İçeriğe geç

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 11 · 16 dk okuma

Uçsuz Bucaksız

Bölüm 11

10

10. BÖLÜM: Sızmayan Acılar (Flashback)

•Acımasız Kral bölümünün devamı tarzında " geçmiş zamanı" anlatır. Rüzgar, bu bölümde 12 yaşındadır.•

Sahne-1: "Acıyan Evlatlar"

Reva'nın yanına tedirgin adımlar attı Elvin. Savaş'ın kolları arasındaki kızın yanına çömeldi ve elini uzattı anne şefkatiyle. Gözlerinin dolmaması için sarfettiği ekstra çaba işe yaramıştı. Şimdi ağlamama gücü, sadece Elvin'de bulunabilirdi. Çünkü Bade, kız çocuğunun o haline dayanamamış, sessizce akıtmaya başlamıştı gözyaşlarını.

-Güzelim, gel bana." Reva'nın kolundan kavrarken, Savaş'a bakarak gözlerini açıp kapattı. Bu onun "Siz gidin, ben hallederim." Deme şekliydi. Adam, kafasını aşağı yukarı sallayıp Bade'yi de kolunun altına alarak çıktı odadan. Aklı hem Acar'da hem Rüzgardaydı ve Elvin gibi o da delirecekti neredeyse.

-Ba..bana..." lafının devamını getiremeden tekrar hıçkırarak ağlamaya başladığında, kızın saçlarını okşadı Elvin. Kumral rengindeki uzun saçlar, nemliydi. Kolları arasında minicik duruyordu kız. Bu konunun onu daha fazla acıtmasına izin vermek istemedi.

-Kaç yaşındasın? Elvin benim adım, nasıl hitap etmek istersen edebilirsin." Dedi Reva'nın yüzünü görebileceği kadar kıza sardığı kollarını gevşeterek. Kızarmış burnunu çekti Reva. Sahiden de bunu mu soruyordu karşısında zerre gözyaşı biriktirmeyen bir kadın?

Duygularını mı aldırmıştı? Yoksa çok iyi bir oyuncu muydu? Karar veremiyordu Reva. Zira tek bildiği bu olaya karşı ona acımayan tek insanın bu duruşu, ona da bir toz tanesi kadar da olsa iyi gelmişti. Bu hastaneye geldiğinden beri, onu hor görmeyen, ona acımayan bu kadına ihtiyacı vardı.

-Reva ben de..." dedi burnunu çekerken. Kadının gülümsemesiyle, onun ismini beğendiği gerçeğini fark etti. "On altı yaşındayım..." Bir an için kızın nasıl öyle bir sokakta olduğunu merak etti Elvin. Yeşil gözlerini inceledi Reva'nın. Öylesine duru bir nehri andırıyordu ki o hareler, gülümsemeden edemedi.

-Çok küçüksün." Dedi kıza sanki bilmediği bir şeyi söyler gibi fısıltıyla. "Annen nerede? Gelmesini ister misin?" Aklına gelen kadınla kafasını sağa sola salladı Reva. Onu görmeyi hiç istemezdi. Bulunduğu durumda onun alay etmesine dayanamazdı, zaten başına ne geldiyse annesini takip etmek için o sokağa girdiğinde gelmişti. Tüyleri diken diken olurken,Elvin kızın gözlerindeki anne eksiğiyle cevabını almış oldu. "Benimle idare edeceksin..." Küçük el çantasını karıştıran kadını izledi Reva.

O kadar güzeldi ki... Minik bir burnu ve kocaman dudakları yüzünü olduğundan çekici hale getirmişti. Gözünün yanındaki birkaç kaz ayağı kırışıklıkları bile onu çirkin yapamamıştı. Siyah saçları tepede toplanmış, kahverengi gözleri hayatın en zorlu kışlarını atlatan bir hayvanınki kadar vahşiydi.

Çantasından çıkardığı küçük bir habı ve suyu kızın eline tutuşturdu. Reva, sorgulamadan içindeki ilacı çıkarırken, bu kadına inanılmaz derecede güven hissetmişti. Parmakları arasındaki ilaca bakarken açıkladı Elvin.

