İçeriğe geç

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 17 · 11 dk okuma

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 17

16

16.BÖLÜM: "Esrarengiz Kimlik"

3.GÖZ

Rüzgar, hızlı adımlarla kafeye girip, kendisine selam veren garsona dahi dönemeden Eva'nın tam karşısındaki masaya oturdu. Kız, daha kapıdan girdiği an onun varlığını hissederken, aklından atamadığı genci karşısında bulmanın şokuyla yeşil gözlerini iri iri açtı.

-Buyrun, ne isterdiniz?" Yanına gelen garsona, Eva'dan gözlerini ayırmadan, sesinde kıza olan kızgınlığın aksine, adamın işine gösterdiği özen ve saygıyı yansıtan bir sesle cevap verdi Rüzgar.

-Filtre kahve, lütfen." Siparişi yazan garson uzaklaşırken, Eva da artık karşısındaki çocuğun dediklerini resmen dinleyemiyordu. Allah aşkına, daha geldiği anda evine geri dönse olmaz mıydı? Rüzgar, intikam alınacak birisi miydi?

-Eva, beni dinliyor musun?" Kendisine seslenen gençle beraber Rüzgar'ın kahvelerinden kurtuldu ve başını sağa sola silkerek konuya kafasını vermeye çalıştı.

-Efendim? Ne demiştin?" Ferit, kızın gözlerinin daha demin olduğu noktaya dönmek için omzunun üzerinden arkasına bakarken Rüzgarla göz göze geldi. Kahveler kendisine son derece sakin çevrilirken, çoktan istemsizce yerinde dikleşmişti bile. Eva'ya dönüp, elini yumruk yaparak baş parmağıyla arka masasını gösterdi çaktırmadan.

-Sevgili misiniz? Rüzgarla yani..." Buna bir cevap verebilmek zordu, çünkü bazen adlandırmakta Eva bile sıkıntı yaşıyordu. Üstelik son yaşananlardan sonra buna "Evet." Demek imkansız gibiydi.

-Bilmiyorum." Anlayışla başını salladı Ferit. Ama Eva, Rüzgar'a bir daha bakmamak için masanın üzerine koyduğu ellerini inceledi.

Üç gün önce düzenlenen büyük bir partide Sude'nin aldığı aşırı alkol, Rüzgar'ın ona yardımcı olmasına davetiye çıkarmıştı. Kızın insanların gözü önünde küçük düşmesini istemediği için onu lavaboya götürmüş, üzerine kustuğunda da kazağını çıkarmıştı. Ama dedikodu, böyle partilerde çok güzel yayılırdı.

Öyle ki, Sude de bu durumu kendi leyhine çevirmiş Rüzgar'ın ondan vazgeçemediğini, hala onu sevdiği düşüncesini, tuvalette yakınlaştıklarını ileri sürmüştü. Eva da, her genç kızın içinde kabullenemediği büyük bir bölümü kaplayan "kıskançlıkla" belki de gözünün açılmasıyla, Rüzgar zamanında sevgili olduğu biriyle arkadaşlık ilişkisi yürütüyorsa, kendisinin de bir erkekle arkadaş olabileceğini düşünmüş, zamanında kendisine karşı hislerinin olduğunu içten içe bilse de kabul etmediği Feritle buluşmuştu.

Kendinden çok utandı, onun duygularıyla oynamış sayılır mıydı? Sayılıyorsa, gerçekten şimdiden kıpkırmızı olduğuna emindi. Ama bir konuda fikri aynıydı, o da erkek arkadaş sahibi olabilmesiydi ve ne kadar dillendirmese de şuanki yüz ifadesi Rüzgar'ın bu durumdan hiç hoşnut olmadığını gösteriyordu.

-Seni rahatsız eden bir durumsa üzgünüm." Dedi Ferit'in gözlerini tekrar üzerine çekerken. "Yani sana kendini kötü hissettiriyorsam, bir daha görüşmeyebiliriz. Özür dilerim, yanlış anlamana sebep olduysam..." Neler saçmaladığını bilmiyordu ama söylemek istediği onun hislerine karşılık veremeyeceğiydi, Ferit de kızın bu karın ağrısının nedenini anlayarak gülümsedi.

