"Saklamaya çalışma, nafile. Sevda, çocuk gözlerinden uyku gibi akıyor."
Reşat Nuri Güntekin(Çalıkuşu)
***
"Aslıhan! Çabuk gel buraya."
Annem elinde meşhur kırmızı hafif topuklu terliğiyle arkada ben önde masanın etrafında yuvarlak çiziyorduk.
Anlamıyorum gelmişsin kırklarının ortasına bir insan hiç mi yorulmaz koşarken.
"Gelmeyeceğim!" Ben nefes nefese tutunduğum sandalyenin arkasında soluklanmaya çalışırken annem yorgunluğun izini bile taşımıyordu.
"Aslıhan, getirtme beni oraya!" En sevdiğim, yüksek oktavdan birkaç sıradan ezgi. Favori kelimemiz Aslıhan.
"Benim adım Aslıhan değil, Aslı anne." Bu dediğim onu daha da sinirlendirmiş olacak ki temkinli adımlarla bana yaklaşmaya başladı kastığı çenesindeki dalgalanmaları beş kilometre öteden görebilirdiniz.
"Aslıhan annecim daha fazla sinirlendirme beni bak mahalle duydu sesimizi." Mahallede beni tanımayan kalmamıştı ki zaten, her sabah yüksek oktavdan Aslıhan diye diye...
"Annecim bağıran sensin. Hadi gel beyaz bayrak çekelim kapatalım bu konuyu."
"Beni bağırtan kim acaba!"
O sırada salonun kapısından içeriye giren abim kurtarıcım olmuştu.
"Abi! Kurtar beni ne olur." Hızla koşup arkasına saklanmıştım. Abimin uzun boyundan annemi göremediğimden kafamı yana çekmeyi es geçmedim.
"Hayırdır ne bu curcuna sabah sabah Aysel Sultan?" Annem pes etmiş terliği yere bırakmıştı.
"Dışarıda yemek yapacağız ya mahalledekilerle, hamur açıp çi börek yap diyorum. Tamam diyor güzelce bir elbise giy akşam oğlan çocuğu gibi dolanma ortalıkta diyorum. İnat ediyor. Kız çocuğu mu doğurdum keçi mi ben bile ayırt edemiyorum artık Erdem!"
Abimin konuşmasına olanak vermeden lafa atladım. "Ben elbise giymek istemiyorum, sevmiyorum işte. Geleyim pantolon tişörtle. Hayır, anlamıyorum özel bir gün mü diyorum kimse demiyor bir şey."
"Anne söylemedin mi daha?" diye sordu Erdem abim. Annem derin bir nefes verip cevapladı.
"Sürpriz olacaktı ondan demedim."
"Ne sürprizi?" Merakımdan çatlayacaktım şurada gizemli gizemli konuşmalar yapıyordular hala.
"Aslı, Cesur mahalleye geri dönüyor." Abimin ağzından çıkan bu cümle kalbimin önce duraksayıp hemen ardından hızlanmasına vesile olmuştu.
"A... öyle mi?" Abim şaşkın yüz ifademe gülüp başını salladı.
"Doğu görevi bitmiş, bugün dönüyor ama sürpriz yapmak istedi Sema Teyzelere. Haberleri yok. Annem de sen Nil'e çaktırma diye söylemek istemedi akşam her şey kusursuz olsun istiyor."
Kaşlarımı çatıp, "Bana söyleseydiniz kimseye söylemezdim ki zaten." dedim.
Annem bozulduğumu görmüş olmalı ki yanıma geldi, "Annem benim senden şüphem yok ki zaten ama Nil ile konuşurken ağzından kaçıverir diye ses etmedim sana."
"Söylemezdim yine de." dedim.
Erdem abim ceketini giyip çıkmaya hazırlanırken gülümseyerek bize bakıyordu. Annem ellerini omuzlarıma koyup, "Elbise giyeceksin ama değil mi kızım?" dedi.
"Ben elbise mi giyeceğim Cesur Abi gelecek diye bir de?!" Gözlerimi kocaman açmış itiraz edecekken annem duygu sömürüsüne başlayacak gibi duruyordu.
"Nil ne güzel peri kızı gibi süslenip dolanıyor ortalıkta. Benimkisi halı saha maçından fırlamış gibi geziniyor. Oğlan çocuğu mu doğurdum kız çocuğu mu vallahi anlamıyorum Aslı."
Abim ortamı toparlamak için konuşmaya dâhil oldu. "Bu sefer için annemi dinlesen Aslı olmaz mı? Hem senin için de değişiklik olur."
Derin bir nefes verip, "Tamam." dedim. Üst kata çıkarken annemin sesini duydum.
"Şu geçen aldığım çiçekli olanı giy Aslı!"
