İçeriğe geç

Üç silahşör

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Üç silahşör

Bölüm 3

Bölüm 1: De Trevil

{"blocks":["UZhiXTxA4daNeyENVT7I","MbLOo6i6lJVe2XqHRARQ","hpRApl89kUu8gC5HvEjn"],"data":{"UZhiXTxA4daNeyENVT7I":{"id":"UZhiXTxA4daNeyENVT7I","type":"paragraph","content":{"text":"De Treville ve MuşketörlerGaskonya’da Bay de Troisville diye bilinen, Paris’te ise kendisini de Treville olarak adlandran muşketörler kaptanı, kariyerine gerçekten de d’Artagnan gibi başlamıştı. Yani onun da bir kuruş parası yoktu; ancak cesaret, akıl ve çeviklik stoğu oldukça fazlaydı. Bu nitelikler sayesinde, en yoksul Gaskonyalı asilzadeye, babasından miras kalan en zengin Berry veya Perigord asilzadesinin gerçek nimetlerinden daha büyük bir umut mirası kalır. De Treville’in gözü kara yiğitliği ve kılıç darbelerinin dolu gibi yağdığı o zamanlardaki cesur şansı, bu mert asilzadeyi \"saray başarısı\" denilen basamakların en üstüne taşımıştı. O, bu basamakların üçer beşerini birden atlayarak çıkmıştı.O, kralın dostuydu. Bilindiği gibi kral, babası IV. Henry’nin hatırasını çok aziz tutardı. Bay de Treville’in babası ise iç savaşlar sırasında IV. Henry’ye sadakatle hizmet etmişti. \"Bearnlı Kral\"ın parası yetmediğinden, daha doğrusu hiçbir zaman parası olmadığından, herkesle hesabını hazırcevaplıkla keserdi ki, bu onun borç almadığı yegane nimetiydi. IV. Henry, Paris’i teslim aldıktan sonra Bay de Treville’in babasına, gösterdiği hizmetlerin mükafatı olarak armasına koyu kırmızı zeminde altın bir aslan figürü çizme ve \"Fidelis et fortis\" sloganını yazma izni vermişti. Elbette bu çok büyük bir onurdu, ancak faydası azdı. Büyük Henry’nin dostu olan bu meşhur adam öldüğünde, oğluna kalan yegane miras bir kılıç ve bu slogandan ibaretti.Bu miras sayesinde Bay de Treville, prensesin evine kabul edilmişti. Genç asilzade kılıcı öyle ustalıkla kullanırdı ve sloganına öyle sadıktı ki, krallığın en iyi kılıç ustalarından biri olan XIII. Louis genellikle şöyle derdi: \"Dostlarımdan kimin dövüşmesi gerekse, şahitliğe önce beni, sonra de Treville’i; yahut aksine, önce onu sonra beni çağırmasını tavsiye ederim.\"XIII. Louis, de Treville’e büyük bir sevgi beslerdi. Doğrudur, bu sevgi bencilce bir hükümdar sevgisiydi; ancak her büyük güç seve seve Treville gibi adamları yanında tutardı. Bu adamlardan birçoğu sloganının ikinci kısmı olan \"güçlü\" sıfatını üstlenebilse de, \"sadık\" lakabını taşımaya çok nadir adamın hakkı vardı. Treville de bu nadir kişilerden biriydi. Bu vakte kadar Treville için sadece bir fırsat doğmamıştı, lakin o fırsatı bekliyordu ve eline geçtiği an kullanmaya kararlıydı. XIII. Louis, Treville’i muşketörlerinin kaptanı tayin etmişti. III. Henry için özel muhafızlar veya XI. Louis için İskoç Muhafızları neyse, XIII. Louis için de ona körü körüne ve fanatikçe sadık olan muşketörler aynı şeydi.Richelieu, XIII. Louis’nin kendisini böyle heybetli muhafızlarla çevrelediğini görünce, Fransa’nın ikinci veya daha doğrusu birinci kralı olan Kardinal de kendisi için muhafızlar toplamaya karar verdi. O da kendi muşketörlerini topladı. Her iki güç sahibi, bu muşketörleri Fransa’nın her köşesinde ve hatta yurt dışında kılıç sallamakta meşhur olan adamlar arasından seçiyordu. Çoğu zaman akşamları satranç oynarken