-Eva sakin ol. Arkadaşımsın ve bir kahve içiyoruz, korkma evlenmek zorunda değiliz! Gerçi babandan biraz korkmadım diyemem." Sarp'ın bakışları aklına gelince istemsizce kıkırdadı Eva Çiçek de. Ferit'i bir böceği çubukla dürterek inceler gibi incelemişti kısık gözleriyle. Acar Devranla ezelden gelen dostluğunun büyük katkısı vardı o bakışlarda.

-Korkmana gerek yok, kalbi pamuk gibidir." Hayatında "pamuk gibi kalp" lafını kullanmaya başladığı yepyeni bir yıl olmuştu bu sene. Onun hayatında artık "iyi" insanlar da konaklıyordu demek ki. Vücudundaki izler sızlarken, elindeki kahveyi bırakıp kendini biraz geri çekti. Bazen bu yaşadıkları bir peri masalı gibi geliyor, sanki bir anda her şey eskiye dönecek, o da bulutlardan yere çakılacak gibi hissediyordu.

Karşı masadaki hareketlilikle başını çevirdi ve Adenle Ediz'in geldiğini gördü. Genç kız, kendisine selam verince gülümseyerek elini kaldırdı Çiçek ve aynı anda Aden'in selam verdiğini gören Ediz kendisiyle göz göze gelince genç adam da baş selamı verip Rüzgar'ın yanına oturdu.

Yüzüne biraz su serpmesi iyi gelecekti, bu yüzden Ferit'e gülümseyerek döndü.

-Ben bir lavaboya gideyim. İzninle." Genç adam anlayışla kafasını sallarken, ayağa kalktı ve hızlı adımlarla Rüzgar'ın yanından jet gibi geçerek karşıdaki koridora yürüdü. Lavaboya doğru yürüdüğü esnada, arkasından gelen adım sesleriyle kalbi adım hızından daha hızlı atmaya başladı. Kapıyı ittirerek içeri girdi ve daha kapanışını duymadan musluktan avucuna doldurduğu suyu yüzüne serpti, iki kez aynı hareketi tekrarlayıp, gözlerini açtığında yüzünden damlayan sularla bir çığlık attı. Aynada aniden gördüğü Rüzgar'ı beklemediği içindi bu çığlık, Aden zannetmişti adım seslerini ve sağına soluna baktığında ikisinin yalnız olduğunu gördü.

-Al." Uzattığı kağıt havluyu şaşkınlığını attığında alıp rastgele yüzünü kuruttu kız ve ellerini de kuruttuğunda lavabonun altındaki çöpe attı.

-Ne oldu Rüzgar?" Hislerini belli etmesi için sormuştu bu soruyu çünkü bazen delirecek gibi hissediyordu Çiçek.

Hiç karşınızda sizden daha sakin biri olunca krize girdiğiniz olmuş muydu? Normalde son derece sakin olan genç kız, Rüzgar'ın büyük olaylarda bile sakin ve tepkisiz durmasına çok öfkeleniyordu.

Kendisi sinirinden delirip, genç adama Sude hakkında sorular yağdırırken, Rüzgar sessiz kalıp sadece kendisini dinlemişti, ama böyle yapınca da kendini durduk yere sorun çıkan gerizekalı gibi hissettiği için bir kez daha sinirlenmişti Eva.

-Neden Feritle buradasın?" Soru gayet açık ve netti. Kafasındaki şeyi direkt olarak sormuş, ellerini iki yandan lavaboya yaslayarak kızı kıstırmıştı Rüzgar.

-Seni ilgilendirir mi?" Aden'in öğrettiği ama asla uygulayamadığı bir taktikti bu. Biri seni köşeye sıkıştırdığında,hem gerçek hem mecaz anlamda sıkışmıştı, sorusuna soruyla karşılık vermek!

