Felix'in Changbin'i sevmesi bazen canımı yakıyordu. Ama kaderine razıydım.
Maç bitti ve bizim takım kazandı. Herkes dışarıdaydı. Kutlamalar vardı ama ben onları izlemek istemiyordum. İçimin acımasını istemiyordum.
Bir köşe çekildim ve onları görmemek için gözlerini kapattım ama sesleri duyuyordum. Seslerini duymak görmekten daha iyidir.
Birinin benim yanıma geldiğini duydum. Gözleri açmadım ama onun kim olduğunu tahmin edebildim. Minnie.
Aklımda onun hakkında bazı sorular vardı. Kalıcak yeri var mıydı? Yada buraya gerçekten niçin geldi? Gibi.
Sanırım uyduğumu düşündü o yüzden benimle hiç konuşmadı. Gözümü açtım. Yanıma baktım. Tahminim doğruymuş.
"Jisung." diye seslendi sessizce. "Benimle gel."
Ayağa kalktım. Oda kalktı. Bir yere gittik.
Gizli bir yer değildi okulun kütüphanesiydi. Bir kitap çıkardı raftan. Masaya koydu ve sayfalarını çevirmeye başladı. Sandelyeye oturdum. Sonunda aradığı sayfayı bulmuş gibi bir gülümseme oluştu yüzünde.
"Bu sayfa." dedi kısık sesle. "Neyse hani Bay Aaron tahta çıktığı gün ölümsüzlük büyüsü yapılmıştı ya. O büyüyü bozabilecek bir kız var ya. O kızı sen gittiğinden beri yani 5 senedir araştırıyorum ve tekrar oraya gitmem gerek. Bunun içinde gerçek dünyalı birine ihtiyacım var yani sana sormak istedim. Tanıdığın bir arkadaşın var mı?"
"Var." dedim sevinçle. "Felix yani sarı saçlı çocuk. Bu arada bu sayfa ne alaka?"
"Biri gelirse ders çalıştığımız düşünsün diye"
"Akıllı kızsın." dedim kimsenin duyumayacağı bir ses tonuyla.