Hilal adama ne dediyse adam vazgeçti ve ilerlemeye devam etti.
"Ondan daha fazlasını veririm ben müdürüm!" diye bağırdığımda adamın tepkisini göremesem de kenara çektiğini fark ettiğim an hızımı yavaşlatıp diğer şeride geçtim ve sağa çektiğim gibi kemerimi çözüp arabadan indim.
Arabaya bir şey olsa götümü satsam alamazdım ama hiçbir şeye bakacak kadar vaktim yoktu bu yüzden arabayı çalışır vaziyette bırakıp kapıyı kapattığım gibi sert adımlarla taksiye doğru ilerledim. Taksici para bekleyen bir ifadeyle yüzüme bakarken arka cebimdeki cüzdanımdan beş tane yüzlük çıkartıp ona uzattığım gibi arka kapıyı açıp Hilal'e baktım.
"Aşağıya iner misin Hilal?"
Hilal yüzüme bakmadı hatta saçlarıyla yüzünü benden gizledi. Hiçbir tepki vermedi, sanki ben yokmuşum gibi sessizce boşluğu izledi.
"Lütfen Hilal, rica ediyorum. Yarım kalan bir konuşmamız var."
Boğazını sessizce temizlediğini duysam da hiçbir tepki vermedim. Cidden ağlamış mıydı? O kızın bir anda boynuma sarılması onu bu kadar etkilemiş miydi?
"Benim sizinle konuşacağım hiçbir şey kalmadı Serkan Bey. Sizin de olmasın."
"Serkan Bey deme bana," dedim ve sol elimi taksinin üstüne yerleştirip taksinin içine doğru eğildim. "Dün geceden sonra Serkan Bey demeye hakkın yok."
"Dün bir anlaşma yapmıştık. Saat on ikiyi çoktan geçti ve benim fikrim değişmedi. Sen benim gözümde kibirli, kendini beğenmiş Serkan Bey'den öteye gidemedin."
Yüzüme bakmıyordu ama kelimeleri aynı eskisi gibi keskindi. Neyse ki dün geceden bazı anları hatırlıyordum da kulaklarımı kapatabiliyordum dediklerine. Yoksa canım çok acırdı.
"Bana yalan söyleme Hilal. Daha az önceye kadar gözlerinin içinde kendimi görmüşken şimdi gözlerini benden saklayamazsın. Konuşmamızı bitireceğiz ve bunu burada, şimdi yapacağız."
Hilal güldü ve koluyla beni ittirdi. Doğrulup birkaç adım gerileyerek taksiden inmesine izin verdiğimde dağılmış saçlarının arasından gözlerini gördüm. Şu an gözyaşına benzer hiçbir şey yoktu kahverengi gözlerinde ama ben de yoktum. Sanki kendimi orada hayal etmişim gibi yoktum hem de.
"Gözlerimde kendini mi gördün?" Bana doğru adımladı ve saçlarını ittirip yüzünü kaldırdı. "Bir daha bak da ne gördüğünü söyle!"
Yutkundum çünkü gördüğüm tek şey boşluktu.
"Ben söyleyeyim, hiçbir şey! Hiçbir şey göremezsin çünkü gerçek bu. Kendini gören sensin çünkü öyle olmasını istedin. Peri masallarında değiliz biz, bir gecede her şey düzelmez, düzelemez! Sen o altı saati çok şey sandın ama hiçbir şeydi ve geçip gitti. Şimdi de beni rahat bırak çünkü ben seni rahat bırakıyorum."
Taksiye doğru yönelecekken kolundan tutarak onu durdurdum. "Sahile geldiğinde böyle değildin, yalan söylüyorsun. Bana diyeceklerin bunlar değildi biliyorum."
Kolunu elimden kurtardı ve bana dünyadaki en kötü erkekmişim gibi hissettiren bir bakış attı. Az önce kendimi kandıracak bir şeyler bulsam da şimdi canım acımıştı işte. Yutkunamıyordum bile.
