İçeriğe geç

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 8 · 23 dk okuma

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 8

7

7. BÖLÜM: "KOMOREBİ"

3.GÖZ

Eva Çiçek, göz kapaklarından sızan güneş ışığıyla yerinde huzursuzca kıprandı. Yavaşça yeşilleri aralanırken, keyifli bir şekilde esnedi.

Devranlarla geçireceği yeni bir gün daha...

Yüzünde son zamanlarda alışkanlık edindiği bir gülümsemeyle, yerinden kalktı ve ilk işi yatağını toplamak oldu.

Yüzünü yıkamak ve kendine çekidüzen vermek için banyoya giderken, geçirdiği son günleri düşündü.

Burada kaldığı süre boyunca, Elvin'in ve Bade'nin kızlarına davranışlarını yakından izlemeden edememişti.

Hissettiği eksiklikle her seferinde bir kez daha yıkılarak...

Çok doğal davranıyorlardı. Sanki çocukları için, canlarını bile verebileceğini hissettirmek çok kolaymış gibi.

Madem öyleydi, neden kendi annesinin ona böyle davranamadığını düşünmeden edemiyordu.

Allah'ın onu sınadığını düşündüğünde sıkabiliyordu dişini, ama acıyordu işte içinde eksik kalan bir yerler...

Aynadaki saçlarını incelerken, Elvin'in yaptığı, yatıp kalkınca biraz bozulmuş olan balık sırtı örgüsünün lastiğini açmadı. Sevgiyle okşanan saçlara, kendisi bile dokunmak istemedi bir şeyleri bozar düşüncesiyle.

Birini sevmenin hep çok zor olacağı düşüncesi yok olmuştu kafasından. Sadece bunun için bile onlara teşekkür etmeliydi.

Anne ve babaların, çocuk gelişimleri üzerinde en büyük role sahip olduğu bilinen bir gerçekti. Eva Çiçekle Aden'in, Tutku'nun, Kavin'in, geçen hafta yurtdışından ziyaretlerine gelen Ahu ve Arven'in farkı o kadar açıktı ki...

Devran kızlarının hepsinde, hafif bir "burnu havada" lık vardı. Sanki dünyayı kaldırıp, kendi istedikleri bir köşeye koyabileceklermiş gibi kocaman özgüvenleri...

Evayla yan yana geldiklerinde fark çok açıktı. Savaş ve Acar'a bile kafa tutabilen bu cadılar heyeti, hata yapmaktan zerre endişe duymadan sonsuz bir sevgiyle büyüdüklerinden hayata karşı çok güçlü durabiliyorlardı. Eva ise sevgiden uzak kaldığı için genellikle kendisine söyleneni yapıyor, hata yapmaktan korkuyor, fikirlerini açıkça belli etmekten kaçınarak her zaman bir adım geride duruyordu.

Bir an birinin en çok sevdiği insan olmanın nasıl bir his olacağını merak etti. Bir anne, bir baba tarafından olamayacaksa bile, birinin en kıymetlisi olmak? Nasıl olurdu acaba?

Kafasından bu düşünceleri göndererek, yıkadığı yüzünü kuruladı ve aynadan kendini inceledi. Genelde gözlerinin altında duran mor torbalar gitmişti. Yüzü daha canlı duruyordu, yanakları burada sürekli zorla yemek yedirilmenin getirdiği etkiyle dolmuş, yeşil gözleri kaynağı bilinmeyen bir huzmeyle aydınlatılmıştı.

Birkaç gündür sık sık görüştüğü, okul çıkışlarında onu alan Petek teyzesini düşündü. Elvin ve Bade teyzesi kadar sevmişti onu da. Hayatında hep kötü insanlar zorunda olmak değildi demek ki.

Bazen insanın şansı dönüyordu.

En güzel şansının onlar olduğunu düşündü.

Pijamalarını çıkarmadı ve küçük çalışma masasının üzerindeki Edebiyat test kitabını alarak, odadan ayrıldı. Yalıda Petek, Sarp ve oğulları Arda misafirliğe kaldığı için, kendisi yalıya bitişik olan, Elvinlerin villasındaki misafir odasına geçmişti.

Kahvaltıya daha bir buçuk saat olmalıydı, bu yüzden bahçedeki o mükemmel çardakta birkaç test çözse hiç fena olmazdı. Normal hayatında, ders çalışmaya, uyumaya, kendine zaman ayırmaya vakti kalmıyordu hiç. Ama artık, normal olduğunu düşündüğü o hayattan, çok daha normal ve mükemmel bir hayatı vardı.

Aç kalmaktan, soğukta yatmaktan hiçbir zaman şikayet etmemişti. Ona kalırsa en büyük şey, görmediği sevgiydi.

Ama buradayken, Allah sanki dilediği veya dilemediği ne varsa veriyordu. Çok kalabalık ve deli gibi sevgi dolu bir ailenin içinde olması en büyük nimetti. Acar yüzünden aç yattığını da hatırlamıyordu.

Bir keresinde bununla ilgili konuşulduğunda Elvin'in "Evimde hiçbir misafir aç kalamaz!" Diyerek Petek'in tabağına diyette olmasına aldırmadan üç kaşık daha pilav eklemesinin üzerine, Savaş ciddi bir ifadeyle "Bize verilen nimetleri diyet diyerek itmek, bence ayıp. Onlara ihtiyacı olan o kadar insan varken, bırakın şişman olun. Sevmeyecek değiliz." Demişti. Başka bir konuda da Acar'ın,

"Ben çocuklarımı tek bir gece aç yatırmamak için canımı bile veririm mesela. Durumum ne olursa olsun." Demesini hatırladı.

Allah'ın, verdiği tüm zenginliği sadece maddi değil manevi açıdan da vermesi onları çok sevmesinden miydi? Ya da çok paranın Dünya'da doğru ellere de geçtiğini? Sorgulamadı.

