İçeriğe geç

Uğursuz Kayıp

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Uğursuz Kayıp

Bölüm 1

Alev Alev

Velinia'daki yozlaşma, diğer krallıklardaki sıradan çürümelerle kıyaslanamayacak kadar ileri gitmişti. Saraydaki insanlar artık birer robottan farksızdı; doğru dürüst hareket etmekten bile korkar hale gelmişlerdi. Krallığı ve halkı bu korku imparatorluğundan kurtarmak için buralara cesaretli bir aptal gerekiyordu. O aptal, şüphesiz ki Edrin'den başkası değildi.

Edrin tahtta oturmuş, yanındaki kadına, Nesta'ya bakıyordu. Nesta da aynı şekilde kraliçe tahtına kurulmuştu. İkisi de sessizce birbirlerine gülümsedi.

"Ne dersin kraliçem? Fazla üzgün duruyorsun, şimdi o güzel yüzünü güldüreyim mi?" dedi Edrin, sesindeki o temiz, güven veren tınıyla. Nesta'nın gözlerinde, dışarıdan neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük bir hüzün kırıntısı vardı. Devasa taht odasında onlardan başka hiç kimse yoktu. Nesta, planın getirdiği gerginliği gizlemek ister gibi şımarık bir tavırla söylendi ve dudağını büktü. "Evet, buralar çok sıkıcı. Hiçbir şey yüzümü güldürmüyor. Ne yapabiliriz acaba?"

Edrin'in tebessümü büyüdü. "Gülüşün için her şeyi yaparım, biliyorsun. Ve yine... tam bize göre bir şey var."

Edrin hafifçe ayağa kalkıp pelerinini düzeltti ve Nesta'nın yanına geldi. Önünde asil bir reveransla eğilirken sol elini beline yerleştirdi, sağ elini ise ona doğru uzattı. Başını hafifçe kaldırıp gözlerinin içine bakarak, "Hadi kraliçem, seni biraz neşelendireyim," dedi.

Nesta tek bir kelime bile etmeden, elini Edrin'in avucuna bıraktı. Ağır, görkemli elbiselerini arkasından sürüyerek onun adımlarına ayak uydurdu. Taht odasından çıkıp koridorlara adım attıklarında, etrafta onlara kaşlarını çatarak bakan, arkalarından fısıldaşıp küfürler savuran insanlara hiç aldırış etmeden büyük dış kapıya doğru yürüdüler.

Kapıya yakınlaştıkta Nesta, Edrin'in elini bırakıp önden koşmaya başladı. Sarayın masum çalışanlarını, çaresiz çocukları ve iyi niyetli anneleri gizlice dışarı çıkarmakla ilgilenirken; Edrin de içeride kalan yozlaşmış insanları şüphelendirmeden plandaki son hamlesi için kapıya doğru ağır adımlarla tırmanıyordu.

İnsanlar hâlâ hiçbir şey anlamamıştı. Boş gözlerle birbirlerine bakıyorlardı. "Son bir dakika!" diye bağırdı Edrin. Nesta, uzun eteğinin ağırlığına dayanamayıp kumaşı ellerinde toplamış, hızla yetişmeye çalışıyordu. Önündeki masum insanları hafifçe iterek adımlarını hızlandırıyordu. Yirmi üç saniye içinde herkes merdivenlerden indiğinde, Minara adındaki kadın korkuyla bir ses çıkardı. Nesta anında eliyle onun ağzını kapattı. "Sessiz ol. Onlar ölecek, biz değil." diye uyardı Nesta "O yüzden sessiz ol," diye fısıldadı Nesta. Yozlaşmış yaşlı siyasetçiler ise hâlâ diğer odada duruyorlardı.

"Son otuz dört saniyemiz var." dedi Edrin uyararak "Dikkatli olun, şimdi çıkıyoruz," Herkes heyecan ve korku içinde Edrin'in sarayın devasa kapısını açmasını bekliyordu. Edrin büyük kapıyı zorlukla kendine doğru çektiğinde, ahşabın çıkardığı kulak tırmalayıcı gıcırtıyla yüzü buruştu. "Duymadılar, duymadılar..." diye sayıkladı içinden. Kapıyı araladığı anda, içeriye yaşlı siyasetçi Magnus girdi.

"Siz burada ne yapıyorsunuz?" dedi Magnus, şüphe dolu bir sesle. Nesta onun yüzünü gördüğü an tiksintiyle yüzünü buruşturdu, ellerini yumruk yaparak sıktı. Edrin ise içinden saniyeleri sayıyordu. "Son yirmi beş."

Minara kendini öne atarak duruma el koydu. "Çocuklar için küçük bir etkinlik yapacaktık," dedi yapmacık bir gülümsemeyle. Magnus'un kaşları anında çatıldı. "Gecenin on ikisinde mi?" diye sordu, şüphesi daha da katlanmıştı.

