Binlerce yıl önce, Babil’de yaşamış ve birtakım talihsiz olaylar sebebi ile hali hazırda bu dünyadan göçüp gidememiş eski bir mimarım. Doğumum üzerinden geçen ilk yüz yılın sonunda hayatımın normal bir insanınki gibi olamayacağını anlamış ve bunun bir lanet olduğunu düşünmüştüm. Ne yalan söyleyeyim, ilk birkaç yüzyılda da bunu bir lanet gibi üzerimde taşıdım. Ancak son birkaç yüzyılda bu hayatıma alıştım. Hatta insanlığın geldiği bu noktada; her an yaşanan değişiklikleri, insanlığın başarabildiği muazzam işleri yahut başaramadıkları basit şeyleri bir seyirci gibi izleyebilmekten keyif aldığım bile söylenebilir.
Sevgili dostlarım, muhtemelen hikâyemin binlerce yıllık hayatıma ve neden dünyadan göçüp gidemediğime dair olduğunu düşünmüşsünüzdür. Ancak sizlere anlatacağım hikâye bunlarla ilgili olmayacak. Onlar da başka hikâyelerin konusu olsun diyelim. Sizlere anlatacağım hikâye; dünyadaki en eski medeniyetler kadar kadim, tüm dönemlerde ve dünyanın her yerinde bilinen, modern zamanlarda dahi tamamınızın duyduğu, hatta birçoğunuzun inandığı bir inanışa dair. Bu hikâye, saçma bir olaydan ötürü başımıza gelmeyenin kalmadığı, en sonunda da kabahatin, garibim 13’e yüklenmesinin hikâyesidir. Anlatayım da dinleyin.