Güneş'in doğduğu çardağa oturup, bağdaş kurdu. Kitabını açarak, test çözmeye odaklanmışken, zamanın nasıl geçtiğini anlamazken, bu sırada çoktan uyanmış birisi daha vardı.

Rüzgar.

Aklına geçen gün yaşadıkları yavaş yavaş, çatlaklar arasından geçen su misali hafızasından sızarken saçlarını karıştırıp, çizim yaptığı defteri bir köşeye attı.

•

3 Gün Önce

Rüzgar, motoruyla yaptığı gezinti sırasında gördüğü babası ve tanıdık silüetle peşlerine takılmadan edememişti.

Sonunda önündeki ikiliye, farkında olmadıkları kendisi de eklenerek depo tarzı bir yere ulaştıklarında kararsızlığı birkaç dakikasını almıştı. Motordan inip, çalılıklara yakın bir yerden sessizce deponun arkasına yürüdü. Küçük bir pencerenin olduğu yüksekliğe, ağaca tırmanarak erişirken, köşesine elini koyarak gözleri içeri dikti.

Reva, elindeki silahı karşısındaki erkeğe doğrulttu. Titriyordu eli, bir günahı işleyebilecek kuvvet hala yoktu içinde.

-Bak, istersen onu öldürebilirsin." Karşısındaki erkeğe, canlılıktan bir parçası bile kalmayan tek nefeslik et yığınına, baktı. Yeşilleri buz keserken, ellerinin titremesi durdu. Birbirine bastırdığı dudaklar, aynı kutuplu mıknatıs gibi iki yana ayrıldı.

-Ben..." ağlayan erkek, gözlerini diktiği yerden kıza çevirdi.

Bakışlarında dehşet vardı, Acar Devran etkisi.

-Ben ölmek istiyorum. Hakkını helal et..." Duyduklarıyla kaşları havalanırken, Acar'ın kahkahası kulağına ulaşınca yerinde sıçradı. İrkilmişti. Yine.

Bu adamı hatırlıyordu Rüzgar.

Bir şeyi hatırlamadığı hiç görülmediği için, garip karşılamadı. Bu adam, o zihnine lekenin damladığı gece, o kıza dokunan adamdı.

Dokunmak.

Can alıcı bir şekilde, zorla dokunmak. Sırf anlık bir zevk için, birinin günahına girme cahilliği.

Dokunduğu kız Revaydı. Reva'nın anlamı yakıştırmak, uygun görmekken, Rüzgar da onu o çalılıklarda güçsüz bir şekilde görmeyi yakıştıramamıştı.

-Helallik istiyor, ne komik! Senin önünde diz çökmüş, yalvarıyor. Reva, hayat garip değil mi güzelim?" Kızın elindeki silahı aniden çekip, tetiğe kendi parmağını koydu. "Kız çocukları, katil olamaz."

Geceyle namlu arasında bir ortalık oldu.

Reva'yı zamanında kurban yapan gece, bu sefer cellat yaptı. Karşısındaki erkeği de kurban.

Ama geceyle namlu arasında Acar Devran durdu. Kız çocuğu artık daha fazla kana bulanmak zorunda değildi.

Gölgesinden bile ürken kız çocuğundan, güçlü bir kadına...

Acar Devran ona bunu sağlamıştı.

-Kız çocukları, cinayet işlemez." Gözlerinin hedefini, iri bir el hızla kapatırken havada iki el silah sesi duyuldu.

Reva'nın gözlerini açar açmaz, bu sefer eli yerine bedenini önüne getirdi adam. "Bunu babaları yapar. Reva, sen de benim kızımsın."

Bir baba tarafından kabullenilmek.

Zeytin ağacının dalları arasından sızan güneş ışığı kadar huzur vericiydi.

Komorebi.

Gülümsedi Reva. Hayatında ilk defa, o yaşadığı korkunç geceden sonra ilk kez, içindeki umutları yeşertecek kadar sıcak gülümsedi.

-Artık korkma küçüğüm..." dedi adam kıza sıkıca sarılırken. "Artık korkma." Gözlerini sımsıkı yumduğunda, birkaç damla yaş firar etti elalarından.

Korkmadı artık.

Hem de hiç. Devranlardan olmak biraz da bunu gerektiriyordu.

***

O tıka basa sevgi dolu babasının, adalet için ellerini kirletmekten kaçınmaması "İyi ki onun oğluyum." Dedirtiyordu kendisine.

Aklından geçen sahneler ve kulaklarında tekrardan duyulan silah sesleriyle sıkıntıyla iç çekti, odasının büyük, kapı tarzında yapılmış camını açtı. Bu sırada gözleri, bahçede, çardakta öylece oturan Eva'yı seçmişti.

Sude'den iki gün önce ayrılmıştı. Kız bunu başta kabullenemeyip türlü hakaretler etse de, bazı insanların öfkesinin aslında istemediği şeyler söylettireceğine inandığından kızmamıştı ona Rüzgar.

Bu yüzden genç kız onunla hala konuşmayı ve bu sürece alışmanın zor olduğunu söylediğinden, kabul etmişti. Arkadaş olamazlardı belki ama birinin hayatında olmak demek, illa kimlik gerektirmezdi.

Artık Sude'ye karşı bir sorumluluk altında hissedemeyeceğinden, Eva'ya bakabilme cürrettini kendinde buldu ve cama koyduğu uzun parmaklarıyla kızın yan profilini belli belirsiz çizdi.

Kesinlikle amacı yoktu bunun. Sadece yüzünü incelemeyi, nedensizce sevmişti. Her şeyden habersiz, şapşal bir bebek misali bakması ilgisini çekmişti.

Ailede konuşulanları, hayatında ilk defa cümleler duymuş bebek gibi saf bir merakla dinlemesi, gülümsemeyi yeni öğreniyormuş gibi bir his yaratması...

Odasından çıkmaya karar verdi ve güzel havanın odasını doldurması için camı açık bıraktı. Merdivenleri inip, bahçeye geçmek için salona girdiğinde babasının Evayla beraber yalıya doğru yürüdüğünü gördü.

