Yine sıkıcı bir okul günü. Neyse ki bu son ders ve ben bu 40 dakika bittikten sonra özgür biri olarak eve gidebilirim.
Dersimiz rehberlik tarzında geçiyor. Bu yüzden çok sıkılmayacağımı umuyorum. Zil çaldığında hızla sırama oturdum ve çok geçmeden Bayan Price derse girdi.
Bugün hepimizin kendine dair şeyler yazmasını istedi. Kendimizi tanıtmamızı yapmayı sevdiğimiz ve hoşlanmadığımız şeyleri de eklememizi istedi. Ne kadar erken bitirirsek o kadar erken buradan çıkardık. Bende elime kalemimi alıp yazmaya başladım.
''Adım Evangeline Ares. 17 yaşında lisenin bitmesi için can atan binlerce gençten biriyim. Kısaca ailemi tanıtmam gerekirse; Annem Catherina, ikizim Herakles ve kız kardeşim Diana'dan oluşuyoruz. Babam 4 yıl önce hayatını kaybetti. Kan bağı olmasa da ailemizden sayılan Andrea var bide.
Ailede hiç birimizin dış görünüş olarak bir benzerliği yok. Huylarımız derseniz işte onlar tıpatıp aynı. Ares ailesi olarak inatçılığımız ve kafamıza koyduğumuz her şeyi yapmamızla ünlüyüz.
İkizimle isimlerimizin kulağa çok değişik geldiğinin farkındayım. Babam ve annemin mitolojiye olan ilgilerinin bir eseri.
Anlamlarına gelirsek Evangeline melek kanatlı tanrıça demek, Herakles mitolojide Herkül'ün, Diana ise Artemis'in diğer adı.
Tekrar kendime dönüyorum. Öncelikle en sevmediğim şey insanların saçlarım yüzünden bana kızıl gibi lakaplar takması. En sevdiğim şey ise Andrea ile birlikte boş derslerde kantinde oturup sohbet etmek. Herakles ile ormandan yaptığımız kamplarımızı da seviyorum ya da annem ve Diana'yla pijama partilerimizi. ''
Son cümleyi de yazdıktan sonra kâğıdı Bayan Price'a verip dışarı çıktım. Saate baktığım 10 dakikamı almıştı. Bu kendime ayırabileceğim yarım saat demek. Bugün son dersimizin Bayan Price a olmasının yanı sıra bugünü güzel yapan bir şey daha var.
Bugün bizim doğum günümüz... Şimdi eve gidip partiye hazırlanmam gerek. Eve doğru koşmaya başladım. Annem her zaman ki gibi evdeki ofisinde çalışıyordu. Babamı kaybettiğimizden beri şirketin tüm işleri onun omuzlarına kaldı. Bu yüzden de çok yoruluyordu. Yavaş adımlarla arkasından yaklaşmama rağmen yine beni fark etti. Ona sıkıca sarılıp yanağına bir öpücük kondurduktan sonra odama çıktım. Odaya girer girmez resmen dolabıma doğru atıldım. Anneme bin bir güçlükle aldırdığım koyu bordo elbiseyi çıkarıp, yatağın üzerine bıraktım.
O sırada kapı çalınca koşarak kapıya gittim. Gelen Andrea'ydı. Onu hızla içeri çekip kapıyı kapattım. Acele etmemiz gerekiyordu yoksa partiye yetişemeyecektik. Andrea ile birbirimize benzeyen çok ortak yanımız vardı. İkimizde ela gözlüydük, yüz hatlarımız ve alışkanlıklarımızda birbirine benzerdi. Tek farkımız saç rengimizdi. Benim kızıl saçlarım onunsa gece kadar koyu siyah saçları vardı. Benzerliklerimiz yüzünden okulda adımız ikize çıkmıştı.
