İçeriğe geç

Tuvaldeki çizgiler

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Tuvaldeki çizgiler

Bölüm 2

Kafamın içindeki gürültü

​Dünkü atölye baskınından beri o minik ressam kız kafamın içinde dönüp duruyordu. Normalde birisi benim sözümün üstüne söz söylediğinde dünyayı ona dar ederdim ama onda garip bir şey vardı. O kadar ufaktı, o kadar sessizdi ki... Ama gözlerimin içine bakarken sanki arkasında koca bir ordu varmış gibi dik durmuştu. Bu inatçılığı sinirimi bozuyordu ama yalan yok, acayip de eğlendiriyordu.

​"Aras! Aşkım, dün o kıza iyi haddini bildirdin ama hâlâ eşyalarını toplamamış, biliyor musun?"

​Melis yine yanımda bitmiş, o tiz sesiyle kafamı ütülüyordu. Okul bahçesindeki bankta oturmuş, akşama yapacağımız ağır idmanın taktiğini inceliyordum ama aklım o darmadağınık atölyedeydi. Melis’e dönüp alaycı bir şekilde sırıttım.

​"Melisçim, Roma bir günde kurulmadı. Git bak bakalım, belki de toplanmıştır bile. Hem belli mi olur, belki de benden yardım istemek için bekliyordur. Ne dersin?"

​Melis daha ne olduğunu anlamadan göz kırpıp yanından ayrıldım. Bizim takımın çocuklarını arkama takıp yeni gelen malzemelerle atölyenin önüne geldiğimde, çocukların ellerinde krampon kutuları ve kolilerle kapıda dikildiğini gördüm.

​"Ne bekliyorsunuz oğlum, kapıyı mı çalalım bir de?" diyerek öne atıldım ve kapıyı dünkü gibi sertçe açtım.

​Karin yine oradaydı. Yerdeki boya kutularını bir kenara dizmeye çalışıyordu. İçeri girdiğimizde o kadar ürktü ki, elindeki küçük fırça kutusunu yere düşürdü ve içindekiler etrafa saçıldı. Boyu zaten minicikti, eğilip onları toplamaya çalışırken daha da küçük görünüyordu.

​"Beyler, malzemeleri şu köşeye yığın," dedim, Karin’in hemen yanındaki boş alanı işaret ederek. "Bizim dahi ressamımızın şaheserlerine dikkat edin, boyası üstünüze bulaşırsa kulübün bütçesi temizlik masrafını karşılamaz."

​Takımdaki çocuklar gülüşürken Karin hızla ayağa kalktı. Yüzü bembeyaz olmuştu. Gözlerindeki o sessiz, çözemediğim karanlık ifade yine oradaydı. Ama bu sefer garip bir şey fark ettim. Aceleyle fırçaları toplarken hırkasının kolu hafifçe yukarı sıyrılmıştı ve bileğinde, morarmaya yüz tutmuş bariz parmak izleri vardı.

​İçimdeki o dalgacı adam bir anlığına duraksadı. O izler, narin bir kızın tuval taşırken yapacağı türden bir morluk değildi. Birisi onun bileğini sertçe sıkmış, canını yakmıştı.

​Karin, ona baktığımı fark ettiği an hızla hırkasının kolu aşağı indirdi ve o kocaman gözlerini bana dikti. Sesi yine o kadar kısık ama bir o kadar da sarsılmazdı: "Sana burayı depo yapamayacağını söylemiştim, Aras. İzin belgen rektörlükten çıkmış olabilir ama bu odanın kullanım hakkı dönem sonuna kadar bende."

​Melis arkamdan öne fırlayıp çırladı: "Haddini bil be! Aras buranın başkanı, ne derse o olur!"

​Melis’i elimle arkaya doğru ittim. Bakışlarımı Karin’in o gizlemeye çalıştığı bileğinden ayırıp gözlerine sabitledim. İçimdeki zorba, o morluğu görmemiş gibi davranmak istedi ama o iz aklıma takılmıştı bir kere.

​"Bak sen," dedim, adımlarımı ona doğru atıp aramızdaki mesafeyi kapatarak. Tepesinden ona bakarken sesime o tanıdık, alaycı tonu geri yerleştirdim. "Ressam kızımız hukuki haklarını savunuyor. Ama unuttuğun bir şey var, Picasso. Bu okulda kuralları rektör yazar, sahada ise ben uygularım. Malzemeler burada kalıyor. Sen de o minik fırçalarınla istersen bizim topları boyarsın, antrenmanda havalı durur."

​Karin hiçbir şey söylemedi. Sadece dudaklarını birbirine bastırdı. O narin duruşunun arkasında, sanki her an yıkılabilecek ama inadına ayakta duran bir duvar vardı.

​"Beyler, işiniz bittiyse sahaya geçin," dedim takıma dönerek. Arkamı dönüp atölyeden çıkarken, kafamın içinde Melis’in dırdırı değil, Karin’in o gizlemeye çalıştığı morluklar dönüp duruyordu. Oraya onu delirtmek için gitmiştim ama şimdi kafam dünkünden daha da karışıktı.

Bölüm sonu

2 yorum