Acar, kızla beraber yalıya girdiğinde "Dün iyi uyudun mu?" sorusunu bıkmadan soruyordu. Halil itini yakından tanımıştı ve Eva'nın onun içinde olduğu kabuslar görmesini istemezdi.

-Çok iyi uyudum. Her zamanki gibi Acar amca." Bu samimiyeti yakaladıklarını düşünerek, elini Eva'nın omzuna atıp onu göğsüne çekti Acar. Kız yanında küçücük kaldığı için gülerek, sarı saçlarını da keyifle karıştırdı.

-Rahatsız olur musun?" Diye sordu kızı bir kol boyu uzak tutup, sarılmasını kast ederek. Mutfağa yaklaşırlarken, kafasını sağa sola salladı Eva.

-Hayır." Dedi gülümseyerek. "Hiç olmam." Duyduğu cevaptan memnun olmuşa benziyordu adam. Gerçekten olmazdı Eva Çiçek. İlk defa bir adamın kollarında saf şefkati, aile olma hissini, güveni ve babalık duygusunu hissediyordu. Neden rahatsızlık duyacaktı ki?

Halille tek ortak yönleri aynı cinsiyette olmalarıydı. Acar'ın da Savaş'ın da.

-Tabii ki olmazsın. Her kız, Acar Devran'a sarılma hayaliyle yaşar." Dedi adam mutfağa girip, Elvin'i göstererek kıza göz kırptıktan sonra. "Hangi derse çalışıyorsun? Yardımcı olayım, çok iyiyimdir."

-Edebiyat. Sözelim ben." Elindeki kitabın kapağını gösterirken, alt dudağını kıvırıp tı tıladı Acar.

-Tı tı. Ben sayısal bir zekayım, edebiyatla uğraşamam." Elvin, alaylı bir şekilde gülünce ikisi de bakışlarını ona çevirdi.

-Edebiyatı anlayacak ince ruh, benim gibi bir hödükte yok demiyor da!" Elindeki krebi çırpmayı bırakıp, fırındaki böreğe baktıktan sonra Eva'ya döndü. "Sorun varsa Rüzgar'a sor kuzu. Sayısal ama harika bir sözel zekası vardır."

Kastettiği zeka olağanüstü bir durumdu ama bundan Eva'nın haberi yoktu. Henüz.

Rüzgar'ın ismiyle, kalbi farklı bir ritim kazandı.

-Peki. Sorarım. Yardıma ihtiyacın var mı abla?" Elvin'i abla gibi gördüğünden ona bu şekilde de hitap ediyordu ve genç gösterdiği düşünülürse... Eh, kadın halinden memnundu.

-Yok. Biz Bade ve Petekle hallediyoruz. Sen sofraya geç güzelim. Adenle Tutku da inerler şimdi." Acar'a döndü kaşlarını kaldırıp. "Sen de krepleri yap zahmet olmayacaksa." Adam, Eva'nın anlamayacağı bir şekilde tezgahın arkasından Elvin'e sürtünerek geçip ocağın başına geldi.

-Yok. Neden olsun? Zevkle." Piç gülümsemesini gizlemezken, Eva da kıkırdamadan edemedi. Arkasında birinin varlığını hissederken, Elvin de gözlerini onun arkasına dikince yanılmadığını anladı.

-Rüzgar'ım, günaydın." Rüzgar, Eva'ya temas etmeden tam yanından geçip giderek Elvin'in yanağını öptü.

-Günaydın. Ne yapıyorum bakalım?" Kadın eliyle çilekleri gösterirken, onları kahvaltı sonunda Nutellaya Aden tarafından bandırılması için doğraması gerektiğini anladı.

Eva, birkaç saniye onu alık alık izliyordu ki üzerinde hissettiği bakışla Rüzgar ona dönünce, kafasını çevirdi ve onun bu haline gülümseyen Petekle beraber kıpkırmızı kesildi. Dikkatin dağılmasını diliyordu ki bir anda gelen gürültüyle baş parmağıyla damağını ittirdi Elvin.

-Kim o?" Diye sesine yansıttığı korkuyla sormadan edemedi Eva. Omuz silkti krebi ustalıkla tavada çeviren Acar.

-Tunadır." Öyleydi de, villayı yalıya bağlayan kapısını çarpan Tunaydı. Mutfağa girerek, burnunun aldığı kokuların getirdiği mutlulukla sırıttı.

-Günaydın millet! N'aber Eva?" Kızın yanağından makas alarak, kendine sürahiden su koydu. Yanındaki Rüzgar'a şakalaşmak için kısa bir omuz atarken,

-İyidir, senden?" Diye cevaplayan kıza dudak büzdü.

-İyi benden de n'olsun?" Herkesin düşündüğü soruyu Bade Devran dile döktü.

-Erkencisin sen. Hem de resmi tatilde? Hayırdır." Tabaktan bir salatalığı, Elvin'in lazer ışınlı bakışlarına rağmen ağzına atan genç mutfağa giren Aras'ı gösterdi gözleriyle.

-İddiaya girdik. O yüzden dün gece uyumadım. Hangimiz en çok uyuyabilir iddiası. Beni geçebileceğini sanmıyorum." Aras, gülerek kendisinden bir yaş büyük kuzeninin uykusuzluğa rağmen cin gibi olan gözlerine baktı.

-Ben kazanacağım için sorun yok." Yaşıtı olan genç kıza, Eva'ya döndü. "Tuna Devran'ın ilk yenilgisine şahit olacaksın." Tuna onun taklidini abartıyla yaparken, ellerini çırptı Elvin, mutfak kapısından görünen kızlarla beraber.

-Herkes sofraya geçsin, doluştunuz yine hadi hadi! Aden, gel peynirlerini götür annem." Genç kız koşarak peynir tabağını alıp, gruba öncülük ederken, krepleri pişiren Acar dahil hepsi mutfağı boşaltmıştı.