-Baş ağrın için.." dedi yalan olduğunu asla belli etmeyen kararlı bir ses tonuyla. "İç güzelim." Kız söylediğini yaparken derin bir nefes aldı. Baş ağrısı için değil, kızın hamile kalmaması içindi. Bir kız çocuğu için, bunu düşünmek bile o kadar iğrençti ki yanakları kızardı Elvin'in. Yine de utanmadı yaptığından. Reva, tecavüzden doğacak bir çocuğu 16 yaşında kaldırabilecek bir psikolojiye sahip olamazdı. Bu da Elvin'in aklına gelebilmişti neyse ki.

-O iyi mi? Beni kurtaran çocuk..Onu görmek istiyorum. Onu görmeliyim." Hayatında ilk defa birisi tarafından korunmuştu Reva. İlk defa bir tokat yediğinde, diğer yanağını çevirecekken birisi onun için, tokat atan eli kırmıştı. İlkti Rüzgar. Onun için çabalayan ilk insandı.

-Göreceksin..." dedi kızın ellerini tutan kadın. "Önce saçlarını kurutayım kızım hasta olma." Reva,hala duvarda birkaç parçası asılı kalan aynaya baktı korkuyla.

-Ama..Ama aynaya bakmak istemiyorum." Yüzüne değen elle, korku işlenen bakışları Elvin'e döndü.

-Bakma bebeğim. Arkanı dön, ben kurutacağım." Uysal bir şekilde kafasını aşağı yukarı salladı. Her yeri ağrıyordu. Bir kız çocuğunun ağırmaması gereken yerleri... Gözleri dolarken, arkasını döndü ve fişe saç kurutma makinesini takan Elvin'i izledi. Kadın, omzundaki saçları da arkaya alarak aleti çalıştırdığında gözlerini kapadı.

Beynindeki sesler, saç kurutma makinesine karışırken, başını okşayarak saçlarını kurutan eller için minnettardı. Yine de iyi değildi. Kabussuz geçirdiği bir gece olmamıştı şu ana kadar. Bugünden sonra uyuyabileceğine bile inanmıyordu artık.

O adamı merak etti bir anda... Kendisini kurtaran çocuğun babasıydı belki. Neredeydi acaba?

-Tamam, şimdi gidebiliriz." Saçlarına dokundu elini ensesine doğru uzatarak. Örgü yapılmıştı saçları. Daha önce saçını annesi örmüştü bir iki kez. Ayağa kalktığında, Elvin kızın koluna girdi ve uyardı. "Yere basarken dikkat et güzelim. Ayna kırıkları var." Banyonun köşesindeki terlikleri kıza giydirdi ve beraber kapıya doğru ilerlediklerinde Elvin'in aklı Acardaydı. Oğullarına üzülmek için ona ihtiyacı vardı.

"Neredesin Acar?" Dedi içinden. Adamın o an intikamla meşgul olduğunu bilmiyordu. "Omzunda ağlamam lazım, yüküm ağır. Neredesin?"

Öyle ya, canı acıyan iki evlat vardı yanında. Güçlü durmak zorundaydı. Acar gelene kadar...

•

Sahne-2: "Gitme.."

Saat öğlene gelirken, uyuyakalınca dizine yatırdığı kızın saçlarını okşadı Bade. Yavaşça parmaklarını saç köklerinde gezdirirken, Reva'nın tekrar kabus görüp uyanmamasını diledi. Dün gece, ne yapmışlarsa yatakta yatmayı kabul etmemişti. Rüzgar'ın odasının olduğu koridorda, kapının hemen yanındaki sandalyelerden birinde uyuyakalmıştı. Bade de kızın kafasını dizine koymuştu.

-Al sarışın." Savaş'ın uzattığı kahveyi eline alıp bir yudum aldı kadın. Elvin, 10 dakika önce odaya girmiş, henüz gelmemişti. Acar'a ulaşamamıştı Savaş da. Kardeşi, Recep'i ve birkaç adamı da alarak, Reva'ya dokunan erkekleri götürmüştü. Gözlerini kapatıp, kafasını duvara yasladı adam. Sinir krizi geçirmesi an meselesiydi. Rüzgar'ı ve diğerlerini ayırmazdı çocuklarından.

Tıpkı Acar'ın ayırmadığı gibi.

