İçeriğe geç

TWO WORLDS

Bölüm 3 · 11 dk okuma

TWO WORLDS

Bölüm 3

2.BÖLÜM

5 yıl önce

"sayın seyirciler bu seferki konumuz kısa sürede popüler olan W uygulaması. bu uygulamaya gelen bir itiraf belkide sizi çok şaşırtıcak veya bazılarınıza saçma gelicek. karşınızda bu uygulamanın o şok itirafı..."

"sara şu televizyonu kapat saçma saçma şeyler"

annemi duymazdan gelip dinlemeye devam etmiştim.

itiraf kısaca şuydu; bu uygulamanın ruh eşiniz diye söyledikleri kişiler paralel evrende ki ruh eşiniz bu paralel evrende sizinle aynı olan ama farklı evrende yaşayan kopyanız bulunuyor ve oraya giden insanların reenkarnasyon geçirerek ordaki bedenlerine kavuştuğu söyleniyor.

bir adam reenkarnasyon geçirerek o evrendeki kendi haliyle uyandığında giydiği kıyafetin farklı olduğunu yaşadığı hayatın farklı olduğu ve asla görmediği kişilerin onu tanıdığı ile karşılaşıp bunu ruh eşi uygulamasıyla diğer evrene anlattığı sürülüyor bir nevi bu uygulama iki evreni birbirine bağlayan şey olarak söyleniyor.

evet belkide bu uygulamanın kurucusunun hala bilinmemesi bir gizem ama bu değişik teorileri onaylayacak cinsten değil.

televizyonu kapattığımda gerçek olabileceği ihtimali beni heycanlandırmıştı annemden gizli bilgisayardan reenkarnasyonu araştırdığımda bu ihtimal hoşuma gitmişti ama o zamanlar yaşımın küçük olduğu gerçeğini ve ergenlik zamanlarında fazla fantastik kitaplar okuyup araştırmamıda değiştirmiyordu bunların hepsi kafamda kurduğum saçma şeylerdi fakat aynı durumu ben yaşayıncaya kadar...

"sara! sara!"

adımı tekrar duymamla daldığım düşüncelerden sıyrılıp adımı haykıran kişiye döndüm

evet belki saçmaydı ama şu an ki yaşadığım şeyler de normal değildi

-belkide bu fazlaca reenkarnasyonla alakalı video,film izlemem bolcada kitap okumamla alakalı olabilirdi-

"beni nereden tanıyorsun?"

bazı şeyleri belkide dikkat çekmeden öğrenebilirdim.

"hadi ama barda tanışmıştık hatırlamıyor musun?"

ben hayatım boyunca hiç bara gitmemiştim.

burada neler oluyor bilmiyorum ama dikkat çekmeden belkide her şeyi öğrenebilirdim.

"ahaha sadece...fazla içtiğimden hatırlamadım"

yalanım onu tatmin etmişken beni daha çok endişelendiriyordu

böyle bir şey gerçek olabilirmiydi yoksa bunlar benim kendi hayal gücümmüydü?

"eee bana yardım edicek misin?"

"bir şartım var sorduğum sorulara sorgulamadan cevap vereceksin"

"iyi peki"

kabul etmesi beni memnun etmişti

"numaranı ver"

"numaram sende var ya?"

off kahretsin her şeyi batırıyordum!

"aa evet ama ben onu silmiştim"

telefonunu çıkarıp bana numarasını vereceğini zannederken telefonuma gelen bildirimle ikimizde telefona döndük

*marco'm dan yeni bir mesaj!*

marcom mu?

- rezil olmam mı daha kötüydü yoksa bu kişinin adının marcom olmasımıydı?-

"demek ki silmemişim"

"bu gün tuhafsın"

dediği şeyi duymazdan gelip odadan çıktım ve hastanenin lobisine gittim burada neler oluyor?

