(Bölüm 21 Ekim 2016/ 14.35'te yayımlanmıştır.)
Bölüm Şarkısı:
Drake-Hold on, we're going home
-Bu hafta tekrar bölüm atacağım çünkü gerçekten paylaşmakta sıkıntı yaşadım son 2 bölümdür. Keyifli okumalar canlar😘😘❤️❤️
ACAR DEVRAN'dan
Aradan yarım saat geçmiş hala kameralardan araç tespiti yapmaya çalışıyor, bilgileri arıyordum. Mavi kamyoneti almamışlardı. Büyük ihtimalle yeni bir araba almışlardı ama bulunduğumuz ormanlık alanda da kamera bulunmadığından hangi arabayla gittiğini bulamamıştık.
Kameraya daha dikkatli bakmaya çalışırken Deniz'in çığlığıyla ona döndüm.
-Acar! Acar şu arabaya baksana! " durdurduğumda söylediği kasalı arabaya baktım ama ilgimi çeken hiçbir şey yoktu.
-Neden bahsediyorsun Deniz? Anlamıyorum."
-Arabanın arkasındaki kasaya bak... Acar Elvin'in ev anahtarı bu! Bak civcivli olan! İşaret bırakmış olabilir." Demesiyle içime bir umut kıvılcımı düşmüştü. Olabilir miydi? Olurdu. Elvin akıllıydı.
-Çok dalga geçmiştim o zaman. Neden o anahtarı aldığını bilmiyorum, ama şimdi iyi ki almış diyorum." Dedi Deniz. Boğazım düğümlenmişti dediğiyle.
-Ağabey buradaki butiğin kendi kapısındaki kamerasına da bakalım, belki araba camından kesinleştiririz de durumu. " kafasını aşağı yukarı sallayan ağabeyim gittikten 7-8 dakika sonra geldi.
-Dediğin zamandaki görüntüleri gönderdiler aslanım." Görüntüleri dondurup, yakından izleyince hayatımda hiç bu kadar sevindiğimi hatırlamıyordum.
Arabada Elvin ve Alinin suratı seçiliyordu. Ali önde gözleri ve ağzı bantlı otururken, Elvin'in de arkada gözleri ve ağzı bantlıydı. Bulmuştum.
Takip ederek gittikleri sapağı da bulmuştuk. Ondan sonrası dağılarak da olsa bulmak, kolaydı.
-Ağabey, sen Recep'i aradın mı?" Deniz hala yanımda olduğundan dilimi değiştirdim. "Оружие готово?" (Silahlar Hazır mı?)
-Готов." (Hazır.)
-Güzel. Gidelim o zaman. Onlar da bizimle atacağımız konumda buluşsunlar." Harekete geçtik ve binadan çıkıp Jeep'e bindik. Denizle Asu olası bir çatışmaya girmeyecekti. Arabada duracaklardı.
Arabayla yaklaşık 25 dakika yol kat etmiştik. Hala hareket halindeydik ve gruplara ayrılmıştık. Çok yüksek bir ihtimalle bizim gittiğimiz yol, Elvin'e çıkacaktı. Çünkü diğerlerinden olumlu bir çağrı gelmemişti.
Sorun şuydu ki Elvin'in bulunduğu depo yoktu.
Elvin'in bulunma ihtimalinin olduğu depolar vardı.
Adamları bulunduğumuz bölgeye çağırıp telefonu kapatınca, telefonum çaldı. Gizli numara.
Hemen açtım. Kameranın görüş alanına Elvin'in, Ali'nin tavana bağlı bedenleri girdi. Elvin'im... Yüzü kanlar içindeydi. Saçları yüzüne yapışmış, sağ gözü vurulmaktan olsa gerek şişmişti. Üstleri hala üstündeydi.
Acaba ondan onu almışlar mıydı?
-İncelemen bittiyse sevgili Devran, konuşmama başlamak istiyorum. Ben düşündüm de zaten orospu olan birinin kadınlığını almak...Çok da bir şeyini etkilemez. Sonuçta beraberlik için tek yol kız olmak değil anlamışsındır sanırım?" Arkadan yapmayı kast ediyordu. Bu durumda bile yüzünde güller açıyordu ve deli olduğu kesinleşmişti.
-Ama senin canını onun kadınlığının gitmesi değil, ölümünün yakacağını anlamış bulunuyorum. Yakınındakilerin kıymetini daha iyi anlamalıydın."
-Kimlerin kıymeti, sen neden bahsediyorsun? Orospu çocuğu..." bir yandan konuşurken bir yandan Elvinle Ali'nin yanında yürüyordu.
-En başında aldığım görev nedeniyle Elvin'e yaklaştım. Ama sonradan onun değerini anladım. O o kadar güzel ki..."