O çocuğun, birkaç şerefsizin iğrenç zihniyeti yüzünden zarar gelmesi çıldıracak gibi olmasına neden oluyordu. Üstelik ortada onu sakinleştirecek bir Acar bile yoktu. "Acar'dan haber var mı?" Dedi Bade yeşillerini, uykusuzluğunu gram belli etmeyen Savaş'ın yeşillerine dikerek. Eline değen eli, sıkıca tuttu Savaş. Şuan tek istediği Rüzgar'ın iyi olması, Acar'ın gelmesi ve evlerinde o şerefsizlere hak ettiğini verdikten sonra sağlam bir uyku çekmekti.

Gözlerini hemen açarken, yeşilleri uyuyan Reva'nın ekşittiği yüzüne kaydı. Onu nasıl rahat yatırabilirdi?

-Haber yok. O nasıl?" Dedi kaşlarıyla kızı işaret ederken. Bade, bakışlarını kıza çevirince kaşları yine hüzünle kıvrıldı. Saçlarını nazikçe okşamaya devam ederken, kızın şakağına öpücük kondurdu.

-Kötü. Çok kötü. Nasıl iyi geleceğiz ona?" Karısının sorduğu soruyla eğilip Bade'nin saçlarına bir öpücük kondurdu Savaş. Bu kadına ne zaman dokunsa, sakinleştirici kullanmış gibi oluyordu.

-Bir süre gelemeyiz güzelim." Doğruları söyleyen bir adamdı Savaş. Bazen söylemese daha iyi olur diyordu Bade içinden ama böyleydi. Her zaman olabileceğin en kötüsüne hazırlardı kendini. Bu onun savunma mekanizmasıydı ve her insana güç veren yanıydı.

-Ama sonra? Sonra geliriz değil mi? Sararız onu..." gözyaşlarından biri Reva'nın saçına damladığında burnunu çekti Bade. Bunu yaşayan kadınlar o kadar çoktu ki, haberleri izlemezdi Bade çoğu akşam. Bununla yüzleşmek, onun için çok ağırdı. Bir psikologtu ve zaten tecavüze uğrayan üç tane kadın hastası vardı. Onları dinlemek bile kalbine her seferinde hançeri saplarken, haberlere bakmak bile istemiyordu. Şimdi o mağdurlardan biri dizinde yatıyordu. 16 yaşında kız çocuğu... Yaşından daha olgun duran yüz yapısı bile, o masumluğu alıp götürememişti. Yüzü bembeyazdı. Teni pürüzsüz, gözleri bir mücevher. Kim kıyabiliyordu bu güzelliğe?

-Sararız Bade'm." Savaş'ın sözleriyle derin bir nefes aldı ve göğsündeki o yük büyük ölçüde azaldı. Gerekirse Reva'nın tek bir gülüşü için her şeyi yapardı. O herifleri bile düşünmeden öldürürdü. Çocuklar söz konusu olunca, Bade de Savaş kadar deliydi. Ve çocuklarına da aynısı olabileceği düşünülürse, ellerini kirletmekten çekinmeyeceği tek zaman çocuğa dokunan ellerin sahibini öldürdüğü zaman olurdu.

Saat 14.30'a geldiğinde Acar, koridora koşar adımlarla girdi. Bakışları Rüzgar'ın odasının kapısında asılı olan numaraya kayarken, sonradan ağabeyine döndü.

-İyi mi?" Dedi elalarıyla iyi olduğunun cevabını yeşil gözlerden alırken. Derin bir nefesi dudakları arasından saldı. "Oh, Allah'a şükürler olsun." Duyduğu seslerle gözleri aralanan Reva, kendine kızarak hemen doğruldu yattığı yerden.

-O? O nasıl?" Dedi aniden sayıklar gibi bilinçsizce. Bakışları Acarla buluşunca ikisi de aynı anda yutkundu.

Karşısındaki kızın morluklarına ve kesiklerine aldırmamaya çalıştı Acar. Yoksa daha demin öldürdüğü erkeklerin yanına gidip, cesetlerine bile işkence edebilirdi. O hala yaşattığı ve günü geldiğinde kızın karşısına çıkaracağı, kıza dokunan erkeği de öldürebilirdi... Şimdi zamanı değildi. Reva, çok güçlü olduğu zaman görecekti onu. Ve zevkle öldürecekti.