şimdi bu kişinin adı marcoydu

yaşadığım evde ben artık yaşamıyorum?

bu benim telefonum değil ama benim telefonum?

bu benim bedenim değil ama her şey aynı?

kafam allak bullak olmuşken bu olanlara inanmak istemiyordum.

saçlarımı elimle ittirirken gözlerimi kapattım. sanırım daha çok bilgi öğrenmek işimi daha çok kolaylaştıracaktı.

marco'nun -adına şimdiden alışmam gerekiyordu- çıkış iznini almak sandığımdan daha kolay olmuştu. tekrardan odaya çıktığımda bir an önce şunu istediği yere götürüp araştırma yapmak istiyordum.

odanın kapısını çalıp girdiğimde ona baktım vücudundaki serumu vesaire çıkarıyordu yüzünü ekşittiği sırada arkasından dönüp oturup yardım ettim bu yardıma inatlık yapıp bana engel olmadı sesini çıkarmadan yatakta oturduğu sırada sırtındaki yaranın pansumanı hiçe sayıp kanadığını görmemle konuştum

"sanırım kanıyorsun"

"ne!"

ani paniğine kendimi gülmekten alıkoyamadım

"senin canın hep mi bu kadar tatlıydı yoksa yeni mi oldu"

dediğim şeye o göz devirirken ben gülümsedim

"vayy gülümsemeyi bilirmiydin sen?"

-sanırım benden önceki suratsızın tekiydi-

sorduğu soruya cevap vermedim alçısına dikkat ederek sırtındaki bezleri çıkarırken bağırmak dışında sesini çıkarmadı pansumana geleceğini söyleyen hemşireyi beklerken sırtında gözümü gezdırdım dövmelerini incelerken konuşmasıyla gözümü dövmelerden aldım.

"sırtıma bakmassan sevinirim"

"ben sırtına falan bakmıyorum"

hemşirenin girmesiyle arkasından yataktan inerek karşısına geldim hemşire pansumanı yaptıktan sonra çıkınca alçısına dikkat edip kıyafetlerini giydirdim. neden yardım ettiğim hakkında bir fikrim yoktu -kendimi suçlu hissetme, vicdanım ve de benden öncekiyle yakın olmaları ihtimali dışında- en sonunda hazır olduğunda bitkin olduğunu yarı kapanan gözlerinden anladığımda götürüp götürmemek arasında kaldım

"gitmekte emin misin?"

halsiz bir şekilde konuşsada onu duyabildim

"evet"

en sonunda taksi çağırdığımda kolundan tutup yürümesine yardımcı olarak taksiye bindirdim bende oturup attığı konumu söyleyip marcoya döndüm.

"motorun masraflarını karşılayacağım"

bana bakıp güldü pek anlam verememiştim sanırım yine bu konu hakkında bilmediğim bir şey vardı risk alıp sordum.

"neden gülüyorsun"

"bazen benim prens olduğumu benden daha kolay unutan insanlara şaşırıyorum"

"ne?"

bu sefer gülen bendim tam anlamıyla kahkaha atıyordum bana anlamaz şekilde bakarken kahkaha arasından konuştum.

"espri anlayışın iyiymiş çakma prens"

daha fazla gülerken bana ciddi bakınca gülmemi kesip cama döndüm.

eğer yanımda oturan kişi bir prensse -ki bu reenkarne olmamdan daha olanaksızdı- ben ne yapıyordum?

ah hayır

prens?

tesadüfün böylesi

sanırım hala bazı krallıklar yaşıyordu

taksi parasını cebimdeki son parayla ödedikten sonra taksiden marcoyu indirip gösterdiği eve doğru onu tutarak yürüdüm o kapıyı çalınca açan kişi marco ve beni görünce sevindi ama bu alçıya bakınca kısa sürdü ve endişeli bir yüz ifadesiyle konuştu.

"marco bu halin ne iyi misin?"

"kardeşin sayesinde" -bir dakika ne?-

kardeşin.

kardeşin.

ben onun kardeşiydim.

