İyi okumalar..>
Hayatımın tam olarak hangi saniyesinde her şeyi berbat ettiğimi sorsanız, size nokta atışı bir cevap veremem. Ama her şeyin başladığı o anı sorsanız, hiç düşünmeden Oliver’ın o lanet, paslı bisikletle okulun bahçesine girdiği günü söylerim.
Hani bazı anlar vardır ya, sanki dünya bir anlığına sessize alınır ve siz sadece tek bir şeye odaklanırsınız. Oliver, dağınık kahverengi saçlarını gözünün önünden çekip bana doğru el salladığında tam olarak bunu yaşamıştım. Sorun şuydu ki, o bana değil, hemen arkamda dikilen ve montumu çekiştiren Maya’ya el sallıyordu.
Maya. Benim ilkokuldan beri her şeyimi paylaştığım, canımdan çok sevdiğim en yakın arkadaşım.
Ve Oliver. Yaklaşık dört aydır Maya'nın erkek arkadaşı.
"Hey, Chloe," dedi Oliver, bisikletini kilitleyip yanımıza gelirken. Sesi her zamanki gibi neşeli ve rahattı. "Selam Maya."
"Selam," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. Gülümsemeye çalıştım ama yüzümdeki kasların kasıldığını hissedebiliyordum. Çantamın askısını o kadar sıkı tutuyordum ki parmak boğumlarım beyazlamıştı.
Maya hemen öne atılıp Oliver’ın boynuna sarıldı. "Geç kaldın! Kimya dersinin başlamasına tam beş dakika var ve Bayan Clara bu sefer kesin bizi kapıda bırakacak."
Oliver güldü. O kadar içten gülüyordu ki, içimden bir parçanın eriyip gittiğini hissettim. Ve bu histen nefret ettim. Kendimden, kalbimden, her sabah aynaya baktığımda gördüğüm o suçlu yüzümden nefret ettim. Maya benim kardeşimdi. Ona bunu nasıl yapabiliyordum? Oliver’ı her gördüğümde neden kalbim göğüs kafesimi delmek ister gibi çarpıyordu?
"Sakin ol mızmız," dedi Oliver, Maya’nın burnunu hafifçe sıkarak. Sonra gözleri tekrar bana kaydı. "Sen nasılsın Chloe? Bugün biraz solgun görünüyorsun, iyi misin?"
Bana adımla seslenmesini istemiyordum. Aslında bana hiçbir şey demesini istemiyordum çünkü ne zaman adımı onun sesinden duysam, sanki gizli bir suç işliyormuşum gibi suçluluk duygusu boğazıma yapışıyordu.
"İyiyim ya, sadece dün gece biraz uykusuz kaldım, ödev falan işte..." diye geveledim. Yalan söylemekte gittikçe ustalaşıyordum ve bu beni korkutuyordu.
"Tamam o zaman, hadi sınıfa," dedi Maya ikimizin de koluna girerek.
Biz koridorda yürürken, Maya heyecanla hafta sonu yapacakları planlardan bahsediyordu. Oliver arada bir bana bakıp Maya’nın dediklerine gülüyordu. Bense sadece ayaklarıma bakıyordum. Okul koridorunun o iğrenç gri zeminine. Çünkü yukarı bakarsam, Oliver’ın gözlerindeki o ışığı görürsem, kendimi tutamamaktan ve her şeyi mahvetmekten korkuyordum.
En yakın arkadaşının sevgilisine aşık olmak bir hikaye klişesi değildi. Bu, yavaş yavaş yanan bir ateşin içinde oturup, sırf etrafındakiler üşümesin diye sesini çıkarmamak gibi bir şeydi. Ve ben, o ateşin içinde çoktan küle dönmeye başlamıştım...