Sessizliğin bu kadar sesi olabilir miydi? Gözlerine bakarken içindeki şaşkınlık ilk defa gördüğüm bir şeydi. Daha önce gözleri her an avını yakalamaya hazır bir kurt gibiydi. Arkadan gelen seslerle banyonun kapısını kapatıp çıktı. Aklıma yeni başıma gelmiş gibi üstüme verdiği kıyafetleri geçirdim. İçerdeki gürültü bittiğinde lavabodaki cam sabunluğu alarak kapının arkasına iliştim. Kapı açıldığında kafasına geçirmek için savurduğumda kıl payı kendini kurtarmıştı. İnanmayan bir ifadeyle yüzüme bakarken.
"Derdin ne senin" diye adeta bağırdı.
"Ben başkası sandım"
"Çıkıyoruz burdan" elimi sıkıca tuttup kapıya yönlendirirken aklıma aniden içeride bıraktığım çantam geldi.
"Çantamı almam lazım" yerimde durmuş etrafa bakarken derin derin nefes alıyordu.
"Çabuk ol"
"Tamam buldum" yanına yaklaştığımda anlındaki ter damları gözüme çarptı. Acı çektiği aldığı sıkıntılı nefeslerden belli oluyordu. Ama o kadar sert ve yıkılmaz duruyordu ki görünen yaraları dışında nerden yara aldığını tahmin etmek neredeyse imkansızdı.
"Gidelim" elini tekrar tuttuğumda sadece kapıya doğru yürüdü. Bir iki adım gerisinde beni arkasına saklayarak indik merdivenlerden. Kapının önündeki arabaya bindiğimizde telefonu eline alıp bir yerleri aradı.
"Buldalar bizi"
...
"Onlar değildi" derken kafasını bana çevirdi. "Başka bir şeyin peşindeler"
Kafasını tekrar yola çevirdiğinde anladım beni bulmuşlardı. Bu kadar erken olacağını düşünmemiştim en azından babamla tanışırım diye düşünmüştüm. Artık baba demek o kadar zor gelmiyordu. Ölecektim bu sefer beni bulduklarında acımayacaklardı.
"Öldürecekler beni" diye fısıldadım. Hiç dillendirmediğim bu gerçek artık tam karşımdaydı. Babama anneme ihtiyacım vardı. Ama kimsem yoktu.
"Ben istemezsem kimse dokunamaz sana" fısıltımı duymuştu. Ama o beni koruyamazdı ki beni kimse koruyamazdı. Gözlerimdeki yaşlar sanki bu anı bekliyormuş gibi hızlıca akmaya başladı. Bacaklarımı çekip başımı gömüp hıçkıra hıçkıra ağladım. Arabayı sağa çekip bekledi. Ağlamamın bitmesini. Ellerini saçlarımda hissettiğimde kafamı kaldırıp baktım yüzüne.
"Sakinleş artık kimse zarar veremez sana"
"Onlar beni bulduğunda hiç kimse bir şey yapamayacak"
Tehlikeli bir gülümseme peydah oldu yüzünde.
"İkidir kim alıyor seni onların elinden bir düşün bakalım" tekrar arabayı çalıştırıp yola deveam etti. Haklıydı 2 seferde de bir yolunu bulmuş kaçmıştık ellerinden. Kalbim bir nebze rahatlamıştı, haklıydı beni kurtarmanın bir yolunu buluyordu eğer o olmasaydı beni bir şekilde yakalarlardı. Yol boyunca yüzüne baktım sessizce onu izledim. Gerçekten bir kurda benziyordu. Yüzü kaşından dolayı kanlar içinde kalmıştı ve hala terliyordu. Ormanlık bir alanın içinde durdu. Belindeki silahı tekrar kontrol etti ve arabadan dışarı indi bende onunla birlikte çıktım. Arabanın bagajından bir şeyler alıp yürümeye devam etti.
Sessizce arkasından yürüdüm bir süre.
"Yanımda yürü" adımlarımı hızlandırıp yanına yetiştiğimde yüzüme bakmadan devam etti. Ormanın içinde yürürken bir anda sendeliyip yere çöktü.