şu önümdeki tanımadığım kişi benim abimdi?

ve ben kendi evime konumla gelip farketmemiştim ve marco bunu biliyordu

şaşkın yüzüme dönüp yarım gülümseyen marcoya -tam bir far görmüş tavşan gibi bakıyordum- gerçeklik şaşkınlık her şey birbirine girmişken eve nasıl girmiş tanımadığım kişileri tanıyor gibi sarılıp içeri girmiş ve gelen soruları cevaplamıştım bilmiyordum

en sonunda annem olarak anladığım kişinin odamdan bir şey almaya gönderdiğinde evi inceleme ve de kendime gelme şansı bulmuştum .şimdi.

aklımı kaçıracak gibiydim son 5 saatte -veya daha fazlası artık bilmiyorum zaman algım sıfırlandı- yaşadıklarım neydi?

kendi odam olarak bildiğim yere girdim önceki hayatımdan çok daha farklı olarak burası...lükstü güzeldi hayallerimde ki her şey buradaydı şaşkınlıkla etrafımı incelerken kapı açıldı gelen kişi marcoydu nefes nefese kalmış görünüyordu -bunun nedeni o elindeki çubuklarla yürümeye çalışması olabilirdi-

"ne var?"

"bir şey yok sadece belki özür dilemek istersin diye düşündüm"

"özür dileyecek olsam bunu çoktan yapardım. derdin ne başka bir şey var"

"ahh çok akıllısın küçükkende hep böyleydin"

küçükken mi? bu karşımdaki kişi benimle oyun oynuyordu galiba

biz barda mı tanışmıştık yoksa küçüklükten mi?

"eee ne demek istiyorsun?"

içeri girip kapıyı kapattı endişeyle bir adım attım kimseye güvenemezdim.

"hiiç"

"tamam o zaman gider misin?"

"annen aşağıda seni bekliyor"

"tamam git geliyorum"

"şeyin yerini arıyorsan masanın en üst sağ çekmecesinde"

gözlerim dehşetle açıldı o bunu nerden biliyor?

bu işte gerçekten bir terslik vardı.

benden istedikleri şeyi onlara götürdüm abim tam bir sinir bozucuydu iyi ki önceki hayatımda abim yoktu

önceki hayat derken tam olarak her şey açık değildi sayamayacağım kadar teori vardı.

1-reenkarnasyon

2-paralel evren

3-paralel evren ama önceki hayatının karşı cins olduğu bir evren

reenkarnasyon dışında diğer ikisi bu uygulamayla çelişebilir yani bu dedikleri teorilerin kısmının doğru olması demekti.

beynim allak bulak olmuştu bu düşüncelerin arasında marco odadan çıktı dediği yerden eşyayı alacakken gözüme bir fotoğraf takıldı fotoğrafı elime aldığımda marco ben ve abimin olduğunu anladım bir fotoğrafta marcoyla birbirimize bakıyor diğerinde gülümsüyor diğerinde kameraya bakıyorduk sanırım benden önceki -yoksa benim için bu hayatı sürdüren biri?- marcoyla pek anlaşamıyordu şaşırmamak gerekir bende anlaşamamıştım. onun o çekik gözleri gamzeleri ve kendini beğenmiş tavırları marcoya özel ve ayrı sinir bozucuydu. fotoğrafı bırakıp eşyayı aldım. merdivenlerden inerken konuşma duymamla durmam bir oldu durup dinlemeye başladım

"ne zaman istersen gelebileceğini biliyorsun"

"biliyorum ama babamla işlerimi halletmem gerekiyor ömür boyu burada kalamam"

"yinede burada da odan olduğunu biliyorsun"

"evet biliyorum çok teşşekür ederim"

"istersen iyileşene kadar burada kal"

marconun cevabını beklemeden yanlarına gittim marco bana bakıp konuştu.

"yok ben rahatsızlık vermiyeyim"

marcoya alayla karışık sorarak bilgi öğrenmek işime yarıyordu gitmesi demek ne yapacağımı bilmemem demekti ne kadar istemesemde evde fazladan birinin olması iyiydi.

"ne rahatsızlığı burası seninde evin sayılır"

bunlar ağzımdan çıktığına inanmıyordum ama bunları ben söylemiştim! annem abim şaşkınlıkla bana bakarken marco gamzeleriyle gülüyordu ne yaptığımı bilmeden yapay gülümserken marconun konuşmasıyla havadaki gerginlik geçmişti.