Tüm hazırlıklarımız bitince birbirimize dönüp süzmeye başladık. Ben bordo mini statüsündeki straplez elbisemi giymiştim. Saçlarımı maşa yapıp omuzlarıma bırakmıştım. Ve makyajımı da kırmızı bir rujla tamamlamıştım. Andrea ise gece mavisi uzun fakat yırtmaçlı bir elbise giymişti. Her zamanki gibi kendinden emin ve iddialı. Makyajı için ise mavi bir eyeliner ve açık renkli bir parlatıcı kullanmıştı Şöyle bir bakınca sanırım ben ondan daha iddialı giyinmiştim. Doğum günü kızı olarak makul bir iddiaydı bence.
Andrea ile odadan çıktığımızda Diana'yı gördük. O da sarı saçlarıyla uyumlu yeşil gözleri gibi yaprak yeşili bir elbise giymişti. Ve bu haliyle çok güzel olmuştu. Diana da beni süzdü. Birbirimize kısaca iltifat ettikten sonra bir yanıma Diana'yı diğer yanıma Andrea'yı alıp aşağı indim
Misafirler gelmeye başlamıştı. Herakles yani ikizim de çoktan hazırlanmış beni bekliyordu. Kumral saçlarını geriye doğru taramıştı. Siyah bir kotla lacivert bir gömlek giymişti. Gömleği çam yeşili gözlerini tamamen ortaya çıkarmıştı. Bahçe kapısından içeri adımımızı attığımız anda parti başladı.
~ERTESİ GÜN~
Sabah baş ağrısı ile uyandım ve uzun bir süre nerede olduğumu ne zaman buraya geldiğimi anlamaya çalıştım. Sonra sabahın ilk ışıklarına kadar bahçe de eğlendiğimizi çok yorgun düştüğümüzde de Herakles'in yardımlarıyla odama çıktığımı hatırladım. Andrea da saat çok geç olduğu için bizimle kalmıştı. Ve geceyle ilgili hatırladığım son şey günlerce yalvararak aldığım elbisemi çıkarmadan uyumuş olmamdı. Ani bir farkındalıkla yataktan fırladım. Andrea'yı rahatsız etmiş olmam lazım ki uykusunda mırıldanıp diğer tarafa döndü. Elbisem kırışmıştı, şükürler olsun başka bir şeyi yoktu. Baktığımda Andrea da akşamki elbisesiyle uyuyakalmıştı ve tüm makyajı yüzüne dağılmıştı. Bu haline gülüp üzerimdeki yorgunluğu atmak için duşa girdim. Kısa bir duş alıp saçlarımı kuruladım. İşlerim bittiğinde Andrea hala uyuyordu.
Andrea'nın üstüne atladım ve gıdıklamaya başladım. Uyanıp o da beni gıdıklamaya başladı. Kahkahalarımız evde yankılanıyordu. O an kafama aldığım yastık darbesiyle neye uğradığımı şaşırdım. Başımı kaldırdığımda elinde yastıkla uykudan yeni kalktığı ve sinirli olduğu anlaşılan bir Herakles ile karşılaştım. Ona dil çıkarıp yataktan atlayıp odadan koşarak çıktım. Mutfaktan gelen kokulara dayanamayıp yönümü mutfağa çevirdim. Annem bizim uyandığımızı görünce evde kullandığı ofisinden çıkıp mutfağa geldi. Günün en çok sevdiğim zamanı buydu. Mutfakta anneme yardım etmek. Andrea ve Herakles'te gelip bize yardım edince çabucak sofrayı hazırladık. Annem kahvaltısını yaptığını ve işleri olduğunu söyleyip ofise gitti.
Sofraya oturduğumuzda herkesi tek tek süzdüm. Diana her zaman ki gibi kıpır kıpırtı. Yerinde duramıyordu. Herakles üzgün gibiydi. Acaba Amy gene ne yapmıştı ona. Andrea'ya baktığımda ise onunda dalgın olduğunu fark ettim.
Acaba evde gene sıkıntılar mı var diye düşünmeden edemedim. Andrea küçük yaşta ailesini kaybettiğinden beridir halasının yanında yaşıyor. Halası ile arası pek de iyi değil. Bu yüzden çoğu zaman o eve gitmek yerine bizde kalır. Halasının da pek bir şikâyeti yok hatta temelli evden gitse umurunda olmazdı. Ama Andrea'nın babasının vasiyetine göre 18 yaşına kadar ona bakmak zorundaydı.
