İçeriğe geç

Tweet [Taegi Fanfiction]

Bölüm 7 · 8 dk okuma

Tweet [Taegi Fanfiction]

Bölüm 7

BÖLÜM 7

~Park Jimin~

Birisi balyozla başıma vurmuş da saatlerce kemiklerimi bin parçaya ayırmayı denemiş gibi hissettiğim bir baş ağrısıyla aralamıştım gözlerimi, yeni günün ilk ışıklarına. Etrafa şöyle bir göz attığımda genelde koyu tonlarla süslenmiş evin Jungkook'a ait olduğunu hemen anlamıştım. Muhtemelen barda sızmıştık ve böyle bir durum olursa araması için Jungkook'un numarasını vermiş olduğum barmen haber vermişti muhtemelen ona.

İç geçirerek doğruldum. Üzerim çırılçıplaktı, ince saten siyah bir gömlek, birkaç düğmesi da açık bırakılarak omzumun ucundan tutunacak şekilde örtmüştü üzerimi. Yapılı sevgilimin böylesine büyük kıyafetleri olması hoştu elbette fakat şu an buna takılacak durumda değildim. Dün gece ne olmuştu da bu hale gelmiştim? Saçlarımın dipleri az da olsa nemliydi, gözlerim kupkuru kesilmişti, damağımda iğrenç bir tat mevcuttu. Muhtemelen kusmuştum ve tüm bu acıya da Jungkook katlanmak zorunda kalmıştı. Ah benim küçük meleğim, ne büyük zorluklar yaşamıştı kim bilir benim için? Özür dilemek için kahvaltıyı mı hazırlasaydım acaba? Saat kaçtı ki?

Hala dönen başım yüzünden duvara yasladım elimi, ağır adımlarla içeriye gitmeye çalışmıştm ama Jungkook'un sesi kulaklarımı doldurduğu anda olduğum yere mıhlanıverdim.

"Gerçekten mi?.. Kamera kayıtlarınızda yok mu?.." iç geçirdi, elini saçlarına atarak kendini koltuğa attı. "...Siz de öylece gitmesine izin mi verdiniz?.. taksiye binmedi mi? Nasıl gidecek başka? Deli misiniz?.."

Yanına gidip başımı omzuna yasladım ve gözlerimi kapattım. Bedeni kaskatı kesilmişti. Onu rahatlatmak istercesine usul usul masaj yapmaya başladım. Telefonu kapatıp beni kucağına çektiğinde meraklı gözlerle baktım ona. Yüzündeki ciddiyet korkutucu derecedeydi, sanki hemen karşımda Min Yoongi oturuyor gibi hissettirmişti. "İyi misin?" Dedim usulca. Yanaklarını okşadım, dudağının kenarına uzun bir öpücük bıraktım ama tepki vermemeyi seçti.

"Senin için endişeliyim." Dedi usulca. Saçlarımı okşuyor, beni göğsüne bastırırken alnıma öpücükler bırakıyordu. Sanki kötü bir habere beni hazırlamaya çalışıyormuş gibi tane tane konuştuğundan gerilmiştim. Benim için ne gibi bir kötü haberi vardı ki?

"Ne oldu?" Dedim usulca. Bol beyaz tişörtünün üzerinden göğsünü okşadım. Her ne olduysa onu bu kadar geriyor olmasına sinirlenmiştim. Parmaklarım ensesine gitti, kibarca saçlarını okşadım. "Bu kadar gerilme, endişe ediyorum."

"Taehyung hala eve dönmemiş." Dedi usulca, yine kelimeleri tane tane dudaklarından dökerek konuşmuştu. Başımdan aşağı kaynar suların döküldüğünü hissettim. Nasıl eve dönmemişti? Beraber çıkmamış mıydık?

"Nasıl?" Dedim usulca. Başımı kaldırıp gözlerine baktığımda bana hüzün dolu gözlerle bakıyor olması iyice tedirgin etmişti beni. "Beraber değil miydik?"

"Seni almaya geldiğimde o yoktu." Dedi. "Eve gittiğini söylemiştin ama kimse onu görmemiş" parmakları saçlarım arasında gezdi, alnımı örten tutamları geriye iterek dikkatle inceledi yüzümü.