"Evet, krallık hakkında bir etkinlik," dedi Minara, sesine oldukça rahat bir ton vermeye çalışarak. "Ha, bu arada... Sanırım sizin küçük oğlunuz ortalıklarda yok. Bir arasanız iyi olur."

Minara bunu söyler söylemez, Magnus panikle arkasını dönüp merdivenlere doğru yöneldi. Minara hafifçe sırıtarak kalabalığa döndü. "Hadi çıkalım, çok az kaldı. Köz olmak istemem." Nesta gülümseyerek çocukları kapıdan dışarıya doğru itti. Herkes dışarı çıkıp bahçe çitlerine kadar deliler gibi koştu.

"Son beş saniye..."

Herkes kurtulmanın rahatlığıyla etrafına bakınırken, birden tanıdık bir kahkaha sesi yükseldi. "Edrin, bu çok eğlenceli!"

Edrin sesin sahibini anında tanıyarak hızla arkasına bakındı. Gözleri hemen onu buldu... Kraliçesini. Nesta, uzun elbisesinin eteğini tutmuş, sarayın kapısının eşiğinde durarak kahkaha atıyordu. "Gülüşüm için yaktığın saraydayım Edrin. Ama elveda demem lazım," dedi ve kendini geriye doğru bırakarak sarayın karanlık kapısının içeriğine, alevlerin ortasına doğru süzüldü.

Edrin tek bir an bile tereddüt etmeden ileri fırladı. "Hayır! Nesta! Gel buraya!" diye feryat ederek saraya doğru koşmaya başladı ama artık çok geçti. Kurulması yılları alan o devasa saray, bir saniye içinde alevlere teslim oldu. Bina büyük bir gürültüyle patladı. Patlamanın şiddetli dalgasıyla Edrin geriye doğru savruldu. Nesta ise sarayın çok derinlerine gitmeye fırsat bulamadığından, o da patlamanın etkisiyle dışarıya, geriye doğru savrulmuştu. Ancak artık bütün bina devasa bir cehennem gibi yanıyordu.

Edrin'in görüşü bir anlığına tamamen bulandı; kafası dönüyor, etrafı seçemiyordu. Yine de her şeyi umursamayarak zar zor ayağa kalktı ve alevler içindeki saraya girmek için ileri atıldı. Fakat etrafta yangından başka hiçbir şey kalmamıştı. İçeriye adımını attığı an, alevlerin kemirdiği dev ahşap kirişler büyük bir gürültüyle yere çöktü. Bir adım daha atacakken, yanan bir tahta bloku daha hemen önüne devrildi. Edrin acıyla geri çekilmek zorunda kaldı. Gözleri hâlâ bulanık görüyor, kulakları ise uğultudan başka bir şey duymuyordu.

"Neredesin Nesta?! Nesta!" diye bağırsa da içeriden hiçbir ses gelmedi.

Dışarıdaki masum kalabalık feryat figan içindeydi. "Edrin, dışarı çık! Buraya gel! O burada! Burada o!" diye arkasından bağırıyorlardı. Ama Edrin'in kulakları yangının dehşeti ve patlamanın basıncıyla tamamen boğuklaşmıştı; dışarıdaki dünyayı işitemiyordu.

O sırada yerde sürünen yaşlı siyasetçi Magnus'u fark etti. Magnus'un belinin üzerine yanan ağır bir tahta kiriş çökmüştü. "Yardım et... Yardım et Edrin! Yalvarırım!" dedi Magnus acınası, titrek bir sesle. Edrin, gözlerindeki yaşlar boşalırken adamın yüzüne dönüp bakmadı bile. Onun zihninde de dilinde de sadece tek bir isim vardı.

Suçluluk hissi kalbini parçalarken bir kez daha bağırdı. "Nesta! Neredesin?! Ses ver! Yoksa... Yoksa ben mi duymuyorum senin sesini?!"

Yangının tam ortasında ilerlerken, sırf onun sesini işitebilmek için ellerini kulaklarına bastırdı. Çaresizlik içinde elleriyle kulağına vurmaya başladı. "Duymuyorum! Duymuyorum seni Nestam! Duyamıyorum! Benim suçum... Sarayı ben yaktım, her şeyi ben yaptım! Şimdi seni bile duyamıyorum!" diye çığlık atıyordu.

Magnus, acı içindeki yalvarışlarının arasında çaresizce debelenirken aklına bir fikir geldi. "Edrin! Edrin, bana bak!" diye haykırdı. Ama Edrin onu duymuyordu bile; gözyaşları sel olmuşken alevlerin arasında bir oraya bir buraya şuursuzca koşturup duruyordu. Magnus, yerdeki küçük tahta parçalarından birini kavrayıp bütün gücüyle onun üzerine fırlattı. Sırtına çarpan tahtayla birlikte Edrin'in dikkati Magnus'a döndü, ancak gözlerindeki o çaresiz yaşlar durmak bilmiyordu.

