Geçmiş perdelerini aralarken yaşlı kral da kendi geçmişinde boğuşuyordu. Taht salonu sessiz, gürültüsüz ve henüz konseyi toplanması bir haldeydi. Yaşlı adamın ise büyük şatafatlı tahtında otururken aklında olan şeyler kesinlikle yıllık problemler değildi...Geçmiş kanla örülmüş bir tutsak gibi ensesine yapışmıştı ve bu kara leke diyarların imparatoru da olsa asla geçmeyecekti...Ama galiba yaşlı Kralın korkusu, yaptığı hata ve yarattığı korkunç facia değildi...Düzeni bozmuştu... Koruyucu Kral olan erkek kardeşini bizzat o bitirmişti Ama bugün korktuğu şey onun akli meleklerini aşacak cinstendi...
Prensler taht salonuna vardıklarında gergin görünmüş babalarına ve senatoya baktılar. Herkesin içinde belli bir korku vardı ve u korkunun kokusu 100 metre öteden alınırdı. Prensler Solion da bu kadar ağır bir havayla daha önce görmedikleri bir durumdu.
Orion, en solda diz çökmüş bir vaziyetteydi. Genç prens 25indeydi. Hafif taranmış ipeksi kumral saçları, koyu mavi gece renkli kaftanındaki altın yazmalar, gün ışığında parlıyordu.
En sağdaki Moran 23lerindeydi. kızıl saçları ve kırmızı kaftanı yüzünüdeki çilleriyle uyum sağlıyordu. Ortada ise onlardan daha küçük olduğu bariz olan siyah saçlı, mavi gözlü yakışıklı bir oğlan vardı. Henüz 17 yaşındaydı. Üçü de salondaki gergin havayı hissediyordu. Senato, nefeslerini tutmuş krala bakıyordu.
Kral ağır ve yavaş bir şekilde çenesindeki sakalıyla oynuyor, tahtında rahatsızca kurulmuş bir şekilde oturuyordu. Gözleri bir boşluğun içinde kayboluyormuş gibi bakıyordu. Gözleriyle 3 oğlunu da taradı. Ardından sesini düzeltip bakışlarını oğullarına dikerken fısıltılarla alınan nefeslerin arasında tok ve kalın bir sesle fısıldarcasına konuştu.
"Solion diyarının saygın prensleri... Sevgili oğullarım... Elbette hepiniz bu kadar erken bir saatte, henüz şafak çökmemişken toplanmamıza bir anlam veremediniz."
Moran öne atılıp söz istedi. "Savaş mı çıktı majeste? İsterseniz hemen orduyu komuta edip hazırlatabilirim."
En büyükleri Orion sinirle başını iki yana salladı. Erkek kardeşlerinden her zaman daha sakin ve olgun olan oydu.
En küçük olan ortadaki çocuk Norman ise korkuyla inledi. 17 yaşındaydı ama gece hala peluşlarla yattığı gibi bir söylentisi vardı.
Ya da kadınlarla...
Kral elini kaldırdığında herkes sus pus oldu. Kral sert bir şekilde uyarıcı bir ifadeyle oğullarına baktı.
"Yeter! Beni dinleyin!"
Nefes aldı. Şakaklarını hafifçe ovup oğullarına baktı. Sanki hepsini ölçüp tartar biçimdeydi. Ama neden?
"Hayır henüz savaş çıkmadı Moran! Ve sende zırlanıp durma Norman!"
Orion elini kaldırıp söz istedi.
"Konu nedir majeste?"
Kral nefes aldı.
"Bakın çocuklar, bunu söylememin daha kolay bir yolu yok. Bildiğiniz gibi benim bu topraklardaki sürem yavaş yavaş azaldı... Ve ne zaman devrim biter bilmiyorum... Ve lakin topraklarımız, güneşin ve gücün toprakları artık güvenli değil..."
Prensler nefeslerini tutup birbirlerine baktı.
"Nasıl yani baba?" dedi Orion şaşkınca.
Kral nefes aldı.
"Yaklaşık yarım asırlık bir kıyım... Şimdi diyarı sarmış durumda çocuklar... Canavar...Topraklarımızdaki, kış diyarındaki canavar Horris... artık uyandı..."
Moran dayanamayarak araya girdi.
"Ama baba, bu dedikodular yıllardır var..."
