20.BÖLÜM: "Bir Buket Tehlike"
İri yarı erkek, zincirlere hapsolmuş kızın şişi andıran ince bileklerini tutarak çekiştirdi ve kelepçeleri çözdü. Eva, bir gündür uyanmamıştı ve bu durumun normal olmadığını oradaki kalpsiz varlıklar bile anlayacak kadar zekiydi. Kucağına aldığı, günden güne zayıflayan kanlar içindeki bedenle takım elbisesi kirlenirken, yanındaki erkeğe uzattı kızı bir çöp poşeti uzatır gibi.
-Al şunu. Doktor, bir baksın." Yanındaki herifin gözlerinde gördüğü acımaya sinirlenirken, parmakları arasındaki Eva'yı sıkmıştı. "Pişt! O ifadeyi silecek misin yoksa patron seni de bu hale mi getirsin?" Parmaklar kırık kemiğine temas edince son gücünü inlemek için kullandı Eva. Dudaklarındaki kurumuş kanın üzerinden geçti ılık nefesi.
Uyanmamaktan memnundu. Zihninde Rüzgarlaydı.
Onu bulmuşlardı. Çok derinlerde, bir rüyanın içinde, ayçiçeği dolu bir yerde... Onunla oturuyordu. Güneş, onun sarı saçlarında dans ederken, Rüzgar onun için yaptığı çiçek tacını başına takıyordu. Çok mutluydu. Yüzü, onun elleri arasındayken dünyadaki en mutlu insandı.
Yüzünde bir gülümseme belirebilirdi ama yanakları dayaktan o kadar kötü bir hale gelmişti ki gamzeleri bile sızladı.
-Ağabey, ne günahı var bu kızın? Tüm bunlar patron Reva'ya tutuldu diye mi? Bırakalım. Yazıktır, neler yaptı görmedin mi? Senin de kızın var." Eva'yı ona veremeyeceğini anlayarak sıkıntılı bir nefes verdi erkek. Geniş burnu kaşlarını çattığında gittikçe açılırken, yüzünde belirmeyen merhamet söyleyeceklerinin iyi olmadığını açıkça belli ediyordu.
-Bizi ilgilendirmez Gaffur. Sikik çeneni kapat. Ayrıca benim bir kızım falan yok!" Kükremesinin sonunda Eva'yı yanına gelen diğer erkeğin kucağına fırlatır gibi atarken, daha güçlü inledi kız. Rüzgarla oturduğu çimenlerde elini bir cam kesmiş olmalıydı. "Sakin ol Eva." Dedi o sıcak ve kalın ses.
Hayır, bir yaratığın kucağında, onun olmayan merhametine teslim değildi. Kolunda kırık yoktu, saçları uzundu.
Rüzgarlaydı. Duyduğu seslere kulağını tıkadı ve göz kapağını ağrısa da iyice sımsıkı yumdu.
Kucağındaki kızı hızlı adımlarla doktorun yanına götürdü Halil'den bile kötü erkeklerden biri. Saçları çenesine kadar kesilmiş kızın, ufacık kalmış yüzüne baktı. Bir ölüden farklı kılan onu, inip kalkan göğsü ve zarif boynunda atan damardı. Bu kadar işkenceye dayanmış olması bile tuhaftı böyle bir prensesin.
Oysa Eva'nın başından beri işkence dolu bir hayatı yaşadığını, birileri için değerli olduğu sayılı zamanların bile buraya gelmeden hemen önce son bulduğunu kimse bilemezdi.
Sedyeye koyulan kızla dehşet içinde kaldı doktor. Şimdi onu hastaneye götürse, neresinden tutacağını bilemezdi. Yüzüne mi çare bulmalı, dikiş mi atmalı, kanayan yerlere pansuman mı yaptırmalı, kırıklarına çözüm mü üretmeli bilemedi bir an. Zorla getirildiği bu yerde, bu kıza yapabileceği en büyük yardımı yapmak ve buradan çıkarmak istedi onu.
-Hastaneye." dedi dili damağı kururken. "Hastaneye götürülmeli. Çok kötü durumda." Sedyeden sarkan bilekte mosmor duran kelepçe iziyle yutkundu. Zavallı, dedi içinden, dünya sana çok acımasız.