Richelieu ve XIII. Louis, kendi muşketörlerinin üstünlükleri hakkında tartışmaya girerdi. Her biri kendi adamlarının disiplinini ve mertliğini överdi. Görünürde düelloyu ve çatışmayı kınasalar da, gerçekte her ikisi de muhafızlarını kışkırtır, onların zaferlerine sevinir, mağlubiyetlerine ise üzülürlerdi. Kralın de Treville’e olan sarsılmaz sevgisinin asıl sebebi buydu. Treville, efendisinin bu zayıf damarını bulmuştu. Kral öldükten sonra sadakatte sağlam bir adam olarak nam salmıştı.Treville muşketörlerini, Kardinal Richelieu’nün gözü önünde resmi geçit yaptırırdı. Muşketörlerin alaycı tavırları, o \"kutsal pederin\" bıyıklarını öfkeden titretirdi. Treville o zamanki savaşların doğasını çok iyi biliyordu; o zamanlar ya düşman hesabına ya da vatandaş hesabına yaşanırdı. Onun \"şeytan sürüsü\" askerleri sadece kendisine tabidirler. Kralın dağınık, yarı sarhoş, hırpani giyimli muşketörleri —daha doğrusu de Treville’in muşketörleri— meyhaneleri, pazarları, kumarhaneleri gezip bağırarak şarkı söyler, bıyıklarını bura bura kılıçlarını şakırdatırlardı. Kardinalin muhafızlarıyla her karşılaştıklarında büyük bir zevkle onları itip kakar, sonra sokağın ortasında kılıç çekip vuruşurlardı. Bazı zaman onları öldürürlerdi. Ancak bilirlerdi ki, öldüklerinde arkalarından yas tutan ve intikamlarını alan biri olacaktır. Çoğu zaman kendileri öldürürlerdi ve böyle olduğunda hapiste yatmaktan korkmazlardı; çünkü Bay de Treville onları her zaman kurtarırdı.Bu adamlar de Treville’e bir Tanrı gibi taparlardı. Kendileri ne kadar haylaz ve asılmaya layık olsalar da, Treville’in karşısında öğretmenden korkan öğrenciler gibi titrerlerdi. Kaptanın her sözüne itaat eder, onun küçük bir sitemini üzerlerinden atmak için ölmeye razı olurlardı.Bay de Treville bu kuvvetli dayanağı önce kral ve yakınları, sonra ise kendisi ve dostları için kullanırdı. Bununla beraber, o zamandan kalmış sayısız kayıttan anlaşılıyor ki, bu liyakatli asilzade, adamlarının yardımı karşılığında para aldığı konusunda düşmanları tarafından bile suçlanmamıştır. Kendi döneminin en büyük entrikacıları kadar nadir bir entrika yeteneğine sahip olduğu halde, en namuslu adam olarak tanınırdı. Bundan başka, aldığı sayısız yaraya ve çektiği yorucu zahmetlere rağmen, en coşku şıklık meraklısı, en iyi giyinen adam ve zamanının en mahir hatiplerinden biri sayılırdı. Onun kadınlar arasındaki başarılarından, yirmi yıl önce Bassompierre’in başarılarından bahseder gibi konuşurlardı. Bu suretle muşketörler kaptanı; hayranlık, korku ve sevgi uyandırmayı başarmıştı ki bu da dünya nimetlerinin son noktası demekti.XIV. Louis kendi sarayındaki düşük rütbelileri gölgede bırakırdı. Ama onun \"pluribus impar\" güneşi olan babası, yakınlarının her birinin onur ve izzetini gözetir, liyakatlerini korurdu. Paris’te kral ve kardinalin sabah kabul törenlerinden başka, o zaman iki yüze yakın böyle tören vardı ki onlara gitmek bir adet halini almıştı. Bu iki yüz kabul töreni içinde Treville’in bir töreni vardı ki gelenlerin sayısı hepsinden çok olurdu.Onun \"Köhnə Göyərçin hini\" (Vieux-Colombier) sokağındaki evinin avlusu, yazın sabah saat altıdan, kışın ise sekizden başlayarak bir ordugah halini alırdı. Elli-altmış silahlı muşketör daima emir bekler, avluda gezinirdi. Evin geniş merdivenlerinde