İçeriğe geç

UMUTLU VAKA

Bölüm 1 · 4 dk okuma

UMUTLU VAKA

Bölüm 1

Bugün günlüğüme yazacağım şeyleri ömrüm boyunca düşünmeye mahkum bırakılacaktım. Mahkum oluşum, bu düşünceler arasında boğuluşum ise kimsenin umrunda olmayacaktı. Ben bir kız çocuğu olarak bir şeyleri sormaya, soygulamaya layık değildim. Sadece her şeyi akışına bırakıp sessizce, sanki dilim lal olmuşçasına susup seyirci kalmalıydım. Sanki yaşayan ben değilmişim de hiç tanımadığım yabancı biri yaşıyor gibi hissiz olmalıydım, çünkü hislerimi hissetmeye bile layık görülmüyordum. Çünkü ben bir kız çocuğuydum..

Bir şeyler yanlış gidiyordu, yani yanlış gidiyor olmalıydı. Kafamın içinde beni bir bilinmezliğe çeken o kadar çok soru vardı ki. Her şeyden önce tek bir soru yetiyordu gecelerimi uykusuz, sessiz, soluksuz geçirmeme. Ben kimdim? Ben neden vardım? Varlığımın tek sebebi, ömrüm boyunca birilerine hizmet etmek zorunda kalmak mıydı? Ben gerçekten bekarken babama, abilerime, tüm misafirlere, bütün herkese, evlendikten sonra ise eşime, ailesine ve yine bütün herkese sadece hizmet için mi vardım? Gerçekten benim hiç hayal kurmaya, mutlu olup sevinmeye, hatta ve hatta gülmeye bile hakkım yok muydu? Bütün ömrümü başkaları için mi tüketmeliydim? Ben onların rahatı için koca bir derinlikte mahkum olmak için mi varolmuştum? Çok yorgun, bir o kadar da bitkindim artık. Bir mucize olmalıydı. Umutları yokolmuş, "böyle gelmiş böyle gidecek, ne yapacaksın?" Demeye mecbur bırakılmış, bu eğitimle bütün hayallerini benliğiyle birlikte toprağa gömen annelerimiz, toprağa gömdükleri umutlarından evlatlarını filizlendirmeli gelecek nesillere en iyi ataları miras bırakmalıydılar. Miras mal demek miydi? Gerçekten para her şeyi çözebilir miydi? Gerçekten tek miras para mı olmalıydı? Evet atalarımız var, evet aile büyüklerimiz var ama onlar büyük diye, onlar çok görmüş, çok yaşamış diye bildikleri her şey gerçekten doğru olabilir miydi? Ben bunların yanlış olduğunu bile bile evlatlarıma bu yanlışları doğruymuş gibi öğreterek onların hakkına girmiş olmayacak mıydım? Gerçekten herkes duyduklarına doğru mu yanlış mı diye bakmadan inanacak mıydı? Hayır hayır! Ben kafamdaki bu soruları sırf toplum istiyor diye elimin tersiyle itip, belki de hiç görmeyeceğim neslime yanlış bir hazine bırakmayacaktım. Ben onlara her şeyden önce Kadınlara, hayvanlara, kitaplara, Dünya'ya ve en çokta kendilerine saygıyı öğreterek maddiyatın sevgi ve saygı karşısında nasıl aciz olduğunu anlatacaktım.

Abimin sesiyle günlüğümü kapatmam bir olmuştu. Her zaman ki gibi kapıyı aniden açmasıyla gözlerimi devirdim. Soğuk ve itici sesiyle, "Yemek hazırla." Demesiyle gitmesi bir olmuştu. Günlüğümü kazağımın içine yerleştirip, kıyafetlerin en altına koyduktan sonra mutfağa yöneldim. Kendi evimde günlüğümü saklıyor oluşum çok saçma dimi? Kız olduğum için gizlim saklım olamazmış. Doğru bilinen bir çok yanlışı anneme öğretenler olmuş. Okuma yazması olmadığı için her söylenilene inanırmış annem. Çünkü buna mecbur bırakılmış. Çünkü annesi büyüklerinden böyle görmüş ve böyle devam etmeliymiş. Ben büyüklerimin yolundan gitmeyecektim. Evet kimse inanmıyordu bana, evet annem bile 60 yıllık ömründe yaşadıklarına, duyduklarına inanıyor, bir türlü bana hak vermiyordu. Annemin bana bırakacağı o koca yanlışları kendime miras edinmeyecek o yanlışları yokedebilmek için elimden gelen her şeyi yapacaktım. Oflaya puflaya mutfağa girmemle anneme çarpmam bir oldu. Bir yandan anlını ovuşturan annem diğer yandan söylenmeye başlamıştı bile.