-Nasıl? Ne görevi? Açık konuş!"
-Konumuz o değil...Şimdi, Elvin sana son söylemek istediklerini söylüyor, sen de hiçbir iz bulamadığın yolumuzu bulmaya çalışmayı bırakıyorsun." Hiçbir iz bulamamak mı? Öyle sanmaya devam etsindi.
Düşüncemle beraber o an Elvinle göz göze geldim. Bıraktığı izi anladığımı anlamış, hafifçe gülümsemeye çalışırken yüzü acıyla ekşimişti. Ölürdüm, onun canı yanmıştı. Ve güçsüz çıkan sesini duydum. Ona yakışmamıştı bu ton.
-Acar, beni düşünme. Beni kurtarmak istiyorsan yapman gereken şey, soğukkanlı olmak. Mantığınla hareket et. Lütfen. İhtiyacın, ihtiyacım olan şey bu. " Umut kahkaha attı.
-Hala kurtulabileceğini düşünmen fazla...Nasıl derler? Zavallıca değil mi?"
-Seni çok seviyorum. Hep seveceğim, buradan sağ çıksam da çıkamasam da. Beni kurtacağını biliyorum, izleri aldığını biliyorum, soğukkanlı olmazsan başaramazsın. Sana inanıyorum."
Dediğiyle fransızca bildiğimi bildiği için bile mutlu oldum o an.
-Söz veriyorum. Seni seviyorum. " Umut yabancı dil konuşmamızı umursamamıştı. Büyük ihtimalle Elvin'in geldikleri yeri bilmediğini bildiği için rahat davranıyordu. Bilmediği şey, Elvin'in bizim öğrenmemizi sağladığıydı.
-Ah, gözlerim yaşarıyor. Dillere destan bir aşk. Ne yazık ki birazdan küllerini süpüreceğiz. Sana canlı yayın yapacağım şanslısın Devran. " kendi kameramı kapatıp, sessize aldım. Onu izliyordum, ama onun bunları göremeyecek kadar gözü dönmüştü. Bir anda soğukkanlı olma zorunluluğumu hatırladım. Suratım ciddi ve soğuk bir şekilde adamlara döndüm. Her hazırlık tamamlandıktan sonra konuşmaya başladım.
-Dağılın, arayın. Silahlarınız hazır olsun, yolunuza engel olmak için tanımadığınız her kim çıkarsa...Öldürün. " herkes silahlarını hazır edip, dağıldı. Elime taramalıyı alıp yanıp sönen ampulleri patlattım. Hızla ilerleyip her köşeyi incelerken, yerdeki taşlarda bir şey farkettim.
Elvin'in saç tokası.
O gece ondan aldığım tokanın aynısındandı. Hızla o yolda ilerlerken, bir ses duydum.
Çığlık. Elvin'e ait.
Girdiğim yoldan geri çıkıp hızla o yola saparak ilerledim. Hayatımda hiç bu kadar hızlı koşmamıştım. Her yavaş hareketim onu benden uzağa itiyordu sanki.
Daha da hızlanarak oraya yöneldim. 2 kapı vardı, ben de demir kapıyı açıp içeri girdim.
Karşımda Ada vardı. Hareket halindeyken beni gördü. Beni gördüğü için de paniklemişti. Gözleri büyümüş bir şekilde bana bakıyordu.
-Senin ne işin var burada? " soruma cevap alamamıştım. O da köşeye sıkışmıştı. Ağzını açıp kapattı. Elvinle bir bağlantısı olduğuna %100 emindim. Yavaşça yaklaştım.
-Sana... burada..ne.. işin... var dedim!" Diye bağırmamla sıçramıştı.
-Ben...Söyleyemem." Silahımı ona doğrulttum.
-Söyleyeceksin. Yemin ederim seni vururum. Gözümü bir an bile kırpmam! Yaparım bunu, yemin ederim yaparım." Yapacağımı suratımdan anlamıştı. Derin bir nefes alıp konuşmasına başladı.
-Bendim Acar. Her şeyi ben yaptım." Kendini gösterdi işaret parmağıyla "Ben.." Şaşkınlıktan silahımı bile doğru düzgün tutamıyordum. Yüzündeki tebessümle konuşmaya devam etti. "Umut'u Elvin'in hayatına ben soktum. Elvinle dövüşen kızı ben ayarladım. Hatta o yüzden o klüpte kimse sana dokunmadı. O klübe ünlü birinin, hele yabancı bir erkeğin girmesi yasak olduğu halde sana dokunulmadı. Senin içindi her şey..."