Beni düşüncelerimden annemin seslenişi çıkardı. "Çocuklar hediyeleri dışarıda bırakmışsınız, yağmur yağmadan içeri geçirdiğinizden emin olun." Başımla onaylayıp masadan kalktım.
Yemek masasının yanında kalan balkon kapısından çıkıp bahçenin kenarına yığılmış hediye paketlerine yöneldim. Ben onları nasıl taşıyacağımı düşünürken arkamdan Herakles geldi. Hala suratı asık dolaşıyordu. Normalde de çok gülmez ama somurtkan biride değildir. Hediye paketlerini taşımasını engelleyip onu da benimle çekip çimlere oturdum.
Kafamı omzuna yaslayıp başımı ona çevirdim. Ve bir abla edasıyla konuya el koydum. "Anlat bakalım ikiz. Neler oluyor?"
"Boş ver sen bunlarla yorma kafanı." Bezmiş bir ifade takınıp ona baktım. "Tekrar sormayacağım anlat hadi." Daha fazla inatlaşmak istemeyerek "Peki. Dün Amy ile Jack'i öpüşürken yakaladım." Dedi.
"Biliyorum." Kısa ve net cevabım onu şaşırtmıştı. "Ne demek biliyorum. Sen bunu biliyor muydun? Tabi ki biliyordun. Evan bana anlatmamanı geçtim, bile bile hala o çocukla çıkmaya nasıl devam edersin?"
"Anlatacaktım. Ve çıkmaya devam etmedim sadece bir planım vardı. Bu yüzden hala çıkıyormuşuz gibi rol yaptım. Ve bugün planımın sonuna geldim. Sana bugün her şeyi anlatacaktım ve senin de yardımlarınla bugün o ikisinden intikamımızı alacağız. Anlaştık."
Göz kırpıp oturduğum yerden kalktım. Bir şey demeyip o da kalktı. Bu sessiz bir evet demekti. Hediyeleri içeri geçirdik ve hediye açma merasimine girdik. Arkadaşlardan gelen hediyeler tipikti. Andrea'nın hediyesine sıra gelince heyecanlandım. Bana vitrinde görüp resmen âşık olduğum o siyah botları almıştı. Bön bön botlara bakmayı bırakıp sıkıca Andrea'ya sarıldım.
Sıra Herakles'in hediyesindeydi. Onun hediyesi ise siyah bir deri ceket olmuştu. Bu gayet şık ve bu havalar için ideal bir kıyafetti. Ona da kocaman sarıldım. Ama o bu sarılmanın sadece hediye için olmadığını biliyordu. Bu aynı zamanda güç vermek için yaptığım bir şeydi. Ne yapmaya çalıştığımı anlayıp o da bana sımsıkı sarıldı.
En sona annemin ve Diana'nın hediyesi kalmıştı. Onlar ise bana yeni bir ok ve yay almışlardı. Çünkü eskisini kırmıştım. Babam öldüğü gün. Buradaki çoğu aile gibi benim ailemde av partilerine katılırdı. Ve avda ok kullanan insanları görünce benimde ilgimi çekmişti ve derslerine başlamıştım. Her ne kadar hala profesyonel olarak kullanamasam da yine de iyi bir acemiydim.
Sıra Herakles'in hediyelerine gelmişti. Onun arkadaşları da sıradan şeyler almışlardı. Andrea'nın ona aldığı hediyeye sıra gelince Andrea'nın heyecanlandığını fark ettim.
Andrea liseye başladığımızdan beridir Herakles'ten hoşlanmaya başlamıştı. Ama cesaretini toplayıp Herakles'e bir türlü açılamadı sonunda da onu Amy gibi birine kaptırdı. İlişkilerini bilen herkes Amy'nin Herakles'i hakketmediğinde hem fikir. Herakles uzun boylu ve atletik bir yapıya sahip. Kumral saçları ve ailenin geri kalan tüm üyeleri gibi zümrüt yeşili gözleri vardı. Herakles Amy'le geçirdiği uzun yıllardan sonra ona alışmıştı ve ayrılamıyordu maalesef.