"Dün gece öpüşmüşüz," dedi ve güldü ama alaylı bir gülüştü. "Ben bu dahil bütün geceyi aklımdan tamamen sildim çünkü benim için değersizdi. Saçma sapan şeylerdi."
Son cümlelerinin ucu o kadar sivriydi ki kendimi yine kandıramadım ve canım yeniden yandı.
Dudaklarım aralansa da konuşmama izin vermedi. "Sana bunları söyleyecektim ama fark ettim ki yumuşak kelimeler gereksizmiş çünkü yumuşak olduğumda ya konuşmam kesiliyor ya da önemsizleştiriliyor, dinlenilmiyor. Önemli değil, duydun her şeyi. Şimdi beni rahat bırak."
"Hilal," diye mırıldandım ama beni dinlemeyi bırak yüzüme bile bakmaktan nefret ediyormuş gibi bakışlarını benden çekti ve yüzünü benden gizledi. Daha önce hissetmediğim kadar kötü hissederken onu durdurmak için tekrardan kolunu tutmayı düşündüm ama bunu yapamadan açık kapıdan taksiye binip kapıyı sertçe kapattı.
Taksi hareket edip giderek benden uzaklaşırken arabaların arasında tek başıma kalmıştım.
Gökyüzünde güneş vardı ve sıcaktan alnım terlemişti ama ben kendimi sağanak yağmurun altında yapayalnız kalmışım gibi hissediyordum.
Çenemi sıkıp taksi arabaların arasında gözden kaybolana kadar öylece arkasından baktım. Onca aksiliğe rağmen buraya kadar gelmişken istediğim hiçbir şeyi söyleyememek canımı yakıyordu. Diyecek çok cümlem vardı ama Hilal hepsini çıkartmamak üzere boğazıma tıkmıştı. Neden yapmıştı onu bile anlamamıştım. Her şeyin parçalandığını ve elimde tozlarının kaldığını hissediyordum.
Omuzlarım düştüğünde çenemi sıkıp bakışlarımı yere çevirdim. Sahile yaşadığımız şeylerin değersiz olduğunu söylemeye mi gelmişti yani? Konu Hilal olunca bazı şeylere inanmakta güçlük çekiyordum. Doğru da söylüyor olabilirdi çünkü dün dışındaki diğer bütün günler aramız kötüydü ama yalan söylemesini o kadar istiyordum ki buraya kadar gelmiştim.
"Pes etmiyorum. Son ana kadar da pes etmeyeceğim," diye mırıldandım Asrın'ın arabasına doğru ilerlerken. "Bunu sen istedin Hilal."
Arabanın içine binip kapıyı kapattığımda başımı koltuğa yaslayıp ellerimi yüzüme kapattım. Daha önce hissetmediğim kadar kötü duyguyu bir arada yaşadığım için nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum. Hiçbir şey olmamış gibi rol yapmam gerekiyordu çünkü bir anlaşmamız vardı ve henüz çiftler belli değildi. Ne İdil'e ne de Asrın'a içimdekileri dökemiyordum ve bu da patlamak üzereymişim gibi hissettiriyordu.
"Geçecek, bunlar da geçecek Serkan. Sık dişini," diye kendi kendime mırıldandım ve kemerimi takıp ilk kavşaktan otelin yoluna döndüm. Kısa bir yolculuğun ardından merdivenlere oturmuş beni bekleyen ikiliyi fark edip arabayı park ettim ve kendime birkaç saniye tanıyıp arabadan indim.
"Yetiştin mi Hilal'e?" İdil aramızdaki mesafeleri hemen aşıp merakla yüzüme bakarken sağ elimi saçlarımın arasına daldırıp sol elimdeki anahtarı sıktım. İdil'in dikkati sol elimde olursa bir şeylerin yanlış gittiğine emin olurdu. Gerçi şimdi bile emin olabilirdi ama rahat davranırsam biraz olsun düşüncelerini dağıtabilirdim.