İçtiği suyun harareti ve Rüzgar'a bulaşma isteğiyle kalan Tuna, o Rüzgar'ı bozarken kaçırmasını istemeyerek, kaş göz ettiği Eva hariç.

-Ee Rüzgar?" Dedi sanki normal bir sohbeti başlatırmış gibi. Eva'nın kaldığını fark eden genç adam, kardeşinin sesindeki oyunbaz tonu hissetmişti. "Sudeyle, n'oldu aranız? Kızın kalbini tuzla buz ettiğiniz konuşuluyor." Eva, özel bir konuya dahil olduğunu hissedip gidecekken, Tuna'nın onun kalmasını isteme sebebi Rüzgar'ın defterinde gördüğü Eva çizimiydi.

İmkansızdı ama belki Eva, artık sevgilisi olmadığını öğrenirse Rüzgarla konuşurdu ha? Ah, imkansızdı. Herkes bir Tuna cesaretine sahip değildi ki. Hele Eva Çiçek!

-Konuşulanlarla değil..." meyveleri doğradığı bıçakla kendini gösterdi Rüzgar. "Yaptıklarımla ilgileniyorum. Bir kızın, kalbini kırmadım." Tuna, eliyle burun kemiğini sıktı duygusal bir ifadeyi de yüzüne yerleştirerek.

-Ah! Seksi kızları üzmek, senin elinde değil. Dola boynuma, Rüzgar başkan!" Kızın yanında ettiği edepsiz lafla Rüzgar geçirmek için ona dönmüştü ki, keyifle gülerek hızla mutfaktan çıkmıştı Tuna.

İstemsizce merak etti Eva. Acaba Rüzgar için de öyle miydi?

Evet, Sude'nin güzel olduğu su götürmez bir gerçekti. Kendini çirkin bulanları kıskandıracak, güzel bulanları düşündürecek kadar güzel bir kızdı. Peki seksi? Bir an, çok kısa bir an için, Rüzgar'da var olan güzellik algısını merak etmişti işte.

-Kusuruna bakma. Ağzının ayarı yok." Eva, kendisine yönelik konuşurken dahi ona bakmayan Rüzgar'dan ayırmadı gözlerini.

-Yok. Sorun değil, alıştım." Tek kaşını kaldıran genç adamla, yanlış anlaşılmamak için sarfetti cümlelerini. "Yani herkesin hareketlerine. Tuna'nın ettiği laflara demek istemedim. Kötü anlamda değil yani..." iri ellerini yıkayıp, küçük havluyla kuruladı Rüzgar.

-Panikleme." Dedi elindeki havluyu katlayıp, tezgahın altındaki çekmeceye koyarak. "Söylediğindeki niyeti anladım." Derin bir nefes alarak sustu genç kız.

Rüzgar, doğradığı meyvelerin olduğu tabakları almıştı ki, telefonu çaldı ve Tuna da Elvin onu Reva'ya fincan getirmesi için mutfağa gönderdiğinden içeri girdi. Sude yazısını görünce ıslık çalsa da, genç adam ona aldırmadan yeşil simgeye bastı.

-Günaydın." Diyerek başladı aramaya. Gözlerini etrafta gezdirirken, Tuna da dirseğini Eva'nın omzuna koymuş, merakla dinliyordu. Üstelik genç kızın da mutfaktan çıkmasına izin vermemişti. "Bugün işim var." Dedi Rüzgar sakin bir ses tonuyla.

Onunla telefonda konuşmak.

Kalp krizine neden olur muydu acaba Eva için?

-Bir arkadaşımla görüşeceğim." Sırıtan Tuna'nın diline düşeceğini bile bile yanıtladı kızı. "Evet. Erkek."

Kardeşi gülmekten kırılırken, Sude'nin sormaya alıştığı soruları cevapladığını fark etti Rüzgar.

-Orası seni ilgilendirmez." Dedi kızın ne yapacağını sorması üzerine. "Ama sana ayıracak vaktim, tabii ki var." Babasının doğum günü için hediye alırken yardımcı olmasını rica eden Sudeyle, kafasını salladı Rüzgar. "Olur, işim bitince ararım. Alırız." Telefonu kapattığında, sordu merakla Tuna.

-Niye aramış? Nereye çağırıyor seni?" Rüzgar eline tabakları alıp mutfaktan çıkarken, ikisi de onun arkasından yürümeye başladı.

-Ercan amcanın doğum günüymüş. Hediye seçerken, yardım etmemi istedi." Tuna, alayla nefes verir gibi "tıh" sesi çıkarırken, ona baktı Eva.

-Bahane bunlar. Sorguladı resmen seni. Eminim, kimle buluştuğunu, nereye gideceğinizi, ne yapacağını da sormuştur." Rüzgar, yanlarında sessizce yürüyen Çiçek'e kısa bir bakış attı.

-Sordukları değil, cevapladıklarım önemli. Ayrılmamıza alışacak, onu kendimden nefret ettirmenin ne anlamı var?" Tuna, ellerini suçsuz olduğunu gösterir gibi kaldırırken, masaya gelmişlerdi bile.

-Ben söyleyeyim de. Sonra o kız senden sırf sen onu kıramadın diye kopamazsa, uyarmadı demezsin." Eva, masadaki yerine geçerken, bir anda Rüzgar'ın boynuna atlayan kıza bakakaldı.

-N'aber genco?!" Genç adam, yüzünde Eva'nın sık görmediği gülümsemeyle ellerini kızın beline sarıp düşmesine engel oldu.

-İyidir, senden?" Reva, yanağını öpüp geri çekildi.

-Nasıl olacak? Bomba." Yeşil gözleri, Eva'yı buldu sonra. Elini uzattı direkt. "Reva ben. Yeni misin sen?" Eva, kendisine uzatılan eli yavaşça sıkarken, Acar açıkladı.

-Eva Çiçek. O da bizden." Reva, gözleriyle kabaca inceledi Eva'yı. Genç kız sadece onu inceleyen kızı fazlasıyla çekici, güzel ve Devran kızları kadar özgüvenli bulmuştu.