"Belki ararsak ulaşabiliriz." Dedim aniden. "Bence hala uyuyordur. Telefonu çok gürültülü çalar. Ne kadar derin uyursa uyusun açacaktır."

"Evde olduğuna emin gibisin." İç geçirdi, şakaklarını ovdu. "Kocaman adam, nereye gider?" Elini bu sefer de kendi saçlarına attı ve bemi kırmayıp Taehyung'un numarasını çevirerek hoparlöre aldı. "Sana bir şey söyledi mi? Herhangi bir şey olur, biliyorsun."

"Hayır. Dün keyfi baya yerindeydi. Biliyorsun ya." Endişeyle baktım telefona. Aç hadi Taehyung. Aç da iyi olduğunu söyle...

Çağrı kendi kendine meşgule düştüğünde ikimiz de birbirimize baktık. Gerçekten de nereye kaybolmuş olabilirdi? Sanki durum değişecekmiş gibi etrafta koştur koştur telefonumu aradım ve Taehyung'un numarasını çevirdim. Ellerim titriyordu, onu bir daha görememe ihtimali ciğerlerimi söküp atıyor, kalbime baskı yapıyordu.

Aüçmalıydı, açmak zorundaydı. Aklıma her türlü ihtimal geliyordu şu an. Nereye kaybolurdu bir anda? İntihar mı etmişti yoksa? Kafası hiç yerinde değildi, gerçi benim de değildi. Belki onunla beraber Han Nehrine atlamaya çalışmış bile olabilirdim. Belki polisler bizi yolumuzdan çevirmişlerdi, olamaz mıydı? Öyleyse bile hala yaşıyor ve yanımda olması gerekirdi. Nasıl Jungkook geldiğinde yanımda olmazdı? Tek başıma ne halt etmiştim orada?

İçimi saran korkuyla volta attım evin içinde. Ya birisi kaçırdıysa onu?

"Polisten de bir şey çıkmadı. Sabah ilk iş onlarla konuştum ama kimsenin bir şey görmediğini, daha önce hiç ipucunun olmadığı bir kaçırılma vakası görmediklerini söylediler." Gözlerini ovalamış, iç geçirmişti. Uykusuz görünüyordu ama o güçlü vücudu onu daha dinç gösteriyordu.

"Daha 24 saat dolmadığı için kayıp ihbarında bulunamıyoruz sanıyordum." Dedim gerginlikle. Aslında verebilmiş olması daha iyiydi. İşler biraz daha hızlanabilirdi, değil mi?

"Gerçekten o geceye dair hiçbir şey hatırlamıyor musun?" Yalvarırcasına bir ses tonu kullanarak sorduğu sorusunun ardından elini ellerim arasına almış, nazikçe okşamıştı. Beni yatıştırmaya çalışır gibi bir hali vardı. Oysa ben yeni uyanmıştım ve anlattıkları gerçek anlamda idrak ettiğimden bile emin değildim.

"Benden mi şüphe ediyorsun gerçekten?"

"Ne? Hayır elbette! Sadece..." ellerini geri çekti, mahcup mahcup parmaklarıyla oynadı. "Birkaç gündür Twitter adeta yıkılıyor."

Bir anda zihnimin köşesinde çakan ışıkla donakaldım, dudaklarım önce şaşkınlıklarını belirtmek üzere aralanmışlardı. "Yoongi..." diye fısıldadım. Jungkook kaşlarını hafifçe çatarak bakışlarını bana çevirdiğinde ben, zihnimde karman çorman hale gelmiş kelimeleri toparlamakla meşguldüm. "Taehyung ona yemekte olanlardan dolayı hala sinirli olduğunu ve intikam alacağını söylemişti! Tanrım! Ona yapmamasını söylemiştim. Bir şey yapmamıştır, değil mi? Belki basındakiler kaçırmıştır. Röportaj falan yapmak istiyorlardır.."

"Tanrım... ben onu gündemi çarpıtmak için yapıyorlar sanmıştım... hyungun ciddiye aldığını sanmıyorum." Telefonu elinde çeviriyor, gerginlikle bacağını sallıyordu. Boştaki elini düşünceli düşünceli çenesine götürüyor, dudaklarıyla oynuyordu. "Yine de için rahat olsun. Onu aradım. Ben söyleyene kadar haberinin bile olmadığını söyledi."