-Evet." Bu çok ani olmuştu. Onun da soru sorması gerekirdi ama Rüzgar kartlarını açık oynuyordu.

-Kıskandın mı?" Üzerine iyice eğildiğinde geriye giderek kalçasını mermere yasladı Eva. Gittikçe yüzüne yaklaşan Rüzgar onu son derece gergin hale getirmişti.

-Bana aşıksın. Onu neden kıskanmalıyım Çiçek?" Cümle o kadar kendinden emin kurulmuştu ki, aşık olmasa bile bu cümleyle olduğuna inanabilirdi genç kız.

-Bilmem. Neden geldin o zaman?" Bu tür konular çiftler tarafından uzar/uzatılır, sonunda gereksiz bir küskünlüğe neden olurdu. Bu yüzden derin bir nefes alıp, elini Eva'nın yanağına koydu Rüzgar.

-Ben sana aşığım. Neden Sude'yi kıskanıyorsun?" Erimemek için büyük güç sarf etti Çiçek.

-Onu kıskanmıyorum. Sadece onunla olan yakınlığını doğru bulmuyorum. Bunu sen de biliyorsun!" Cümlesinin sonunda sesi yankılanırken, sakinleşmeye çalıştı ama Rüzgar da ellerini çekerek doğrulmuş, istemsizce kaşlarını çatmıştı.

-Bunu doğru bulmuyorsun ama sana hisleri olan biriyle birlikte buradasın? Kendinle çelişiyorsun Eva."

-Ne hissettiğimi anla diye. Belirsizlik hoşuma gitmiyor Rüzgar ve bunu görmeni istiyorum. Sude'nin de sana karşı hisleri var ama onun yanındasın? Neyse. Gerçekten şuan konuşmak istediğimi sanmıyorum." Kapıya doğru çıkmak için ilerledi ve tam açtığı anda, iri el kapının üzerine bastırarak biraz açılan kapıyı tamamen kapattı.

-Her insanın kusuru var. Benim ailemdeki hemcinslerimle ortak özelliğim ne biliyor musun?" Onun çenesini hemen kulağının üstünde hissedince, görmeyeceğini bildiği için rahatça gözlerini yumdu Eva. "Kıskançlık."

-Ben de kıskanç biriyim, böyle düşün o halde." Gülme sesini işitince yeşil gözlerini tekrar açtı kız. Rüzgar'a doğru yavaşça başını çevirdiğinde burnu, adamın dudaklarının birkaç santim ötesindeydi.

-O zaman çok iyi anlaşacağız güzelim." Bazen o "efendi" çizgisinden bu şekilde çıkıyordu ve kendini terbiyesinden çok uzakta buluyordu Eva. Genç adamın konuşması her zamanki o akılcı halinden farklı, tutku dolu gibiydi.

Kendini toparladı kız ve dik dik bakıp şu cümleyi söyledi:

-Kendin Sude'ye mesafe koymadan, yanıma yaklaşma." Kapıyı açıp gittiğinde, an itibariyle koridorda madalya töreni olmalıydı! Yanaklarına elleriyle dokunarak bir nebze kızarıklığı alırken masaya doğru yürüdü ve sandalyesine oturmadan Ferit'e baktı. "Ferit, gidelim mi buradan? Sahilden yürüsek, evime öyle bıraksan?"

-Tahmin ettim dönmek isteyeceğini saat geç olur. Hesabı ödedim zaten. Kalkalım." O an, Rüzgar arkasından geleceği için kafasını öylesine sallayarak, çıkışa yürüdü Eva, Feritle beraber. Daha fazla orada oturamazdı ve sahilde yürürken en azından deniz onu sakinleştirmiş, Feritle de güzel bir dostluk başlatmıştı.

Kendisi gittikten sonra, kafede kavga çıkaran Rüzgar'dan habersizdi.