-Memnun oldum." Diyen kızın, ürkek ses tonuyla, Reva bir an kendi eski halini anımsayacak olduysa da, izin vermedi ve başını dikleştirdi.

-Normal." Elini çektiğinde, Eva kaşlarını kaldırmıştı ki gülümseyerek karşısındaki sandalyeye oturdu. "Memnun olman." Aden, gözlerini kısarak Reva'yı inceledi ve hala biraz şaşkın olan Eva'nın kulağına eğildi.

-Takılma sen ona. Babamdan yüz buluyor." Bunu sadece Eva'nın değil, Reva'nın da duyabileceği bir tonda söylemesi kasıtlıydı. Bu yüzden Tuna, ayağıyla masa altından Aden'i dürttü ve Reva'nın yanına oturdu.

-Tüm kadınlar, istediği kadar yüz bulabilir. Değil mi üçüzüm?" Reva, Tunayla yumruk tokuştururken Lina gözlerini devirip, sahte olduğu on kilometre öteden anlaşılacak şekilde gülümsedi.

-Burnunu sokmasan olmazdı üçüzüm." Rüzgar da kendisine anlayış göstermesi için bakınca hırçınlığını bir kenara attı Aden.

Tabii ki, Elvin Ediz'den bahsedince Reva'nın "O taş çocuk mu?" Demesiyle alakası yoktu hırçınlığının? Ah, ne münasebet.

-Bugünkü programınız ne beyler hanımlar? Aras ve Tuna'nın uyku düellosu ve bizim Peteklerle Polonezköy'e gitmemiz hariç." Aden, peynirini afiyetle ağzına atarken cevapladı.

-Biz Kavin, Tutku ve Eceyle spora gidiyoruz bugün. Spor salonu kapalı, sahilde yürüyüp, gezip, yemek yiyerek güneşin tadını çıkaracağız." Elvin, kaşlarını kaldırdı beğeniyle, duyduğu plan üzerine.

-Geri kalanlarınız, siz de gelmek ister misiniz Polonezköy'e?" Kast ettiği Eva, Rüzgar ve Revaydı.

-Yok...Ben, eski mahallemden bir kız arkadaşımla görüşeceğim." Dedi Eva. Yalan söylemişti. Mahallesinde edindiği bir arkadaş yoktu.

O psikopat üvey babası varken, kimse onunla arkadaş olmazdı. Olmamıştı da.

Hem arkadaşlık emek isterdi, zaman isterdi. Eva Çiçek'in zamanı da emek için harcayabileceği enerjisi de olmamıştı.

Eski evindeki birkaç eşyayı almak istiyordu. Bunu onlardan da isteyebilirdi ama Acar planlarını bırakıp onunla gelebilir ya da resmi tatilde izne çıkan Recep'i çağırabilirdi. En iyisi, gündüz gözüyle kendi işini görmekti. Hem sabah sabah Halil neden evde olsundu ki?

-Ben de arkadaşımlayım bugün." Rüzgar'ın sesiyle daldığı düşüncelerden çıktı Eva.

-Ben Poyrazla görüşeceğim." Dedi Reva, Acar'ın bakışları ona dönünce de ellerini kaldırdı teslim olur gibi. "Bilekliğimi almak için, yeminle!" Adamın biten çayını yenilemek için hızla ayağa kalkıp, çaydanlıkla giderken, söylendi Acar.

-Görüşme o itle. Zerre hoşuma gitmiyor." Bardağını doldurdu ve yanağını öptü Reva.

-Senin hoşuna gitmeyenin hayatımda işi yok. Söz bilekliğimi alıp, ayrılacağım." Acar, beğeniyle dudağını kıvırıp, çenesini omzuna koyan Reva'nın saçlarını karıştırdı yanı başına doğru uzattığı iri eliyle.

-Aferin kızıma." Eva, ikisinin arasındaki samimiyete biraz imrenerek baktığını hissedince utanarak önüne döndü.

Neden Acar Devran'ı kıskanıyordu ki? Adam, tüm kızlara babalık yapacak kadar sevgi doluydu.

Acaba Rüzgarla yakın olmasının da etkisi var mıydı?

Rüzgar, genç kızın kendiyle iç hesaplaşmasını izlerken bilinçli bir şekilde çatalını tabağına attı. Çıkan sesle irkilen Evayla da göz göze gelmişti böylece.

Kalabalık içinde, Rüzgar tarafından fark edilmenin getirdiği heyecanla gözlerini kaçıracaktı ama vazgeçti.

Yeşillerle kahveler, ortaklık kurmuş gibi birbirine kenetlenirken, gördüğü anlayışla gözlerini hızla çekti Eva.

Rüzgar'ın, beynini okuduğu düşüncesiyle hafifçe ürperirken, kahvaltısını yapmaya devam etti.

Rüzgar da, Eva'yı incelemeyi bir kenara bıraktı.

Ne zamana kadar görmezden geleceklerdi? Orasını zaman gösterecekti.

•••

Herkes evden gittiğinde, Eva otobüs kartını bulamadığı için her yeri aramıştı ama yoktu. Elvin, kendisine para verse de harcamıyor, harcamayı da istemiyordu, harcasa bile taksiye verecek değildi.

Salona bakmak için indiğinde, duyduğu sesle adımları son merdivende duraksadı.

-Tamam Ediz. Çıkıyorum birazdan." Bir anda Rüzgarla göz göze gelince, nefesi tıkandı. "Sen çıkmadın mı?" Dedi genç adam, hazırlanan kızı incelerken. Bade'nin ona aldığı basit bir pantolon ve tişörtle bile o kadar güzeldi ki, sarı saçları, yeşil gözleri birer mücevher misali parlıyordu.

-Çıkmadım..." kaybettiği zamanın, akşama ilerledikçe tehlikeli olacağının bilincindeydi. Birkaç adımı Rüzgar'a atıp, terslememesini umdu. "Ben arkadaşınla aynı yerde oturuyorum. Beni de bırakır mısın?" tek kaşını kaldırdı genç adam, bakışlarını ellerine diken kıza bakarak.