Andrea ona, haftalarca mağazanın kapısında nöbet tutmasına rağmen alamadığı eldivenleri almıştı. Ve bunlar basit bir çift eldiven değildi, özel ve sınırlı üretim motorcu eldivenleriydi. Herakles ve benim hiçbir şeyle kıyaslanamayacak kadar büyük bir motor tutkumuz var bu yüzden bu hediye onun için paha biçilemez. Aslında bu ikimizin fikriydi ve Andrea'ya bulmasında yardım etmiştim. Yine de tüm övgüyü almasına izin verdim belki böylelikle aralarında bir kıvılcım olur. Sonunda Herakles'i gülümsetmeyi başarmıştık.
Sıra benim hediyeme gelince meraklı bakışları beni gülümsetti. Bende ona Andrea'nın eldivenleriyle takım olabilecek bir motorcu ceketi almıştım. Yüzündeki gülümseme daha da büyürken yanıma gelip tek kolunu boynuma dolayıp sarıldı. Bunu yapmasından nefret ediyorum. Ellerinden kurtulamayınca Andrea imdadıma yetişip beni onun ellerinden kurtardı.
Herakles annemlerin hediyesini açarken bende Andrea'ya teşekkür ediyordum. Annemler ona gayet hoş bir tişört almışlardı. Siyah desenleri olan lacivert bir tişörttü. Herakles işaret parmağını benden yana sallayıp bu tişörtü de çalmaya çalış bak ben sana ne yapıyorum dedi.
Oflaya puflaya Andrea'yı da peşime takıp odama çıktım. Hediyelerimi yerine koyup okul çantamı aldım ve odadan çıktım. Andrea halasının evine uğrayıp eşyalarını alması gerektiği için erken çıktı. Bende annemle birlikte Herakles ve Diana'yı beklemeye başladım. Aradan çok zaman geçmemişti ki bir bağırış duyduk. Ardından koşarak gelen bir Diana gördüm. Ne olduğuna anlam vermeye çalışırken onun arkasından sinirle soluyarak gelen Herakles'i gördüm. Annem Diana'yı arkasına saklayıp Herakles'e döndü.
"Çocuklar neler oluyor burada." Herakles burnundan soluyarak cevap verdi. "Diana kıyafetlerime parfümünü sıkmış."
Hepimiz gülmemek için kendimizi zor tutmuştuk. Annem dışında gülen herkesi boğazlayabilecek gibi duruyordu. Zar zor kıkırdamamı içimde tutup Herakles'i kolundan tutup odasına sürükledim. Kıyafetlerini değiştirirken söylenmeye devam ediyordu. "O bücürü geberteceğim."
Ondan yayılan parfüm kokusunu alınca daha fazla dayanamayıp bir kahkaha patlattım. Herakles sinirli bakışlarını üzerime çevirdi. Onu daha fazla sinirlendirmekten korktuğumdan hemen dudaklarımı dişleyip sustum.
Bugün hafta sonuydu. Bu yüzden okulda birkaç saatlik bir kursumuz var. Ve öğlen başladığından rahatlıkla yetişebilirdik. Annem Diana'yı arkadaşlarına bırakmak için çıkmıştı, Herakles'le bende tam çıkacakken ev telefonu çaldı. Güzel zamanlama, kötü kişi. Arayan Jack'ti. Amy ile öpüşen eski sevgilim. Aklımdan geçen bütün kötü cümleleri bir kenara itip telefonu açtım. Eğer intikamımı almak istiyorsam sadece birkaç saat daha sabretmem ve oyunuma devam etmem gerekiyordu.