"peki zaten kalsam benim içinde iyi olacak bu havada bu şekilde eve gitmek zor olur"

"bencede zaten sara sana yardımcı olucaktır sonuçta buna oda sebep oldu değil mi sara?"

sinir bozuculukta master yapmış abim göz göre göre beni yakıyordu.

yapay gülümsemeyle başımı olumlu salladım hangi abi bir erkeğe yardım etmek için kardeşini öne atardı ki işte bu kişi benim abimdi.

az çok evden bilgi toplarken en sonunda odalarımıza dağıldık kötü olan şeylerden biri odamızın karşılıklı olmasıydı kahretsin!

odadan çıkarken annem çoktan odasına gitmişti gitmeden önce abime marcoya yardım etmesi için tembihlerken annem gittiği gibi bu görevi bana vermişti marconun bundan haberi yoktu -ki olması onu üzerdi ama bu umrumda olmadığı için bir şey farketmiyordu- abimde odasına kaçarken marconun yanına gidip ona baktım

"abimin çok önemli bir işi varmış ben yardım edeceğim" marco duygusuzca dediklerimi dinledi

"zaten abinden de bu beklenirdi"

tek başına kalkmaya çalışırken bende koluna girdim

"önemli değil çıkmaya çalışırım"

"saçmalama ve o çeneni kapatıp ağırlığını bana ver"

sonunda mağlup olup sesini çıkarmadan benden destek alıp merdivenleri çıkmaya başladı üst kata çıktığımızda kan ter içinde kalmıştım odasına götürüp yatırdıktan sonra çıkacakken konuştu

"üstümü değiştirmemde yardımcı olur musun?"

"bunu benden değil abimden istesen?"

cümle ağzımdan çıktığı gibi pişman olmuştum hayak kırıklığıyla başını indirirken

"tamam iyi geceler"

dedi oflayıp vicdanıma küfür ederken arkasından dolanıp tişörtü çıkarmasında yardım ettim

"senden ne kadar nefret etsemde seni bu şekilde bırakmayacak kadar vicdanlıyım bu yüzden kendini şanslı say"

bu dediğime sırıttığını hissederken çıkarttığım tişörtü kenara koyup dövmeler ve yara bere olan sırtına baktım. çok geçmeden yeni tişörtü kafasından geçirdim bunları yaparken sessiz kalması beni şaşırtmıştı işim bittikten sonra yatmasına yardım edip üstünü örttükten sonra kapıya doğru yürüdüm

"teşşekkürler ve iyi geceler"

"rica ederim ve iyi geceler"

odama girdiğimde dolabımı açtım bir kaç askıyı elime alırken her defasında şok geçirerek geri yerine koydum benden önceki kızın giydiği kıyafet yoktu eğer bunlar kıyafetse şu an benim üstümdekiler ne diye düşünürken en sonunda donuma kadar kısa olanbir şortu giyindim sütyenimin alttan gözüktüğü kıyafetide giyindiğimde aynada kendime baktım inanılmaz. bedenim öncekinden daha olgun saçlarım daha bakımlı ve vücudum daha şekilli ve güzeldi kısacası yüzüm olmak üzere her yerim bakımlıydı. en sonunda yatağa girdiğimde uykuya daldım. sabaha karşı gelen aramayla uykum bölündü telefonun ışığıyla kıstığım gözlerim yanarken arama yerindeki kişiye göz devirdim ve telefonu açtım uykulu sesimle konuştum

"ne var?"

"cık cık ne var denir mi?"

"ne var?"

"peki. aşırı derecede susadım ve aynı zamanda belimdeki yara kanıyor sanırım dikiş patladı"

,

" ne yapabilirim?"

"abini uyandırmaya çalıştım uyanmadı bu şekilde sabaha kadar kan kaybederek ölücem"

"abartma"

kısa bir süre sessizlik olduktan sonra uflayarak doğruldum

"bekle geliyorum"

odamdan çıkarken sessiz adımlarla karşı odaya yürüdüm kapıyı açıp ışığı açtıktan sonra kıyafeti kanlanmış ve sıyrılmış şekilde acı çekerken buldum beni gördüğünde kısa bir an beni süzdü ağzı açık kalmışken görüntümün bu derecede şaşırtıcı mı olduğunu çözmeye çalıştım -tamam fazla açık olabilirdi-

ona doğru yürürken gözlerini benden alıp yaraya çevirdi ciddi anlamda dikiş patlamıştı ve ben ne yapacağımı bilmiyordum alt dudağımı dişlerken konuştum

" ne yapacağız?"

acıyla inlerken konuştu

"bilseydim şu an burada olmazdın" dedi. göz devirdim bunun derdi neydi?