Her Devran erkeğinin içinde karanlık, vahşi bir yan vardı. Rüzgar'ın bunu büyük ölçüde sakinlikle törpülemesi ve kraliyet ailesi nezaketi,

Ne var ki onun da "Rüzgar Devran" olduğu gerçeğini değiştirmiyordu.

•••

-Günaydın." Recep, kendisinden daha uzun genç adama gülümseyerek bakıp, elindeki araba anahtarını çevirmeyi bırakarak arka cebine soktu.

-Günaydın Rüzgar, geç uyandın bugün. Nasılsın?" Bisikletinin pedalına ayağını yerleştiren genç adam, kapüşonunu deri ceketin üzerine çıkardı ve omuz silkti.

-Daha iyi günlerim oldu. Sen?" Recep soğuktan kızaran ama bunu zerre umursamayan uzun parmaklarını kütletti.

-Benim de." Karısıyla tartışmıştı ve birilerini boğazlamamak için sabahın köründe kalkmıştı. Ama kesinlikle "iyi" den uzaktı. Onun ellerinin üşüdüğünü fark edince deri ceketinin fermuarını açtı ve cebinden çıkardığı koyu lacivert eldivenleri adama uzattı Rüzgar.

-Al, üşütme. İçeri geç derim ama hava alıyorsun sanırım." Kafasını sağa sola salladı Recep, çocukluğundan beri üşümeye alışmıştı zaten.

-Sen tak. Ben iyiyim." Gözlerini devirerek adamın bileğini tuttu ve Recep daha ne olduğunu anlamadan avucuna koydu eldivenleri.

-Ben etkilenmiyorum Recep amca." Acı bir gerçekti. "Annemlere yarım saate döneceğimi söyle." Adam elindeki eldivenlere bakarken çoktan demir kapıdan bisikletiyle çıkmıştı.

Ama daha bisikletiyle birkaç saniyede geçtiği yolun köşesini döndüğü anda aniden karşısına çıkan kızla son anda ayağını yere indirip durdu ve Çiçekle karşı karşıya kaldı. Kafede konuşmalarının üzerinden üç gün geçmişti ve okulda da bakışmaları haricinde bir şey olmamıştı. Rüzgar için.

Ama Eva için durum farklıydı. Sude, birkaç kez bilerek genç kızın olduğu ortamda Rüzgar'ın yanına oturup konuşmaya çalışmıştı ama aldığı cevaplar sessizlikle uzaklaşma ya da Rüzgar'ın, kızın yaptığı kahve teklifine karşılık, kendi kahvesini bırakarak masadan kalkmasıydı.

Bunu Çiçek istediği için yapmamıştı genç adam. Sude'nin, gösterdiği iyimser tavrı sömürdüğü gerçeğini belki de Çiçek sayesinde gördüğü için yapmıştı. Tuna çok nadiren de olsa bazen haklıydı, ona gereken soğukluğu göstermediği, kalbini kırmak istemediği için iyi davranması yüzünden kabak başında patlamıştı.

-Günaydın." Rüzgar'ın sesini duymayı itiraf etmek istemese de özlemişti Eva. İçinden ona sıkı sıkı sarılma arzusunu bastırıp, gülümsedi.

-Günaydın. Nereye gidiyorsun?"

-Kahvaltı için bir şeyler almaya." Kızın bisikleti inceleyen meraklı yeşilleriyle, arkasını gösterdi başını çevirerek. "Gelmek ister misin?" Hevesli görünmemeye çalışsa da bu çok zordu, çünkü hatırlıyordu da daha öncesini, bisiklete bu kadar uzun binmemiş olacaktı Eva, bu yüzden kafa salladı. Rüzgar'ın arkasındaki demirden yapılma oturağa geçip, ellerini gencin karnında birleştirdi.