-İyi." Diye yanıtladı Acar, kızın yanına çömelerek. "Beraber bakalım mı?" Karşısındaki adamın kendisine uzattığı ele çekingen bir şekilde baktı Reva. Dudaklarını birbirine bastırırken kafasını aşağı yukarı salladı. Temas etmek istemediğini anlayan Acar, uzattığı elini indirip ayağa kalktığında kolunda minik bir el hissetti.

Yeşil gözler, ona bir kedi gibi bakarken gülümsedi. Kapıyı tıklattığında, Elvin'in "Gir." Komutuyla girdiler içeri. Bakışları yataktaki Rüzgar'ı bulan Reva, dudaklarından bir şaşkınlık nidası çıkarırken Acar'ın çenesi kasıldı.

-O iyi..." dedi Elvin, bakışlarını oğlundan çekerek. İki eliyle, Rüzgar'ın sıyrıklarla dolu elini tutmuştu. "Gelsene Reva..." Acar, yanındaki kıza baktı. Rüzgar'ın durumu iyiydi, oğlu toparlayabilirdi ama burada en çok hasarı alan Revaydı. Ne güzel isimdi.

Hak ettikleri ona Reva olmasa da...

Genç kız, oksijen makinesine bağlı olan çocuğun yatağının hemen ucunda duruyordu. Yeşilleri ona baktıkça bulanırken, kendini daha kötü hissetmeye başlamıştı. Gece yaşadıkları tekrar zihninde canlanırken, istemsizce bir adım geriledi. Kollarını kendine sararken, ellerinin titrediği belli olmasın diye yumruk yaptı parmaklarını. Arkasını döndü Rüzgar'a daha fazla bakamayarak. Buğulanan gözleri Acarla buluştuğunda kafasını önüne eğdi. Dün bu adam, onu tüm çıplaklığıyla görmüştü. Orada yaşadıklarını, yırtılan çoraplarını, acizliğini... Her şeyini.

Utandı, çok fazla utandı gereksiz yere. Kapıdan çıkmak için birkaç adım atmıştı ki, Acar'ın önüne geçen bedeniyle daha da irkildi. Onlar da öyle yapmıştı...

O gitmek istediğinde, önüne geçip pis pis sırıtmış, gitmesine engel olmuştu.

-Gitmek istiyorum!" Dedi korkuyla sesini yükselterek. "Lütfen bırakın beni, dokunmayın. Annemi arayacağım..." kulaklarını kapatırken, gözlerini sımsıkı yummuştu. Kızın bileklerini tuttu Acar. Reva çırpınmaya başlayınca da çenesini kavradı.

-Bana bak! Reva, bana bak!" Gözlerini açtı Reva nefes nefese. Onlar yoktu, karşısındaki adamla beraber o kötü anlardan sıyrıldı. Elleri yavaşça kulaklarından aşağı, iki yanına inerek. "Bizimlesin. Güvendesin..." tuttuğu kolu yavaşça bıraktı adam. Ellerini kaldırarak geri çekildiğinde Reva da sakinleşti. "Acar ben.." dedi kendini daha fazla yabancı konumunda tutmak istemeyerek. "Acar Devran.." sanki adını Elvin söyleyince duymamış gibi, cevapladı kız.

-Reva." Diyebildi sadece. Bağırmaktan sesi çatallanmıştı. Acarla birbirilerine bakarlarken, odada bir ses duydu Reva. Kısık sesli, ona rağmen tok bir ses.

-Anne..." Elvin, hemen Rüzgar'a dönerek tuttuğu eli öptü. Oğlu, uyanmıştı.

-Annem...Bebeğim..." çocuğun saçlarını düzeltti tek eliyle. Diğer eli hala Rüzgar'ın elini sıkıyordu. Reva, arkasına dönmeye cesaret edemedi. Acar da önünden çekilip, çocuğun yanına giderken kapıya doğru iki adım attı Reva.

-Sen..." Rüzgar, ona seslenince durmak zorunda kalmıştı. Eli kapı kulbunu kavrarken, soğuk metal elinden bile sıcaktı. "Bakar mısın?" Çocuğun ricası üzerine yavaşça arkasını döndü Reva. Yatakta uzanan gence bakamasa da yüzünü dönmüştü.. Emin oldu Rüzgar.