ricacılar, bir lütuf için gelen Paris halkı, taşradan gelmiş ve muhafızlara katılmak isteyen asilzadeler, ağalarından mektup getiren uşaklar gezinirdi. Salonda seçilmiş kişiler, yani o gün kabul edilenler otururdu. Orada sabahtan gece yarısına kadar fısıltılar duyulurdu. Yan odadaki kabinesinde Bay de Treville gelenleri kabul eder, şikayetleri dinler, emirler verirdi. Tıpkı kralın Louvre balkonundan bakması gibi, o da istediği an pencereden muhafızlarının resmi geçidini izleyebilirdi.d'Artagnan’ın geldiği bugün de kalabalık çoktu. Bu kalabalık, özellikle taşradan Paris’e ilk kez gelen bir gence çok görkemli gelmişti. Gerçi bu genç Gaskonyalıydı ve o zamanlar d'Artagnan’ın hemşerileri pek utangaç sayılmazdı. Ağır darvazadan içeri giren kişi; yüksek sesle konuşan, tartışan ve zar oynayan silahlı bir grubun arasına düşerdi. Bu dalgaların arasından ancak subaylar, soylular ve güzel hanımlar rahatça geçebilirdi.Bizim genç, bu kargaşanın içinden yüreği titreyerek, kılıcını bacaklarına bastırmış ve şapkasını tutarak, utangaçlığını gizlemeye çalışan bir taşralı gülümsemesiyle ilerliyordu. Her grubu geçtikçe nefes alıyordu ama herkesin ona baktığını hissedince, o güne kadar kendisi hakkındaki yüksek fikri yerini komik görünme korkusuna bıraktı.Merdivenlere yaklaştığında durum daha da zorlaştı. İlk basamaklarda dört muşketör bir oyun oynuyordu: Biri kılıçla yukarıda durup diğer üçünün çıkmasına engel oluyordu. On-on iki kişi de sıra bekliyordu. d'Artagnan başta kılıçların kör olduğunu sandı ama yaralananları görünce keskin olduklarını anladı. Yaralananlar ve izleyenler kahkahalarla gülüyordu. Beş dakikada üç kişi yaralandı ama yukarıdaki adam hiç darbe almamıştı. Genç yolcu şaşkınlığını gizleyemiyordu. Kendi memleketinde de insanlar tez canlıydı ama sebepsiz yere vuruşmazlardı.Üst katta ise kadınlardan ve saray dedikodularından konuşuluyordu. d'Artagnan koridorda tüm Avrupa’yı korkutan siyasetin ve bizzat Kardinalin özel hayatının nasıl pervasızca eleştirildiğini duyunca titremeye başladı. Kardinalin kusurlarıyla, sevgilileriyle alay ediliyordu. d'Artagnan korkuyla: \"Bunları Bastille’e atarlar, beni de suç ortağı sayarlar. Babam bunu görse ne derdi?\" diye düşünüyordu. Yine de merakla dinliyor, kaptanı görmek için bekliyordu. Sonunda bir görevli ona yaklaşıp adını sordu ve görüşme isteğini ileteceğini söyledi.d'Artagnan etrafındakileri incelemeye başladı. En dikkat çekici olan Porthos idi. Mağrur bir tavırla altın işlemeli askısını sergiliyordu. Arkadaşları askının bir hanım hediyesi olduğunu söyleyerek onunla dalga geçerken, Porthos kendi parasıyla aldığını iddia ediyordu. Yanındaki zarif ve yakışıklı Aramis ise sessizce gülümsüyor, bir gün rahip olacağını ama şimdilik muşketör olduğunu söylüyordu. Tartışma kraliçe ve saray entrikaları üzerine kızışmışken, uşak kapıyı açtı:— \"Bay de Treville, Bay d'Artagnan'ı bekliyor!\"Bu sesle herkes sustu. Genç Gaskonyalı, bu gürültülü ortamdan kurtulup kaptanın odasına geçtiği için kendini tebrik etti.","alignment":"left"}},"hpRApl89kUu8gC5HvEjn":{"id":"hpRApl89kUu8gC5HvEjn","type":"paragraph","content":{"text":"","alignment":"left"}},"MbLOo6i6lJVe2XqHRARQ":{"id":"MbLOo6i6lJVe2XqHRARQ","type":"paragraph","content":{"text":"","alignment":"left"}}}}

Bölüm sonu

2 yorum