Küçükken bisiklet süren arkadaşlarını pencere arkasından izleyip imrenmiş, annesine eski bir bisiklet alıp alamayacaklarını sormuştu. Kadın "Bakarız." Dediğinde heyecandan gece yatamadığını hatırlıyordu Eva. Annesi geceleri döndüğünde hep eline bakmıştı bisiklet var mı diye ama yoktu. Bir gün evlerinin bahçesindeki kurbağayı takip ederken, annesi önüne kırmızı, üç tekerlekli bir bisiklet koymuştu. 6 buçuk yaşındaydı Eva, yaşının altında bir bisikletti ama buna takılmayacak kadar mutlu ve tasasız görünmeye çalışan bir çocuktu.

Annesine, kadını bıktırana kadar, sonsuz kere teşekkür etti ve heyecanla, kendisine kurbağayı bile unutturan bisiklete bindi. Bahçeden çıkıp, sokağın sonuna kadar bisikletini sürdü. Uzaklaşmamak adına bisikleti çevirip bir daha sokak sonuna kadar sürdü, o zamanlar Ediz de bisiklet sürmede çoktan ustalaştığından kendinden yaşça büyük çocuklarla mahalle dışına çıkıyordu. Bu yüzden Eva üç tekerlekli bisiklet sürerken, sürdükleri dört tekerlekli bisikletle ona gülen kızları erkekleri görmeyecek, kızı koruyamayacak kadar uzaktaydı.

Daha üçüncü turunun yarısında önüne geçen beş yaşındaki kız, Vildan, ellerini beline koyarak, Eva'ya bağırmaya başladığında kız şaşkınlıkla yeşil gözlerini iri iri açmıştı.

-İnsene bisikletimden yaaa!" Vildan'ın annesi panikle yanlarına geldiğinde, gidonu sahiplenici bir tavırla sıkı sıkı tuttu Eva.

-O benim bisikletim. Annem benim için aldı!" Annesinin onun için aldığı ilk hediyeyi kolayca verecek değildi ya! Seyrek kaşlarını çatmış, yeşil gözleri şimdiden dolmuştu.

-Anne bir şey deee!!" Ağlamaya başlayan kızıyla ne yapacağını bilemeyen kadın, Eva'yı üzmek istemiyordu ama kendi kızını önde tuttu. Oysa bisikleti hediye edip, kızına bir bisiklet alabilirdi. Ama çoğu zaman insanlar kalp kırmaya alışkındı, onarmaya değil.

-Üzgünüm Evacığım, o Vildan'ın bisikleti. Annen ödünç almıştı, hadi sen arkadaşlarınla oyna." Bisikletten, duyduğu sözler üzerine yavaşça ve omuzları düşük kalkarken, küçük kızın daha demin kendisinin oturduğu bisiklete oturup, annesi kendisini izlerken keyifle bisiklet sürmesini izledi.

İyi de arkadaşı yoktu, ebeveynler, çocuklarının, Eva gibi ailesi tekin olmayan insanlarla görüşmelerini istemezlerdi. Kiminle oynayacaktı?

Aklına kurbağası gelince hızlı adımlarla eve koşturdu ama çelme takan, çocuklardan biri yüzünden yere kapaklanıp dizi patladığında, gülme seslerini işitti.

-N'oldu Çiçek?! Yoksa annen bisiklet almıyor muuu?!" Bisiklet onun umrunda bile değildi, sadece aşağılanmış hissediyordu. Gülen, onunla alay eden çocuklara bakıp omuz silkti ve dizinin acısına dayanmak için dişini sıkarak evine yürüdü. Bahçeye oturdu çünkü annesi kendisini yaraladığını görürse bir de bunun için kızabilirdi.

Kurbağası da gitmişti. Bir anlık heves uğruna, masal kahramanı kurbağayı kaybetmişti işte! Sokağa çıkıp bitkilerin arasına bakındı ama yoktu!

Orada, soğuk kaldırımın üstünde, mahallede arada rastladığı Sinan amcası onu görüp elinden tutarak hastaneye götürene, bir saat sonra dizine dikiş atılana kadar öylece oturmuştu.

O iz hala dizinde duruyordu. Ve zihninde de.

Şimdi o kurbağa prens olarak önünde oturuyor, kendisinin süremediği bisikleti onun için sürüyor olabilir miydi?