Bu, dün gece korumak için sıkıca sarıldığı kızdı. Yeşil gözleri, o zamanki korkusunun aksine büyük bir kırılmışlık ve hüzünle doluydu. Ama o gözlerdi. Tanımıştı.

-Gitme." Dedi sesini daha güçlü çıkarmaya çalışarak. Yatakta biraz doğrulmaya çalıştığında, Elvin gibi, kız da korkuyla yanaştı bu ani harekete ama canının acımamasına şaşırdı. "Onunla yalnız konuşabilir miyim?" Acarla bakışları çakıştı Elvin'in. Bunun daha iyi olacağını düşündü Acar. Hem karısının bitkin haline bakılırsa, onun kollarında ağlamaya ihtiyacı vardı.

-Tabii." Dedi sesini canlı tutmaya çalışarak. "Biz annenle gidip doktorla konuşalım. Yengenle amcan da buradalar. Evdekiler haber bekliyor. Siz konuşun, sonra ayarlarız her şeyi." Oğlunun saçlarına bir öpücük kondururken dolan gözlerinden yaş akmasına engel oldu Acar. Normal gibi davranmak o kadar zordu ki... Elvin'e baş hareketi yaptı ve beraber odadan çıktılar.

•

Sahne-3: "Hoşgeldin."

Sonunda ikisi yalnız kalmıştı.

Reva, ne yapacağını bilemezken, Rüzgar'ın ona oturması için yarattığı boşluğa oturdu yatakta. Yeşilleri oynadığı ellerinden ayrılmazken, Rüzgar üzgün olduğu telefondan bile anlaşılabilecek bir ses tonuyla konuştu.

-Özür dilerim..." Reva, parmaklarıyla oynamaya devam ederken kaşlarını çattı. Neden özür diliyordu ki o? "Sana geç kaldığım için affet." Çocuğun düşüncesiyle kaşları havalandı. Orada olması onun suçu değildi. O erkeklerin yaptıkları da onun suçu değildi.

-Senin suçun değil." Dedi kısık bir sesle. "Orada olmamalıydım. Senin suçun yok." Sesi şüpheye yer vermemişti. Oynattığı parmakları üzerine, Rüzgar'ın eli kapandı.

-O zaman neden yüzüme bile bakmıyorsun?" Alınmış mıydı? Hemen yeşillerini Rüzgar'ın yüzüne çıkardı Reva. Nefesi boğazında tıkanırken, kirpiklerini kırpıştırdı. Yeşil gözleri, bu kadar dakikadır ona bakmadığı için Reva'yı suçladı.

Çok güzeldi. Bir erkeğe nasıl iltifat edeceğini zerre bilmiyordu ama...Kahretsin, çok, çok güzeldi.

-Be..ben..." ne diyeceğini bilemeyerek sustu. "Sadece...Hatırlıyorum. Unutamayacağım hayatımın sonuna kadar." Gözleri dolarken, dudaklarını birbirine bastırdı. İstemsizce dizlerini de birbirine yaslamıştı. Bacaklarını sıkıca kapatmıştı.

-Ben de." Dedi Rüzgar elinin altındaki ellerin üzerinde başparmağını belli belirsiz hareket ettirirken. "Yemin ederim, ben de unutmayacağım. Artık iki hastalıklı zihiniz."

Artık iki hastalıklı zihiniz.

Kalbi, çok hızlı çarptı Reva'nın. Normalde hiçbir erkekle yalnız kalmamış ve birinin elini bile tutmamıştı.

Dün gece yaşadıkları aklına tekrar gelirken, bu sefer gözünden bir yaş firar etti.

Daha eli tutulmayan bir küçüğe tecavüz eden erkekler...

-Ağlama..." yerinde iyice doğrulurken, dikişlerinin acıyıp acımadığını merak etti Reva. Bir keresinde araba çarpmıştı ona ve yalnız kaldığı odada tuvalete gitmeye çalışırken hemşireden nasıl yardım istediğini hatırlıyordu da...O dikişler bir bıçak gibi saplanıyordu karnına. Annesinin var olan yokluğuyla daha da acıtarak...

-Tamam." Gözlerinin altını sildi ellerinin tersiyle. Rüzgar'ın nazik bir şekilde söylediği komut, onu uysallıkla bunu yapmaya itmişti. "Sen beni kurtarmak için çabalayan tek kişisin. Onlar...Olanlar senin suçun değil." Dudağının bir kenarını kıvırdı Rüzgar.

