İçeriğe geç

UĞULTUNUN ARDINDA

Bölüm 1 · 5 dk okuma

UĞULTUNUN ARDINDA

Bölüm 1

Bölüm 1 — Mağaranın Ağzı

Slovenya'nın kuzeybatısındaki ormanlar sabahın erken saatlerinde normalden daha sessizdi.

Ağaçların arasından süzülen sis, dağ yolunun üzerine çökmüş ve görüş mesafesini oldukça azaltmıştı.

Eski okul otobüsü, virajlı yolu geçtikten sonra yavaşladı.

Motorun sesi kesildi.

Otobüs durdu.

Bir anda içerisi hareketlendi.

— Geldik mi?

— Sonunda!

— Veles Mağarası gerçekten burada mı?

— Telefon çekiyor mu?

— Ben fenerimi getirmeyi unuttum!

Öğrencilerin konuşmaları birbirine karışıyordu.

Fakat otobüsün ön tarafında oturan Adrian Keller hiçbir şey söylemiyordu.

Gözleri camdan dışarıdaydı.

Sislerin arasındaki kayalıklara bakıyordu.

Orada büyük ve karanlık bir boşluk vardı.

Veles Mağarası.

Adrian'ın yüzündeki ifade diğerlerinden farklıydı.

Sanki buraya ilk kez gelmiyordu.

Yanındaki koltukta oturan Mia Carter bunu fark etti.

— Bay Keller?

Adrian başını çevirdi.

— Efendim?

— İyi misiniz?

Adrian birkaç saniye sustu.

Sonra hafifçe gülümsedi.

— İyiyim.

Mia hâlâ ona bakıyordu.

— Emin misiniz?

— Sadece biraz yorgunum.

Mia daha fazla soru sormadı.

Ama öğretmeninin yalan söylediğini düşünüyordu.

Otobüsün kapısı açıldı.

Öğrenciler birer birer dışarı çıkmaya başladı.

Ethan Cole hemen telefonunu çıkardı.

Mağaranın fotoğrafını çekti.

— Vay be...

Noah Wilson yanına geldi.

— İnternette bunun Slovenya'daki en gizemli mağaralardan biri olduğu yazıyor.

Lucas Bennett güldü.

— İnternette benim dünyanın en yakışıklı erkeği olduğum da yazıyor.

Noah ona baktı.

— Onu sen yazmışsındır.

Lucas güldü.

Ethan mağaranın girişine bakmaya devam etti.

— Buraya daha önce gelen olmuş mu?

Adrian onların yanına geldi.

— Elbette.

— Peki sonuna kadar ulaşabilmişler mi?

Adrian'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

— Hayır.

Ethan kaşlarını kaldırdı.

— Neden?

Adrian cevap vermedi.

Çantasını omzuna aldı.

— Herkes buraya gelsin.

Öğrenciler öğretmenin etrafında toplandı.

Adrian onları tek tek saymaya başladı.

— Ethan.

— Buradayım.

— Mia.

— Buradayım.

— Lucas.

— Maalesef.

Herkes güldü.

Adrian gülümsemedi.

İsimleri saymaya devam etti.

Noah.

Sophie.

Chloe.

Ryan.

Lily.

Jack.

Emma.

Daniel.

Ava.

Hepsi oradaydı.

Adrian derin bir nefes aldı.

— Mağaranın içinde bazı kurallarımız var.

Daniel kollarını bağladı.

— Ne gibi?

— Kimse gruptan ayrılmayacak.

— Tamam.

— Kimse tek başına ilerlemeyecek.

— Tamam.

— Bir şey görürseniz bana söyleyeceksiniz.

Adrian bir an durdu.

— Bir şey duyarsanız da...

Cümlesini tamamlamadı.

Mia bunu fark etti.

— Ne oldu?

Adrian başını mağaraya çevirdi.

— Hiç.

Sonra yürümeye başladı.

Öğrenciler de arkasından ilerledi.

Mağaranın girişine yaklaştıklarında hava aniden değişti.

Dışarıda hava sıcak olmasına rağmen mağaradan buz gibi bir hava geliyordu.

Lily bir anda durdu.

— Bir dakika.

Herkes ona baktı.

— Ne oldu?

Lily başını mağaraya çevirdi.

— Bir şey duydum.

Lucas güldü.

— Daha içeri girmeden korktun.

Lily cevap vermedi.

Adrian ona doğru yürüdü.

— Nasıl bir sesti?

— Bilmiyorum.

— Emin misin?

Lily başını salladı.

— Uğultu gibiydi.

Adrian'ın yüzü bir anda değişti.

Mia bunu fark etti.

— Bay Keller?

Adrian birkaç saniye boyunca Lily'ye baktı.

Sonra mağaranın içine döndü.

— İçeri giriyoruz.

İlk birkaç yüz metre tamamen normaldi.

Tavandan su damlıyordu.

Ayak sesleri mağaranın duvarlarında yankılanıyordu.

Öğrenciler fotoğraf çekiyor ve birbirleriyle konuşuyordu.

Ava elindeki kamerayla her şeyi kaydediyordu.