-Olmaz. Ne gerekiyorsa getirilecek ama buradan çıkamaz." diye susturdu onu Dimitry. Ona gram merhamet duymuyor, yaptığı hiçbir şeyin pişmanlığını yaşamıyordu. Reva bile üzülmüşken bu hayatta, Rüzgar ve küçük sürtüğü olan bu kız mı gülecekti? Buna izin vermezdi. Vermemişti de.
Aptal, hasta, zayıf çocuk! Nasıl Reva gibi güçlü bir kızın aşkını bir kenara itip, bu ucubeyi sevmeye cesaret ederdi?
-Ama..."
-Gerekenleri söyle. Ölürse, seni de yaşatmam." Doktor yapabileceklerini düşünürken, inleyen Eva'nın yanına yaklaştı. Saçlarını okşayıp "Geçecek." diyecek kadar yalancı ve babacan olmak istiyordu ama en ufak bir hareketi arkasındaki zalim adamı tetikleyebileceği için bundan vazgeçti. Masadaki temiz bir pamukla kızın tenine dokunurken, Eva Rüzgar'ın kokusunu alır gibi oldu bir an.
-Rü..." mırıldanmaya çalıştı ama dilini o kadar ısırmış ve damağı da o kadar kurumuştu ki, çatlayan dudakları bile ona yardımcı olmuyordu. "Rüz...ga...Rüzgar...Mami...Ba..." Doktorun gözleri istemsizce dolduğunda Dimitry malzemelerle dolu masaya yumruğunu geçirerek, tahammülsüz, haykırdı.
-Yeter! Sustur! Bayılt!" Ona zarar vermemesi için -vereceği tüm zararı vermiş olsa da- hızla anestezi iğnesini hazırlamaya başladı doktor. Onu iyileştirecekti, ettiği yeminden değil sadece, bu kızı bir şekilde kurtarmak için de... Yeşil gözleri, Dimitry odadan çıkınca etrafta gezinirken odada yalnız kaldığını ve it sürüsünün kapıda beklediğini anlayarak, küçük muayenehanenin cılız ışığında gülümsedi adam. Sonunda eliyle Eva'nın saçlarını okşarken, kötülükten uzak, şefkatli bir dokunuşla yeşil gözleri yavaş yavaş aralandı kızın.
Konuşacak mecali yoktu ama kızın gözünden akan yaş, şakağından saçına karışırken, ona söz verir gibi fısıldadı adam.
-Merak etme kızım. İyi olacaksın." Dedi tüm inancı ve dürüstlüğüyle. Eva, gülümser gibi oldu.
Eline batan bir cam değil dikendi de, Rüzgar orada ona gülümsüyor sanıyordu.
•••
Lüks apartman dairesinin merdivenlerini çıkmaya başladı Reva, sabah sporunu asansöre binmeyerek devam ettirdi ve kulağındaki son ses kulaklıkları çıkarıp omuzlarından aşağı bıraktı. Nefes nefeseydi ve terden tüm kıyafetleri vücuduna yapışmıştı. Canı sıkkınken, kafasını meşgul etmeye çalışıyordu.
Yüzünde her zamanki halinin aksine hiç makyaj yoktu. Elvinle dertleşmek ona bir nebze iyi gelmişti ama hala uykusuzdu. Rüzgar'a duyduğu hisler, üzülmesinde önemli bir etken olsa da en önemlisi değildi. En önemlisi, Eva'ya bir şey olma düşüncesiydi. Onun kılına bile zarar gelmesin diye dua ediyordu, kendisi için dua etmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Ama Eva için, o kadar zaman sonra elleri yine gökyüzüne açılmıştı tereddütle. Tereddütle, çünkü duası kabul olur mu diye çok düşünüyordu.
Ah Eva o güzel saçları ve tüm masumiyetinin yanında sakladığı acılarıyla karşısına otursaydı da Rüzgar'a bakışlarının karşılığını bulduğu için onu kıskanmaya razıydı Reva. Yeter ki iyi olsundu, sağlıklı ve mutlu kalsındı. Tertemiz bir bilince ve hala ilkini paylaşacağı kişiyi kendi seçme hakkına, zihninde hiçbir kalıcı hasara, incitici anıya maruz kalmamış olmasını istiyordu.