Sadece basit bir hareketle bile güzelliği iki katına çıkarken, gülümsemesinin kalbini durduracağını düşündü Reva.

-Rüzgar ben." Dedi çocuk elini uzatarak. "Rüzgar Devran." Ona dokunmaya çalışan erkekleri durdururken duymuştu ismini kız. Ama o zamanı hatırlamamak için insanüstü bir çaba sarfederek, elini sıktı.

-Reva ben de." Birleşen ellerini ayırmadı Rüzgar. Bakışları kızın yüzünde özenle gezinirken, Reva odaya girdiğinden beri çok merak ettiği iki şeyden ilkini sormak istedi.

-Canın çok acıyor mu?" Kafasını sağa sola salladı çocuk.

-Hiç acımıyor ki. Keşke acısaydı..." anlayamadığı cümleyle ve çocuğun yalan söylediği düşüncesiyle kaşlarını çattı Reva.

-Yalan söyleme..Ameliyata girdin, dikiş attılar, nasıl acımaz?" Omuz silkti Rüzgar. Bakışları boş bir hal alırken, ürperdiğini hissetti genç kız.

-Ben yalan söylemem hiç." Dedi cümlesine saniyesinde inanan kızdan habersiz. "Acımıyor. Bir nebze bile." Ona inandı Reva. Yine de imkansızdı. Bu kadar hasardan sonra nasıl acımazdı canı? Annesi ona bir tokat attığında bile canı yanardı kızın. Oysa bu çocuk, hiç acımadığını söylüyordu.

-O adam senin baban mıydı?" Dedi daha demin odada olan adamı kastederek. İkinci merak ettiği şeyi sormuştu. Adamın elalarından bir parça korktuğunu inkar edemezdi. Öte yandan ona büyük bir güven duyduğunu inkar edemezdi.

-Evet." Diye cevapladı kızı. "Acar ismi. Ona istediğin gibi hitap edebilirsin." Kafasını aşağı yukarı salladı Reva.

-Annen de aynısını söyledi, Elvinmiş adı. İstediğin gibi hitap et dedi." Annesinden beklediği bir cümleydi. Gülümsedi Rüzgar.

Reva, gördüğü bu manzara karşısında kıpkırmızı kesildi.

Başına neler gelmişti ve bir anda Rüzgar'ın yanında her şeyi unutmuştu. Kalbi sadece onun varlığıyla dolarken, şuan huzur doluydu. Her şeyi kapının dışında bırakmış gibi... Tüm acılarından, Rüzgarla sıyrılmış gibi...

Gözü, çocuğun kolundan sızan kana kayarken, dikişinin patladığını anlayarak ayaklandı.

-Hii! Dikişin patlamış hemen doktor çağırayım!" Kız kapıya koştururken, arkasından seslendi Rüzgar.

-Yine gel ama. Gitme Reva."

Gitme.

Kafasını yataktaki gence çevirip, aşağı yukarı salladı.

-Gitmem." Kapıdan çıktığında Savaş ve Bade ayaklanırken, koridordaki hemşireyi tuttu. "Şey, kolundaki dikiş patladı. Bir bakar mısınız?" Kadın kafasını sallayıp içeri girerken, Badeyle Savaş da odaya girmişti. Onların arkasından girmek yerine, Acarla Elvin'e haber vermek istedi Reva. Doktorun odasını danışmadaki kadına sorarak bulurken, asansörle çıktığı katta sağa saptı.

Geldiği beyaz kapıyı tıklatmadan adamın sesini duydu.

-Bu büyük bir travma Acar. Elvin'e söylemek istemedim ama çok ağır bir durum. Rüzgar, bunu hayatı boyunca kaldıramayabilir. Üstelik hayatı böylesine tehlikeye girdiği bir anda hastalığı onun ölümü olabilirdi... Daha önce de bacağına saplanan bıçağı hissetmemişti Ediz getirene kadar. Tavsiyem Rüzgar'ın mutlaka psikolojik destek de alması. Tabii o kızın da.." kendisinden bahsedilmesi umrunda değildi ama duyduklarıyla şok olmuştu. Bir süre Acar da cevap veremedi doktora üzüntüden.