"Yoongi mi söyledi? Onunla konuşamıyorsun sanıyordum. Çok meşgul falan ya." Göz devirdim. O adamı düşünmek bile yüreğimi donduruyordu. Jungkook'un onunla büyümek zorunda kalmış olmasına çok üzülüyordum doğrusu.

"Jin'le konuştum." Omuz silkerek rahatlıkla söylediği bu bilginin ardından sanki Jin çocukluk arkadaşımmış gibi mi tepki vermem gerektiğini düşündüm bir süre. O da zihnimi okumuş gibi "Yoongi'yle konuşmak gibi ama Jin daha kibar." Diyiverdi.

Yanına oturdum, yalvaran gözlerle bakarken telefonu çeviren elini tuttum iki elimle. "Jungkook..." dedim usulca. Onu da ürkütmekten ölesiye korkuyordum. "Bir kez olsun arayamaz mısın? Gerçekten Yoongi'yle konuşsan olmaz mı?"

"Delirdin mi? Eğer kendisi suçlu değilse -ki değildir, Jin yalan söylemez- kemiklerimi yerlerinden söküp götüme sokar!" Elbette hemen kabul etmesini beklemiyordum zira abisi belliydi: korkunç derecede soğuk ve tanrıdan bile korkusu olmayan birisi. Onu yapmadığı bir şeyle suçlamak akıl kârı değildi. İç geçirerek arkama yaslandım. Yine de olabilecek tek şüphelinin de o olduğu gerçeğini gözardı edemezdim.

Jungkook'un telefonunu aldım ve Twitter'a girdim. O da merakla ekrana bakarken başını omzuma yaslamış, boynuma minik öpücükler bırakmaya başlamıştı. TT'de #minyoongi vardı ve bu bile tek başına içimi ürpertmeye yetiyordu. Atılmış tweetlere bakmak için açtığımda gördüklerim pek de iç açıcı sayılmazdı.

"Tanrım.." diye mırıldandım. "Herkes Yoongi'nin nasıl birisi olduğunu biliyor mu yani?" Parmaklarım gerginlikle çeneme gitti, tweetleri olabildiğince hızlı geçmeye çalışıyordum. Bana yararı olan bir şeyler yoksa okumaya da değmezdi ve zaten genel anlamda herkes aynı şeyi söylüyordu ana fikirde: bu adam canına susamış!

"Eh.. derin devlet neticede. Herkes tanıyacak elbette." Başını geriye attı. "Min'ler soylu bir ailedir. Geçmişten beri korudukları bir yapı var. Taehyung bunu bozmasına rağmen hala abimin yanında değilse bunun tek sebebi sensindir. Yemekte ne dediğini duymadın mı?"

"Duymamak için o sırada seninle, ıstakozların yaşam süresini tartışıyordum muhtemelen." Göz devirdim. O kadar gerici bir atmosferi vardı ki gerçekten de tek amacım onunla ilgili her şeyden uzaklaşmaktı.

Jungkook gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdığında dudağının kenarındaki piercing de hareketlenmişti. İlk yaptırdığı gün, ne kadar yakındığı canlandı bir anda zihnimde. Etrafı kızardı diye öleceğine emin gibiydi. "Neye gülüyorsun sen?" Dedi bir anda, o diyene kadar sırıttığımın farkında bile değildim.

"Kusura bakma.. yemekte abin bir şey dedi diyordun sanki.." ben tweetler arasında gezip bir ipucu ararken o da anlatmaya başladı.

Jungkook iç geçirdi, onu bu şekilde geçiştirmem hoşuna gitmiyordu besbelli ama şu an üzerine tartışmamız gereken daha önemli konular vardı. "Sen ıstakozların yaşam süresini hesaplarken abim de Taehyung yüzünden senin ne türden şeyler yapabileceğini hesaplıyordu."

Kaşlarım çatıldı. "Ne?" Aklımdaki tonla soru içinden dudaklarımdan dökülebilen tek soru bu olmuştu.

"Sana söyledim. Min'ler aile yapısına önem verir. Yoongi de senin, ben ne yaparsam senden ayrılabileceğini uzun uzun düşünmüş olmalı. Taehyung'a, 'Senden etkilenerek kardeşime duygusal açıdan zarar verecek en ufak bir hamlesine karşı önlem almalıyım, değil mi?' Demişti. Başka neden böyle bir şey desin ki?"