Anahtarı kapıyı açtıktan sonra girişteki portmantoya fırlattı ve üzerindeki şişme yeleğin fermuarını aşağı indirdi. Tam koridorda yürüyecekti ki, arkasından, salondan gelen ses üzerine duraksadı. Parmak uçlarına yükselerek girişteki dolabın üstünde duran silahı eline aldığında, tetikteydi.
Adımları temkinli bir şekilde salona yöneldiğinde, kalp atışları deli gibi hızlanmıştı ve çalan telefonunun sesiyle ödünün patladığını inkar edemezdi. Salondaki ne ya da her kimse silahla geldiğinin anlaşılmaması için aramayı yanıtladı ama ekrana bile bakmadan kulağına götürdü telefonu. Salona girdiği anda hızlı bir hareketle etrafı kolaçan etti ama kimse yoktu. Perdenin havalanmasıyla cevabını almıştı aslında ve koşturarak cama gitti. Açık camdan görüşüne giren siyah arabanın sürücünü o anda görmüştü, çünkü büyük ihtimalle buradan atlayarak bacağını kıran arkadaşını taşımış olmalıydı. Bir anlık dalgınlıkla silahı arabanın tekerlerine doğrulttu ama aklına evinde olduğu gelince silahı camdan içeri çekerek salonun ucuna fırlattı ve küfretti. Elini cam pervazına geçirerek kendi yavaşlığına kızarken, açtığı telefonu unutmuştu. Duyduğu gülüşle anında duraksadı, telefonun ucundaki Dimitry korkunç sesiyle mırıldandı.
-Sen gerçekten çok ama çok hırçınsın..." Türkçesi her zamanki gibi, geliştirmesine rağmen çok iyi ve sempatik asla değildi. Konuşurken kelimeler arasında bıraktığı boşluk Reva'nın canını sıkıyor, sinirlerini bozuyordu. Savaş'tan alıştığı bir gerginlik ve kısa kesmeyle yanıtladı herifi.
-Adamını evime soktun." Bunu bir soru sorar gibi söylememişti, daha çok nedenini merak ediyordu. Onu bir eline geçirse neler yapacağını Allah bilirdi. Cehennemde sonsuza kadar yanacaksa da bir can aldığı için, bu kansızı öldürürdü.
-Sana bıraktırdığım şeyi görmedin mi? Ah, sahiden tuhafsın." O böyle söyleyince etrafı inceledi ve alçak, Badeyle seçtiği cam masanın üzerindeki gül dolu vazoyu gördü.
-Bunu kendin verecek cesaretin yok Dimitry. Eğer karşıma çıkabilseydin, Eva yerine beni alabilseydin bu gülleri mezarına sevinçle bırakabilirdim." Bunu tüm gerçekliğinin yanında, Dimitry kadar egoist birini incitecek alaycılıkla söylemişti. Nitekim onun sesinde duyduğu kızgınlık da tüm bu sıkıntısının içinde onu bir nebze keyiflendirmişti.
-Çok aptalsın. Hala onu düşünüyorsun! Hala onu ve onun o aptal kız arkadaşını önemsiyorsun! Gerçekleri bilmediğin halde onun yerine zarar görmek isteyecek kadar aptalsın!" Bir şeylerin kırılma sesi gelirken, onu zıvanadan çıkarttığını fark etti Reva. Umrunda değildi! Ahmak, orta yaşlı gerizekalı sapkın. Ne kadar kudurursa kudursundu. "Onu merak ediyorsunuz değil mi? Onu ne hale getirdiğim hakkında bir fikrin var mı Reva?" Reva, yeşil gözlerinin odaklandığı vazoya doğru yürürken, tüylerinin dik dik olmasını göz ardı etmeye çalıştı.
-Ona zarar verme." Dudakları titremesin diye etini ısırdı ve topladığı güçle haykırdı. "Onun hiçbir günahı yok!" Dizleri halıyla buluştuğunda, vazoyla aynı hizaya gelmişti yüzü.