Kaderi, sahiden tuhaf yollardan geçiyordu. Gözyaşlarını Rüzgar'ın sırtına, deri ceketine akıttığını fark edince burnunu çekti ve pastanenin önüne geldiklerinde ayaklarını genç adamdan önce yerle buluşturdu.

-Sen ağladın mı?" Kolundan tutan Rüzgar'a döndüğünde, bisikleti çöp kovasının hemen önündeki direğe doğru atarak yaslayıp, kızın yüzünü tutmuştu genç.

-Rüzgar..." elinin tersiyle kızın yanaklarını nazik hareketlerle sildi. Yeşil gözler ne zaman kızarmıştı böyle?

-Efendim?" İsteyeceği şey için utandığından, gözlerini ellerine çevirdi.

-Dönüşte ben de biraz bisikletini sürebilir miyim?" Bu sefer onu seven ve dalga geçmeyecek birinden kendisi istiyordu bu iyiliği. Annesi gibi gizliden, üzüntüye sebep olan ya da hayal kırıklığıyla ayrılmasına yol açan şekilde değil.

-Güzelim, bu bisiklet senin olsun." Siyah ve kendisinin daha şimdiden süremeyeceğini düşündüren devasa bir bisikletti adeta. Ama en azından ayağa kalkarak bir sokak boyu sürse yeterdi.

-Hayır, sadece bir tur." Onun çekinerek yapamayacağını ama en az kendisi kadar ihtiyacı olduğunu anlayınca, Rüzgar kolundan çekerek sıkı sıkı sarıldı kıza. Eva'nın kafasını kendi göğsüne bastırarak saçlarını ovaladı uzun parmaklarıyla.

-Ağlama." Bu sırada köşe başındaki siyah araba dikkatini çekti. Çekmişti çünkü camından dışarı sarkan minik kamera tam da onları çekiyordu. Halil öldüğüne ve Cevdet Ağa da artık cehennemin dibine gittiğine göre... "Eva'm..." dedi kafasını kızın saçlarına doğru eğerek. "Koşarak sokak sonuna gideceğim. Korkma tamam mı?" Kafasını belli belirsiz salladı Çiçek ama şimdiden korkmuştu. "Aniden önümden çekil. Üç diyince. Bir...İki...."

Kız çekildiği anda koşarak arabaya doğru hamle yaptı ve kamera anında camdan içeri girerken, çalıştırılan araba harekete geçti. Rüzgar'ın hızlı adımları, gittikçe araca yaklaşırken son süratle gitti siyah araba. Yanılmamıştı işte, esrarengiz kimlik onları izliyor, video çekiyordu!

Rüzgar, cadde sonuna kadar arkasından koşturdu.

Ama araba, çoktan yerdeki kurumuş yaprakları uçurarak gözden kaybolmuştu.

Başta plakayı olmasa da, güneşin altında parlayarak gördüğü şeyi tanıdı ve kesici aletin gizemli sahibini hatırladı Rüzgar.

Çakı.

Parmaklarını yanlışlıkla(?) kesen adam.

Dimitry.

•🌹

Bölüm Sonu! Hatam varsa belirtiniz!

Neler düşünüyorsunuz? Ufaktan girdik gerilime...

En son bir ay önce güncellemişim. Çok utandım özür dileriiim! Ablamın düğün telaşıyla uğraşıyoruz ve aranızda herkes düğün olayıyla uğraşmak zorunda kalmıştır, beni anlar diye düşünüyorum..

Yorumları yağdırır mıyıııız? Yeni bölüm kısa zamanda gelecek. Söz söz söz!

Telafi edeceğim.

Yıldızları bırakabilirsiniz. Kendinize çok çok iyi bakın, aşkla kalın. Hala çekinenler, artık bana mutlaka mutlaka yazın.

INSTAGRAM; tutkudevran"

takipte kalın.

Unutmadaaan,bolca çokça,

Sevin,sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.