-Tamam Selçuk. Tekrar konuşalım. Elvin, bir şeyler almaya gitti yiyecek. Yiyebilir mi Rüzgar? Çorba, su, basit şeyler?" Kafasını aşağı yukarı sallamış olmalı ki doktor, derin bir nefes verdi Acar. "Güzel. Reva'yı da yemesi için ikna edeyim..." kapının hemen yanındaki duvarın arkasına geçerken, kapı açıldı ve adam hızlı adımlar atmaya başladı.

Reva, Acar'ın peşinden koştu hastane koridorunda. Kapıyı dinlediğinin anlaşılıp anlaşılmaması umrunda değildi. Sormak, bilmek istiyordu.

-A..Acar amca!" Kendisine kızarık gözlerle dönen adama baktı içi sızlarken. "Ne demek istedi o adam? Rüzgar...o..."

-Hasta." Dedi Acar şakaklarını ovalarken. "Rüzgar acıyı hissetmiyor, hiç hissetmedi Reva." Kalbi sıkıştı genç kızın.

Rüzgar, acıyı hissetmiyor.

Rüzgar, kahramanı acı hissetmiyor.

-Hipertimeziyi* soruyorsan..." iyimser olmak istedi Reva, ilk defa. İçerideki kahramanına iyi davranmasını diledi hayatın, gözlerinden yaşlar boşalırken sordu.

-Çok zeki, fazla zeki. O mu hastalığı?" Kafasını sağa sola salladı Acar Devran.

-O değil. Çok kuvvetli bir hafızası var. Ona bir tarih ver ve sana bütün detayları versin. Senin yaşadığın o korkunç geceyi..." duraksadı adam gözlerini sıkıca yumarak. "Senden 100 kat daha detaylı hatırlar. Her detayı...Kusursuz bir şekilde. Belki oradan bakınca hafızanın böylesine güçlü olması güzel gibi geliyor olabilir, ama insanların hayatlarında yaşadığı en kötü olayları da unutamamasına sebep oluyor."

En kötü olayları, her detayıyla hatırlayan bir hafıza. Acıları sızdırmayan bir beden.

Reva'nın yaşadığı gecenin hafızasında bıraktığı her iz, Rüzgar'ın defosuydu. Reva'nın her kırığı ona saplanmıştı çünkü. Kızın bile bilmediği detay kırıkları...

Ve iş orada kopuyordu.

Rüzgar, kanadığını bile hissetmeden, her saniye daha çok kanıyordu çünkü.

Defoları artıyor, ruhu bataklığa sürükleniyor, çekiliyor, yutuluyordu.

-O...O yüzden hissetmedi kolundaki dikişin patladığını..." beraber Rüzgar'ın odasına gitmek için asansöre bindiklerinde sıkıntıyla iç çekti Acar.

-Dikişi mi patladı?" Kafasını aşağı yukarı salladı Reva. Duyduklarıyla sarsılmıştı. Sıkıca sarılmak istiyordu Rüzgar'a. Ondan özür dilemek, hafızasından o geceyi silmek...

Eğer bir anı silme makinesi olsaydı ve bu tek seferlik bir kullanıma sahip olsaydı, Rüzgar'a kullanırdı Reva. Kendisine değil.

Çünkü tıpkı annesine verdiği gibi, hayatında kendinden daha çok değer verdiği biri daha vardı artık.

-Ben özür dilerim." Dedi asansörden kata indikleri an ağlamaya başlayarak. Acar, kollarını sardı kıza hızla. "Ben çok özür dilerim. Ona bunu yaşatmamalıydım...Çok özür dilerim Acar amca... Allah benim belamı versin... Her şeyi hak ediyorum..." hıçkırıkları arasında yüzünü tutan adama kaldırdı kafasını. "Başıma gelen her kötülüğü hak ediyorum!" Annesinin ona söylediği gibi, kim onun gibi bir çocuğu sevsindi ki?

Babası...Babası onu sevmişti bir zamanlar. Ama o da gitmişti. Annesinin her gece yaptığı gibi.

Annesi, Reva'dan gün geçtikçe sebepsizce soğumuştu. Her gece dışarı çıkar olmuştu ve kız da sabahları gelen annesini takip etmek istemişti. Yaşı büyük dursun diye öyle giyinip o barın önüne bile gitmişti ama annesini tanıyan korumalar onu almamıştı içeri.