***
Cesur Abiyi görmeyeli çok uzun zaman olmuştu doğrusu. O izin alıp ara sıra mahalleye gelse bile öyle eskisi gibi toplanamıyorduk. Geldiği zaman da çok uzun kalmazdı bir iki gün ancak kalırdı. Ben onlara gittiğimde o evde olmazdı. Eskiden böyle değildik ama neredeyse her günümüz beraber geçerdi. Küçükken Cesur derdim abi sıfatı sonradan eklenmişti. Annemler her seferinde beni uyarırdı ki bir dönem Cesur Abi de öyleydi. Daha dün gibiydi yaşadıklarımız.
"Yine Aysel Teyzeden gizli dondurma mı yiyorsun Turna Kuşu?" Arkamdan yaklaşıp sessizce söyledikleriyle irkilmiştim.
"Hih! Senin burada ne işin var Cesur Aslan?"
"Cesur Aslan değil benim adım. Cesur Arslan! Bir öğrenemedin şunu."
"İkisi de aynı şey." deyip omuzlarımı silktim ardından ekledim. "Benim adım da Turna Kuşu değil, Aslı!"
Sinirlenmem onun hoşuna gitmiş olmalı ki sırıtarak beni tekrarladı. "İkisi de aynı şey."
Gözleri elimdeki dondurmaya kayınca kaşlarını çattı. "Sen daha geçen gün hasta değil miydin Aslı? Niye dondurma yiyorsun şimdi?"
"Abim söyledi dondurma hastalığa iyi geliyormuş." dedim omuzlarımı art arda silkerek, sevmiyordu bu hareketimi çünkü konuşmanın olup olmadık yerlerinde omuzlarımı silkiyordum onu tınlamadan.
"O Erdem'in dondurma yemek için uydurduğu bir bahane Turna Kuşu."
"Ama televizyonda görmüş." Bir şey dememişti aramızdaki sessizliği yine ben bozdum.
"Cesur." Topla oynayan çocuklardan gözünü çekmiş bana bakıyordu.
"Efendim?"
"Nur Teyzenin oğlu Serhan var ya."
"Evet, ne olmuş?"
"Benim saçımı çekti bugün." Anında kaşları çatıldı.
"Sen ne yaptın peki?"
"Tekme attım dizine" Kaşları düzelirken gülümsemeye başladı.
"İyi yapmışsın asker, öğrettiğim gibi devam et." Bozulan saçlarıma komik durduklarından olsa gerek güldü. Elini başıma koyup okşadı.
"Ne yapıyorsun Cesur Aslan?"
"Saçını düzeltiyorum." dedi, daha çok sokaktaki köpeği seviyormuş gibi yapıyordu ama.
"Köpek seviyormuş gibi yapmasana o zaman!"
"Keçi gibisin Aslıhan o kadar ters ve inatçısın ki!" Karşılıklı bağrışmaya başlamıştık.
"Sen böyle konuşunca bir şey değişmiş olmuyor." Omzumu silkerek sürdürdüğüm konuşmamla elini başımdan çekip öfledi.
"Yapma şunu Aslıhan."
"Yaptırtma o zaman Aslan." Dil çıkarıp koşmaya başlamıştım bile, biliyordum peşimden gelecekti.
"Aslan değil Arslan!" diye bağırıp koşmaya başlamıştı.
En fazla dört beş yaşlarındaydım ama hayatımın en güzel dönemleriydi diyebilirim. Dert tasa yoktu bir kere. Sabah sokağa oyun oynamaya çıkar akşam ezanıyla geri dönerdik. Şimdiyse aradan seneler geçmiş araya giren zamanla sanki uzaklaşmıştık. Nil ile beraber büyüdüğümüzden olsa gerek aynı devam ediyorduk.
"Ne düşünüyorsun Aslı'm?" Nil ile bizim mutfakta akşam için bir şeyler hazırlıyorduk, tabii o her zamanki toplanmalarımızdan yapıyoruz sanıyordu. Başımdaki tülbentin kaydığını fark edip kolumla yukarıya çektim. Bir yandan merdaneyle hamur açarken cevapladım onu.
"Çocukluğumuz geldi aklıma. Öyle dalmışım."
O yaptığı kısırı yoğururken ben çi börek için hamur açıp içini dolduruyordum, annelerimiz ise bahçede sarma sarıyorlardı. Konu konuyu açmış saatlerimizi çocukluğumuzu konuşurken geçirmiştik.
"Bir keresinde düşmüştün bisikletten abim seni sırtında taşımıştı hatırlıyor musun?"
"Ya hatırladıkça utanıyorum Nil, bir insan nasıl bu kadar rezil olabilir sorusunun net karşılığıyım yani."
"Deme öyle çocuktuk hepimiz, güzel zamanlardı." Demiş ardından eklemişti, "Abim demişken çi böreği çok sever o. Keşke burada olsaydı akşam bizimle yerdi." Yüzümde yer edinen tebessümle konuştum.
"Sahi ne zaman dönüyordu Cesur Abi?" Ben var ya az değildim.