— Şuna bakın!

Herkes döndü.

Ava duvardaki garip sembolü gösteriyordu.

Taşın üzerinde üç paralel çizgi vardı.

Çizgilerin hemen altında ise daireye benzeyen bir işaret bulunuyordu.

Adrian sembolü gördüğü anda durdu.

Gözleri büyüdü.

Bu sembolü biliyordu.

Yıllar önce bulduğu belgede de aynı sembol vardı.

Ethan yanına geldi.

— Hocam?

Adrian hemen toparlandı.

— Efendim?

— Bu ne?

— Eski bir işaret.

— Ne anlama geliyor?

— Bilmiyorum.

Ethan şüpheli bir şekilde baktı.

— Emin misiniz?

Adrian cevap vermedi.

— Hadi devam ediyoruz.

Grup ilerledi.

Fakat Adrian birkaç saniye boyunca arkasına bakmayı sürdürdü.

Sanki duvardaki sembolün tekrar hareket edeceğinden korkuyordu.

Yaklaşık yirmi dakika sonra mağaranın içindeki sesler azalmaya başladı.

Önce su damlalarının sesi kayboldu.

Sonra ayak sesleri.

Sonra konuşmalar bile garip şekilde boğuklaşmaya başladı.

Adrian durdu.

— Herkes beklesin.

Öğrenciler durdu.

— Ne oldu? diye sordu Emma.

Adrian cevap vermedi.

Dinliyordu.

Mağaranın derinliklerinden bir ses geliyordu.

Çok uzaktan.

Çok derinden.

Uuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu...

Ses gittikçe yükseldi.

Mağaranın duvarları titreşti.

Chloe kulaklarını kapattı.

— Bu ne?

Ses birkaç saniye sonra kesildi.

Tamamen.

Adrian saatine baktı.

11:42:08

Ethan öğretmenine baktı.

— Hocam?

Adrian hâlâ saatine bakıyordu.

Sonra başını kaldırdı.

— Herkes burada beklesin.

Daniel şaşırdı.

— Nereye gidiyorsunuz?

Adrian mağaranın karanlık tarafını gösterdi.

— İleride bir şey var.

— Biz de gelelim.

— Hayır.

Adrian'ın sesi bu kez sertti.

— Burada kalın.

Mia yaklaştı.

— Ne kadar kalacağız?

Adrian birkaç saniye düşündü.

— Beş dakika.

Sonra mağaranın içine doğru yürümeye başladı.

Ethan arkasından baktı.

— Hocam!

Adrian durdu.

— Efendim?

— Neden bu kadar korktunuz?

Adrian cevap vermedi.

Sadece ona baktı.

Sonra karanlığa doğru ilerledi.

Adrian yaklaşık otuz metre ilerledi.

Arkasındaki öğrencilerin sesleri giderek azaldı.

Sonunda tamamen kayboldular.

Adrian el fenerini kaldırdı.

Karşısındaki duvarda bir şey vardı.

Havada hareket eden bir sis.

Ama bu normal bir sis değildi.

Sanki hava...

dalgalanıyordu.

Adrian yavaşça yaklaştı.

Elini uzattı.

Parmaklarının arasından soğuk bir hava geçti.

Adrian fısıldadı:

— Yıllar sonra tekrar...

Cebinden eski bir kâğıt çıkardı.

Kâğıdın üzerinde mağaranın eski bir çizimi vardı.

Altında tek bir cümle:

"Ses geldiğinde zamanı sayma."

Adrian saate baktı.

11:42:17

Bir saniye.

İki saniye.

Üç...

Adrian'ın yüzündeki ifade değişti.

— Hayır...

Saat:

11:42:18

İlk uğultunun üzerinden tam on saniye geçmişti.

Adrian geri dönmek için arkasını çevirdi.

Tam o anda...

Uuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu...

İkinci uğultu başladı.

Adrian'ın elindeki fener söndü.

Telefonu kapandı.

Mağara tamamen karanlığa gömüldü.

Ve karanlığın içinden...

Bir çocuğun sesi geldi.

— Hocam?

Adrian'ın nefesi kesildi.

Ses Ethan'a aitti.

Ama Ethan'ın sesi...

önünden değil, arkasından geliyordu.

Adrian yavaşça arkasını döndü.

Hiçbir şey göremedi.

Sonra üçüncü bir ses duyuldu.

Bu kez çok daha yakından.

— Hocam... bizi neden buraya getirdiniz?

Adrian'ın yüzü bembeyaz oldu.

Çünkü o sesi tanıyordu.

Bu...

Mia'nın sesiydi.

Ama Mia öğrencilerin yanında, mağaranın girişine yakın yerde kalmıştı.

Adrian elini cebine attı.

Eski kâğıdı çıkardı.

Kâğıdın üzerinde daha önce olmayan yeni bir cümle vardı:

"İlk uğultudan sonra artık yalnız değilsin."

Adrian geri çekildi.

Ve karanlığın içinden bir çift göz açıldı.

Bölüm 1 — Son

Bölüm sonu

1 yorum