Korkuyla kolundan tuttum ama onu ayakta tutacak kadar gücüm yoktu.
"İiiyi misin" gözlerini yumup bekledi bir kaç saniye.
"Şimdi değil eve varmadan olmaz" benimle değilde kendiyle konuşuyor gibiydi. Koluna girip destek vermek istedim.
"Gerekmez" dedi sadece sanki daha demin yere çökrn o değilmiş gibi sağlam adımlarla yürüyordu. Yaklaşık 20 dk kadar hiç sesini çıkarmadı gözlerini bile kırpmadına yemin edebilirdim. Ara ara kontrol ediyordum tekrar sendelerse tutacaktım ya da bu sefer koluna girecektim. Kulübeden çatma bir yere geldiğimizde durdu. Kapının çaprazında duran otların içine elini daldırmak için eğildiğinde tıslayarak karnın sol tarafını tutu. Hep sağında durduğum için fark etmemiştim siyah gömleğinin o kısmı ıslaktı.
"Sssenn yaralanmışsın" soluna geçip yarasına bakmak istedim ama o anahtarı alıp kalkmaya çalıştı.
"Dur bakayım bir"
"İçerde" diyip kestirip attı. Aksak adımlarla içeri girdiğimiz an yere yığıldı. Korkuyla üstüne eğildim.
"Yol boyu nasıl sesini çıkarmazsın" gömleğini açrığım anda kocaman bıçak yarası daha fazla kanayabilirmiş gibi kanamaya devam ediyordu. Gözümden yaşlar süzülürken etrafa bakındım. Sadece ay ışığı içeriyi aydınlatıyordu.
"Telefonun nerde"
"Bize kimse yardım edemez küçük" buruk bir gülümseme belirdi yüzünde.
"Işığı lazım"
Gözlerini yavaşça açıp kapattı. Cebinden telefonu çıkardı ama elini kaldırmadan tekrar düştü.
"Çok vaktimiz yok"
Banyo olduğunu düşündüğüm ilk odaya girdim. İlk seferde tutturmuştum havluyu elime alıp odaya döndüm. Sessizce için için ağlıyordum. Gözlerini dikti bana.
"Ben ölünce patron yazan kişiyi ara"
"Hayır ömeyeceksin"
Sesi fısıltıdan ibaretti.
"O seni ömer abiye götürür"
"Daha fazla yorma kendini"
"Çok kan kaybettim hiç bir şeyin faydası yok"
Içimi çekerek ağlamaya başladım. Gözlerini zorla açık tuttuğu belliydi. O an anladım o gerçekten ölecekti.
"Eğer yaşasaydım, seni korurdum küçük" gözleri kapandı ve bir daha açılmadı ne kadar süredir yarasına baskı yapıp ağlıyordum bilyorum. Nefes alışları neredeyse yok denecek kadar yavaşlamıştı. Bir şeyler yapmalıydım. Ellerim onun kanlarına bulanmışken mantıklı düşünemiyordum.
Sonra aklıma gelen düşünceyle durdum zaten ölecekti denemekten bir şey kaybetmezdim elimdeki havluyu bırap telefonla odaları gezmeye başladım zaten 2 kapı vardı biri banyoydu diğeride mutfak içerisin karıştırırken aradığım şeyi bulup koşarak yanına çöktüm. Yarasını açıp baktım eskisi kadar kanamıyordu.
Mutfaktan aldığım bıçakla elimi kesip yarasına bastırdım ben iyleşebiliyorsam belki o da iyleşebilirdi. Saatlerce bekledim başında bir kaç defa daha elimi kesmek zorunda kaldım o arada yaram hemen iyleşiyordu. Geldiğimizde aydınlık olan hava kararmış tekrar aydınlanmaya başlamıştı. Gözlerim yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Onu kurtarıcam derken bende çok kan kaybetmiştim usulca yanına uzandım daha fazla ayakta kalacak gücüm yoktu. Gözlerim kapanmadan önce kulağına "sen beni korumazsan kimse koruyamaz" diye fısıldadım. Gözlerim karanlığa dalarken aklımda bir tek kurt vardı.