O erkeklerin kurbanı olmuştu.

Annesinin lafı çınladı kulaklarında. Ona çiçek bırakan, okuldan bir çocuk için annesinin söyledikleri...

"Erkekler böyledirler işte..." demişti elindeki törpüyle tırnaklarını törpülerken. "Çiçekler, çikolatalar... Sonra seni altına alıp hevesini alırlar. Tek istedikleri seni kullanmaktır.Bir çöp gibi kalırsın. Ya isteğinle yaptırırlar, ya da zorla..." bunu söylediği ve sonrasında alayla güldüğü zaman aklına gelirken Acar'a daha sıkı sarıldı.

Zorla...

Haklı çıkmıştı.

-Sakın!" Dedi Acar onu düşüncelerinden hızla çekip çıkarırken. "Sakın bir daha kendine bela okuma!" Kızın yüzünü kavrarken, elalarını kocaman açmıştı. Yeşillere cesaret aşılarken, kıza güç vermek istiyordu. "Anladın mı beni? Herkese belasını buldur, ama kendine asla bela okuma!"

-Ta..tamam." Güçsüz ses içini acıtırken, bakışları anlayışlı bir hal aldı Acar'ın. Elvin, yanına geldiğinde, kızın yüzünü bırakıp kadının aldığı soğuk sandviç ve meyve suyunu Reva'nın ellerine tutuşturdu.

-Şimdi bunu yiyorsun ve biz her şeyi atlatıyoruz. Rüzgar da öyle. Anladın mı beni kızım?" Kafasını aşağı yukarı sallayan Reva'nın bir bileğini kendisi, meyve suyu tutan diğer elini Elvin tutmuştu. "Düşersen yerden bir tek sen kalkabilirsin, eğer yerde kalmaya kararlıysan çık bu hastaneden. Hayatımızdan git! Hayatına kurban olarak devam et! Ama burada bizimle kalıyorsan güçlü duracaksın. Ezdirmeyeceksin kendini. Bunu kafana sok meleğim. Unutma, bir mücevher çamura bulansa da değerinden hiçbir şey eksilmez. Yaşadığın hiçbir kötü anı, senden seni alamaz!" Elvin, aşık olduğu adamın ağzından çıkanlara hayranlıkla gülümsedi.

Acar'ın herkesi cesaretlendiren yanını o kadar seviyordu ki. O insanı kendine getiren ve gerçekleri tatlı bir sertlikle dile getiren özelliğini...

-Haklısın Acar amca..." dedi Reva da gözündeki yaşı omzuyla silerken. Duruşunu bile istemsizce dikleştirmişti.

-Güzel." Dedikten sonra dudağının bir kenarını kıvırdı Acar. Bir kolunun altına Elvin'i diğer kolunun altına Reva'yı alarak, Savaşla Bade'nin çoktan girdiği Rüzgar'ın odasına doğru attı adımlarını. "Hoşgeldin aileye Devran kızı. Hoşgeldin Reva Devran."

Sızmayan acılar vardı hayatta.

Bir de onları sızdırmayanlar.

Rüzgar, hayatının sonuna kadar kanayacaksa bile bunu hissetmeyecekti. Acılar ona sızmayacak, acılar sızmadıkça Rüzgar durulmayacaktı.

Reva ise, kanamasını durdursa bile bir daha eskisi gibi olmayacaktı.

Hayat herkesi farklı sınıyordu. Kimini var olan acılarla, kimini var olmasını dilediği acılarla...

Değişmeyen şey, Rüzgarla Reva'nın farklı da olsa acıdan sınandıklarıydı. Ve bu sınavda beraber olacakları, ikisinin de unutamayacağı o geceyle kesinleşmişti.

•🌹

Hipertimezi * : Hipertimezi kişinin geçmişte yaşadığı şeyleri ayrıntılarıyla hatırlama kapasitesini gösteren, bilinen herhangi bir nedeni olmayan nörolojik bir durumdur. Örnek vermek gerekirse, hipertimezi tanısı alan bir kişi 15 Aralık 2005 tarihinde giydiği kıyafetleri tarif edebilir ve o gün tanıştığı, konuştuğu insanları sıralayabilir.

IG: tutkudevran

Sevin, sevilin. ❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.