Kral ayağa kalktı. Yavaş yavaş oğullarına doğru yürüdü ve eliyle camlardan dışarıyı, şimdi karlar içinde kalmış dışarıyı gösterdi.,
"Görmüyor musunuz? Işık ve güneş bizi yavaş yavaş terk ediyor! Bu bir lanet evlatlarım, korkunç bir vahşetin bedeli... YIllarca kurmak ve korumak için didindiğim krallığım şimdi ayaklar altında..."
"Ama hala güvendeyiz değil mi ma-majeste?"
Bu konuşan Norman dı. Çocuk korkudan kekeliyordu. Bunun için sadece gözlerine bakmak yeterliydi.
Senota'dan bir adam el kaldırdı. Bu adan Rosher dı ve kralın sağ koluydu.
"Majesteleri isterseniz getirsinler."
Kral başıyla onayladı. Ve bir kaç asker belgeleri Senato merdivenlerinden alıp krala verdi.
Kral raporu oğullarının suratına çarptı.
"Bu ne raporu biliyor musunuz?"
Üç prens de babalarına baktı.
Orion şaşkınca babasına döndü.
"Baba?"
Kral Odwin derin bir nefes aldı.
"Bu artık güvende olmadığımızın kanıtı! -Derin bir nefes çekip oturdu.-
Sonuçlara göre şüphelerimde haklıydım. Olan şu ki prenslerim, bu canavar bizim soyumuzu kurutmak ve intikam almak için bir casus tutmuş. Bir ajan... Hem de en içimize kadar girebilecek bir ajan!"
Morven hızla reddercesine elini kaldırdı.
Kral konuşmasına izin vermedi.
"Güvenlik önlemlerinden bahsetme bana çocuk! Bir canavarın casusu, istediği her yere girer... Her bir deliğe sızar... Belki de çoktan seçilen kişi bu diyarda, bu kasabada hatta sarayımın duvarlarında..."
Sonra Senato'ya çıkmasını emretti.
Büyük konsey alanı boşaltırken Kral sessizce bekledi. Herkes krala selam verip çıkarken bir tek sağ kolu Rosher kaldı. Adamın sakalı çenesinde birikmişti ve dik ama yaşlı duruşu bir bilgeyi andırıyordu. Herkesin çıktığından emin olduktan sonra konuşmaya başladı.
"Bu casusun hangi formda ve nasıl bir formda olduğunu bilmiyoruz. Belki bir insan, belki zavallı yönetilen bir ruh, belki de kış diyarından bir formal yaratık..."
Marven sinirle nefes aldı.
"Yani yok edilmesi gereken yaratığın, casusunun da nasıl bir şey olduğunu bilmiyoruz şimdi öyle mi?"
Orion sakince kardeşinin omzuna dokundu.
"Merak etme Marven, muhtemelen etten ve kemikten olmadan burada gezemezdi. Yani görüntü de insan kovalayacağız... En azından..."
Noran ise panikle atıldı.
"Ya ya duvarlardan falan geçebiliyorsa? Ya ruh gibi bir şeyse? Ya bize bir şey yaparsa? Yani şey sizi düşünüyorum baba..." dedi mahçup bir şekilde.
Orion güvenilir bir şekilde. "Merak etme küçük kardeşim, bir şey yapamaz."
Prensler uyarıcı bakışlarıyla tekrar babalarına odaklandılar.
"İşte bu yüzden sizleri çağırttım. Bu yaratık, casusunu her yere salmış olabilir. Ve bunu öğrenmenin tek yolu var."
"Nedir majeste?"
Kral baş danışmanına baktı. İkisi de başlarını salladılar.
"Sizlere uzun zamandır söylemek istediğim bir şey var. Artık az önce senatonun önünde çekinmeden söylediğim gibi, taht artık benden geçti, hayır! İtiraz etmeyin önce bir beni dinleyin... Sizi ne zamandır taht için nasıl seçeceğimi düşünüyordum... Ta ki bu kaos başlayıncaya dek..."
Prenslerin üçü de sessizce babalarını dinliyorlardı... Orion sakalını kaşırken Moran kaşlarını çatmıştı, Norman ise endişeli ama meraklı bir çocuk sıfatına bürünmüştü. Belki de hayatı boyunca en küçük prens olmanın da verdiği etkiyle yapısı bakımından hep uzaktı böyle olaylara... Düşünüldüğünde hala oyuncak peluşlarla uyuyordu.
Ve kadınlarla...
Kral prenslerin sabırlarını zorlamadan konuşmasına devam etti.
"Size tek bir görev vereceğim sevgili çocuklarım. Hanginiz bu görevde başarılı olursa varisim odur."