-Sen konuşmamı mı dinledin?" Bu bir hayır anlamı taşımadığı için, genç adamın peşine takıldı Eva. En kötü ihtimalle o parayı harcardı, ama Rüzgarla giderse böyle bir duruma gerek kalmazdı.

-Ben...Kulak misafiri oldum." Ayakkabılarını ikisi de giyip, bahçeye çıktıklarında, boş sırt çantasını da almıştı Eva.

Önce garaja girdiler, Rüzgar'ın motorunun yanına geldiklerinde, genç adam kaskını eline alıp ona döndü.

-Davetsiz bir misafir. Yani dinledin." Gözlerini kaçırdı genç kız. Derin bir nefesi dudakları arasından salarken mırıldandı.

-Evet, dinledim." Vazgeçti diretmekten. İçinden yükselen o merakı dindirdi.

Rüzgar'ı gördüğünde içinde, Tom'dan zarar göreceğini bildiği halde onun peşinden giden bir Jerry isteği uyanıyordu. Onu merak ediyor, peşine takılmak, yaptıklarını izlemek istiyordu.

Aman yarabbi! Bilmeden gizli sapık mı olmuştu acaba?

Siyah saçlarını eliyle geri ittirip, kaskı kafasına geçirdi Rüzgar. Eva, rahat sürebilmesi için bir adım geri çekilip ona yol verirken genç adam beklemediği bir şey yaptı.

Kaskların dizili olduğu yerden bebek mavisi, Tutku'ya ait bir kaskı aldı ve eliyle arkasına vurdu iki kere.

-Zıpla." İçindeki heyecanı ve kalbini zaptetmeye çalışırken, kaskı kavrayamayacağını anladığında Rüzgar elindeki kaskı kızın saçlarını omuzları arkasına ittirip, kafasına geçirdi. Eva, arkasına oturduğunda hız motorunu çalıştırmadan evvel kafasını kıza çevirdi. "Ellerini belime sar."

Ellerini yavaşça Rüzgar'ın karnına doğru birleştirirken, nefesini tuttu Eva. Parmakları altındaki tişörtten, genç adamın kastığı karın kaslarını hissedebiliyordu.

-Sıkı tutun." Elini belli belirsiz, Çiçek'in elleri üzerinde gezdirip tutuşunu sıkılaştırmasını sağladı. Motoru çalıştırdığında derin bir nefes aldı kız.

İlk defa motosiklete biniyordu.

Garajın otomatik kapısından çıktıklarında kapı arkalarından kapandı ve Rüzgar dokunmatik saatine basınca kilitlendi. Sonunda bahçenin demir dış kapısından da çıktıklarında, Eva kasktan yüzüne giren havayla derin bir nefes çekti içine.

Esen rüzgar, soğuk değildi. Tatlı ve sıcacık geçecek bir yazın habercisi, baharın getirdiği güzel çiçekleri toprağından ayırmadan sallandıracak bir esintiydi sadece.

Kızın, belinde duran minik ellerine dudağının bir kenarını kıvırarak gülümserken hızını arttırdı genç adam. Arabaların arasından, kayar gibi geçerken Eva'nın kalbi hızlandı ve ellerini daha da sıkı bastırdı.

Rüzgar sayesinde bitmesini istemediği yol, kısacık sürünce mahallenin girişinde durdular. Kız, genç adamın arkasından inip kaskı çıkarırken, Rüzgar da kaskını çıkarıp saçlarını karıştırarak ona döndü.

-Arkadaşını ara, gelsin. O gelince giderim." Eva'nın yanakları söylediği yalanın utancıyla alev alev yanarken, Rüzgar'ın bakışlarının ağırlığı kalbine çöktü. Genç adam gözlerini kısarak, karşısında suskun duran kızı inceledi. "Tabii, gerçekten de arkadaşınla buluşacaksan?"

-Ben...Ben eski evimden birkaç şey alacaktım. Aslında Acar amcalara söyleyecektim ama..." Sesindeki hafif sert tonla, kızın lafının devamını getirdi genç adam.

-Ama yük olacağını düşünüp, yalan söyledin." Kafasını aşağı yukarı salladı Eva.

Rüzgar, motorundan inip, bulunduğu yere park etti ve anahtarını cebine atıp, Eva'nın kaskını oturma yerine koyarak kendi kaskını elinde tuttu.

-Düş önüme." Gözleri iri iri açılırken, şiddetle karşı çıktı genç kız. Mahallede biri görebilirdi, her şeyden önemlisi üvey babası Rüzgar'ı görürse büyük rezillik çıkartırdı.

-Hayatta olmaz. Bak lütfen, bırak ben gideyim. Söz, kendime dikkat ederim. Telefonum da hep açık olur." Alaylı sanılabilecek bir şekilde gülüp, önünden yürüdü. Eva da arkasından onu takip etmek zorunda kalırken, beraber yokuşu çıkıyorlardı.

-Birinin bir şey yapmamasını dilerken, aramanı mı bekleyeceğim Çiçek?" Sert bir şekilde konuşurken, ismiyle bu tonun tezatını düşünmek yerine, ismini ondan duymanın getirdiği hisle boğuştu Eva. "Komiksin. Bunu bilmiyordum."

-Bak, anlamıyorsun. Eğer seni görürse..." İsmini vermeden konuşmak isterken Rüzgar aniden durup arkasına döndü ve Eva onu çarpacakken geriye sendelediğinde, genç adam kızı kolundan sıkıca kavradı.

-Bir şey olmayacak. Al eşyalarını, sonra da Adenlerin yanına göndereceğim seni. Hadi, yolu tarif et." Genç kız, kafasını sallayarak Rüzgar'ın önündeki basamağa bir adım atıp, kolundaki elden kurtuldu. Yavaşça yokuşu tırmandıklarında, Rüzgar bakışlarını kızın vücudu harici her yerde gezdirdi.

