"Terk edilmiş küçük kalpleri ne kadar pamuklara sarsalar da terk edilmişliğin soğukluğunu anne, baba haricinde kimse dindiremezdi." 17 yıl önce... Duvardaki büyüklü küçüklü siyah lekelere baktım. İnsanın burnunu sızlatan kokuya sahip olan lekelere... Bizim evin salonunda da vardı, aynı buradaki gibi. Neydi adı? Anneme sormuştum. Hah, rutubet! Rutubet demişti. "Herkesin evinde var mı?" diye sorduğumda, "Seçilmişlerin evinde olur." diye karşılık vermişti. Siyah lekelerdeki bakışlarımı önce anneme, ardından masanın diğer ucunda oturan teyzeye çevirdim. Burası da seçilmişlerin eviydi galiba. Kokusu yabancı gelmese de rahatsız olmuştum. Sanki burası seçilmişlerin yeri olmamalıydı. Derin bir iç çekişin ardından yüzümü ellerime çevirdim. Neden buraya gelmiştik ki? Yorgun hissediyordum, hem de çok. Uyumak istiyordum. Buradan çıkıp annemle kaldığımız yere, dedemlerin evine gidip uyumak istiyordum. İçimde ağlamak isteyen biri vardı sanki. Neden ağlamak istiyor bilmiyorum ama ağlamak istiyordum. Güç almak istercesine ellerimi annemin elinin üstüne koydum. Annem; sırma saçlı, gül kokulu, güzel annem. Kokusunda hayat bulduğum tek kişiydi. Oynamayı en çok sevdiğim parkımızın toprağının rengini harelerinde taşıyan, güzel annem. Elini tutmamla kahvelerinde barındırdığı ürkek duygularla bana döndü. Ani temasım onu ürkütmüştü. Gözlerindeki ürkekliğe inat, kısa bir tebessüm gönderip masanın diğer tarafındaki teyzeye baktı. Her akşam anlattığı masallarla beni benden alan sesi odada yankılandı. "Başka çarem yok." Bakışlarımı annemden çekmeden devam etmesini bekledim. Neye çaresi yoktu? Gözleri sulanmıştı. O da mı benim gibi ağlamak istiyordu? "Kendinizi toparladığınızda geri almanız için form doldurabiliriz!" "Lüzumu yok... Kaderde ne yazılırsa onu yaşasın." Bakışları kısa bir an beni bulup masanın diğer tarafındaki teyzeye döndü. "Bu saatten sonra ne benden ona ne de ondan bana fayda gelmez." Büyüklerin konuşması bana her zaman karmaşık gelmiştir. Ama bu sefer kurulan cümleler sanki daha bir karmaşıktı. Tüketilen bütün cümleler koca bir hiçti benim için. Böyle anlarda annemin dediği gibi uslu bir çocuk olmalı ve araya girmemeliydim. Buradan çıktığımız an anneme bu konuşulanların neler olduğunu soracaktım. Annem de bana, benim anlayacağım kelimeleri kullanarak anlatacaktı. Bakışlarımı annemden çekip masanın diğer ucunda oturan teyzeye çevirdim. Ona baktığımı hissetmiş gibi o da kısa bir an bana bakıp anneme döndü. Neye dedi, kime dedi bilmesem de "Peki." Annemin ellerinin üzerinde olan ellerimde baskı hissetmemle ellerime baktım. Annem boşta kalan elini elimin üstüne koymuştu.Derin bir yutkunmanın ardından, "Defne... Benim tuvalete gitmem gerekiyor. Beni burada bekler misin?" dedi. Nefes alışverişlerim sıklaştı. Annemin tuvaleti gelmişti. İhtiyacını giderip gelecekti. Ama nedense burada bu teyze ile tek kalmak istememiştim. Başımı olumsuz anlamda salladım. "Ben de seninle geleyim." Elimin üstündeki elinin birisini başıma koydu."Defne, Kader teyzen burada tek mi kalsın? Ben hemen geleceğim." Bakışlarım kısa bir an teyzeyi buldu. Siyah saçlarını ensesinde topuz yapmış, siyah takım elbisesiyle çok sert görünüyordu. Ela rengi gözlerini perdeleyen şeffaf gözlüğünü düzeltirken bize bakıyordu. Kötü birine benzemiyordu.Ben artık çocuk değildim. Çocuk gibi mızmızlanmak bana yakışmazdı. Çöken omuzlarıma inat, "Hemen gel ama!" dedim. Başımı okşayan elleri söylediklerimle kısa bir an duraksadı. Sanki kararımdan vazgeçmemden korkar gibi hızla yerinden kalkıp kapıya yetişti. Kapının kulpunu tutup, açmadan bana döndü. "Defne?" "Efendim anne." "Uslu bir çocuk olmayı hiç bırakma." Cevabımı beklemeden kapıyı aralayıp çıktı. Ben fark etmeden bir cümle kullandım. Kullandığım kelime, ağırlığını bana çok geçmeden gösterdi. Ben çocuktum. Çocuk olmama rağmen, çocuk olduğumu reddetmiştim. Ben o gün o odaya 7 yaşında bir çocuk olarak girdim, o odadan bir yetişkin olarak çıktım. Ben o gün annemi son görüşüm olduğunu bilmeden son kez ellerini tuttum. "Uslu bir çocuk olmayı bırakma." diye son kez nasihat ettiğini bilmeden ardından baktım. Son kez, adımı dudaklarından döküldüğünü bilmeden "Efendim anne." diye karşılık verdim. Ben, o gün o odada terk edilerek büyüdüm. Bir yerde okumuştum, her ilişki bir vedayı hak eder diye. Annem, anne-çocuk ilişkimize bir vedayı bile çok görmüştü. Hoşça kal demeyi bile çok görmüş, ardına bakmadan kapıdan çıkıp gitmişti. Kader teyze bir süre sonra yanıma gelip annemin gelmeyeceğini söylese de kapıdan saatlerce bakışlarımı çekmedim. Çünkü annem "Geleceğim." demişti. Hangi çocuk annesine değil de bir yabancının sözlerine inanırdı ki? Bekledim, bekledim, bekledim... O kapı annem tarafından aralanacak diye bekledim. Ben o gün aldım ilk ve son olmayacak darbemi. Evet, ben o gün öz annem tarafında yurda bırakıldım. Şimdilerde Sevgi evi denilen rutubetli, buz gibi odalardan oluşan yurda...Ben o günden sonra hep yarım kaldım... Rutubet kokulu odalarda bedenim büyüse de kalbim eksik, ruhum yarım kaldı. Ben, 7 yaşında annesi tarafından damgalanan, hayalleri olan küçük bir kız çocuğuyum. Kalbim hep o günde kaldı. Ruhum, karanlık bir odaya hapsedilmiş ve o günü tekrar tekrar yaşıyor. Şimdi ise o karanlık odadan çıkmak vakti... Merhaba, nasılsınız? Hikayemiz an itibariyle başlamış bulunmakta. Yorumlarınızı eksik etmeyin lütfen. :)
Bölüm 1
İS KOKUSU
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.