# Bölüm 7: Çağatay'ın Bilmediği Şey
(Rümeysa)
Mesajı tekrar okudum.
*"Rümeysa, seninle acilen konuşmam lazım. Çağatay'ın bilmediği bir şey var."*
İçimde garip bir huzursuzluk oluştu.
"Ne istiyormuş?"
Çağatay'ın sorusuyla irkildim.
Telefonu cebime koydum.
"Bir şey yok."
Çağatay kaşlarını çattı.
"Rümeysa."
"Gerçekten bir şey yok."
Bana birkaç saniye baktı.
Sanki yalan söylediğimi anlamıştı.
Ama üstelemedi.
"Tamam."
Sesindeki hayal kırıklığını duyabiliyordum.
---
Öğle arasında Mert'i okulun arka bahçesinde buldum.
Ellerini cebine sokmuş, duvara yaslanmıştı.
Beni görünce doğruldu.
"Tek başına mı geldin?"
"Evet. Neden?"
"İyi."
Etrafına baktı.
"Çağatay nerede?"
"Yanımda değildi. Neden?"
Mert derin bir nefes aldı.
"Rümeysa, sana bir şey söylemem gerekiyor."
"Dinliyorum."
"Çağatay sana kendisi hakkında her şeyi anlatmadı."
Kaşlarımı çattım.
"Ne demek istiyorsun?"
Mert bir süre sustu.
Sonra telefonundan bir fotoğraf açtı.
"Şuna bak."
Telefonu bana uzattı.
Fotoğrafta Çağatay vardı.
Yanında da başka bir kız.
İkisi oldukça yakın duruyordu.
Kızın eli Çağatay'ın kolundaydı.
Benim içim bir anda buz kesti.
"Bu kim?"
Mert gözlerimin içine baktı.
"Eski sevgilisi."
Bir an hiçbir şey söyleyemedim.
"Eski sevgilisi mi?"
"Evet."
"Ne zaman çekilmiş bu?"
"Geçen ay."
Başımı kaldırdım.
"Geçen ay mı?"
Mert başını salladı.
"Ve hâlâ görüşüyorlar."
Kalbimde bir şeylerin kırıldığını hissettim.
Ama belli etmemeye çalıştım.
"Belki arkadaşlardır."
"Rümeysa..."
Mert'in sesi yumuşadı.
"Keşke öyle olsaydı."
---
O sırada bahçenin girişinde biri duruyordu.
Çağatay.
Bize bakıyordu.
Yüzündeki ifade değişmişti.
Yanımıza doğru geldi.
"Mert."
Mert ona döndü.
"Çağatay."
"Burada ne konuşuyorsunuz?"
Mert cevap vermeden önce bana baktı.
Ben ise hâlâ fotoğrafa bakıyordum.
Çağatay telefonu gördü.
Yüzü bir anda bembeyaz oldu.
"Rümeysa..."
"Bu kim?"
"Ben açıklayabilirim."
"Kim?"
Çağatay gözlerini kapattı.
"Elif."
"Eski sevgilin mi?"
Sessizlik.
Cevap vermesine gerek bile yoktu.
Anlamıştım.
"Niye bana söylemedin?"
"Çünkü..."
"Çünkü ne?"
"Yeni tanışmıştık."
"Ve?"
"Her şeyi anlatmak istemedim."
Gözlerim dolmaya başlamıştı.
"Yani bana yalan söyledin."
"Hayır!"
Çağatay hemen yaklaştı.
"Rümeysa, yalan söylemek istemedim. Sadece..."
"Ne?"
"Onu hâlâ sevdiğimi düşünmeni istemedim."
Bu cümleyle sustum.
Çağatay bana baktı.
"Çünkü sevmiyorum."
Kalbim yine hızlandı.
"Elif benim geçmişim."
Bir adım yaklaştı.
"Sen ise..."
Sustu.
"Ben neyim?"
Çağatay derin bir nefes aldı.
"Sen benim geleceğim olabilecek tek kişisin."
Mert başını başka tarafa çevirdi.
Ben ise ne diyeceğimi bilemedim.
Tam o sırada arkamızdan bir kızın sesi geldi.
"Gerçekten mi?"
Hepimiz döndük.
Elif.
Elinde telefonuyla karşımızda duruyordu.
Yüzünde küçümseyen bir gülümseme vardı.
"Ne kadar romantik."
Çağatay'ın yüzü düştü.
"Elif, burada ne işin var?"
"Seninle konuşmaya geldim."
Sonra bana baktı.
"Sen de Rümeysa olmalısın."
İçimde kötü bir his oluştu.
"Benim."
Elif gülümsedi.
"Tanıştığımıza memnun oldum."
Bir an sustu.
Sonra ekledi:
"Çünkü Çağatay'ın sana anlatmadığı daha çok şey var."
Çağatay'ın yüzündeki ifade değişti.
"Elif, sus."
Elif telefonunu kaldırdı.
"Yoksa bunu herkesin görmesini mi istersin?"
Çağatay'ın gözleri büyüdü.
Ben ikisine bakarken tek bir şeyi anladım.
Bu kızın elinde Çağatay'ı korkutacak bir şey vardı.
Ve artık mesele sadece kıskançlık değildi.
*Devam edecek...*