-Senin var mıydı Reva?" Bu cümleyle sağ gözünden bir damla yaş aksa da, yüzü bir katil kadar soğukkanlı ve acımasızdı. Kendine karşı, Reva çok acımasızdı.
-Onun yok. Eğer birini işkence, tecavüzle korkutacak kadar adiysen, günahsız bir kıza sakın dokunma." Kendisi de günahsızdı bir zamanlar, o zamandan beri o kadar değişmişti ki aynadaki kişi asla eski Reva olamayacak kadar kusursuz aynı zamanda kusurluydu. Yine de kaldırabilirdi her şeyi. Bedeni ve ruhu, Eva'dan çok güçlüydü çünkü o ruhunu yıllarca güce, sevgiye doyurmuştu. Bir şerefsizin kendisine vereceği en büyük zarar bile, eski Reva'yı incitebilirdi, o da burada değildi. "Cesaretin varsa karşıma çık. Onu bırak. Seni yaşatmam!"
-Neredeyse notu okuduğunu düşüneceğim." Unutmuş gibi ekledi cümlenin sonuna. "Çiçeklerin arasındaki notu oku." Parmakları bir ipucu bulmanın heyecanıyla titrerken, gülleri hırpalayarak araladı ve düşen yapraklara aldırmadan parmaklarının buluştuğu kağıdı çekerek masanın üzerine yasladı bileğini Reva.
Okudukları, beynine bir suya damlatılan kömür karası damlacık gibi sinsice, usul usul yayılırken, kirpiklerini kırpıştırarak, açılan ağzını kapatmaya çalıştı. Ama çenesi uyuşmuştu, beynine balyoz gibi inen bilgiyle karşısındaki pisliği alt edecek bir cümle bulması, düşünmesi çok zordu. "Artık gerçeği biliyorsun."
Yalan olabilir mi diye düşündü ama karşısındaki kahrolası insanoğlu ona hiç yalan söylememişti. Şimdi böyle bir yalanı söylemek için nedeni yoktu. Yalansa bile cevabı içten içe kendisi de biliyordu.
-Telefonların kontrol edilecek. Adımların da. İzleniyorsun. Eğer kabul ediyorsan..." gözlerinden yaşlar süzülüp çenesine akarken, o anki güçsüzlüğünün aksine tüm inancıyla onun sözünü kesti.
-Kabul ediyorum. Her şey kabul." Düşünmemişti, düşünmesine gerek yoktu. Elindeki kağıdı yeleğinin cebine koydu ve ayağa kalkarak fırlattığı silahına doğru ilerledi.
-Güzel, bu halini sevdim." Silahının parlaklığında kendi gözlerini görür gibi olurken, derin bir nefes aldı ve kendine yapabileceğini söyledi içindeki ses. "Onu kurtarmaya hazırsın o halde Reva?" Yazdığı şeyi sözlü soruyordu piç herif, aklı sıra onu deniyordu ama başarısız olacaktı.
Hazırdı. Çünkü Eva'ya zarar gelmemesi, onun ölmemesi için, canını bile verecekti. Yalnız değildi, belki geç kalmıştı Eva Çiçek'e, belki bu şerefsiz, adi herif ona tüm kirli parmaklarıyla dokunmuştu, kendisine yapılanlar gibi ruhu incinmişti, katledilmişti... Ama hiçkimse, Eva'nın kırgın ruhu bile, onu durdurmayacaktı. Bir buketin içindeki masumane kağıtta yazanı hatırlarken, gözyaşlarını silahı tutan elinin sırtıyla hemen sildi. Ağlamayacaktı.
Eva'yı kurtaracaktı. Kız kardeşini.
•••🌹
Bölüm Sonu.
Bu bölümün tadında bitmesini istedim. Diğer bölümü yazmaya başladım ama bu bölüm burada bu şekilde bitecekti.
Instagram; tutkudevran sorularınızı cevaplayacağım yarın! Spoi de verebilirim...
Bir daha bu kadar ara vermemek dileğiyle. Unutmamanız dileğiyle..
Kendinize çok çok iyi bakın. Aşkla kalın, bana mutlaka mutlaka yazın! Özledim be. Unutmadaaan,
Sevin,sevilin.❤️❤️❤️