Aklımda ise hep ilk zamanlarımız vardı. Ne kadarda güzel başlamıştı her şey. Okulun ilk günü yanıma oturmuştu. Yakışıklıydı bir çocuktu. Sarışındı, ince bir vücut yapısı vardı ama gene de güçlüydü ve yeşil gözleri vardı. Biraz kendine güvenen bir tipti. Ama gene de sevmiştim onu. Karşılığı ise aldatılmam oldu. Kendinden başka hiçbir şey düşünmeyen pisliğin tekiydi işte.
Doğum günümden 1 hafta öncesine kadar her şey çok güzeldi aslında. O lanet gün Jack'i ziyaret etmek için evlerine gittiğimde onu başka bir kızla öpüşürken gördüm ama beni asıl kıran o kızı tanıyor olmamdı ve o kızın AMY olmasıydı. O gün kapıyı çarpıp çıkmıştım. Jack'te arkamdan gelmişti. Bana yetişemeden taksiye binmiştim. O an beni rahatlatacak tek yer olan ormana gittim. Ormana gittiğimde çimlerin üstüne uzanıp gökyüzünü izlemeye başladım. Yanımda bir kıpırtı hissettiğimde ise korktum. Neyse ki gelen Herakles'ti. Jack beni evde bulmayı ümit etmiş olacak ki eve gitmiş ama düş kırıklığına uğramış. Herakles'te bir şeyler olduğunu anlayıp yanıma gelmişti.
"Jack eve gelip kavga ettiğinizi ve sana ulaşamadığını söyledi. Neler oluyor."
Tutmakta güçlük çektiğim gözyaşlarımı serbest bırakıp ona sıkıca sarıldım. İlk kez ona yalan söyledim. Saçma bir konuda kavga ettiğimizi ve Jack'i görmek istemediğim için ormana geldiğimi söyledim. Tümüyle yalan değildi ama tüm gerçeği söylememiş olmakta canımı yakıyordu. Ertesi gün okulda Amy gelip özür diledi. Her şeyin yanlış anlama olduğunu falan zırvaladı. İkisini de affetmiş gibi yaptım. Ama en büyük hamlemi daha oynamamıştım.
Düşüncelerimden sıyrılıp telefonu açtım. "Alo?"
"Selam güzellik"
Tiksintiyle yüzümü buruşturdum "Selam"
"Doğum günü hediyen bende, açtığında yüzündeki ifadeyi merak ediyorum. Bugün okula gelecek misin?"
"Evet neden?"
"Hediyeni vermek için..."
"Peki, okulda görüşürüz o zaman."
"Tamam. Görüşürüz güzellik."
Telefonu kapattığımda bu sabahki bütün mutluluğum sönmüştü. Evden çıkıp okula yürümeye karar verdik. Böylelikle ben de ona Amy ve Jack ile ilgili planımı anlattım.
Her şeyi önceden planlamıştım zaten sadece uygulamaya geçirmek kalıyordu. Ben direk okul bahçesinin karşı ucunda beni bekleyen Jack'in yanına yöneldim. Yüzümde onu gördüğü için değil de birazdan olacakların heyecanından doğan bir gülümseyiş eşliğinde ona sarıldım. Jack ise her şeyden habersizdi. Ve çok rahattı. Herakles ise oyunu başlatacak hamle için son ayarlamaları yapıyordu.
Jack bana hediyesini verirken gözleri Amy'yi arıyordu. Onu okul bahçesinin diğer köşesinde bulduğunda sırıtmaya başladı. Ama yalnız Jack'in gözleri birini bulmamıştı. Herakles'in gözleri de Jack'i ve bakıştığı Amy'i yakaladı. Bunu kasılan çenesinden ve sıktığı dişlerinden anlamak zor değildi.
Ben de her şeyin farkındaydım. Hediyeyi açtığımda karşıma pembe taşlı kendi zevkimin tam zıttı ama Amy'nin bayılarak kabul edeceği bir toka çıktı. Bu benim sabrımı taşıran son damla oldu. Jack'e geleceğimi söyleyip yanından ayrıldım. Ve işte oyunu başlatacak ilk adım böylelikle atılmış oldu.