"Abini aklamaya çalıştığının farkındayım, Jungkook ama herkes onun çoktan Taehyung'un alnının çatına bir el ateş ettiğini ve nehre attığını söylüyor." Telefonu ona çevirdiğimde iç geçirdi. Elini üzerinde koyup indirerek ciddiyetle baktı gözlerime. Sadece davalarda takındığı bu poker yüzünden nefret ediyordum.

"Abim, değil mi? Onun üvey de olsa kardeşi olan, yıllarını onunla geçirmiş, hala da iletişimi olan bana mı güveneceksin, yoksa sadece Bir tweetten yola çıkarak ve tir tir titreyerek yorum atmış yabancının tekine mi?" Ses tonuna sakin diyebilirdim ama gözleri delirmiş gibi bakıyordu.

"Elbette sana güveneceğim, sevgilim ama sence de hiçbir şey yapmaması imkansız değil mi? O yaptırmadıysa bile birine yaptırmış olabilir."

Telefonunu elimden alıp abisinin numarasını çevirdi ve hoparlöre alıp aramızdaki boşluğa bıraktı. Gözleri hala üzerimdeydi, suçlarcasına ya da kınarcasına bakmak yerine kırgın ve kızgın bakıyordu. Yine de bunların hiçbiri ses tonuna ve hareketlerine yansımamıştı. O gerçekten Min'lerle büyüdüğünü kanıtlayabilecek davranışlara sahipti.

Telefon açılmadığında ve kendi kendine meşgule düştüğünde bunun, 82. Araması olduğunu fark ettim. "Ben demeden önce de aradın yani onu? Sen de şüpheleniyorsun."

"Şüpheleniyorum çünkü bu basit bir iftira değil. Çocukça bir laf dalaşı gibi görünse de abimin iş ilişkilerine zarar vermiş olabileceğini düşündüm." Bir numara daha çevirdiğinde yanına sokuldum. Artık aramıza bir şey koysun ve yine bana o gözlerle baksın istemiyordum.

Telefon ikinci çaldırılışta açıldığında nefes nefese bir adam cevap vermişti. "Jungkook, yemin ederim sana saygım sonsuz ama aradığın saatler neden hep ben çatışmanın tam ortasındayken oluyor?"

Jungkook bir an için şaşırmış göründü. "K-kusura bakma." Diyiverdi hızlıca. "Sonra arayayım mı?"

"Canıma susamadım." Jungkook'la bakıştık. Kendi adamlarına bunu yapan Taehyung'a neler yapmazdı. "Söyle."

"Haberi olmazdı aslında. Ne kadar ararsam arayayım telefonlarımı açmıyor."

"O gerçekten çok meşgul." Dediğinde bir çığlık sesi doldurdu odayı. "Seni aramasını söylerim ama garanti edemem."

"Taehyung hakkında hala bilgi yok mu?"

"Onu kaçırdık, diyene kadar aynı soruyu sormak için aramaya devam mı edeceksin?"

"Hayır..." başını geriye attı bıkkınlıkla. "Ne var, hyung, merak edemez miyim?"

"Onu ben, Hoseok ya da Yoongi kaçırmadı. Bu bilgiyle rahatça uyu. Sarhoş dememiş miydin? Bir yerde sızmıştır. Polis size getirir illaki. Sabırlı ol."

"Ama hyung, 3 koca gün oldu. Sence de polisler getirmek için biraz geç kalmadılar mı?"

"3 mü?" şaşkınlıktan dilimi tutamadığımda hemen elimle ağzımı kapattım ve şaşkınlıkla Jungkook'a baktım. O da yutkunmuş ve telefona dönmüştü ama bir süre aramızda gerici bir sessizlik oldu.

"Her neyse..." dedi telefonun ardındaki güçlü ses. Sonunda nefesleri düzene binmişti. "Bence beklemeye devam edin. Yoongi'ye de seni aramasını söylerim. Merak edilecek bir şey olsaydı kulağımıza gelirdi. O iyidir. Korkak olma." Telefonu kapattığında Jungkook iç geçirdi.

"Bize başka şans tanımıyorlar, sevgilim."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.