-Sen..neden? Niye? O kız sana ne yaptı lan? " yanına gidip kolundan kavrarken, onu sarstım. Hiçbir kadına el kaldırmazdım ama bir gerçek vardı ki merhamet etmeyene merhamet edilmezdi. Bir insana bu kadar zulüm edilmezdi. Ama o etmişti. "Seni..seni varya gebertirim, mahvederim. Adi, o kız sana ne yaptı?" Saçını kurtarmaya çalışırken lafını da esirgemiyordu.
-O benim hayatımdan daha iyi bir hayatı hak etmiyor. Seni aldı." Kolunu bıraktım. Gözlerini gözlerime dikip, zehrini akıtmaya devam etti. "Sabri amcanın mirasını, senin yatağında olmayı, o kadar beğenilmeyi... Hiçbirini hak etmiyor. Hepiniz aptalsınız! Sen de, ona aşık olan salak kardeşim Mert de, bütün erkekler! Hepiniz onun o saf salak duruşuna tav oluyorsunuz." Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım.
-Ulan bu bir sebep mi? Ada! Sen nasıl böyle bir şeye cesaret ediyorsun? İnsan hayatı lan bu insan hayatı!" Kollarından sarsıp ittirdiğimde, yere düşmüştü. Tam o anda bir gürültü duydum.
Hızla demir kapıya koşup dışarı çıktığımda yan deponun yandığını gördüm. Yangın, daha demin içinde şimdi önünde bulunduğum depoya da sıçradığında Ada demir kapıya, bana doğru koşuyordu. Çıkmasına izin vermedim.
-Bu kadar kolay kurtulduğuna şükret. Bedelini öde."
-Bunu yapamazsın, beni burada alevlerin arasında, ölüme gönderemezsin! " Bal gibi de yapardım. Yaptım, yüzüne son kez bakıp onu ittirerek kapıyı kapattım. Hızla daha demin girmediğim, Elvin'in sesinin geldiği diğer depoya koşarken geriye savruldum.
Sırtım yerdeki küçük taşlarla buluştu. Silahım benden uzağa uçtu.
Patlama oldu.
Her şey yanmaya başladı.
Bir el beni geriye çektiğinde, bunun ağabeyim olduğunu hissettim. Deniz'in bağırışı, Asu'nun çığlığı ve silah seslerinin kesilmesiyle kafama balyoz yemiş gibi hissettim. Onların ne zaman, nasıl geldiğini bile bilemeyecek haldeydim.
Elvin'imin sesinin geldiği depo, gözümün önünde alev alev yanıyordu.
Elvin yoktu. O deponun içinde benim onu kurtaracağım inancını taşırken, yanmıştı.
Her şey kül olmuştu.
-Bana güvenmiştin. Özür dilerim. Çok özür dilerim. " Savaş, tutmak için çabalasa da dizlerimin üstüne düşmüştüm. Silah elimden yavaşça düşerken, gözümden yaşlar akıyordu. Buz gibi yüzümün üzerinde sıcacık damlalar canımı çok fazla yaktı.
Canımdan can koptu. Gözümün önünde duran, içimi mezarlığa döndürecek yangının, küçük kızımın, küle dönüşmesini izliyordum.
-Özür dilerim. Çok özür dilerim. Kurtaramadım. Özür dilerim. Elvin lütfen beni affet. Güzelim, n'olursun..." Ada'yı dinlemeden o depodan çıksaydım, onun olduğu depoya daha erken girseydim, onu kurtaracaktım.
En azından onunla ölecektim.
Onun için geldiğimi görecekti.
Gördüğü son yüz olacaktım. Gördüğüm son yüz olacaktı.
Ama yapamamıştım.
-Acar, ağabeyim hadi ayağa kalk. Senin bir suçun yok. Kalk. Hadi." Savaş, ayağa kalkmam için kollarımdan çekse de külçe gibi yığılmıştım.
-Kurtaramadım onu. O bana izler bıraktı. Kurtar, dedi ama ben kurtaramadım. " yıkılmaya devam ediyordum. Adamların hepsi şaşırmış, kilitlenmiş, üzgün durumdaydı. Yüzlerinden belliydi. "Sizin yüzünüzden. Yavaşlığınız yüzünden... En çok...en çok benim yüzümden..."
-Acar, kendine gel!" Ağabeyimi ittirip ayağa kalktım.
-Hak etmiyorum. O bana güvenmişken, ben güvenini boşa çıkarmışken, yaşamayı..." hızla yangına doğru koşmaya başladım." Hak etmiyorum güzelim."
Aşktı, kül olmuştu.
Vardı, yok olmuştu. Bu vicdan azabıyla yaşanmazdı, bu acıyla var olunmazdı. Olmayı da düşünmüyordum.
***
Sevin,sevilin.❤️❤️❤️