"Yetiştim yetiştim. Klasik şeyler işte, bıkmış benden. Gitmemesini söyledim ama zorla otele geri getirecek halim yoktu. Gitmek isteyene git deriz biz de."
"Ciddi misin sen ya?" diye bir anda yükseldi. "Git mi dedin kıza? Kızın peşinden git demek için mi gittin Serkan?"
Kal bile diyememiştim ki.
"Benim karnım çok aç ya. Siz yemek yediniz mi?" Bakışlarımı, İdil'in bana ateşler içinde bakan mavi gözlerinden arkada sessizce bizi izleyen Asrın'ın mavi gözlerine çevirdim.
"Ne yemeği Seko? Şimdi seni meyve bıçağıyla parçalara ayırırım görürsün. Neden kızı ağlattın, neden gitti birden? Dün gece neredeyse öpüşürken bastık biz sizi ya, nasıl yirmi dört saat bile geçmeden bu kadar kötü olabilirsiniz?"
İdil nefes almadan beni azarlarken onun yanından geçip duyduğum hatta kalbime çarpan cümlelerini umursamıyormuş gibi Asrın'a ilerledim. "Ehliyet canavarı dünkü omletten mi yesek ya? Bak canım bol kaşarlı sucuklu bir omlet çekti üf."
"Bence yapma," diye mırıldandı Asrın, İdil'in duyamayacağı bir şekilde. O sırada İdil'in arkamdan dediklerini net bir şekilde duyabiliyordum ama duymuyormuş gibi yapıyordum.
"Ne, omlet mi yemeyeyim?" diye anlamazdan geldiğimde Asrın'ın attığı bakış, ehliyet almaya gelen öğrencilerine attığı o ürkütücü bakışla aynıydı. Yıllardır onu tanısam da bu bakışı gördüğüm an tırsıyordum.
"Saklama artık, ikiniz için de işler giderek kötüleşecek yoksa."
Asrın, aşk tavsiyesi verecek en son insandı ama bana ciddi ciddi bu cümleyi kurmuştu.
"Ve kötüleştiğinde bu sefer toparlanamayacak kadar birbirinize zarar vermiş olacaksınız. Yapma."
"Tek yapan ben miyim? Ben ona iyi davrandığımda o acımadan canımı yakıyor," dedim mırıltıyla. Bunu demem bile büyük bir şeydi ve resmen sözleşme ihlaliydi. Daha çiftler belli değilken Hilal'den hoşlandığını belli edemezdim. Yine de birazcık konuşmak istemiştim.
"İkinizin de anlaşması ve sağlıklı bir şekilde hislerinizi, düşüncelerinizi... Artık neyi konuşmak istiyorsanız onu konuşmanız gerekiyor. Hiç sağlıklı gelmiyorsunuz gözüme."
"Farkındayım," dedim ve bize iyice yaklaşmış İdil'i fark edip derin nefes aldım. "Neyse ben üstümü değiştirip kahvaltıya ineceğim. Kurt gibi açım."
"Kurtlar seni yesin Serkan," dedi İdil ve Asrın'a baktı. "Sen değil hocam. Aman sevgilim."
Asrın'ın dudak ucuyla güldüğünü fark etsem de ben gülmedim ve yanlarından ayrılıp odaya gittim.
Hilal'le odamıza.
Artık sadece benim odama...
Kahvaltı ettiğim gibi şehre dönecek ve Hilal'e ulaşmaya çalışacaktım. Ya da en azından bir mesaj atar, her şeyi düzgün bir şekilde konuşmayı teklif ederdim. Belki o da bana olan nefretinden kurtulur ve çekimde de gerçekte de çift olmayı kabul ederdi.
Ama içimden bir his, Asrın'ın dediklerinin gerçek olacağını ve birbirimize daha da kötüleşeceğimizi söylüyordu. Yine de onu susturdum.
Susturdum çünkü ben Hilal'e aşıktım. Pes etmeyecektim.
⏳