"Yine aklını hangi masal alemine gönderdin?"

"Anne ya."

"Ne anne ya? Aklın nerde yine?"

"Tamam da ben sana çarptıysam sende bana çarpmış oluyorsun. Senin aklın nerdeydi?"

Söylediğim şeye ikimizde gülerken annemin gözlerine daldım. Sahi her annenin gözleri heran dolu dolu mu olurdu? Yoksa benim annemin bütün acıları gözlerine mi doluyordu?

"Anne istediğin kadar masal de. Nasıl ki senin gözlerin hep dolu oluyor, nasıl ki o gözler acıyı saklıyor, nasıl ki bunların bir gerçek olduğunu hepiniz biliyor, bile bile hem boyun eğip hemde çocuklarınızı boyun eğmek zorunda bırakıyorsanız, yani yüreğiniz bu acıyı taşımaya mecbur bırakılmışsa bende o acıyı kabul etmiyorum. Buna ister masal deyin, ister peri masalı, en azından ben kendime ait bir masalda yaşayarak umudumu, hayallerimi ve bir gün nasip olursa doğacak çocuğumun çocukluğunu sizin gibi toprağa gömmeyeceğim. Peygamber efendimiz s.a.v biz kız çocuklarını toprağa gömülmekten kurtarmışken, islam dini cenneti annelerin ayakları altına sermişken ben bu toplumun örf ve adet üzerine kurduğu dine boyun eğip kendimi yaşarken ölmeye mecbur bırakmayacağım. Eğer bütün bunlar benden alınıyorsa zaten geriye kalan tek şey bir et yığını onuda alıp toprağa gömebilirsiniz. Benim peygamberim beni toprağa gömülmekten kurtarmışken ben kendimi toprağa gömüp kula kul etmeyeceğim. Ne derseniz deyin ben elalemi kendi ilahım olarak kabul etmeyeceğim."

"Ya sabır anlamıyorum ki bu kadar uzun dil nerden geliyor."

"Bu kadar uzun dil nerden geliyor biliyor musun anne? Senin sessiz çığlıklarını göre göre büyürken sana ses olamadım ama bugünün yarınları var. Ben çektiğim acıyı bilirim ve bunu benim çocuklarımın yaşamaması gerektiğini bilirim. Anne ben sizin boğula boğula sustuğunuz o sesiniz olacağım bir gün. Olamazsam bile en azından çabaladım diyeceğim."

"Amma meraklısın kocaya zaten."

Annemin sitemle söylediği sözle birlikte birikmiş acıları tek damla gözyaşına sığıp süzüldü yanaklarından. Bir gün o kimseler bu tek damla göz yaşında boğulacak ve o gün gerçekten hakeden kazanacaktı. İkimizde söylediği cümlenin kırıcı olduğunun farkındaydık. Fakat böyle öğrenmişti... Büyükler küçükleri kırarak susturuyordu. Böyle gelmişti ama böyle gitmemesi için elimden geleni yapacaktım. Annem sessizce mutfaktan çıkarken bende yemeği hazırlamaya başlamıştım.

İlk bölüm biraz kısa oldu ama umarım beğenirsiniz eğer hoşunuza giderse kitaba devam edeceğim. İyi okumalar..❤️

İlk bölüm biraz kısa oldu ama umarım beğenirsiniz eğer hoşunuza giderse kitaba devam edeceğim. İyi okumalar..❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.