"İki haftası kaldı diye biliyorum. Annem her gün şafak sayar gibi sayıyor zaten. Ben Allahtan üniversiteyi burada okuyorum başka yeri yazsam bilemiyorum ne olurdu." Dediklerine gülmeden edemedim, Sema Teyze evlatlarına çok düşkündü gerçekten.
Nil ile sınavdan sonra ikimiz de mahalleden uzaklaşmak istemediğimizden burayı yazmıştık. Nil eczacılık fakültesinde ben ise hemşirelik okuyordum. Tabii bu kararımıza en çok ailelerimiz mutlu olmuştu. Erdem abim hukuk fakültesini İstanbul'da okumuştu daha sonra tayinle Muğla'ya geri gelmişti. Cesur Abi de İstanbul'da okumuş ve polis olmuştu. Bugün ise dört senesini alan şark görevinden dönüyordu.
Birkaç saat içerisinde çeşit çeşit yiyecek hazırlamıştık. Hava karamış, bahçeye ışıklandırmaları ve masayı kurup hazırlamıştık. Nil karşımızdaki evlerine gidip hazırlanıyordu. Ben de anneme vermiş olduğum sözden dolayı mecburen elbisemi giymeye çıkmıştım odama. Çiçekli elbisemi giydikten sonra açık kahve saçlarımı açmış ve dalgalı olduklarından serbest bırakmıştım. Kirpiklerime rimel sürüp dudağıma pembe tonlarında bir ruj sürmüş annemin istediği kıvama gelmiştim. Makyaj yapmayı biliyordum ama yaz aylarında olduğumuzdan dolayı bu sıcakla abartmak istememiştim. Annem koridordan geçerken beni görmüş tüküre tüküre bir nazar duası okumuş sonra da beni bahçeye yollamıştı.
Nil ile çocukluk arkadaşımız olan Meryem de gelmişti annesi Hayat Teyzeyle. Meryem kıvırcık saçlarını sakinleştirememiş olmalı ki söylene söylene Nil'den yardım istiyordu tokayla toplaması için. Nil ise gülerek bileğindeki tokayla Meryem'in koyu kahverengi buklelerini yatıştırıp yarım toplamıştı. Gülümseyerek onları seyrederken beni görüp yanlarına çağırdılar. Nil her zamanki gibi yazlık elbisesini giyip peri kızı gibi süslenmiş, kumral düz saçlarını salmıştı. Beni elbiseyle görünce şaşırmadan edemediler.
"Sen de kimsin? Bizim tanıdığımız Aslı'yı hemen geri getir!" Ellerimi yüzüme kapatıp gülüyordum. En son lise mezuniyetimde böyle elbiseler giyince şaşırmaları çok doğaldı.
"O Aslı'yı getirmeyi ben de çok isterdim ancak annem beni parçalayabilir."
Biz herkesin toplanmasını beklerken bir yandan mutfaktan bahçeye tabakları taşıyor eksikleri kontrol ediyorduk. Masanın tam üzerinden geçen ışıklandırma çok güzel olmuştu. Babamlar da gelmişti ancak Erdem abim daha yoktu. Biz masaya oturmuş beklerken herkes kendi aralarında sohbet ediyordu. Nil'in babası Ayhan Amca'nın, "Eksik kim kaldı birini mi bekliyoruz?" demesiyle herkesin yüzünde güller açtıracak olan o sahne yaşandı.
Erdem abimin arabası bizim evin sokağına korna çalarak girdi ve tam bahçenin önüne geldiğinde korna sesi sustu, kapılar açıldı ve önden Cesur Abi, ardından abim ve Meryem'in kuzeni Murat Abi indi. Cesur Abi'nin kısacık saçları biraz daha uzamıştı ki en son askerdeki halini hatırlıyordum. Heybetinden gram kaybetmemiş kahveleri aynı şekilde parlıyordu. Üzerindeki mavi yazlık gömlek ile altındaki siyah pantolon ona yakışmıştı.
Annem ve ben dışındaki herkesten şaşkınlık dolu nidalar çıkmış, bizle birlikte ayaklanmıştılar. Sema Teyze girişe doğru koşmuş oğlunu kollarıyla sarmıştı, Cesur Abi uzun boyundan ötürü eğilmek zorunda kalmıştı. Herkes tek tek Cesur Abiyle sarılmış, Nil'in sarılırken gözleri dolmuştu. Sıra bana geldiğinde karşılıklı birer adım atmıştık, kollarımı boynuna sarmıştım yine boyu uzun olduğundan eğilmek zorunda kalmıştı. Yanaklarımız yan yana geldiğinde fısıldayarak, "Bir hoş geldin demek yok mu Turna Kuşu?" demişti. Kırık bir tebessümle beklemeden yanıtladım onu, "Hoş geldin Cesur Abi."
Gülerek karşılık verdi, "Çok hoş buldum Aslı." Gamzelerinin yanaklarında belirginleştiğini hissetmiştim bile.