Jack ile Amy'yi yakalamamın ertesi günü ikisinin bir kafede buluştuklarını görmüştüm ve konuşmalarını kameraya çekmiştim. İkisi de yaptıkları ihaneti itiraf etmişti ve bunun üzerini nasıl kapatabileceklerini konuşuyorlardı. Bir hafta boyunca aldatmalarına dair toplayabildiğim her kanıtı toplamıştım. Gizli okul buluşmaları, arkadaşlarımla takılıyorum deyip gittikleri sinema gezileri, hasta olduğunu söylediğinde birbirlerinin evlerinde yaptıkları kaçamak buluşmaları hepsini çekmiştim. İçim parçalansa da her şeyi içimde bitirmeye yardımcı olmuştu.
Andrea'nın teknoloji sınıfından olan ve bilgisayarlarla arası çok iyi bir çocuk vardı. Andrea'dan hoşlanmasını fırsat bilip onu da planımıza dahil etmiştik. Tüm okulun olduğu ve duyuruların paylaşıldığı sayfayı hackleyip videoyu sayfaya koymuştu. Herkesin telefonuna yeni duyuru bildirimi geldiğinde içimden işte oyun başladı dedim.
İnsanların bildirime bakması ve başlarının Jack ve Amy'e dönmesi bir oldu. Amy ağlayacak gibi duruyordu. Jack ise şaşırmıştı. Benim onu sevdiğimden barıştığıma inandırmıştım kendisini. Aslında sırf oyun oynamak için barışmış numarası yapmıştım. Şaşkınlığı her şeyi idrak ettiğinde öfkeye dönüştü. Jack bunların sorumlusunun ben olduğumu biliyordu. Amy ağlayarak ve koşarak okulu terk ettiğinde o bana doğru yumruk yaptığı elleriyle geliyordu. Herakles'te bunu fark etmişti ama çok uzağımdaydı. Kendimi korumasını biliyordum ama Jack cılız görüntüsünün altında çok güçlüydü. Jack bana yetişip yumruğunu kaldırdığında kollarımla yüzümü korudum. O an birinin beni belimden tutup çektiğini fark ettim.
Herakles olamazdı. Çünkü çok uzağımdaydı. Kollarımı yüzümden çektiğimde tanımadığım ama nedense tanıdık hissettiren birinin beni kurtardığını gördüm. Uzun boylu ve kaslı biriydi. Saç rengi kızılla kahverengi karışımıydı, beni arkasına aldığında tamamen kaybolmama neden olan geniş bir sırtı vardı. Orman kokusunu barındıran siyah bir kot ceket giymişti. Konuşmaya başladığı zaman ancak kim olduğunu hatırladım.
Michael. Babamın cenazesinde onu görmüştüm, bu yüzden tanıdık geliyordu. Ailemin çok yakın arkadaşları olan Sam ve Elizabeth ile yaşıyordu. Üçü babamın cenaze işlemleri bitene kadar yanımızda kalmıştı. O zaman pek konuşmamıştık, sadece bir kez bir köşede tek başıma ağlarken yanıma gelip neler hissettiğimi anladığını söyleyerek ağlamam bitene kadar yanımda oturmuş sonra da kalkmıştı.
Ben şaşkınlıkla Michael'ın sırtını izlemeye devam ederken Herakles'te yanımıza ulaşmıştı. Jack ise tiksinti dolu bakışlarını ben ve Michael arasında gezdirip bir şey söylemeden uzaklaştı. Ben yavaş yavaş olayın şokundan sıyrılırken Herakles ve Michael'ın konuşmalarını duydum.
"Teşekkürler. Kardeşimi o manyağın elinden kurtardığın için."
"Önemli değil. İşler kontrolden çıkmış gibi görünüyordu."
"Bekle seni bir yerden tanıyor gibiyim." Burada araya girip Michael'ın kim olduğunu Herakles'e açıkladım. Hatırladığında Herakles'te en az benim kadar şaşırmıştı.
"Seni tekrar görmek güzel Michael. Evan söylemese tanıyamazdım. 4 yılda çok değişmişsin. Şehire uğramadığını sanıyordum."