Müstakil evlerin çatlak duvarlarında, halı yıkayan teyzelerin bahçe hortumlarında...

Eva da evinin bilindik yolunu Rüzgarla çıkmanın heyecanını yaşarken, sağa dönerek sokağa saptı ve duyduğu sesle irkildi.

-Aboooovvvv! Çiçeeek!!" Gülten teyzesi zemindeki balkonunda sandalye üstünde ipe çamaşır asarken, terlikleriyle zıplayarak çıkıp, Eva'ya doğru koşturdu. "Oyyyy gurban ossunlar seni yaratanaa!!" Kızın sırtına vura vura, hem kemikleri kırılana kadar sıkı sarılıp, hem de sarsıyordu. Geri çekildiğinde Eva'nın kalçasını hafif cimcirdi. "Butlandın mı seeen?" Gözleri, Eva'nın yanındaki iri bedene döndüğü an yuvalarından fırlayacaktı. Kızın kulağına eğildi. "Gııı, yanımda yakın gözlüğüm yokkinee...De bakam, bu Devranların sıpa mı?"

-Nasılsın Gülten teyze?" Rüzgar'ın sesini duyduğu an, idrak etti. Evet, bu çınar ağacı gibi insana gölge düşüren boy, bu Selçuk Yöntem, Haluk Bilginer, Aziz Rutkay sesleri karışımı ses tonu ona aitti.

-Rüzgar'ım! Kara fırtınaaaam!!" Çocuğun gövdesine sarıldı ve aldığı karşılık sonrası geri çekilirken, kardeşi Nurten de balkondan Eva'ya el sallamıştı. "Nassın deli oğlan? Amaaan...Gine kızçelerin agıllarını başlarından söküp alı mı veeecen?Hem siz ikiniz..." gözlerini kısarak ikiliye bakarken, Rüzgar cevapladı kadını.

-Yok. Bir işimiz vardı teyzem. Biz onu halledip, sizin çayınızı içelim." Kadın omuz silkti ellerini beline koyarken.

-Gelmesseniz küsüvercem ona göre hee..." Eva'nın yanağını sıktı kuvvetli, tombul eliyle. "Gınalı yapıncağım benim..." Kız, kadının tabiriyle kıkırdarken Rüzgar da gülümsedi.

-Hadi Çiçek." Dedi kıza, başını yola doğru kırarak gösterirken. Tekrar yürümeye başladıklarında, sokakta kaybolana kadar arkalarından baktı Nurten.

-Ne gadan güzel duruyolla deemi Gülteen?" Kız kardeşi kafasını salladı gülümseyerek.

-Bu Çiçek çok çekti gız Nurten'im, diyivesene bu Rüzgar oğlan onun acısını dindirsin...Yaralarını sarsıın..."

İki kardeş, ikilinin arkasından bu duaları edip "Amin." Derlerken, Evayla Rüzgar da evin önüne gelmişlerdi.

-Sen de mi gireceksin?" Dedi Eva elindeki anahtarla, onunla kapıya kadar gelen Rüzgar'a dönerek.

-Bir sakıncası yoksa?" Açıklama ihtiyacı hissetti sebepsizce. "Odana girmem. Salonda dururum. İçeride biri varsa, sen ağzını açamadan zarar verir diye, tek girme." Kafasını aşağı yukarı salladı genç kız. Derin bir nefes alırken, anahtarı kilide soktu.

-Olur." Kapı birkaç kez tutukluk yapan kilit yüzünden başta açılmasa da sonunda açıldı ve Eva içeri girdi. Bıraktığı evden eser yoktu.

Her yerde ayak izleri olmasına bakılırsa, eve ayakkabıyla giriliyordu artık. Kapıya üç adım uzaklıkta olan salona bakılırsa, her yer içki şişesiyle doluydu.

-Dağınık olabilir." Diye saçma bir laf çıktı ağzından. Hala evi olarak benimsiyordu burayı, annesiyle burada geçirmişti senelerini.

-Dert değil. Sen bak işine." Kolundaki çantayı tutan elini sıklaştırdı ve kafasını sallayarak odasına doğru yol aldı. Koridoru hızla geçerken, gözü bir an annesinin yatak odasına kaydı. Dolan yeşillerini kırpıştırarak, odasının kapısını açtı.

Bıraktığı gibi duruyordu. Yatağının örtüsü dağınıktı sadece. Halil'in burada yattığını düşününce, öğürme isteğini bastırdı.

Yastığını eline alıp, kılıfın içine elini soktu ve biraz kurcalayınca çıkardı pamuklar arasındaki resmi.

Annesiyle olan tek resmi.

Çantasına annesinin ona aldığı birkaç parça kıyafeti ve çalışarak kazandığı paralarla aldığı kitaplarını doldurdu. Bu kadardı işte. Tüm hayatını bir çantaya sığdırmıştı. Resmi çantasının ön gözüne koyarken, gözü odasının köşesindeki alete ilişti.

Annesinin cep telefonuna.

Acar'ın ona aldığı, sonra ödemesi karşılığı kabul ettiği telefonu çıkarıp ezberindeki numarayı tuşladı ve kulağına götürdü. Çalan zil sesi onu geçmişe götürürken, oturduğu yerde, omuzları çökmüşken hıçkırarak ağlamaya başladı.

Telefon elinden kayıp giderken, uzun kollu tişörtünün kollarını parmakları arasında sıkarak, gözlerine bastırdı.

-Eva?" Rüzgar'ın sesiyle, hıçkırıkları kesilirken, sessizce, bir kedi inlemesi gibi ağlamaya devam etti Çiçek. "Neden ağlıyorsun?" Gözü telefona ilişirken, yerdeki küçük, eski telefonu aldı genç adam. "Annene mi ait?" Diye bir tahmin yürüttüğü an, kızın omuzları sarsılarak ağlaması "Evet." Demekti.

Dizleri üstünde yere çökerken, elini kızın saçlarına götürerek yavaşça okşadı.