"şu sinir bozuculuğunu şu anda göstermesenmi diyorum"

"yardım et kan kaybından ölücem"

bu sefer daha belirgin ve abartılı şekilde göz devirdim bu cüsseye göre bu kadar kendini sevip korkak olması inanılır gibi değildi

elimi uzatıp kanamayı durdurması için koyduğu bezi elinden aldım acıyla kendini yatağa attığında yatağa oturup belindeki yaraya baktım.

"hastaneye gitmeliyiz"

"olmaz oraya kadar ölsem yürüyemem"

"bende bu yarayı halledemem bu beni aşar" aklıma gelen fikirle aydınlandım

"sen kraliyet ailesindendn değil mi"

"ölmeden önce bana bunu mu hatırlatmak istiyorsun gerçekten"

"saçmalama sadece özel aile hekiminizi buraya çağırabiliriz"

önceki hayatımda mesajlaştığım marcodan bildiğim şeylerden biride kraliyet ailelelerinin özel doktorları olmasıydı

"babama haber gider olmaz"

"uyarırız"

bezi daha çok bastırmamla yine inledi

"tamam telefonumdan ara" hızlıca telefonunu alıp rehperlerden bulup aradım. telefonu kapattıktan sonra marcoya döndüm

"on beş dakikaya geliyor"

tek kalmıştık ve benim kafamda bir soru vardı

"evimize geliceğimizi söyleseydin navigasyona gerek kalmazdı bana neden eve geleceğimizi söylemedin?"

yandan sırıtırken konuştu

"sen sana adresi verdiğimde evin olduğunu anlamadın mı?"

işte şu an bitmiştim. ne yalan söyliyecektim.

bir şey söylemek yerine sustum.

o da acıdan konuşmadı zaten

doktor gelene kadar onu sakinleştirmek bilincini korumakla geçti saçma sorular sorarken ondan faydalanıp bir şeyler öğrenmekte benim için iyi olmuştu. doktor geldiğinde dikiş atıp pansuman yapmanın ardından gitti doktoru yolcularken marcoda acıdan ve uykusuzluktan uyumuştu geri yukarı çıktığımda yanına gidip uyurken biraz izledim

ben ne yapıyordum böyle?

arkamı dönüp gidecekken

marco sayıklamaya başlayınca durdum

"sara..."

yanına gidip elimi başına koydum ve sıcaktan elimi geri çekmem bir oldu yanıyordu!

panikten ne yapacağımı bilmiyordum aklıma gelen ilk şeyi yaptım koca cüsseyi doğrultup soydum sadece boxerı kalana kadar soymanın ardından zorda olsa banyoya götürdüm bu sırada bana direnmedi ve de sesini çıkarmadı bir kaç kez yarım gözünü açsada hep geri kapattı soğuk suyun altına onu soktuğumda gözlerini bağırarak açtı siyah saçlarına soğuk su dökerken titremeye başladı

ne yapacağım

şu zamana kadar soğuk kanlı olsamda şu saatten sonra ne yapacağımı bilmiyordum. onu hastaneden çıkaran beynime sokayım!

bir havluyla onu çıkardıktan sonra yatağına yatırdım ateşini ölçtüğümde az da olsa düştüğü için derin nefes aldım

tekrar banyoya döndüğümde bir kovanın içine su doldurup buz koydum bir bez alıp yanına geri döndüm başına soğuk suya bandırdığım bezi koyduğumda gözlerini yarım açtı

"iyi misin?"

gözlerini geri kapattığında elini alıp bileğinden ateşini ölçtüm azda olsa düşüyordu saçlarını geriye doğru ittirdim derin nefes alıp verdim.

gözlerim yorgunluktan kendi kendine kapanıyordu ama onu bu şekilde bırakamazdım kendimi daha fazla tutamayıp iki kişilik yatağın yan ve boş tarafına uzandım çok geçmedende uykuya daldım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.