Michael cevap veremeden Andrea yanımıza geldi. Hiçbirimiz ders dinleyecek havada değildik bu yüzden okulu asıp Michael'ı da peşimize takıp dolaşmaya çıktık. Kafalarımızı toparlamaya ihtiyacımız olsa da kimse bunu başaramadı. 2 saatin ardından annemden hemen eve dönmemizi söyleyen bir mesaj almamızla işiteceğimiz azara hazırlanarak eve doğru yola çıktık. Nasıl bildiği hakkında fikrim olmasa da annem Michael'ı da yanımızda getirmemizi istemişti. Andrea eve uğraması gerektiğini söyleyerek yolda bizden ayrıldı.
Kapısı ardına kadar açık evimize ulaştığımızda bile neler döndüğünü tahmin edemezdik. Açık kapıdan dikkatle içeri girdim. Annem yerde kanlar içinde yatıyordu. Sam ise yanı başında elindeki havluyla kanamasını durdurmaya çalışıyordu. Elizabeth'te köşede Diana'ya sarılmış annemi görmesin diye uğraşıyordu. Koşarak annemin yanına çömeldim. Herakles'te arkamdan. Annem güçlükle ikimizin eline uzandı.
"Evan, Hera buradan gitmelisiniz. Hemen gerekli birkaç eşyanızı alın ve Sam'ler ile burayı terk edin."
İnanamaz gözlerle ona baktım. "Seni bu halde bırakıp nasıl gidebiliriz. Hayır hiçbir yere gitmiyorum seni hastaneye götürmemiz lazım." Artık ağlıyordum.
"Evan ben iyiyim. Ama burada kalamazsınız şu an sana açıklayamayacağım kadar çok şey oluyor. Lütfen sözümü dinle ve kardeşlerini de alıp buradan uzaklaş."
Annem şu an ne konuştuğunu bilmiyor, hiçbir yere gitmiyorum. Kollarımdan tutup beni kaldırmaya çalışan kişiye sinirle döndüm. Michael yüzünde olanlara hiçte şaşırmadığını gösteren bir ifadeyle bana baktı.
"Anneni dinle ve eşyalarını hazırla. Burada durmanız annene sadece ayak bağı olur."
Neler olduğunu anlayamıyordum. Tek tek herkesin yüzlerine baktım. Kardeşlerim dışındaki herkes burada neler döndüğünü biliyormuş gibiydi. Çok sakinlerdi ve sanki daha önce birçok kez bu durumla karşılaşmışlar gibi görünüyorlardı. Son kez anneme bakıp denileni yapmak için odama doğru gittim. Diana'yı da yanıma alıp odasına götürdüm ve eşyalarını hazırlamasını söyledim.
Çocukluğumdan beri sık sık taşınırdık buna alışkındım. Yine de bu ani karar beni korkutuyordu. Küçük bir valiz çıkarıp içine ihtiyacım olacak eşyaları doldururken bir yandan Andrea'yı arıyordum. Böyle kaçar gibi gitmek istemiyordum. Bugün yaptığım şeyden sonra korkup kaçıyormuş gibi hissediyordum. Ne kadar denersem deniyim Andrea'ya ulaşamamıştım. Etrafa göz gezdirip unuttuğum bir şey var mı diye baktım. Odamın bir köşesinde duran oklarım ve yayımı gördüm. Ani bir kararla onu da valizimle birlikte alıp odamdan çıktım. İkizim Hera'yı ve Diana'yı kontrol etmeye gittim. Hera toplanmıştı. Diana ise şaşkınlıkla odasının ortasında dikilmiş ne yapacağını düşünüyordu. Yanına gidip ona sarıldım ve eşyalarını toplamasına yardım ettim.
1 saatin sonunda eşyalarımızı hazırlamış, kapıda bekliyorduk. Annem daha iyi görünüyordu. Ayağa kalkmış ve solgun olan yüzüne tekrar kan gelmeye başlamıştı. Hepimize tek tek sarıldı ve en yakın zamanda yanımıza geleceğini söyledi.