İçeriğe geç

Two Faced/one shot

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Two Faced/one shot

Bölüm 1

İğrenç. Gerçekten iğrenç. Sanki o sözlerin. O bedenin sahibi ben değilmişim gibi midemi bulandırıyor. Gri bulutlar, burnumdan asla gitmeyen o mide bulandırıcı kokuyla birlikte kaşındırıyorlar. Herkesin elinde olan o ipler neden bende değil? Sanki attığım her bir adımı dışarıdan izliyor muşum da bu bedenin sahibi ben değilmişim. Ama öyleyim nefret ettiğim ruhun ve bedenin sahibi benim. Onları değiştirmek için elimi uzatamıyorum, değiştirmemi sağlayacak ipleri yakalamak için koşarken diğerlerinin yeni şeyler denemeye başlamış olmasından da nefret ediyorum.

“Çözümsüz şikayetçi” adımlarım yine onun yanına getirmiş beni. Gurursuz. Sana şikâyetçi diyenin yanına giden bir gurursuzsun. Başımı iki yana sallıyorum. Neden her seferinde buraya onun yanına geliyorum diye kendimi sorguya çekmişken o iğrenç işaret parmağıyla yine alnımı itiyor. Hep böyleydi. Ben ondan nefret ederdim ama bedenim gelirdi o utanç verici olan bedenim. Utana sıkıla dert yanardı. Neyinin derdiydi ki ben sadece onu iyileştirmek istiyordum ama iplere uzanamıyordum bu kadar. Derdimiz falan yoktu.

“Havan yine kap kara bakıyorum” elini sanki beni uyandırmaya çalışıyor gibi havada salladı. Uzun süredir konuşmadığım için derince yutkunuyorum öncelikle cevaplamak için.

“Değil” diyorum. O iğrenç ses yine yankılanıyor. Hayır hangi bedenin sesi bu kadar iğrenç olabilir ki. Odağımı kazanmak istermişçesine elini sallıyor havada.

“Bilmiyorum bunu söylemeli miyim fakat- “sözünü kesiyorum.

“Emin değilsen söyleme” diyeceklerini dinlemeden adımlarımı arkama çeviriyorum. Biliyorum ben takmam ama… işte takardı diğer tarafım.

Hava bugün tıpkı kontrolsüz ben gibi. Kapalı havayı bakmadan hissediyorum. Adımlarımın her birinin bir canı katlettiğini görerek ilerliyorum. Bekle bu nem de neyin nesi yağmur mu yağıyor. Hastalanacak harika bir gün daha. Ne saçma konuşuyormuşum içten içe.

Kulaklarıma dolan sesle irkiliyorum. Kim koşuyor be. Hafifçe arkama baktığımda midemden ağzıma bir sesin geldiğini hissediyorum. Ben koşmaktan nefret ederdim ki. Nefret ederdim. Peki midemden gelen bu şey neydi. Korkuydu sanırım. Ben bunları düşünürken bedenim koşmaya başlamıştı ki bile.

Arkadan gelen kahkahalar onundu. Mutluydu. Mutlu olduğu zamanlarda korkmalı mıydım? Ondan korkmalı mıydım? Eh tabi bedenim hemen yorulmuştu. Güçsüz. Yavaşlıyordum, yoruluyordum. Derin aldığım nefesler arasında arkamdan birkaç kelime duydum.

“Kendine arkadaşınla konuştuğun için gurursuz diyorsun ama onu diyenin sen olduğundan emin misin?” ve evet o an anlamıştım o

nem yağmur değildi. Akan göz yaşlarımdı. Ucube. Ağlak bir ucubesin. Bekle ipler, ipler nerde ulaşamazdım evet ama görürdüm ki ben onları. Neredeler.

Beni eleştiren yine benim derdim değil mi? Hayır senin gibi çözümsüz şikayetçi benim bir parçam bile olamaz.

Öyle tek bir cümleyle gideceğimi mi sanıyorsun? Ölümüne buradayım ben, ölümüne.

“Belki de” dedi sesi biraz yüksekti. “Bundan sonrasında yapabildiklerini görmen için daha dikkatli bakman gerekir” ciğerlerime dolan nefesi hissettim. O temiz havanın ciğerlerime doluşunu gerçekten hissettim.

Midemden gelen o şey kahkahaydı. Anlayabiliyordum çünkü şu andan itibaren bende gülüyordum. Parlak mavi hava hala ara ara kararıyordu. Ama zapt edebiliyordum. Ayaklarımın altında toprakta ki hayat bana da işliyordu. Düşündüğümden kolaydı.

Evet kolaydı ama sonuca ulaşmak kolaydı. Sonucun yolu zordu. Zor olmalıydı. Belki de sonuç dediğim başlangıçtı. Bilmiyordum. Bildiğim tek şey aldığım derin nefes bana gerçek hayatı veriyordu.

Tek düşüneceğim şeyin parlak havanın ışığı gözlerimi nasıl kapatmaya zorlamaz da gökyüzünü izleyebilirim olsun istiyordum.

İstersem olurdu. Değil mi ?

Bölüm sonu

3 yorum