3 prens de nefeslerini tuttu. Orion izin aldı.
"Fakat bu çetin görev nedir baba?"
Kral hafif sinsi kindar bir gülümsemeyle ve hafif tedirgin edici zıt bakışlarla oğullarına bakarken sesi son derece donuk ve ruhsuzdu.
"Kış diyarına gidip Horris'i ortadan kaldıracakınız. Bunu orada hanginiz başarırsa tahtı o hakkediyor demektir. Üçünüzün de tek görevi bu. Prensleri hazırla..."
dedi en son baş danışmanına dönerek.
Ve başka tek bir kelime etmeden pelerinini sürükleyerek çıktı.
********************
Üç prens şimdi oturmuş düşünüyorlardı. Düşünceleri onlara güzel şeyler hatırlatmıyordu. Moran her an savaşa hazırmış gibi kılıcını belinde tutuyor ve sanki kafasından savaş planlarını geçiriyordu. Norman ise endişeliydi, genç çocuk saraydan dışarı doğru düzgün çıkmamıştı bile ve etrafında nazik şefkatli kadınların ve hatta peluşların olmasına alışmıştı. Orion ise hem kendisini hem de kardeşlerni korumanın yollarını düşünüyordu. Moran yine kendisini koruyabilirdi fakat Norman? Çocuk kılıç bile tutamıyordu. Bu düşüncelerle eline bir pipo alıp tüttürmeye başladı. Moran abisinin yanına oturdu.
"İyi misin?"
"Sen?"
"Bir tane de bana versene!"
Bir diğer pipoyu çıkarıp ona verdi. Moran en sonunda dayanamayıp sordu.
"Ne düşünüyorsun? Tanrı aşkına!"
Orion hafifçe gülümsedi. Yandaki ağaçta korkuyla uyuyan kardeşine baktı. Henüz 17 yaşındaydı... Ve bu çetin şartlara asla hazır değildi...
"Baksana şuna, daha çok küçük... Oyuncak ayıyla oynuyor... Biz bunu nasıl yanımızda götüreceğiz?"
"Babamın onu göndermesi hata..."
"Adil olunmasını istiyor..."
Moran sırıttı.
"Adil? Norman'la mı adil?"
"Yapma, bir şekilde büyüyecekti..."
"Aman aman, sen zaten hep onu koru!"
Gülüştüler.
"Siz beni mi çekiştiriyorsunuz? Yine! Eğlenecek bir şey mi kalmadı?"
Orion gülümsedi.
"Hayır canım gel, olur mu hiç?"
Gülümsediler.
Noran küçük bir oğlan gibi abilerine sarıldı. Sonra kızgın bir bakışla Moran'a baktı. Sonra şefkatle Orion'a...
"Abi sen beni korursun di mi?"
Gülümsedi.
"Elbette, ikinizi de koruyacağım..."
"En büyük kral sensin!"
Gülüştüler. Orion her zaman en olgun ve en ağır başlı olandı...
Noran endişeyle abisine baktı.
"Abi? Ne yapacağız?"
"Ne konuda kardeşim?"
"Biliyorsun, kış diyarının belli bir çekim sihri var. Oraya giden insanlar, ya soğuktan donarak ölüyor, ya da açlıktan kırılıyor... Bazılarıysa birbirlerini öldürecek boyuta erişiyor..."
Noran ekledi. Heyecanla ve de ürkekçe konuşuyordu.
"Evet abi, doğru söylüyorsunuz. Ne yapacağız peki! Tanrım ölücez!"
Orion bir süre düşündükten sonra gözleri parladı.
"Hayır ölmiycez. Hiç birimizin başına kötü bir şey gelmeden halledeceğiz bu işi!"
MOran dalga geçercesine ellerini beline koyarak
Nasıl yapacağız onu sevgili abiciğim?"
"Yemin edeceğiz. ÜÇümüz de..."
MOran ve NORMAN şaşkınlıkla bakakaldı.
"Ne!?"
Orion gülümsedi.
"Yemin edeceğiz. Birbirimize zarar vermeyeceğimize, birbirimizi her daim koruyacağımıza dair... 3 prensin yemini... KAbul ediyor musunuz?"
Bir an üçü de birbirine baktı. Orion elini koydu. Bir an sonra NOrman ve MOran da koydu.
Ve 3 prensin yemini başlamış oldu.
NOt: BUndan sonra hikayeyi Orion dan ya da karakter bakış açısıyla okuyacaksınız.
İyi okumalar dilerim...