Magnus, sesini onun uğuldayan kulaklarına ulaştırabilmek için var gücüyle bağırdı. "Nesta'nın yerini biliyorum!"

Bu cümleyle birlikte Edrin'in gözleri umut ve heyecanla açıldı. Magnus, yanan ağır kirişin altından sağ elini zorlukla çıkararak inledi ve parmağıyla sol tarafta kalan odayı işaret etti. Edrin onun ne demek istediğini anında kavradı; içinde uyanan umutla tek bir an bile tereddüt etmeden o yöne doğru fırladı. Koşarken eli yanan bir duvara değdi, kısık sesle inledi ama durmadı. Gözleri sadece o odadaydı. Etrafta yangından ölmüş bedenler, tepesine çökmek üzere olan demirler ve yanan tahtalar vardı; hiçbirini görmüyordu.

Sevdiği kadını görme umuduyla odaya daldı fakat içeride hiç kimse yoktu. Onun burada olacağını umarak kuruyan gözyaşları, bomboş odayı gördüğü an yeniden boşaldı. Artık dumanın etkisiyle nefesi tükenmiş, ciğerleri yanmıştı. Başı şiddetle döndü ve bilincini kaybederek alevlerin ortasında yere yığıldı.

28 yıl önce.

Valeria, hamileliğinin son günlerindeydi. Gecenin bir yarısı uykusundan uyanıp yataktan kalktı ve odadaki sürahiden kendine bir bardak su doldurdu. Suyundan bir yudum aldığı sırada, birden karnına dayanılmaz, keskin bir sancı saplandı. Acı dolu derin bir inlemeyle elini karnına bastırdı; o an parmaklarının arasındaki su bardağı gevşeyerek yere düştü ve büyük bir gürültüyle parçalandı.

Valeria'nın acı feryadıyla Aleran anında uykusundan sıçradı. Henüz ne olduğunu anlayamamış, uykulu gözlerle yavaşça yataktan doğrulmuştu. "Neler oluyor Valeria? Neden çığlık atıyorsun?" diye sordu yorgun bir ses tonuyla.

Valeria, sancının şiddetinden zar zor nefes alarak, "Karnıma... Karnıma feci bir sancı girdi," dedi acıyla inleyerek. Aleran'ın gözleri bir anda faltaşı gibi açıldı, uykusu tamamen dağılmıştı. "Bebek mi geliyor?" dedi büyük bir heyecanla.

"Bilmiyorum Aleran! Çok acıyor... Bu çok farklı, diğer yalancı sancılara hiç benzemez."

Aleran, içindeki o ani korkuyu yatıştırmak ister gibi durumu geçiştirmeye çalıştı. "Gazdır Valeria, gaz olabilir. Telaş yapma." dedi.

"Gaz değil!" diye çıkıştı Valeria, destek almak için belini odanın taş duvarına yaslayarak. Tam o sırada daha güçlü bir dalga daha saplanınca var gücüyle bağırdı. "Canım acıyor!" Aleran çaresizlik içinde ne yapacağını bilemeyerek, "Diğerlerinde de acıyordu ama geçiyordu," diye mırıldandı. "Hissediyorum, bu defa gerçekten geliyor işte!" diye haykırdı Valeria.

Aleran tam yeniden itiraz etmeye yeltenecekken Valeria ne olduğunu anlayamadı. Tam adımını atacakken, bacaklarından aşağı aniden ılık bir sıvının boşaldığını hissetti. Tepeden tırnağa buz kestiği o saniyede, elbisesinin kumaşı sırılsıklam ağırlaşarak tenine yapıştı. Yere baktığında, ayaklarının dibinde, kırık cam parçalarının arasında su birikintisinin genişlediğini gördü.

Kalbi göğüs kafesini yırtacak gibi çarpmaya başlamıştı; asıl büyük doğum sancısı şimdi tüm şiddetiyle kapıdaydı. O an ikisi de kesin olarak anlamıştı: Bebek geliyordu.

Aleran'ın gözleri dehşet ve heyecanla büyüdü. "Bebek geliyor! Gerçekten geliyor!"

***

Yeni hikayemizin ilk bölümüyle karşınızdayım. Umarım bu bölümü beğenmişsinizdir. Bu bölümümüz ilk bölüm olduğundan biraz kısa oldu. Bölüm hakkında yorumlarınızı buraya bıraka bilirsiniz. Keyifle okumanızı dilerim.

Bölüm sonu

5 yorum