-Şşşş...İyisin... Gel." Kızın omzundan yavaşça ittirerek, göğsüne yasladı. Rüzgar'ın tişörtüne tutundu Eva Çiçek. Ağlaması daha da şiddetlenirken, kafasını bir yere yaslamanın getirdiği rahatlıkla aldı nefeslerini. Telefon susmuştu. Kızın elindeki telefonu alıp cebine koyarken, kendi elindeki, Eva'nın annesine ait telefonu da diğer cebine koydu.

-Be..ben çok özlüyorum onu Rüzgar..." geri çekildiğinde, elleriyle kızın gözyaşlarıyla sırılsıklam ve kıpkırmızı olan yüzünü kavradı genç adam uzun parmaklarıyla. "Ama o gelmeyecek ki artık... Elimde değil. Yemin ederim değil. Annem o benim, anne demeyi özledim. Çok özledim..." hıçkırdığında derin bir nefes aldı. "Anne sen beni sevmesen de ben seni çok özlüyorum. Keşke geri gelebilsen. Sana hep dua ediyorum...Ama beni izlemiyorsun. İzlemek bile istemezsin öyle değil mi?" Sanki dünyadan kopmuş gibiydi.

O kadar içli ağlıyordu ki, gözyaşları bir denize damlasa fırtınaya sebep olabilirdi.

-Eva, sakinleş." Parmaklarını, sarı tutamların arasına sokup, kafasını yavaşça okşadı Rüzgar. "Ağladın, geçti, bitiyor. Sessiz ol, kedi..." ağlaması yavaşça yerini iç çekmelere bırakırken evde bir ses yankılandı.

-ÇİÇEEEEK!!!!!" Kükreyen sesi ve ardından gelen o kapı çarpma sesini tanıyan kız aniden ayaklandı. Kendini geçmişte yaşadığı günlerden birinde gibi hissetmişti. Rüzgar'ın varlığını sonradan idrak etti. "Evine mi döndün güzelimm??? Hadi çık ortaya!!!" Yan odanın kapısı çarpılınca, Rüzgar çıkmak için bir hamle yaptı ama Eva onun kolunu tutunca kıza döndü.

-Yapma..." dedi Eva, onu kapıya yaslayıp öfkeyle derin derin soluklanan Rüzgar'a bakarken.

Çiçek'in küçük odasının, tek kulplu penceresinden bir güneş ışığı sızdı, evin dışında, yolun kenarındaki kurumuş zeytin ağacının dalları arasından.

Rüzgar'ın koyu kahve irisi üzerine düştü. Kendi yüzünü orada gördüğü an, nefesi boğazında tıkandı çiçeğin.

-Onun hakkından gelirim." Kızın yüzüne gelen saçı, işaret parmağıyla ittirip kulağının arkasına sıkıştırdı. "Sen çantanın yanına oturup, gözlerini sıkıca kapa ve beni bekle. Tamam mı?" Usulca kafasını salladı genç kız. Kızın ellerini kavrayarak, kulaklarına götürdü ve onu yasladığı kapıdan alıp arkasında bıraktı Rüzgar.

Odadan çıktığı an gözlerini sımsıkı yumup oturdu yere Çiçek.

Halil, birazdan onu alacaktı. Yine kötüler kazanacaktı.

Derin derin nefes alırken, kapatılmasına rağmen sesi alan kulakları birkaç şeyin kırılma sesini işitti. İtiş kakışın, inlemenin seslerini de...

Her inlemede irkilirken, kolundaki elle sıçrayarak kendini geriye doğru attı. Gözlerini açtığında, dudağının kenarından kan akan Rüzgarla karşılaştı.

-Gel." Dedi güneş ışığı uzattığı elinin avucuna vururken.

Komorebi.

Okulda, edebiyat hocalarının anlamını söylediği o kelime geldi aklına.

-Ya da boşver..." diyerek kızın beli ve bacakları altına ellerini koyup, kucağına aldı Rüzgar. "Gözlerini kapat. Onu görmeni dahi istemiyorum." Eva, ellerini Rüzgar'ın isim kolyesinin zinciri takılı boynunda sıkıca birleştirirken, burnunu o boyna sokup gözlerini sıkıca yumdu.

-Komorebi." Dedi gözlerini açıp, dışarıya, evin dışına çıktıklarını anladığında. "Sen o odama girebilecek en güzel komorebisin sanırım..."

Lafı eden Evaydı.

Ama ikisi de birbirinin yüzüne şaşkınlıkla bakarken, kalakaldı.

Bazen bitmesi için dua ettiğiniz, kulaklarınızı elleriniz acıyana kadar dünyanın tüm seslerine kapattığınız, ağlamaktan uyuyakaldığınız zamanlar olurdu.

Eva Çiçek için o zamanlar o kadar uzun sürmüştü ki, sonunda göz kapaklarını araladığında umutları tükendiği için, beklemediği o el ona uzandığında sıkı sıkı tutunmuştu.

Bazen ısrarla gölgesini üzerinizde tutan bir kara ağacın gölgesinden, o dalların arasından sızan güneş ışığı kurtarırdı sizi.

Ve siz ağlamayı kesip, sizin için umut olan birinin kalp atışları için kulaklarınızı sonuna kadar açardınız.

🌹

(Japonca komorebi kelimesi 'güneş ışınlarının ağaçlar arasından süzülen ışık huzmesi' anlamına geliyor.*)

4503 kelime! Bölüm sonu. Nasıl, Rüzgar'a bomba gibi bir giriş yaptık.

Beğendiniz mi?

Eva Çiçek?

Rüzgar?

Bilgilendirmeler, alıntılar ve daha fazlası için;

İNSTAGRAM; tutkudevran

Bana mutlaka yazın. Gelin, birlikte konuşalım. Yorumları size bırakıyorum, Rüzgar'a gidecek yıldızlar da size kalmış. Kendinize çok çok iyi bakın, AŞKLA KALIN. Hepinizi çok seviyorum, dediğim gibi gelin konuşalım.

Sevin,sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.